banner39

Kral Hüseyin dönemi: Ürdün’ün var oluş savaşı - Taha Kılınç

Hüseyin, babası Talâl'ın doktor raporuyla görevinden uzaklaştırılmasının ardından, 2 Mayıs 1953'te tahta çıktı, 17 yaşını henüz bitirmişti. Çevresi İngiliz danışmanlarca sarılan Hüseyin, kendisine verilen akıl uyarınca iki şeye vurgu yaptı: 1) Ailesinin dini kökenlerine, 2) Ürdünlülük olgusuna. 

Olaylar 07.02.2020, 14:47
Kral Hüseyin dönemi: Ürdün’ün var oluş savaşı - Taha Kılınç

Ortadoğu'da suikastlarla bizzat tanışan bazı devlet yöneticileri vardır ki, onların iktidarları bu korkuların gölgesinde geçmiştir. Kral Faysal'ın 1975'te sarayında yeğeni tarafından öldürülmesi, Suudi hanedanına feci bir ders olmuştur örneğin. Aynı şekilde Hüsnü Mübarek de Enver Sedat'ın öldürüldüğü askeri törenden yaralı halde kurtulmuştur. Suudi Arabistan ve Mısır'ın sonraki dönemlerde 'aşırı' hareketlere karşı 'normalden fazla' tepkiler göstermesi, tamamen bu tecrübeler sebebiyledir.

Ürdün Kralı Hüseyin de Filistinliler gerçeğiyle böyle bir vesileyle tanışmıştır: Dedesi Abdullah'a eşlik ettiği Kudüs gezisi sırasında, Filistinlilerin Ürdün'ün ilk kralını nasıl öldürdüklerine bizzat şahit olmuş, hatta kendisi de kurşunlarla kolundan yaralanmıştı. Henüz 16 yaşındayken yaşadığı bu sıra dışı tecrübe, nüfusunun çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu bir ülkenin kralı olurken, Hüseyin'in aklından hiç çıkmayacaktı. 

Hüseyin, babası Talâl'ın doktor raporuyla görevinden uzaklaştırılmasının ardından, 2 Mayıs 1953'te tahta çıktı, 17 yaşını henüz bitirmişti. Çevresi İngiliz danışmanlarca sarılan Hüseyin, kendisine verilen akıl uyarınca iki şeye vurgu yaptı: 1) Ailesinin dini kökenlerine, 2) Ürdünlülük olgusuna. 

Birinci Dünya Savaşı'nın karmaşık denklemlerinden doğan yapay bir ülkeydi Ürdün ve 'sağlıklı' bir şekilde yönetilmesi gerekiyordu. Kral Hüseyin, kendisini ve ailesini "Arap dünyasının en köklü ailesi ve Peygamber'in yegâne varisi" ilan ederken, Ürdünlülük'e de özel vurgu yapıyordu. Bunu yapması gerekiyordu, zira Şerif Hüseyin ailesi Ürdün ve çevresinin yabancısıydı. Hicaz merkezli bir Arap krallığı hayali kurarken, Ürdün'ün bomboş ve fakir arazisine talim etmek durumunda kalmışlardı. Kral Hüseyin bu sosyolojik ve siyasal gerçekliğin farkında olarak, yönettiği toprağı "Peygamber torunları tarafından yönetilen Ürdün ülkesi" şeklinde formüle etmeye çalıştı. 

1954 yılında, İsrail'in kurulmasından sonra yoğun şekilde Ürdün'e göç eden Filistinlilere Ürdün vatandaşlığı hakkı verildi. 

1955 yılı, Kral Hüseyin'in, ülkesindeki Filistinlilerin gücünü bir kez daha fark ettiği bir olaya sahne oldu: Kral, kuzenleri tarafından yönetilen Irak Hâşimî Krallığı ile birleşerek Bağdat Paktı'na katılmaya karar vermişti. Ancak bu kararı, ülkedeki Filistinlilerin yoğun gösterileri yüzünden iptal etmek zorunda kaldı. Bu sürecin sonrasında Ürdün'de meydana gelen toplumsal huzursuzluğun ardından, 1957 yılında Cemal Abdunnâsır yanlısı bir subay olan Ebu Nuvâr tarafından, Kral Hüseyin'e karşı bir darbe girişiminde bulunuldu. Olaylar yatışmayınca, Britanya, 1958 yılında Kral Hüseyin'e destek için Ürdün'e asker göndermek zorunda kaldı. 

