Libya'da 'Devrim'in 3. yıldönümü ve Kerry'nin mesajı

Dün, Libya`da Kaddafi`nin devrilmesinin yolunu açan halk ayaklanmasının başlamasının üçüncü yıldönümüydü.

Libya'da 'Devrim'in 3. yıldönümü ve Kerry'nin mesajı

Levent Baştürk / Dünya Bülteni

Libya, 7 Temmuz 2012`de, 48 yıl aradan sonra büyük umut ve beklentiler içinde ilk serbest genel seçimleri gerçekleştirmişti. Meşruiyetini seçimden alan bir meclis ve hükümetin görev yapıyor olmasına rağmen, Kaddafi rejiminin çökmesinin ardından başlayan istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı 2013 yılı içinde daha da derinleşerek devam etti. Bu durumun beraberinde getirdiği devletin varoluşsal krizi giderek yapısal bir nitelik arzetmeye başladı.

Bu krizin en son tezahürü ise 14 Şubat günü `kurgudan daha acayip,` geçmişte derin CIA bağlantıları olan bir generalin Suud sermayeli Al-Arabiya televizyonu işbirliğinde icraate döktüğü `darbemsi` teşebbüs oldu. Olağandışılıkların olağan hale gelmesine artık alışılmış olunan Libya`daki bu girişim, Libya normalleri dışında ani bir gelişime yol açmadığı için kısa bir süre içinde Libyalılar tarafından dalga geçilen bir konuya dönüştü. Ancak aynı gece gerçekleştirilen Milli Genel Konge`nin (MGK) görev süresinin uzatılmasına itiraz mitinglerinde, darbemsi teşebbüste bulunan tümgeneral Halife Haftar`in lehine sevgi gösterilerinde bulunulması ve Müslüman Kardeşler Hareketi (MKH) aleyhine şeytanlastırıcı bir söylemin mitinglere hakim olması teşebbüsün pek de yabana atılmaması gerektiğini gösterdi.

Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry`nin dün Libya devriminin üçüncü yılı dolayısıyla yaptığı açıklama ise ayrıca dikkat çekiciydi. Nispeten uzun sayılacak açıklamasında, Libya`nın 2014 Afrika futbol şampiyonu olmasına bile yer ayıran Kerry`nin, bir darbe girişiminin ardından iki gün sonra ve ülkenin Anayasa Yapma Komitesi`ni seçecek seçimlere üç gün kala demokrasi ve seçimler hakkında tek kelime söz bile etmemesi dikkati çeken bir vaziyet arzediyordu. Bu durum belki de, Kaddafi`ye başkaldırının üçüncü yılında, Libya`da yeni dönemde yeniden yapılanmayı zorlaştıran derin fay hatlarını, Kerry`nin mesajının merceği altında ve Haftar`ın girişimini ciddiye alarak okumayı gerektiriyor.

LİBYA`DA YENİDEN YAPILANMAYI ZORLAŞTIRAN DERİN FAY HATLARI

Milisler, devrim sonrasında bu fay hatlarının en belirgini olarak ortaya çıkmıştır. Kaddafi’ye karşı mücadele etmiş milis güçlerin sayısı 25-50 bin arasında tahmin edilirken, su anki sayılarının 200 bini bulduğu söylenmektedir. Devletin zayıf güvenlik birimlerinden daha fazla silah gücüne sahip olan milis güçlerin kendi arzuları dahilinde hareket etmeleri devletin zaafiyetini daha da derinleştiriyor. Devlet güvenlik birimlerine katılmayı kabul etmiş milis güçler bile, devletin otoritesi altında çalışan bir birim gibi hareket etmek yerine, bir milis kuvveti gibi ve kendi liderlerinin emri altında harekete devam etmekteler. Ancak milis yapılanması, Libya’nın karmaşık kabilesel, bölgesel ve de ideolojik yapılanmasını da yansıttığından tümü için geçerli olacak genellemeler yapmak çok zor. MGK’nın oluşmasından sonra, siyasi gruplar ile çeşitli bölgesel milis yapılanmalarının ortak çıkar bazında birlikte hareket etmeye başladıkları da gözlemlenmekte.

