Saltanatın sonu

Saltanat Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilen tasarıyla 1 Kasım 1922'de kaldırıldı.

Saltanatın sonu

Emre Gül-Dünya Bülteni / Tarih Servisi

Saltanatın kaldırılmasına giden yol,  aslında 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla başlar. 24 Nisan'da, Mustafa Kemal Paşa, mecliste yaptığı konuşmada, o güne kadar ki olayları anlatmış, ve Osmanlı Devleti'nin izlediği iç ve dış siyaseti eleştirerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni siyasetini izah etmiştir. Bu konuşmanın ardından meclisin ilk gündemi, yeni bir hükümetin teşkili konusu olmuştur. Tam da bu aşamada Mustafa Kemal Paşa, saltanatın kaldırılması gerektiği ve yeni bir devlet kurulması üzerindeki görüş ve hedefini "Nutuk" adlı eserinde şöyle açıklamaktadır:

"Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilafetinin münkariz ve mülga olduğunu düşünerek yeni esaslara müstenid, yeni bir devlet kurmaktan ibaret idi. Fakat vaziyeti olduğu gibi telfiz etmek, maksudun büsbütün ziyaını mucib olabilirdi. Çünkü efkar ve temayülat-ı umumiye, henüz padişah ve halifenin mazur mevkiinde bulunduğu merkezinde idi. Hatta mecliste ilk anda makam-ı hilafet ve saltanatla irtibat ve hükümet-i merkeziyye ile itilaf aramak cereyanı baş göstermişti." [1]

 Fakat, halk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri nazarında bu makamlara karşı olan bağlılık sebebiyle, henüz bu makamların kaldırılamayacağını bilen  Mustafa Kemal Paşa, hedefine şartlar olgunlaştığı ve zamanı geldiğine varmak üzere bir hareket tarzı izlemiştir.  24 Nisan 1920'de verdiği bir önerge ile hükümet teşkilinin zorunluluğu ve meclis iradesinin üzerinde bir  kuvvet bulunmadığını belirtmiş, önergenin sonuna eklediği:

"Padişah ve Halife, cebr ve ekrahdan azade olduğu zaman meclisin tanzim edeceği esasat-ı kanuniyye dairesinde vaziyetini ahz eder. " [2] notuyla da daha meclis açıldığı günlerde hedefini ifade etmiştir.Ve bu önerge  tartışmaların ardından kabul edilmiştir.  İstiklal Savaşı'nın muzafferiyetle sonuçlanmasının ardından, Mudanya Mütarekesi yapılmış ve İtilaf Devletleri, 27 Ekim 1922'de İstanbul ve Ankara hükümetlerini, 13 Kasım'da Lozan'da başlayacak olan barış görüşmelerine birlikte davet etmiştir. Bu noktada, saltanatın kaldırılmasının zamanı gelmiş ve  Mustafa Kemal'in deyimiyle, " Bu müşterek davet keyfiyeti, saltanat-ı şahsinin lağvı muamelesini, kat'i olarak intaç etmiştir."  

Böylece ,saltanatın kaldırılması süreci fiilen başlamıştır. 29 Ekim 1922' de Osmanlı Devleti'nin son sadrazamı olan Ahmet Tevfik Paşa, Ankara'ya çektiği telgrafla görüşmelere birlikte katılmayı teklif etmiş, bu telgraftan bir gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konu görüşülmüş ve büyük tartışmalar yaşanmıştır. İstanbul Hükümeti'nin böyle bir hak ve yetkisi bulunmadığı görüşünden hareketle teklife karşı çıkılmış, Sinop Mebusu Dr.Rıza Nur ve 78 arkadaşının imzasıyla meclis başkanlığına verdikleri, 30 Ekim 1922 tarihli, 6 maddelik tasarıyla, Osmanlı Devleti'nin artık sona erdiği ve Ankara Hükümeti'nin onun varisi olduğu vurgulanmıştır. Bu önergeden sonra meclis ikiye bölünmüş, bir yanda İstanbul Hükümeti'ne karşı olduğu halde, saltanatın kaldırılmasını istemeyenler, diğer yanda saltanatın kaldırılmasını savunanlar şeklinde fikir ayrılığı ortaya çıkmıştır. Neticede Dr.Rıza Nur'un önergesi oylanmış 131 kabul, 2 ret, 3 çekimser oya rağmen çoğunluk sağlanamadığından saltanat kaldırılamamıştır.

31 Ekim'de Müdaafa-i Hukuk Grubunda saltanatın kaldırılması kararı alınmış ve 1 Kasım 1922' de daha evvel verilen önergede yapılan değişiklikle, Hilafet makamının durumu belirlenmiş  ve "Hilâfet Hanedan-ı Al-i Osman'a ait olup, halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu hanedanın ilmen ve ahlaken erşed ve aslah  olanı intihab olunur. Türkiye Devleti makâm-ı hilâfetin  istinatgâhıdır " denilerek, Hilafet makamının korunacağı güvence altına alınmıştır.

