Futbolun Ortadoğu siyasetine etkisi / James Dorsey / Rapor

Ortadoğu ve kuzey Afrika’nın çeşitli bölgelerinde futbol sahaları uzun yıllardır neredeyse bir savaş alanı gibi kullanılıyor. Siyasal haklar, cinsiyet ve işgücü gibi konuların yanı sıra, etnik, ideolojik, ulusal problemler için de stadyumlar, meydan savaşlarının yapıldığı yerlere dönüştü.

Futbolun Ortadoğu siyasetine etkisi / James Dorsey / Rapor

Dünya Bülteni - DÜBAM

Futbol asla sadece futbol değildir” demişti Simon Kuper kitabı için seçtiği başlıkta. Futbolun emperyalizmle, ulusaldevlet ideolojiyle ilişkisi tartışılan konular. İslam dünyasında modernleşme tarihindeki yeri de siyasal serüvenden bağımsız ele alınamaz. Bugünün İslam dünyasında bu tür analizlerin derinleştirilebilmesi için futbol takımlarının girift ilişkilerine ayna tutmak gerekiyor.

15 Ekim’de James Dorsey, Washington İnstitute’de bir konuşma yaptı. Dorsey, köşe yazarı ve “Ortadoğu’da Futbolun Sorunlu Dünyası” isimli (aynı zamanda yakında çıkacak olan kitabıyla aynı ismi taşıyan) bloğun sahibi. Aşağıdaki metin, Dorsey’in takdim ettiği futbolun Ortadoğu’daki bu girift ilişkilerine değinen konuşmanın raporudur: 

 

FUTBOLUN ORTADOĞU SİYASETİNE ETKİSİ 

Ortadoğu ve kuzey Afrika’nın çeşitli bölgelerinde futbol sahaları uzun yıllardır neredeyse bir savaş alanı gibi kullanılıyor. Siyasal haklar, cinsiyet ve işgücü gibi konuların yanı sıra, etnik, ideolojik, ulusal problemler için de stadyumlar, meydan savaşlarının yapıldığı yerlere dönüştü. Mısır, Ürdün, İran ve diğer Ortadoğu ülkelerindeki fanatik futbol taraftarlarının tarihte ve modern dönemde sahip oldukları roller incelendiğinde, sorunun ayrıntıları ortaya çıkmaktadır. 

Bölgedeki birçok spor kulübü, gerek sömürge yanlılarının, gerek krallıkların, gerekse ulusalcıların bir takım ideolojik ve siyasi eğilimlerini yansıtmaktadır. Örneğin Mısır’daki iki ünlü spor kulübü Al Ahli ve Zemalik, muazzam bir nüfuza dayanan iki spor kulübüdür. Bu kulüplerin ilki olan Al Ahli,  daha sonra etkili devrimciler olacak olan öğrenciler için ilk sığınak olmuş olsa da, Cemal Abdunnasır’ın bizzat kendisinin kulübe başkan olmasıyla bu özellik etkisini kaybetmeye başladı. Buna karşılık, Zemalik, daha çok sömürge yanlılarının ve krallık destekçilerinin yeri olarak biliniyordu. Bugün ise, kitlelerin demografik kuralları kuvvetli bir şekilde değişmiş durumda. Örneğin 2010 yılındaki karşılaşmada, Mısır’ın ünlü futbolcu İbrahim Hasan, Mısır’ın son kralının devrilişinden yıllar sonra dünyaya gelmesine rağmen Zemalik kulübünün “kralı” olarak görülüyordu.

Stadyumlarda yaşanan bir takım olaylar ve yönelimler, gelecekteki olaylar için de bir işaret niteliğinde. Ürdün’de kraliyet ailesinin yolsuzluk yaptığına dair kritik eleştiriler, ilk kez bir futbol sahasında açıklık kazandı. Suudi Arabistan’daki bazı futbol karşılaşmalarında ise, kraliyet ailelerinden bazıları yuhalanıyor, üzerlerine bazı nesneler fırlatılıyor, hatta bazen sahayı terk etmek zorunda bırakılıyorlar. Geçen yıl kraliyet ailesinden olan “Suudi Futbol Federasyonu” başkanının istifa etmesine neden olan belki de bu kamu baskısıydı.