Yeni dönemde milislerin silahlarını bırakmalarını temin etme yolundaki çalışmalarda su ana kadar pek başarı sağlanamadı. Milislerin maaşa bağlanmış olması bunu zorlaştırdı. Ayrıca bazı milisler isyan sırasında sağladıkları nüfuslarını ticaret ve kaçakçılık yollarının denetiminde ve zengin olmak için mafyavari faaliyetlerde kullanmayı seçtiler.

Ancak birtakım milisler ise yeni dönemin siyasi belirsizlikleri nedeniyle silâhlarını bırakmak istemiyorlar. Mesela, güçlü bir örgütlenmeye sahip olan Misratalı ve Zintanlı milisler, Kaddafi rejiminin kalıntıları devam ettiği sürece silahlı kalacaklarını belirtmişlerdi. Bu iki milis gücü savunma ve içişleri bakanlığı himayesinde varlıklarını sürdürmeyi kabul etmiş olmalarına rağmen, sık sık kendi çıkarları doğrultusunda fevri davranmakta ve özerk davranışlarını devam ettirmekteler. Bu arada siyasi kamplasmada farklı bloklarla ittifaklar kurmuş olmaları her an birbirleri ile de savaşa tutuşma riskini de artırıyor.
Geçiş dönemini tehlikeye sokan silahlı girişimlerin bastırılmasında genellikle bu milis güçlerden yararlanılmasına rağmen, siyasi otoritenin ortağı ve hatta yeri gelince ona buyuran tavırlarıyla istikrara engel oluşturuyorlar. Ülkenin doğu kesiminde etkin olan milis güçler ise federalistlere destek vermekteler. İlaveten Bingazi bölgesinde petrol üretiminini engelleyip zor bir dönemde ülkeyi milyarlarca dolar zarara sokmak suretiyle istikrarsızlığın derinleşmesine sebep olmaktalar. Neticede, milislerin başına buyruk özerk davranışlarını devam ettirmeleri devletin varoluş krizini perçinleştirici ve kalıcı kılan bir rol oynuyor.

Etnik, kabile eksenli ve bölgesel çatışmalar, Kaddafi döneminde ihmal edilen bölgelerde ortaya çıkan önemli sorunlar yeni dönemin en büyük güçlükleri arasında yer alıyor. Kaddafi’nin toprak, aşiret ve etnik sorunları kullanarak kurduğu çarpık ilişkiler dengesinin, geçiş döneminde yaşanan otorite boşluğunda yeni silahlı çatışmaları sürekli kılan bir etkisi oldu. Ülkenin güneyinde Kufra bölgesinde Çad orijinli Tebu aşireti ve Arap Zuveyye aşireti arasında ticaret/kaçakçılık yollarının hakimiyetini ele geçirmek amacıyla aylarca süren pek çok çatışmalar oldu. Yine Sebhe bölgesinde Tebularla Süleymanoğulları arasındaki çatışmalar aynı niteliktedir. Bu arada ülkenin güneyinde Kaddafi yanlılarının bazı silahlı eylemlerine bazı Tebularin destek verdiği iddia edilmektedir.

Bu arada zaman zaman, Kaddafi yanlısı tutumu ile bilinen şehirlerle Kaddafi’ye karşı savaşmış şehirler veya buralara mensup milis güçler arasındaki çatışmalara da tanık olmaktayız. Mesela, Beni Velid ile Misrata arasındaki çatışmalar bu niteliktetir. Bu gerilimler 2012 yılında pek çok can kaybına neden olan Beni Velid kuşatmasına yol açmıştır.

Tunus sınırında bulunan Nefusa Dağları civarında yaşayan, Kaddafi döneminin Araplaştırma politikası altında ezilmiş ve 17 Şubat isyanına ilk katılanlar arasında yer almış Amazigler (Berberiler), Kaddafi’nin devrilmesinin ardından aynı bölgede yaşayan Kaddafi yanlısı Arap aşiretleriyle toprak anlaşmazlığı sebebi ile çatışmalar yaşamıştır.

