Karneden israfa: Türkiye'de Ekmek

Bu uygulamalar sıkıntıları arttırmaktan başka bir işe yaramadı ve böylece Refik Saydam Hükümeti, ekmek sarfiyatını ve fiyatını kontrol altına almak amacıyla büyük kentlerde karne uygulamasını başlattı. “Ekmek karnesi ilk olarak İstanbul’da, 11 Ocak 1942 günü dağıtılmaya başlandı.

Karneden israfa: Türkiye'de Ekmek

Emre Gül / Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyada açlık ve yetersiz beslenme sebebiyle her gün 17 bin, her yıl ise 6 milyon çocuk hayatını kaybediyor. 900 milyon kişi her sabah açlıktan ölme riskiyle güne başlıyor. Buna karşın Türkiye’de günlük ekmek israfı, ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı açıklamasına göre, ülkemizde günde 6 milyon, yılda 2 milyar ekmek çöpe gidiyor. Bu durumun önüne geçilebilmesi için 17 Ocak 2013’te “Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası” başlatılarak bununla ilgili Başbakanlık Genelgesi, 02 Nisan 2013 tarihli ve 28606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Alınacak tedbirler ve yürütülecek olan çalışmalarla israfın önlenmesi konusunda toplumsal bilinç ve farkındalık oluşturulması hedefleniyor.

Aslında geçmişe, tarihe bakılacak olursa Türkiye, ekmek ve gıda israfı konusunda toplumsal bilinci ve farkındalığı kazanmış olması gereken bir ülke. Bundan 70 yıl öncesine geri dönecek olursak; II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber Türkiye, çok zor bir duruma düştü. Yaklaşık altı yıl boyunca savaştan kendisini korumaya çalışırken, artan ekonomik sorunlarla karşılaştı. Savaşın ilerleyen dönemlerinde müttefiklerinden aldığı savaşa katılma çağrılarını kabul etmese de olası bir saldırıya karşı büyük bir orduyu, oldukça masraflı olmasına rağmen sürekli hazır tuttu. Ülke nüfusunun % 80’den fazlasının kırsal bölgelerde yaşadığı ve tarım üretiminin, insan ve havyan gücüyle sürdürüldüğü o yıllarda yaklaşık bir milyon erkeğin silâhaltına alınması, iktidardaki CHP yönetiminin satın alma ve vergi politikalarıyla da birleşince tarım üretimi düştü.


Pasta, kek, börek, çörek yapmak yasak!
Ekilen toprakların önemli bir bölümü atıl kaldı. 1939’dan, 1945’e kadar Türkiye’nin buğday üretimi yarı yarıya azaldı. Tarım ürünlerinin “ihraç edilmesi” gibi bir politikayı yürüten ve savaş başlayana kadar özel herhangi bir önlem almayan iktidardaki CHP yönetimi, ülkeyi savaşa sokmasa da açlık ve yokluğa sürükledi. Halk, kıtlık korkusuyla tüketim mallarına hücum edince arz-talep dengesizliği ortaya çıktı, fiyatlar aşırı derecede arttı ve karaborsacılık, istifçilik yaygın hale geldi. Refik Saydam Başbakanlığındaki hükümet, 18 Ocak 1940 tarihinde çıkardığı 3780 sayılı “Milli Korunma Kanunu” ile üreticileri tedirgin eden bir dizi kararı uygulamaya girişti. Tahıl ürününün, yerinde tüketim ve tohumluk için yeterli miktar ayrıldıktan sonra kalan kısmının Toprak Mahsulleri Ofisi’ne satılması zorunluluğunu getirdi. Satışlar, hükümetin belirlediği ve zamanla piyasa fiyatlarının çok altına düşen miktarda olacaktı. Ayrıca “angarya” olduğu için büyük tepki çeken, ziraatla uğraşan kişilerin belirli süre ve ücretlerle devlet ya da şahıslara ait işletmelerde çalıştırılması mecburiyeti konuldu. Bu kararlar, toplumun büyük kısmını oluşturan, küçük toprak sahibi köylüyü, dar ve sabit gelirle geçinen işçi ve memurları zor bir duruma düşürdü.

Hükümet, tahıl ürünleri yanında un stoklamaya da başlayınca ekmek sıkıntısı baş gösterdi. Bunun ardından 24 Kasım 1941 tarihinde; buğday unundan ekmek, francala, makarna, şehriye, peksimet, bisküvi ve simit dışında bir şey üretilmesi yasaklandı. Un yokluğu sebebiyle şehirlerde pasta, poğaça, kurabiye, kek, sandviç ekmeği, yufka, çörek, börek, tatlı ve benzeri yiyecekler vitrinlerde görünmez oldu. Bu şartlarda buğday fiyatlarının yükselmesi, piyasada yeteri kadar un bulunamaması başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde yaşanan sıkıntıyı en üst dereceye çıkardı ve bazı semtlerde ekmek bulunmaz oldu. Fırıncılar da ellerinde bulunan un stoklarının tükeneceği endişesiyle daha az ekmek çıkardılar.

