banner39

Hapishaneler

"Ortadoğu çalışanlar için, iki ayrı tez konusu önerisi: 'Radikal akımların ve terörün yayılmasında hapishanelerin rolü' ve 'Diktatör rejimlerin hapishaneleri kullanış biçimlerinin ülkelere çok yönlü etkisi.'"

Ortadoğu 26.10.2022, 17:22
Hapishaneler

İran-Irak Savaşı’nın (1980-1988) bütün hızıyla devam ettiği bir dönemde, 1986’nın ekiminde, İran kamuoyunun çok yakından tanıdığı isimlerden Âyetullah Hüseyin Ali Muntazerî, Dini Lider Âyetullah Humeynî’ye hitaben bir mektup kaleme almıştı. Muntazerî, mektubunda, hapishanelerde devlet eliyle korkunç suçların işlendiğini anlatıyor; öldürülen hamile kadınlardan, iftar vakti katledilen dindar gençlerden, her gün düzenli biçimde atılan dayaklardan dolayı hafızasını yitiren mahkûmlardan söz ediyordu. Vahşi muameleler ve yargısız infazlardan dolayı insanların “İslâm Devrimi”ne sempatilerini yitirmeye başladığını vurgulayan Muntazerî, satırlarında şu çarpıcı kıyasa da yer vermişti: “İran İslâm Cumhuriyeti’nin zindanlarında işlenen suçlar, Şah’ın yaptıklarını geride bıraktı!”

Söz konusu mektubu yazan kişi, sıradan bir insan değildi: Âyetullah Hüseyin Ali Muntazerî, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevî döneminde hapis yatmış, işkenceler görmüş, ardından Şah’ın devrilmesi sürecinde aktif rol oynayarak, “Humeynî’nin sağ kolu” mertebesine yükselmişti. Öyle ki, Humeynî 1979’da zafer kazanmış bir lider olarak İran’a dönünce, Muntazerî’yi kendisinin halefi ilân etmişti. Humeynî öldüğünde, yerini Muntazerî alacaktı. Ancak Muntazerî’nin hapishanelerde yaşananlar sebebiyle Humeynî’ye gösterdiği tepki (“Âhirette bunun hesabını veremem” diyordu), iki adamın arasının açılmasına yol açacaktı.

1988 yazında, Tahran’daki işkenceleriyle ünlü Evin Hapishanesi başta olmak üzere, zindanlarda binlerce tutuklunun toplu şekilde infaz edilmesi, iplerin koptuğu noktaydı. Uyarılarının dikkate alınmadığını gören Âyetullah Muntazerî, bu defa kamuoyuna yönelik açıklamalar yaparak işkence ve infazları kınadığını duyurdu. Gerginliğin büyümesi üzerine, Humeynî 26 Mart 1989 tarihli bir mektupla Muntazerî’yi halefliğinden azletti. Âyetullah Muntazerî, 19 Aralık 2009’daki ölümüne kadar ev hapsinde yaşayacaktı.

(Muntazerî, 1988’deki toplu infazlar sırasında, Evin ve diğer hapishanelerde öldürülen toplam mahkûm sayısını 3 bin 800 olarak tahmin ediyordu. Bazı rejim muhalifi kaynaklar sayıyı 30 bine kadar çıkarsa da, bunun abartılı bir rakam olduğu açıktır.)

İran halkının hafızasında korku ve travmalarla eşleşen Evin Hapishanesi, 1972’de Muhammed Rıza Pehlevî’nin emriyle kuruldu. Şah’ın acımasızlığıyla ünlü istihbarat teşkilâtı SAVAK, sonraki 7 yıl boyunca burayı bir sorgu, işkence ve idam merkezi olarak kullandı. Binlerce insanın yolu Evin’den geçti, yüzlercesi de burada can verdi. SAVAK’ın farklı mekânlarda ve biçimlerde yok ettiği binlerce siville birlikte… 1979’da Şah devrilip de yerine “İslâm Cumhuriyeti” kurulduğunda, Evin Hapishanesi bu defa artık yeni yönetimin muhaliflerinin tutulduğu bir korku evine dönüştürüldü. Görünen oydu ki, idam ilmiği sadece el değiştirmişti.

İran’ın Ortadoğu’daki uydusu ve ana üssü konumundaki Suriye de, ölüm kusan hapishaneleriyle ünlü. Manda yönetimi sırasında, Fransızlar tarafından çölün ortasına kışla olarak inşa edilen Tedmur Hapishanesi, ilk akla gelen örnek. 27 Haziran 1980’de gerçekleştirilen “Tedmur Katliamı”nda, binlerce tutuklu hücrelerinde ve hapishanenin avlularında otomatik silahlarla taranarak öldürülmüştü. Hayatını kaybedenler arasında, siyasî sebeplerle tutuklu bulunan çok sayıda akademisyen, doktor, mühendis ve âlim vardı. Baas rejimi, 1982’de Hama’da son noktayı koyacağı kitlesel Sünnî kıyımına Tedmur’den başlamıştı. Aynı şekilde Şam’daki Mezze Askerî Hapishanesi, Şam yönetimi muhaliflerinin sağ çıkamadığı ikinci bir adresti. Burada can verenlerin en ünlüsü, 1960’larda Suriye Baas Partisi’nin yöneticilerinden biri olan Salâh Cedîd’di. Hâfız Esed’in sağ koluyken, onunla düştüğü ihtilaf sonucu kendini Mezze’de bulan Cedîd, 19 Ağustos 1993’te “kalp krizinden” ölünceye kadar zindanda tutulmuştu.

Irak’ın işgalinden sonra, ABD’li işgalcilerin sivillere yönelik insanlık dışı eylemlerine sahne olan Ebû Gureyb Hapishanesi, coğrafyamızdaki işkence merkezlerinin belki de en ünlüsü olarak herkesin hafızasında. Oysa ABD, orayı Saddam Hüseyin rejiminden devralmıştı. Keza Libya’nın başkenti Trablus’taki meşhur Ebû Sâlim Hapishanesi de, Libyalıların hafızasında ölümle eşdeğerdeydi. 28 Haziran 1996’da Ebû Sâlim’de gerçekleştirilen toplu bir infazda en az 1250 kişinin öldürüldüğü biliniyor.

Ortadoğu çalışanlar için, iki ayrı tez konusu önerisi: “Radikal akımların ve terörün yayılmasında hapishanelerin rolü” ve “Diktatör rejimlerin hapishaneleri kullanış biçimlerinin ülkelere çok yönlü etkisi”.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?