Ayrıca, Amazigler, Tebular ve Tuaregler taleplerininin yeterince dikkate alınmadığını düşündükleri yeni geçiş dönemi siyasetine de karşı tavır alarak yeni anayasayı yapacak meclis için yapılacak seçimleri boykot edeceklerini açıklamışlardır. Bugün itibarıyla, gelen bilgilere göre, Amazigler seçimi boykottan vazgeçmiş görünüyorlar.

Sirenayka bölgesinde federasyon yanlısı hareketin popülerleşmesi ülke istikrarını tehdit eden gelişmelerden bir diğeri olarak karşımıza çıkmaktadır. Federasyon yanlıları yeni dönemde Kaddafi tecrübesinin tekerrüründen endişelenmektedirler. Trablus`taki idarenin ülke sorunlarına eğilmede gösterdiği zaaflar silsilesi neticesinde bölgedeki petrol kaynaklarını korumakla görevlendirilen bir milis güç, görev alanını abluka altına alarak üretimin durmasına neden olmuştur. Mart 2012 itibarıyla Doğu bölgesindekiler bile büyük çoğunlukla federasyon taleplerine sıcak bakmıyorken merkezi hükümetin derinleşen zaafı federasyon yanlılarının elini kuvvetlendirerek etki alanlarını genişletmiştir. Milis lideri İbrahim Cadran`ın kardeşinin Dubai`de abluka altında tuttukları kuyuların petrolünü satmak için müşteri ararken yakalanması ise durumu daha da karmaşık hale getirmiştir.

Doğu`da Derne ve Bingazi civarında El Kaide irtibatlı olduğu söylenen Selefi Ensar el Şeria grubunun ve diğer radikal oluşumların varlığı da ülkenin istikrar ve güvenlik bağlamında tartışılan diğer önemli bir konudur. 7 Temmuz seçimlerinden evvel Ensar el Şeria ABD ve İngiltere konsolosluklarına ve Kızılhaç konvoyuna saldırılar düzenlemekle suçlanmıştı. Ayrıca Eylül 2012’de ABD’nin Bingazi konsolosluğuna yapılan baskında hayatını kaybeden büyükelçi Christopher Stevens’in bu grupça öldürüldüğü iddia edildi. Halkın tepkisi sonucu Ensar el-Şeria iki defa Bingazi dışına çıkma zarureti hissetmiştir. Bingazi bölgesinde bir türlü bitmek bilmeyen rütbeli asker ve polis şeflerine yapılan saldırılardan da bu grup sorumlu tutulmaktadır.

SEÇiM SONRASI DÖNEMDE ARTAN SİYASİ GERİLİM

7 Temmuz 2012 seçimlerinin ardından, beklentilerin aksine, seçim öncesinin çatışma ortamı seçim sonrasına taşındı. Hiç bir gücün tek başına siyasi dengede üstünlüğü elde edemeyeceği bir ortamda, geçiş döneminde ortak menfaatler üzerinde birlikte hareket etme yerine, taraflar birbirleri üzerinde hakimiyet kurma mücadelesine giriştiler. Ardından seçimlerle birlikte gelen iyimserlik ortamı yerini giderek milislerin etkisinin ağırlaştığı karamsarlık ortamına bırakmaya başladı. Ayrıca, yaşanan bütün olumsuzlukların faturasının MKH ve onun siyasi kanadı Adalet ve İnşa Partisi'ne (AİP) çıkarılması için yoğun çaba gösterenler oldu. Bu da siyasi kutuplaşmayı körükledi.

Hükümet içinde yaşanan sorunlar

Gerilimin tırmandığı bir ortamda, Başbakan Zeydan Ekim 2012`de vuku bulan kendisine yönelik kaçırılma hadisesini siyasi ranta dönüştürmekten çekinmedi. Bundan amaç özelde MKH`nı, genelde ise GMK’nin meşruiyetini hedef haline getirmekti. Kabinede kendisine destek veren Mahmut Cibril’in Milli Güçler İttifakı (MGİ) ile MKH'ye eşit sayıda bakanlık tahsis eden Zeydan, milli uzlaşma anlayışı içinde olacağı görüntüsünü sunmuş olmasına rağmen, pratikte MKH'li bakanların sahip oldukları yetkileri başbakana aktarmak gibi tutumlara da yeltendi.