Her ne kadar futbolcuların siyasi protesto gösterilerine katılmaları nadir olsa da, sporun bu tür arzu ve istekleri uyandırdığı ve etkili olduğu bilinen bir gerçek. İran’da, Tebriz’in önemli spor kulüplerinden biri, Azeri kimliğinin önemli bir sembolüydü. Son zamanlarda bu spor kulübü, bir zamanlar Sovyetler’in bir parçası olan şimdinin Azerbaycan Cumhuriyeti ile İran’ın doğusundaki Azerbaycan bölgesinin birleşmesi için yapılan gösterilerin arkasındaki itici güç olmuştu. Tahran’da da, bir zamanlar eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’a muhalefetiyle bilinen ünlü futbolcu Nasır Hicazi’nin ölüm yıldönümü için yapılan tören, bir anda hükümet karşıtı protesto gösterisine dönüşmüştü.

Ayrıca, genel olarak İran’daki başkanlık seçimlerinin çözümü genelde “Dünya Kupası” için son İran elemelerinin vaktine yakın bir zamanda gerçekleşmesiyle sağlamasını buluyor. Bazen de, milli takım kutlamaları sosyal normların ihlaline ve rejim karşıtı gösterilere dönüşüyor.

Ortadoğu’daki ideologlar ve bazı cihadçılar, futbol kulüplerini kalabalıklar elde etmek için bir araç olarak görüyorlar. Bu yüzden, birçok caminin belirli kulüplerle bağlantılı olduğu görülüyor. Usame bin Ladin, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye gibi bazı savaşçı liderlerin baskı ve şiddet yanlılarını bir araya getirmede neden futbolu kullandıkları daha iyi anlaşılıyor. Bununla birlikte, hala İslami cemaatler arasında futbol kulübü oluşturmada şeriatın uygun gördüğü şekil konusunda güçlü farklılıklar var. Mısır’da Müslüman Kardeşler cemaati, 2011 yılında kendine has bir kulüp kurarken, Hizbullah ve ona bağlı cemaatlere ait ve Lübnan’da yönetime hizmet eden spor kulüpleri bulunuyor. Somali’de ise durum daha karmaşık. Ülkede etkin olan Şebab Hareketi’nin insanları sadece futbol müsabakası seyrettikleri için idam ettiği biliniyor!    

Spor, kadın hakları için de savaş alanına dönüştü. Mısırlı futbol hakemlerinden birinin kızı olan Sihr Hevari, hükümeti, kulüpleri ve aileleri kendi kulüplerini kurmaları konusunda ikna ederek kadın spor kulübüne karşı duran tüm muhalefeti bastırmayı başardı. Aynı şekilde Ürdün’de de, prens Ali ile ortaklık kurarak “Batı Asya Futbol Federasyonu” üyelerini kadınların da erkekler gibi profesyonel olarak futbol oynayabileceği konusunda ikna etmeye çalıştı!

Ultras’ın Mısır’da yükselişi

2004- 2006 yılları arasında, Ortadoğu’daki ateşli futbol taraftarları neredeyse kendileri gibi sonsuz bağlılık ve sadakatten yana olan dünyanın çeşitli bölgelerindeki gruplara ulaşmayı başardılar. Kendilerine “Ultras” ismi veren bu gruplar, oyunculara ve antrenörlere fırsatçı ve hain gözüyle baktıkları için kendi kulüpleri üzerindeki sahiplik duygusunun güçlenmesine yol açtılar. Ultras’ın artan etkisi daha çok bazı otoriter sistemlere meydan okluma şeklinde kendisini gösterdi ve bu ona aynı zamanda bazı fırsatlar da sundu. İran’ın eski lideri Mahmud Ahmedinecad, Mısırın devrik lideri Hüsnü Mübarek ve yine Tunus’ta devrilen eski lider Zeynelabidin bin Ali gibi liderler, kitlelerin kendi milliyetçi kulüplerine olan bağlılıklarını belgeleyerek kendi popüler tabanlarını harekete geçirmeye çalışmışlardır. Özellikle de Mısır’da Hüsnü Mübarek, sporu kullanarak insanların dikkatini hükümetin kötü idaresinden başka bir yöne çevirmeleri ve onların duygularını istismar etmek için çaba sarf etmiştir.   

Aynı bağlamda, Mısır’daki Ultras fanları kendi kulüplerinin mülkiyetini ele geçirmek için çeşitli taleplerde cesurca bulundular. 2007 yılının sonlarında Ultras, gerek futbol sahasında gerekse diğer mekanlarda güvenlik güçleriyle haftalık çatışmalara girmeye alışmıştı. 2011‘in sonlarında ise on binlerce Ultras grubu üyesi, işsizlerin, eğitim seviyesi düşük olan ve rejim karşısında hayal kırıklığına uğrayanların temsilcileri olmuşlardı.