Önce ordusunu sonra da memurlarını beslemeyi düşünen hükümet, belediyelere un vermeyi kesti. Karaborsa ve fiyat artışları sebebiyle bazı tüketim malları her gün yeni bir rekor kırarken şeker de bulunamaz oldu ve şeker gerektiren şeylerin yanında kuru üzüm tüketimi başladı. Bu sıkıntılar devam ederken, gerek yüksek fiyatla satış yapabilen istifçi ve karaborsacılar, gerekse darlık çekilen tüketim maddelerini el altından piyasaya yüksek fiyatlarla süren aracı tüccarlar zenginleşti.

Ekmek değil çamur parçası!

Devam eden buğday ve un sıkıntısı sebebiyle hükümet, tek tip ekmek çıkarılması yönünde bir karar aldı ve içindeki katkı miktarını arttırdı. Arpa, çavdar, mısır unu, patates ve başka başka maddeler de eklenen ekmek, kalite ve lezzet bakımından yenilemeyecek duruma geldi. Şevket Süreyya Aydemir, çıkarılan bu ekmeklerden birini: “İzmir’de palamudun, küspenin una karıştırılmasını gerektiren tedbirler alınmak zorunda kalınıyordu. İzmir valisi bir gün bana, İzmir’de kasasını açarak, “İşte dün fırınlardan çıkan bu! Bir tanesini hatıra olarak saklayacağım!” diyerek, taşla moloz arası kara bir hamur, daha doğrusu çamur parçası göstermişti.” Cümleleriyle anlatmıştı.


Bu uygulamalar sıkıntıları arttırmaktan başka bir işe yaramadı ve böylece Refik Saydam Hükümeti, ekmek sarfiyatını ve fiyatını kontrol altına almak amacıyla büyük kentlerde karne uygulamasını başlattı. “Ekmek karnesi ilk olarak İstanbul’da, 11 Ocak 1942 günü dağıtılmaya başlandı. Fırınların ihtiyaç duyulan kadar ekmek çıkaracağı, vatandaşın telaşa düşmemesi halinde ekmeklerini kolayca alabilecekleri halka duyuruldu.” Üç gün sonra İstanbul halkı ilk defa ekmeklerini karneyle almaya başladı. Ardından Ankara’da karne ile dağıtım başladı ve bunu diğer şehirler takip etti.

 Ekmeğin karne ile verilmesi kararı


Günlük verilecek ekmek miktarları; “7 yaşına kadar olan çocuklara 187.5 gram, 7 yaş üstü vatandaşlara 375 gram, ağır işçilere 750 gram olarak belirlendi. “Kara ekmek” olarak tarif edilen bu ekmeklerin dağıtım miktarlarında zaman içerisinde değişikler yapıldı. Bu konuda öncelik ordu mensuplarına verildi ve ilk etapta 750 gram ekmek verilen askerlere, 900-1000 gram ekmek uygun görüldü.En az ekmek çocuklara, en çok ekmek askerlere

 

CHP ekmek dağıtımı konusunda kendi memuruna ve parti örgütleriyle halkevlerinde çalışanlara öncelik ve kolaylık tanımıştı!

 Şubat 1942’den itibaren eksiltilmeye başlayan ekmek miktarları daha sonra bir gün tam diğer gün %50 az olmak üzere dönüşümlü gramajla verilmeye başlandı.  Halkın belirlenen miktarda ekmek alabilmesi için taze olarak satılması yasaklandı ve buna aykırı olarak satış yapanlar cezalandırıldı.  Ekmek almak istemeyenlere pazartesi günleri olmak üzere belirlenen miktarda un dağıtıldı. CHP iktidarı, ekmek dağıtımı konusunda kendi memuruna ve partinin örgütlerine öncelik tanıdı. 

Bu amaçla 22 Ekim 1942 tarihinde Bakanlar Kurulu’nca kabul edilen “Hükümetçe Ekmek ve Ekmeklik Hububat Vesair Eşya ve Maddelerin Dağıtılmasına Dair Talimatname” ile devlet memurlarına, köy eğitmenleri ve öğretmenlerine, emekli-dul ve yetim maaşı alanlara, yardımcı öğretmenlere, Anadolu Ajansı ve devlet radyosu çalışanlarına, CHP ve Halk Evlerinde daimi çalışanlara, bu kimselerin anne, büyükanne, eş, çocuk, torun ve kız kardeşleri gibi bakmakla yükümlü olduğu kişilere dağıtımda kolaylık sağlandı.