Bu arada Eylül ayı içinde Zeydan'ın Mısır ziyaretine gitmesi, darbenin cumhurbaşkanı Adli Mansur ve lideri el-Sisi ile görüşmelerde samimi pozlar vermesi Libya'da tepkiyle karşılandı. Ardından Libya’nın Batı'nın aktif katkısına ihtiyacı olduğunu söyleyerek Batı’ya davet çıkarması, içerideki siyasi mücadelede durumunu kuvvetlendirmek için dış destek arayışı görünümü verdi. Libya hükümeti ile genelde Batı, özelde ABD arasında artarak gelişen güvenlik işbirliği artık sadece güvenlik kuvvetlerinin eğitimi ile sınırlı olmaktan çıkmış, Ebu Enes el-Libi operasyonu ile Libya içine de taşınmış oldu.

Uzun bir süredir hükümeti oluşturan güçler arasındaki anlaşmazlık 21 Ocak’ta MKH’nin siyasi kanadı AİP`nin hükümetten bakanlarını çekmesi noktasına vardı. Bu girişimden önce AİP, hükümeti gensoru ile düşürmeye çalışmış, ancak Kongre çoğunluğunun oyunu almasına rağmen, gereken 120 oya ulaşılamadığı için başarılı olamamıştı.

Siyasi Tecrit Yasası eksenli kutuplaşma

Mayıs ayında çıkarılan Siyasi Tecrit Yasası (STY) bağlamındaki görüş ayrılıkları ise iki taraf arasındaki uyuşmazlıkları daha da derinleştirdi. Kaddafi döneminde sorumluluklar üslenmiş Cibril'i de etkileyecek biçimde geçecek olan kapsamlı bir STY tartışmaları ve mücadelesi esnasında taraflar arasındaki rekabet daha da kızıştı.

Müslüman Kardeşler, daha tasarı halindeyken STY’yi destekleyeceklerini açıklamışlardı. Ayrıca MKH’nin dışında kalan diğer İslamcı gruplar da Cibril ve Zidan’ın tasfiyesine neden olacağı beklentisi içinde STY’yi destekler bir tutum takınmışlardır. Mısrata merkezli Vatan için Birlik Partisi Başkanı Abdurrahman Süvehli ve Mısrata milisleri de STY’nin oldukça geniş kapsamlı geçmesini savunanların önde gelenleri arasındadır. STY’nın oylanması öncesinde çeşitli devlet kurumlarını işgal eden milislerin içinde Mısratalıların önemli bir yekun oluşturmasına bu açıdan bakılmalıdır.

STY kapsamındaki tartışmaları sadece iktidar hırsı çerçevesinde bir siyasi mücadele olarak değerlendirmek Batılı çevreler ile Libya içindeki “liberal” çevrelerde hakim olan bir bakış acısıdır. Libya içinde ise, STY, Kaddafi döneminin etkili ve Batı destekli çevrelerini bir en azından ülkenin yeniden kuruluşu aşamasında hariçte tutma imkanı veren bir nitelik taşımaktadır.

MGK`nin görev süresinin uzatılması konusunda uzlaşmazlık

İki siyasi kutup arasındaki mücadele 7 Şubat sonrası izlenecek yol haritası konusunda da devam etti. Asıl görevi anayasanın yapılması sürecini yönetmek olan MGK`nin görev süresi içinde siyasi kutupların arasındaki çekişmeler hem kurumun hem de hükümetin zaaftan kurtulamamasına ve siyasi, hukuki, ekonomik ve idari alanlarda fazla bir mesafe katedilememesi sonucunu doğurdu. Seçimler öncesinde Kaddafi döneminin petrol üretim seviyesine erişilmişken, 2013 yılının ikinci yarısından sonra, ablukalar ve grevler nedeniyle üretimde hızlı bir düşüş yaşanmaya başlandı. 7 Şubat`a kadar bırakınız anayasayı yapmayı, sadece anayasayı yapacak komitenin nasıl seçileceği ve seçim takvimi belirlendi. Anayasayı hazırlayacak olan Anayasa Komitesini belirleyecek olan seçimlerin yapılacağı 20 Şubat tarihinden önce de Kongre`nin süresinin dolacak olması, Kongre`nin durumunun ne olacağı tartışmaları beraberinde getirdi.

