İlklerin savaşı: Kırım

19. yüzyıl Avrupa tarihinin önemli bir sayfasını işgal eden bu savaş; ittifaklarla, topyekûn, uzak mesafeli, askeri harekâtlar ve modern cephe savaşlarının da ilki sayılır. “ilklerin savaşı” olarak adlandırılan bu savaşta, askeri harekâtlardan başka, sağlık, haberleşme, lojistik, pek çok yeni uygulamaları da beraberinde getirmiştir.

İlklerin savaşı: Kırım

Necdet Sevil / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni 

 Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın ayaklanmasıyla başlayan Mısır ve Boğazlar Sorunu, Osmanlı gündemini epey meşgul etmiş, 1841 yılına gelindiğinde her iki sorunun da çözüme kavuşturulmasıyla Osmanlı Devleti bir müddet de olsa sakin bir döneme girmişti. 13 Temmuz 1841 tarihli Londra Boğazlar Mukavelenamesi, Mehmet Ali Paşa isyanı esnasında Osmanlı Devleti’nin yanında yer alan ve bu dönemde Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü kendi menfaatlerine daha uygun gören Rusya’nın, sıcak denizlere inme siyasetini sekteye uğratmıştı. Rusya, bu mukaveleden sonra oldukça sinirlenmiş ve politikasında revizyona giderek, klasik güneye inme siyasetini gerçekleştirmek adına, “hasta adam” olarak nitelediği Osmanlı Devleti’ni ya parçalayıp öldürmek ya da Rus Çarlığı’nın her dediğine evet diyen yarı bir müstemleke (sömürge) haline getirmek üzere yeniden harekete geçmişti. Rusya’nın bu şekilde harekete geçmesiyle de Osmanlı Devleti’nin sakin dönemi sona ermişti.

Mısır Meselesi’ni bu şekilde halleden Osmanlı diplomasisi, bu defa da Avrupa’nın muhtelif memleketlerinde baş gösteren 1848 İhtilâlleri rüzgârının kendisine ulaşmasıyla yeni gailelerle uğraşmak zorunda kalmış ve Rus kuvvetlerince ezilen milliyetçiler kaçarak Osmanlı topraklarına sığınmışlardı. Avusturya ile Rusya’nın zulmü altında ezilen Polonyalı ve Macar mültecilerden bir kısmının Osmanlı topraklarına sığınmaları üzerine, bu mültecilerin iade edilmeleri istenmiş, ancak Osmanlı Devleti bu mültecileri hiçbir surette iade etmemişti. Bu durum ise, Osmanlı Devleti ile bu devletleri karşı karşıya getirmişti. Öte yandan, Avrupa’da meydana gelen bu ihtilal kısa bir süre sonra Osmanlı toprağı olan Eflak ve Boğdan’da da baş göstermiş ve Romen halkı, bölgede gittikçe artan Rus etkinliğine karşı direnişe geçmişti. Yaşanan bu gelişme de doğal olarak her iki devlet arasındaki ilişkileri daha da gergin bir hale getirmiş ve bilhassa bu durum, 1853’de başlayacak olan Kırım Savaşı’nın görünen nedenini teşkil emişti.   

Güneye inme siyasetini gerçekleştirmek üzere harekete geçen Rusya, mezkûr meselelerden istediği neticeyi elde edememiş ve Rus Çarı, yeni bir bahane üretmek adına, “Makamat-ı Mübareke” yani “Kutsal Yerler” sorununu gündeme getirmişti. Bilindiği üzere, Hz. İsa’nın doğduğu ve büyüdüğü yerler kutsal olarak kabul edilmişler ve bu yerler üzerinde Latin, yani Katolik kiliselerine bir takım haklar tanınmıştı. 1455 yılına gelindiğinde Fatih Sultan Mehmet bir ferman ile Rum Ortodokslara da aynı hakları vermişti. İşte kendini bütün Ortodoksların hamisi olarak gören Rus Çarı’nın amacı, bu himayeyi Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmekti.

Rus Çarı bu isteklerini kabul ettirmek üzere İstanbul’a bir elçi göndermeye karar vermiş ve Prens Mençikof bu vazifeye tayin edilmişti. Nihayet; Prens, Amiral, Deniz İşleri Bakanı, Finlandiya Genel Valisi unvan rütbelerini taşıyan Mençikof, kalabalık bir heyetle 28 Şubat 1853’de, bir sefirden ziyade bir fatih gibi İstanbul’a gelmişti. Fakat Mençikof, kısa zamanda sergilediği küstah tavırlarla, İstanbul’a sorunun çözümü için değil, aslında olası bir savaşın fitilini ateşlemeye geldiğini açıkça göstermişti. Çok geçmeden de, Osmanlı Devleti, Rus isteklerini kabul etmemiş ve Mençikof da 26 Mayıs 1853’de İstanbul’dan ayrılmıştı. Mençikof’un ilettiği Rus isteklerinin Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmemesi ise Rusya için bir bahane olmuş ve Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmişti. Osmanlı Devleti’nin de aynı şekilde karşılık vermesi üzerine, yeni bir Türk-Rus savaşı daha başlamış ve bu savaş tarihe “Kırım Savaşı” olarak geçmişti.