1967 Haziranı'nda yaşanan Altı Gün Savaşı, Ürdün için gerçek anlamda hezimet oldu. Ürdün, o zamana kadar elinde tuttuğu Doğu Kudüs'ü kaybetti. Kral Hüseyin, dedesi Abdullah'ın hedef olduğu suçlamaların aynısına hedef oldu: Ürdün ordusu Kudüs için 'yeterince' savaşmamakla itham edildi. 

1970 yılı, Kral Hüseyin'in Filistinlilerle arasındaki gergin mücadelenin final yılı oldu: Yaser Arafat önderliğindeki FKÖ kadroları Ürdün topraklarını üs edinip İsrail'e karşı gerilla saldırıları düzenlemeye başladılar. Kral, İsrail'le temas halindeydi, ama ülkedeki Filistinli ağırlığı nedeniyle FKÖ üzerine gidemiyordu. Nihayet Arafat ve ekibi kendi yönetimlerini kurmaya ve Kral Hüseyin'i devirme planları yapmaya başlayınca, Hüseyin FKÖ ve destekçilerine savaş açtı. Tarihe 'Black September' olarak geçen kanlı kapışmanın sonunda Yaser Arafat ve arkadaşları Ürdün'ü terk etmek zorunda kaldılar. Kara Eylül saldırıları sırasında Hüseyin, Pakistan ordusundan sıra dışı bir yardım da aldı: Bilâhare Pakistan Devlet Başkanı da olan general Ziyaul-Hakk komutasındaki Pakistanlı askerler, FKÖ'ye karşı savaşında Ürdün'e yardım ettiler. 

1987'de Birinci İntifada başlayınca, Kral Hüseyin, Batı Şeria üzerindeki Ürdün hâkimiyetini yeniden tartışmaya açtı. Danışmanlarının tavsiyesi üzerine 1988 yılında Ürdün'ün Batı Şeria'daki bütün haklarından vazgeçtiğini açıkladı. 

İsrail karşısındaki bütün bu 'zorunlu' geri çekilişlerin ardından, Ürdün Krallığı İsrail Devleti ile barış antlaşması imzalayan ikinci Arap ülkesi oldu. 1994 yılının 26 Ekim günü imzalanan antlaşma, Kral Hüseyin açısından aslında gerçek bir diplomatik başarıydı. Çünkü Ürdün, Körfez Savaşı sırasında nötr kalmayı seçerek, ABD tarafından belli ölçüde izole edilmişti. Ancak Hüseyin ABD ile safları yeniden sıklaştırarak, Başkan Clinton'ı Ürdün-İsrail barışına garantör olmaya ikna edebildi. 

Tüm Ortadoğu'nun en yetkin istihbarat ağlarından birine sahip olduğu bilinen Ürdün'de, Kral Hüseyin uzun yıllar boyunca hem Filistinlilerle 'mücadele' etti, hem de ülkesini ABD-İsrail çizgisinde sabit tuttu. 

Ordusunun ve yakın koruma ekibinin neredeyse tamamını Çerkezlerden oluşturan Hüseyin'in yönetiminin başlangıcındaki yoğun İngiliz tesiri kısa zamanda ABD tesirine doğru evrildi, ama Hüseyin İngilizlerle gönül bağını hep devam ettirdi. İkinci eşi (ve oğlu Abdullah'ın annesi) İngiliz'di, Sayısız suikast girişiminden ve Filistinli örgütlerin kendisine karşı kalkıştıkları çeşitli darbe denemelerinden de yine İngiliz-İsrail-ABD istihbarat örgütlerinin yakın işbirliği sayesinde kurtulmuştu Kral Hüseyin.

1999'daki ölümünden kısa süre evvel, on yıllardır veliahd prens olarak görev yapan kardeşi Hasan'ı azlederek, yerine oğlu Abdullah'ı bıraktığını duyurdu. Bu tercih, birçok spekülasyonlara neden oldu. Ancak çoğunlukla kabul edilen görüşe göre, Prens Hasan'ın eşinin Pakistan-Hindistan asıllı olması, 'Ürdün'ü geleceğini düşünen güçler' açısından sakıncalı bulundu. Onun yerine Filistinli bir eşe (Rania) sahip bulunan Abdullah'ın Ürdün kralı olması daha uygun görüldü. 

Ürdün'ün kısa tarihini böylece özetledikten sonra, gelecek yazıda, sırada günümüzün Ürdün'ü ve bölge ülkeleriyle ilişkisi var. 

Şubat 17, 2012
  

banner53
Yorumlar (0)
26
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?