Aralarında AİP`in de bulunduğu bir grup, bu Kongre`nin anayasayı yapmakla yükümlü olduğu ve dolayısıyla görev süresinin en azından anayasaya yapma görevini yürüten komitenin çalışmalarının sonuna kadar sürmesi gerektiği üzerinde durarak Kongre`nin görev süresinin uzatılması gerektiğini savundu. Buna karşılık, STY`yi çıkarmış olan Kongre`nin yönetiminde devam etmenin siyasi dengeyi kendi aleyhine devam ettirmek demek olduğuna inanan Cibril ve MGİ ise 7 Şubat`tan sonra Kongre`nin görevine devam edemeyeceğini savundu. Seçimlerden en yüksek oy ve sandalye ile çıkmasına rağmen çoğunluğunu bağımsızların oluşturduğu Kongre`de çoğu zaman istediği sonucu alamayan Cibril ve grubu, 7 Şubat sonrası yol haritası konusunda Kongre`de yapılan oylamada tekrar kaybetti.

Bu defa Cibril`in ittifakı içinde bir grup da Kongre`nin 7 Şubat`ta görevine son vermesi halinde ülkede tamamıyla bir iktidar boşluğu yaşanacağını düşünerek Kongre`nin görev süresini bir yıl daha uzatan yol haritası lehinde oy kullandı. Kongre Sözcüsü Ömer Humeydan`in başını çektiği bu grup, Cibril ile aralarındaki birlikteliğin bir koalisyon değil, sadece bir ittifak olduğunu ve bu nedenle ortak hareket etme yükümlülüklerinin olmadığını ileri sürdü. Kongre`nin görev süresini yeni anayasanın muhtemel referendum tarihine göre ayarlandı. Ancak anayasanın istenen zamanda hazır olmayacağı ihtimali de gözönünde bulundurarak, bu durumda MGK`nin daha erken yetki devrini öngören bir B planı da benimsendi. İlaveten Kongre, Başbakan Ali Zidan`dan yeni bir milli mutabakat hükümetinin kurulmasının önünü açması için iki hafta içinde istifa etmesini istedi.

Cibril`in siyasi blogu 7 Temmuz`da oyların yaklaşık yüzde 48`ini alıp partilere ayrılan 80 sandalyenin 39`ünü kazanmasına rağmen Kongre`de, seçimlerden sadece yüzde 11 oy ile 17 sandalye kazanan AİP`ye karşı hakimiyet kuramamasinin arkasında Cibril ve ona yakın olanların önemli kısmının hem Kaddafi döneminde kilit mevkilerde olması hem de bu kesimin Batı ile olan yakınlıkları yatıyor. Çoğunluğunu bağımsızların oluşturduğu 200 üyeli Kongre`de MKH ile beraber hareket eden Şehitlere Sadakat (kısa adıyla Vefa) grubunun toplam üye sayısı aslında 60 kişi civarında. Ancak Cibril ve çevresinin geçmişi ve bağlantılarının yarattığı güvensizlik, Cibril`e Kongre`de çoğu zaman istediği neticeyi alma imkanı tanımıyor. Su anki başbakan Zeydan, Cibril`in MGı tarafından desteklenmiş olmasından ziyade bütün siyasi kesimleri hükümete ortak etmesi sayesinde güvenoyu alabilmişti.