Bu arada, Temmuz 1853’te General Gorçakov kumandası altındaki Rus kuvvetlerinin Eflak-Boğdan’a girmeleri, İngiltere ve Fransa tarafından da pek hoş karşılanmamıştı. Zira, Rusya’nın Akdeniz’e inmesi, her iki devletin de çıkarlarına aykırı bir durumdu. Rusya’nın bu hareketini kendileri için bir tehdit gibi algılayan İngiltere ve Fransa, kendi çıkarlarını gözeterek 12 Mart 1854’te Osmanlı Devleti ile bir ittifak yapmışlar ve Rusya’nın Eflak-Boğdan topraklarından çıkmaması üzerine de 23 Mart 1854’te Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katılmışlardı. Buna ilaveten, daha öncede zikrettiğimiz gibi, Osmanlı Devleti’nin, topraklarına sığınan mültecileri himaye etmesi ve Rusya’ya iade etmemesi, Avrupa’da memnuniyetle karşılanmış ve İngiltere ile Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin yanında yer almalarını da kolaylaştırmıştı. Böylece, Rusya’nın geleneksel güneye inme siyasetini gerçekleştirmek üzere harekete geçmesi, kısa zamanda büyük bir Avrupa bunalımına ve Avrupa savaşına dönüşmüştü.

Birkaç cephede cereyan eden, ancak esas cephesini Kırım’da bulmuş olduğundan ötürü tarihe Kırım Savaşı olarak geçen bu savaş, büyük bir Avrupa mücadelesi halinde devam etmiş ve gelecekte modern muharebelerin ne ölçülerde şiddetli olacağını da gözler önüne sermişti. Yüz binlerce askerin on binlerce kilometre uzaklıktan her türlü mühimmatıyla beraber Kırım’a taşınmaları, askeri amaçlı demiryollarının inşası, telgraf hatlarının çekilmesi ve modern anlamda özellikle zırhlı-buharlı gemilerden müteşekkil donanma faaliyetleri, savaşın ne denli büyük boyutlara vardığını göstermesi açısından ayrıca önem teşkil etmişti. Savaşın bu boyutlarda ilerlemesi ise, büyük kayıpları da beraberinde getirmişti. Nitekim Rus ordusu 100 bin kişilik bir kayıp yaşarken, müttefikler, 35 bini Osmanlı ordusundan olmak üzere 135 bin kayıp vermişlerdi. Savaşın bu denli kanlı ve çetin mücadelelerle ilerlemesi, çok geçmeden her iki tarafı da bıktırmış ve onları çıkar yolları aramaya itmişti. Nihayet yapılan görüşmeler sonucunda savaşa bir son vermek ve Avrupa’da bozulan dengeyi yeniden düzenlemek, barışı tesis etmek üzere Paris’te bir kongrenin toplanmasına karar verilmişti.  Taraflar arasında uzlaşmanın sağlanmasıyla da 30 Mart 1856’da 34 maddeden müteşekkil Paris Barış Antlaşması devletler tarafından kabul edilmişti. Antlaşmanın en mühim sonucu, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün Avrupa’nın garantörlüğü altına alınmasıydı. Ancak, bu garantörlüğün sadece kâğıt üzerinde kaldığı, kısa bir süre sonra açıkça ortaya çıkmıştı.

19. yüzyıl Avrupa tarihinin önemli bir sayfasını işgal eden bu savaş; ittifaklarla, topyekûn, uzak mesafeli, askeri harekâtlar ve modern cephe savaşlarının da ilki sayılır. “ilklerin savaşı” olarak adlandırılan bu savaşta, askeri harekâtlardan başka, sağlık, haberleşme, lojistik, pek çok yeni uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Fakat ne yazık ki, Osmanlı Devleti tarafından organize edilen ve bir bakıma Rus Çarlığı’nın 1917’deki çöküşüne zemin teşkil eden bu savaş, Türk tarih literatüründe bir hayli ihmal edilmiş ve daha çok, Osmanlı Devleti’nin ilk defa dış borçlanmaya gittiği savaş olarak hafızalarda yer edinmişti.  Hâlbuki Feridun M. Emecen’in güzel ifadesiyle “Osmanlı arşivi bu eksikliği önemli ölçüde giderebilecek ve savaşı tek taraflı kaynaklara mahkûm etmekten kurtaracak raddelerde belgelerle meşbudur”.

Kaynaklar: 

Fuat- Süphan Andıç, Kırım Savaşı- Âli Paşa ve Paris Antlaşması, İstanbul 2002. 

Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasî Tarih i(1789–1914), Ankara 1997. 

Mahir Aydın, “Barış Olmayan Savaş: Kırım”, Savaştan Barışa: 150. Yıldönümünde Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması (1853–1856), İÜEF Tarih Araştırma Merkezi(Bildiriler, 22–23 Mayıs 2006), İstanbul 2007 

Bekir Sıtkı Baykal, “Makamat-ı Mübâreke Meselesi”, Belleten, XXIII/ 90, (Nisan 1959). 

Ş. Tufan Buzpınar, “Makamat-ı Mübareke Meselesi ve Kırım Harbi”, Savaştan Barışa: 150. Yıldönümünde Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması (1853–1856), İÜEF Tarih Araştırma Merkezi (Bildiriler, 22–23 Mayıs 2006), İstanbul 2007 

Aziz Kaylan, Kırım Savaşı, İstanbul 1975 

Ali Fuat Örenç, “Kırım Harbi Deniz Savaşları”, Savaştan Barışa: 150. Yıldönümünde Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması (1853–1856), İÜEF Tarih Araştırma Merkezi

(Bildiriler, 22–23 Mayıs 2006), İstanbul 2007. 

________, Yakınçağ Tarihine Giriş (1789-1918) –Ders Notları-, İstanbul 2011. 

Rifat Uçarol, Siyasi Tarih(1789–2001), İstanbul 2006

Bayram Nazır, Macar ve Polonyalı Mülteciler: Osmanlı’ya Sığınanlar, İstanbul 2007. 

Mustafa Armağan, Geri Gel Ey Osmanlı, İstanbul 2007.

Güncelleme Tarihi: 18 Şubat 2019, 08:24
YORUM EKLE

banner39