Ultras grubu üyeleri, Mısır Devriminde kalabalıkların içlerindeki korkuyu hafifletme konusunda aktif rol oynadılar. Hükümete karşı tepkilerini tam olarak ortaya koymaktan çekinenlerle konuşmuş, Tahrir meydanındaki gösterilere katılmaları konusunda onları ikna etmiş ve güvenlik güçlerinin müdahalelerine rağmen meydanda kalmaları için baskı yapmışlardı.  Mübarek’in gidişinden hemen sonra ise Ultras, nüfuzunu tüm ülkeye yaymayı başardı. Şubat 2012 de Port Said’deki bir futbol stadyumunda başlayan ve 74 kişinin ölümüyle sonuçlanan ayaklanmalar, halkın Ulrtas’a bir kere daha bağlanmasına yol açtı. Bu aynı zamanda Kızıldeniz’de ve Süveyş’te bazı isyan hareketlerini de tetikleyen bir şeydi.  

Katarın düzenlediği dünya kupası ile ilgili tartışmalar

Diğer ülkeler, gerek alt yapılarını geliştirmek, gerek vatandaşlarına fırsatlar yaratmak için gerekse etkilerini yayabilmek için dünya kupasına ev sahipliği yapmaya uğraşırken, Katar 2022’deki ev sahipliği için çalışmalara odaklanmış durumda. Bunun arkasında ise daha çok güvenlik kaygısı var. 1990’da Irak’ın Kuveyt’e saldırmasından sonra Katar’ın öğrendiği şey, Suudi Arabistan’ın güvenlik şemsiyesine çok fazla dayanmaması gerektiği olmuştu. Büyük silah yatırımları yapmasına ve silahlı kuvvetlere katılmaları için birçok yabancıyı ülkesine getirmesine rağmen, Birleşik Arap Emirlikleri’nin halen çok küçük olduğu ve kendisini savunacak kadar güçlü olmadığı görülüyor. İşte dünya kupası da, gelişmekte olan ülkeler için ulusal güvenliğin sağlanması konusuna önemli bir araç olmaktadır. 

Ancak Katar’ın ev sahipliği konusundaki başarılı girişimleri yoğun ve ince bir tetkiki de beraberinde getirdi. Ülke, özellikle de istihdam alanında bazı iç sorunlar yaşasa da gelen tepkiler genelde önyargılardan kaynaklanıyordu. Katarlılar bile bu kadar şiddetli bir tepki seliyle karşılaşacaklarını ummuyorlardı. Her durumda, uluslararası toplumun üyeleri Katar’daki yabancı işçilerle bağlantılı olan korkularından uzun süre bahsetmemişlerdir. Ayrıca üçlü uluslararası sendikaların da kendilerini ancak ülkeleri ivme kazanmaya başladıktan sonra ifade edebilmişlerdir. Ancak BAE bugün Sri Lanka, Bangladeş gibi kaynak ülkelerle ortaklık kurup, göçmenlerin, kabzımalların sömürüsüne uğramamaları için çalışmakta ve işçilerin korkularını gidermeye çalışmaktadır.

Öte yandan, Katar’ın futbol sahalarındaki seyircisinin zayıflığı da bir takım soruları akıllara düşürmüştür. Yabancı işçiler ülkede yalnızca geçici sakinler olarak bulunmaktadırlar ve bu nedenle fanatik futbol taraftarı olmaları ihtimali çok azdır. Bununla birlikte ülke vatandaşlarının birçoğunun da devlete ait futbol kulüplerini desteklemek gibi bir niyeti yok gibi gözüküyor. Bu da devlete ait şirketlerin kamu sektörüne transferi olasılığını gündeme getirmiştir. Daha geniş ölçüde de Katar belki de, yukarıdan aşağıya bir spor endüstrisi kuran ilk devlet olacak. Bu bağlamda sektörde spor hekimliği ve spor güvenliği gibi pek çok farklı dala bulunabilecektir. Bu sayede krallık, ulusal kimliğini spor ile bağlantılandırarak ortaya çıkaracaktır.  

Katar’daki reformlar üzerinde yapılan bu tartışmalar, belki de demografik sorunlarla yüz yüze gelen diğer Körfez ülkelerinde de yerini alacaktır. Bununla birlikte, futbolun Körfez ülkeleri üzerindeki rolü de her zaman gündemi koruyan bir konu olacak. Örneğin, futbol federasyonunun Bahreyn’den Selman bin İbrahim Ali halifeyi, hükümetine karşı yapılan tüm protesto gösterilerine rağmen “Asya Futbol Birliği’”nin başına getirmesi bir hata olarak görülmektedir. Her ne kadar bu görev için daha iyi bir alternatif olmasa da…

Kaynak: James Dorsey/ Washington İnstitute

Dünya Bülteni için çeviren: Tuba yıldız  

 

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2014, 11:54
banner53
YORUM EKLE

banner39