Kongre`deki dengelerin çoğu zaman kendi aleyhine geliştiğini gören Cibril ve ona destek veren çevreler (buna önemli Batılı haber ajansları ve medya dahil) uzun süredir Kongre`nin meşruiyetini tartışmalı kılmaya yönelik bir yol izliyorlar. STY`nin çıkmasından sonra iyice görülür olan bu durum Kongre`nin görev süresini uzatmasından sonra iyice bir ağırlık kazandı ve ülkenin her yerinde Kongre`nin kararına tepki gösterileri düzenlenmeye başlandı. İşte Kalife Haftar`nin askersiz ve tanksız darbe girişimi böyle bir tarihi arkaplan sonrasında kendisini gösterdi.

Tanksız tüfeksiz ve askersiz darbeyi nasıl okumalı?

12 Şubat, Çarşamba günü Libya Savunma Bakanı bir darbe girişimimini engellediklerini açıkladı. İki gün sonra da 1980`lerin sonundan itibaren yakın CIA bağları ile bilinen Tümgeneral Halife Haftar, Suud sermayeli Al Arabiya televizyonunun marifetiyle bir “darbe olmayan darbe” açıklaması yaptı. Kongre`nin askıya alınması ve yeni seçimler yapılana kadar bir başkanlık komitesi kurulması çağrısında bulunan Haftar, Muammer Kaddafi'ye karşı 2011 ayaklanmasında askeri hiyerarşide üçüncü isim olarak rol oynadı. Hatta bir ara Kaddafi`den kopan askeri birliklerin başına geçmesi düşünülmüş, ama bu görev sonradan Abdulfettah Yunus`a verilmişti. Bir iç hesaplaşma sonucu Yunus`un öldürülmesi olayında Haftar`ın ismi şüphe edilenler arasında yer alıyor. Her ne kadar Haftar`ın açıklamasından kısa süre sonra, Libya`da günlük hayatın rutinleri dışında olağanüstü bir gelişmenin yaşanmaması nedeniyle, Haftar bir süre sonra sosyal medyada eğlence kaynağı olsa da, yaptığı çağrının iki gün önce bir darbe girişiminin önlendiğine dair açıklamanın ardından gelmesi dikkatleri çekti.

Haftar`ın yeni bir yol haritası açıklamasının ardından, o gün düzenlenen Kongre`nin görev süresini uzatmasını protesto eylemlerinde bir önceki haftaya göre daha yüksek katılım olması, Müslüman Kardeşler`in terrorist örgüt ilan edilmesi çağrılarının yapılması, Haftar`ın lehinde sloganlar atılması ve onu öven pankartların taşınması, ister istemez Haftar`ın aslında geleceğe yönelik bir planın uygulamaya konması yönünde adım attığı düşüncesini öne çıkardı.

Seküler Nasırist olarak bilinen Haftar yıllarca Kaddafi'nin sadık bir yardımcısı idi. Ancak 1980'li yıllarda Kaddafi`nin Batı yanlısı Çad rejimini devirmek için düzenlediği askeri operasyonlar sırasında, Batılı istihbarat ve askeri birimleriyle birlikte hareket eden Çad birliklerince 700 civarında adamıyla birlikte ele geçirildi ve savaş esiri oldu. Kaddafi`nin Çad`da askeri birliklerinin olduğunu reddetmesi ve Haftar`e sahip çıkmaması üzerine, CIA Haftar`a yaklaştı ve onu kendi saflarına kattı. CIA Kaddafi`ye karşı Haftar ve yüzlerce adamına Çad`da askeri eğitim vermeye başladı. Haftar, siyasi liderliğini Muhammed Magarif`in (STY kabul edilmeden önceki MGK lideri ve Libya Devlet Başkanı) üstlendiği ve şu anki Başbakan Zidan`ın da o zamanlarbir parçası olduğu Libya`nin Kurtuluşu için Milli Cephe`nin askeri kanadı olan Milli Kurtuluş Ordusu`nun liderliğini üstlendi.

Ancak, Çad`da Amerikan yanlısı Habre`nin Fransız yanlısı İdris tarafından darbe ile devrilmesi ve ABD`nin Çad`a olan ilgisini kaybetmeye başlaması, Haftar`ın kaderini değiştirdi. Fransa`nın izniyle Kaddafi`ye yakınlaşmaya çalışan İdris, Haftar ve adamlarını istemedi. CIA`nin Hefter`e Zaire ve Kenya`da bir üs bulma çabalarının meyve vermemesi üzerine, mülteci olarak ABD`ye götürüldüler. Kaddafi`ye karşı 2011 ayaklanması başlayana kadar Virginia`da CIA merkezine yakın bir bölgede yaşayan Haftar`ın Amerikan hükümetince Libya`nın Ahmet Çelebi`si olarak reservde tutulduğundan söz edenler bulunmakta.