Ardından  16 Kasım 1942 itibariyle ekmek, iki karne ile dağıtılmaya başlandı. Karnelerden birisi sabit gelire sahip memurlara diğeri ise halka tahsis edilerek memura 300 gramlık ekmek, 8.50 kuruşa, halka ise aynı miktar ekmek 13.75 kuruşa satıldı. Yani ekmek dağıtımında eşit şartlar korunmadı ve toplum içinde aynı kalitede ve miktarda ekmek dağıtımını sağlama amacıyla yürürlüğe konan, Karne uygulaması adaletsizliğe kapı araladı. “Parası olan iyi kalitede ekmeği yüksek fiyatla temin ederken, fakir halk kara ekmeğe mahkum hale geldi. Bunun yanı sıra lokantalarda yemek yiyenler ise ekmeklerini yanlarında götürmüşler ya da ekmek fişlerini lokantacıya vererek ekmek almışlar, yiyemedikleri kısmı ise paket yaptırarak evlerine götürmüşlerdi.Memura ucuz, vatandaşa pahalı ekmek

Karne uygulamasının sonu

Halkın, çektiği sıkıntılar sebebiyle en büyük tepki duyduğu kişi Cumhurbaşkanı İsmet İnönü oldu. İnönü’nün ise; halkın kendisini savaştan uzak tutan Milli Şef’ine büyük minnet duyacağı gibi iyimser bir kanaati taşıdığı görüldü.” 1942 yılından 9 Eylül 1946 yılına kadar süren Karne uygulaması Ticaret Bakanlığı’nın Ankara, İstanbul ve İzmir şehirlerinde karne ile ekmek satışlı usulü 9 Eylül Pazartesi günü sabahından itibaren kaldırılmıştır. Bu üç şehirde de, diğer yerlerde olduğu gibi, ekmek satışı miktar tahdidi olmaksızın karnesiz ve serbestçe yapılacaktır” genelgesiyle son buldu. Fakat uygulama hakkındaki tartışmalar ve iddialar bitmedi. CHP iktidarına karşı diğer partilerce kullanılagelen Karne uygulaması dönemi yaşayanların bazıları tarafından şu satırlarla anlatılmıştı:

Metin Toker-“Evlerde ekmek kavgaları, kim daha çok yedi, kim daha az yedi tartışmaları eksik olmazdı. Ağır işçi karneleri sözüm ona kollarıyla çalışanların karınlarını biraz daha iyi doyurmak içindi ama bunlar karaborsada bol bol satılmaktaydı… Halk ile memur iki sınıf halinde birbirinden ayrılmıştı ve devlet, kendi memurunu kısmen koruyabilmenin gayreti içindeydi…”

Kazım Karabekir-“Erenköy‟de ekmek derdi yine müthiş. Öğle vakti hâlâ fırının önü mahşer. Sebebi un gece yarısından sonra üçte gelmiş. Ekmek de berbat. İçinde her şey var… Herkes işini gücünü bırakıp saatlerce fırının önünde ekmek alacağım diye birbirini eziyor…”

 Altay Öymen-“Ekmekçiye gidip ekmek alma görevi bazen bana düşerdi. Herkesin karnesini alıp gider, sıraya girip fişleri verir, ekmekleri alırdım… Evde 6 kişiydik. Ama bizim yarım ekmek hakkımıza karşın kardeşleriminki(iki kardeşi var) çeyrek ekmek olduğu için, toplam hakkımız 2.5 ekmekti… Birkaç ay geçtikten sonra bir ekmeğin gramı 750‟den 600‟e indirildi. Herkesin hakkı ona göre azaldı. Büsbütün yetmemeye başladı. Ama yapacak bir şey yoktu. Çünkü ülkedeki buğday üretimi azalmıştı. O azalışın nedenlerinden biri kuraklıktı, öteki askere alınıp silah altında kalan nüfusun artmasıydı.”

Kaynaklar:

Sabit Dokuyan, “İkinci Dünya Savaşı Sırasında Yaşanan Gıda Sıkıntısı Ve Ekmek Karnesi Uygulaması”, Ankara, 2013.

Ulus Gazetesi, Son Posta Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi, Akşam Gazetesi, İkdam Gazetesi.

Güncelleme Tarihi: 14 Haziran 2019, 10:21
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sukeyman
Sukeyman - 2 hafta Önce

Allah şu CHP ve yönetimini kahr etsin. Bunların devlete millete verdiği zararı hiç bir dış devlet vermemiş tir.

banner39

banner36

banner37

banner35