Meclis'te konu üzerinde  devam eden tartışmalarda Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle birlikte, saltanatın da muhafazası isteniyordu. Bu tartışmalar sırasında Mustafa Kemal,"Meclis içtimaında aynı mesele, uzun münakaşalara maruz kaldı.Mecliste de mufassal beyanatta bulunmak lüzumunu hissettim.İslam ve Türk tarihinden bahs ederek hilafet ve saltanatın ayrılabileceğini, hakimiyet ve saltanat-ı milliye makamının Türkiye Büyük Millet Meclisi olabileceğini, vakayi-i tarihiyyeye müsteniden, izah ettim..[3]" diyerek, saltanat'ın kaldırılmasına dair önergeleri,  kendi gözetimindeki, Şeriyye,  Adliyye, ve Kanun-ı Esasiyye Encümenlerinden oluşan ortak bir komisyona havale etmiştir.Gereken tasarıyı hazırlamak için toplanan komisyon görüşmeleri sırasında özellikle, şeriyye komisyonunca, "saltanatın, hilafetten ayrılamayacağı" tezinin ileri sürülmesi ve çalışmaların  tıkanması üzerine, Mustafa Kemal duruma müdahale ederek;

"..Hakimiyet ve saltanat hiçbir kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hakimiyet,saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaz'ı-yed olmuşlardı.Ve  bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdi.Şimdi de Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını, isyan ederek kendi eline bilfiil,almış bulunuyor. Bu bir emr-i vakidir. Mevzubahis olan , millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? meselesi değildir. Mesele zaten emr-i vaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler, meclis ve herkes meseleyi tabii olarak görürlerse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat, usul-ü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir" [4] şeklinde konuşmuş, bunun üzerine komisyon, gereken karar  tasarısını hazırlamış ve meclise göndermiştir.         

1 Kasım 1922'de meclis genel kurulunda kabul edilen bu tasarıyla, saltanat kaldırılıyor , İstanbul Hükümetine son veriliyor ve Hilafet makamı korunarak Osmanlı Hanedanına ait olduğu kabul ediliyor, Türkiye Devleti adıyla bir devlet kurulmuş oluyordu. Mustafa Kemal Paşa gelinen bu noktayı şöyle izah ediyordu:

"Süratle kanun layihası, tesbit olundu .Aynı günde meclisin ikinci celsesinde okundu.Tayin-i esami ile rey'e vazii, teklifine karşı, kürsüye çıktım. Dedim ki buna gerek yoktur memleket ve milletin istiklalini ebediyyen mahfuz kılacak esasatı, meclis-i alinin, müttefikan kabul edeceğini zannediyorum."(Rey'e sesleri) yükseldi. Nihayet Reis,reye koydu, ve müttefikan kabul edilmiştir!, dedi.Yalnız menfii bir ses işitildi.(Ben muhalifim!) bu seda ,(söz yok!)sedalarıyla boğuldu.İşte Efendiler,Osmanlı saltanatının inhidam ve inkiraz merasiminin son safhası bu suretle cereyan etmiştir." [5]

"Filhakika 1 Teşrinisani 1336(1Kasım 1922) tarihli kanun mucibince hilafet ile saltanat birbirinden tefrik olundu. İki buçuk seneyi mütecaviz bir zamandan beri fiilen icraay-ı hükm eden saltanat-ı milliye teyid olundu. Hilafet sarih bir hukuka malik olunmaksızın bir müddet daha bırakıldı."[6]

 Bu kararın alınmasından sonra Türkiye Devleti'nde hükümet  biçimi ve devlet başkanlığı meselesi ortaya çıkıyor ve haklı haksız birtakım beklentilerin doğmasıyla süren tartışmalar Cumhuriyet'in ilanına kadar devam ediyordu.

Saltanatın kaldırılmasından sonra  dikkat çeken noktalardan  biri de, son Padişah Vahidüddin'in de, saltanatın kaldırıldığı  kararını kabul etmiş olması keyfiyetidir.  

İngilizlere sığınma talebiyle İstanbul'daki İşgal orduları Başkumandanı  General Harrington'a yazdığı evrakı " Halife-i Müslimin" Ünvanıyla imzalamış olması, onunda yaşanan değişime itiraz etmediğini göstermektedir.

KAYNAKLAR:

Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, c.1,Ankara, 2006

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Osmanlıca baskısı, Ankara, 1927

[1] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s.326

[2] Nutuk, s.327

[3] Nutuk, s.494

[4] Nutuk, s. 494,495

[5] Nutuk, s.495

[6] Nutuk,s.490

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2018, 11:39
YORUM EKLE

banner33

banner37