2011 ayaklanmasının başlaması üzerine Libya`ya dönen Haftar`ın önce isyancıların askeri güçlerinin başına getirilmesi düşünülmüş, ancak değişen dengeler sonucunda, isyan sırasında askeri hiyerarşide üçüncü kişi olabilmiştir. Kaddafi sonrası dönemde ise tamamen pasifize edilmiş ve etkisiz hale getirilmiştir.

Etkisiz ve pasif konumda olan birinin bir medya operasyonu ile öne çıkması, bağlamdan soyut düşünüldüğünde bir şaka gibi görünse de, Libya`daki manzarayı bir bütün olarak düşündüğümüzde, farklı tablo ile karşı karşıya olduğumuzu farkederiz. Mısır`da Müslüman Kardeşler`in şeytanlaştırılmısı sürecine paralel olarak bir şeytanlaştırma çabasının eşzamanlı olarak Libya`da da yürütüldüğü aşikar. Ayrıca, Batı ile sıkı ilişkileri olan ve Cibril ile birlikte Batılıları Libya`ya müdaheleye ikna etmede rolü olduğu söylenen Başbakan Zidan`ın daha yeni oluşturulmaya çalışılan Libya ordusunun eğitimi işini ABD ve İngiltere başta olmak üzere özellikle Batılı ülkelere havale etmeyi başardığı da bir gerçek. Bu arada devamlı Batılılara destek arama çağrıları yapan Zidan`ın El Libi operasyonunda katkısı olduğunu Batılı analistler de kabul etmekteler.
Anayasayı hazırlayacak komitenin üyelerini belirleyecek olan seçimlere iki gün kala durum şöyle: Zidan hükümetinin artık son bulmasını isteyen ve kendi görev süresini de bir yıl uzatmış olan bir MGK ile karşı karşıyayız. Ve bu duruma karşı çıkan Cibril ve müttefikleri halkı sokaklara çağırıyor ve MGK`nin otoritesini tanımadığını ilan ediyor. Bu ortamda CIA bağlantılı Haftar, Suudi sermayeli Al Arabiya marifetiyle ekranda boy gösterip MGK`yi tanımadığını ilan ediyor ve peşinden bir önceki hafta güdük kalan MGK karşıtı gösteriler daha büyük katılımla tekrarlanıyor ve gösterilerde MKH hedef haline getirildiği gibi Haftar en azından belli bir kesimce kahraman ilan ediliyor.

John Kerry`nin 3. yıldönümü konuşması

Ve tüm bunlardan iki gün sonra Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry, Libya Devrimi`nin üçüncü yılı nedeniyle bir mesaj yayınladı. Diktatörlükten üç yıl önce kurtulmuş ve bir kaç gün içinde ikinci serbest seçimini yapacak bir ülkenin devrimi hakkında söz eden Kerry`nin konuşmasında Libya`nın Afrika futbol şampiyonu olmasına, Kaddafi`den geriye kalan kimyasal silahların yok edilmesinde işbirliğine, Libya askerlerinin ABD tarafından eğitilmesine ve Libya`nın küresel ekonomiye entegre edilmesine ABD`nin yardım edeceğine kadar pek çok konuya referans vardı. Ancak konuşmada “demokrasi” ve “seçim” kelimeleri bir kere bile kullanılmadı.

İki gün önceki darbe söylentilerine, darbenin ardından düzenlenen gösterilerde birilerinin Mısır`daki senaryonun özlemini taşıdıklarını gösterir sloganlarına ve üç gün sonraki seçimlere rağmen bu iki kelimenin Kerry`nin açıklamasında yer almaması oldukça manidardı. Bağlamı bu şekilde belirlenmiş bir açıklamada Amerikan sisteminin “tamamlanma sürecinde ilerleyen bir caba” olarak sunulması, adeta Libyalılara “bu aşamada sizde bazı yanlışlıklara hoşgörü ile yaklaşmamız dogaldir” mesajını verir cinstendi.

İçinde bulunulan konjonktüre göre ustaca biçimlendirildiği izlenimi veren Kerry`nin konuşmasında ABD`nin önemli diplomatlarından birini Libya halkına kuvvetli bir mesaj vermek için gönderdiğini açıklaması; ama bunu darbe ve seçim arası yapılan bir açıklamada seçim ve demokrasiden söz etmeden belirtmesi de karışık sinyaller verir nitelikteydi.

Sonuç
Bu satırların yazarına göre, Cuma günü Haftar`ın Al Arabiya`da boy göstermesi, canı sıkılan kızağa çekilmiş bir generalin `laf olsun torba dolsun` cinsinden ettiği bir kaç boş sözden ibaret değildir. Sisi darbesinin arkasındaki Körfez desteği ve hatta bağı göz ardı edilemeyeceği gibi, Körfez `in genelinde hakim olan MKH karşıtı dalganın Libya`ya da uzandığını varsaymak yanlış olmayacaktır. Nitekim, Devlet ve Kongre Başkanı Nuri Ebusehmen tarafından kurulan Libya Devrimcileri Operasyon Birimleri tarafından yapılan bir açıklamaya göre, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri bu konuda yoğun bir çalışma içinde bulunmaktadır.

Cuma günü Haftar`ın açıklamasından sonra yaprak bile kımıldamamasının nedeni belki de bazı gelişmeleri önceden fark eden MKH yetkililerinin, MGK`da alınan görev süresini uzatma kararına rağmen, Perşembe günü erken seçimi kabul edebileceklerini açıklamış olmasıyla ilgili olabilir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, taviz yoluyla bir girişim püskürtülmüş denilebilir. Bu her ikisi arasında doğrudan bir ilişki olmasa bile, Haftar`ın açıklamalarının o gün yapılması planlanmış olanlara ilişkin değil, gelecekte icra edileceklerin bir açıklaması ve çerçevede MGK`ya karşı uyarı ve göz dağı olduğunu iddia etmek mümkündür.

Cuma günü düzenlenen gösteriler de en azından belli bir kesimde taşınan niyetlerin neler olduğunu sergilemesi açısından dikkat çekici nitelikte olmuştur. Gösterilerin ve de Kerry`nin açıklamalarının ardından bugün konsensüs halinde MGK`dan erken genel seçim kararı çıkması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Cibril`in bundan sonraki hamleleri STY yönünde tavizlerin koparılmasına yönelik olacaktır. Cibril`in özgeçmişine şöyle hızlı bir bakış aslında onun hakkında oldukça açıklayıcı bilgileri vermektedir. Kaddafi döneminde Seyf`e çok yakın olmasıyla bilinen Cibril, Mısır ve tüm Körfez ülkeleriyle de oldukça yakın ilişkilere sahip birisidir. Önümüzdeki dönemde STY`nin revizyonu gündeme gelirse şaşırmamak gerekir.

Post-Kaddafi dönemin sergilemiş olduğu bütün bölünmüşlük ve çatışma ortamının ortaya serdiği çok net bir tablo var: Libya’da hiçbir siyasi ve sosyal grup ülkeyi tek başına yönetebilecek güçte değil ve biri diğerine muhtaç. Ülkenin ve toplumun selameti de birinin diğerinin bileğini bükmesinden geçmiyor. Ancak ülkenin siyasi elitlerinin eski rejimle bağları olanlarının aynı zamanda güçlü dış bağlara sahip olanlar olması, ister istemez Kaddafi zulmünü yaşamış olan bir kitleyi temkinli olmaya itiyor. Bu durumda, olması gereken temkinli davrananların şeytanlaştırılması değildir, aksine eski rejimle çalışmış ve dış bağları da bulunan kesimlerin güven telkin edici adımlar atması gerektiğidir.

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2014, 12:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10