Seçimler ve zihnimizdeki Libya / Levent Baştürk

Uluslararası ilişkiler uzmanı Levent Baştürk, seçimlerde gözlemci olarak bulunduğu Libya’daki izlenimlerini paylaşmaya devam ediiyor. Devrim sırasındaki çatışmaların gölgesinde sadece siyasal ortamı değil, toplumsal ve kültürel durumu da ele alan yazı dizisi pek çok ezberi bozuyor

Seçimler ve zihnimizdeki Libya / Levent Baştürk

Levent Baştürk/ Dünya Bülteni

İkinci Bölüm

BİRİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYINIZ

Kaddafi döneminde Libya denilince genelde aklımıza gelen üç şey vardı: Petrol, çöl ve Kaddafi. Kaddafi sonrası dönemde de bu sefer görüntüye silahlı milisler, her gün bu milislerin birbirlerine kurşun sıkması ve bunların neticesi olarak genel bir güvenliksizlik ortamı eklendi. Gerçek şu ki, zihnimizdeki bu imaj 'bilgilendirilmiş' olmakla oluşan bir durum. Dünya hakkındaki genel malumatımızı hala anaakım Batı medyasından almaktan kurtulamadığımız günümüzde 'bilgilenme' beraberinde bir dereceye kadar 'zihnin tutsaklığı' olgusunu da getiriyor. Batı medyasının özelliklerini bilip belli bir ölçüde gardını alarak farklı lenslerle okumalar yapmaya çalışmak da her zaman bu zihin tutsaklığını tamamıyle kaldırmaya yetmiyor.

Libya'ya seçim gözlemcisi olarak gideceğimi öğrendiğimde,  yukarıda izah etmeye çalıştığım bu etkinin neticesinde ister istemez bir tedirginlik hissetmiştim. Hele bir de Misrata'ya gideceğimizi öğrendiğimde önceden hissettiğim tedirginlik yerini biraz endişeye bırakmaya başlamıştı. Nitekim aynı durum birlikte Libya'ya gideceğimiz heyet mensupları için de söz konusuydu. Bazı yerleşim birimlerinde güçlü mahalli yönetimlerin varlığı, milis güçlerinin silâhlarını bırakmak istememesi, milis güçlerinin arasındaki gerilim ve çatışma haberleri ve bu gerilimin aşiretler arası çatışmaya dönüşmesi potansiyeli, hatta güneyde ve batıda (Kufra, Sabha ve Zuvara) ciddi boyutlara ulaşmış olan –bir kısmı daha çok ekonomik sebeplere dayalı - çatışmaların yaşanması, Bingazi bölgesinden gelen federalizm talepleri ve UGK'nin yaşamakta olduğu meşruiyet sorununa binaen ülkeyi yönetmede otorite kuramaması gibi önemli meselelerin varlığı ister istemez gelişmeleri dışarıdan takip eden insanları tedirginliğe ve endişeye sevk ediyordu.

Misrata'ya giden gözlemci heyetin bir üyesi olarak ben de, diğer arkadaşlarım gibi, çeşitli endişelerle yola çıkmış; ama daha İstanbul'dan Misrata'ya uçak yolculuğumuz esnasında, diğer yolcularla kurulan diyalog sayesinde, bizim kaos olarak algıladığımız genel durum içerisinde umudun tohumlarının serpiştirilmiş olduğunu da farketmeye başladım. Aynı müşahhas hadisenin farklı kişilerce farklı duyumlanış biçimleri zihinlerimizde farklı algılamalara yol açıyor ve kendimizi karşımızdakinin yerine koymadıkça onun aynı meseleyi farklı takdir etmesini anlayamıyoruz. 'Güvenlik' olgusu ve onun algılanması da bu anlatmaya çalıştığım durumun dışında kalan bir şey değil. Bir misalle izah etmeye çalışacak olursam, şunu söyleyebilirim: Misrata şehrinin güvenlik açısından sorunlu bir yer olduğu algısına sahip olan heyet üyelerimiz Misrata'nın belki de Libya'daki en güvenli şehir olduğunu uçaktaki diğer yolculardan ilk duyduklarında ister istemez bir şaşkınlık yaşamışlardı. Misrata'da bizleri karşılayanlar arasında yer alan ve iç savaş sırasında bile Libya'dan ayrılmamış olan bir Türk işadamı da bizimle karşılaştığında Misrata'nın Libya'daki en güvenli şehir olduğu görüşünü teyit etti.

Misrata iç savaş esnasında Kaddafi güçlerinin yoğun saldırısı altında en fazla tahribata uğramış bir şehir. Nitekim yapılan onca temizlik ve enkaz kaldırma çalışmalarına rağmen, şehrin içine girer girmez savaşın bu şehir üzerindeki ağır faturasını hemen müşahede etmek mümkün. Mermiler, tank ateşi ve roketlerle delik deşik edilmiş ve artık yaşanmaz hale gelmiş binalar Trablus Caddesi boyunca birbiri ardına siralaniyorlar. Kentin korkunç derecede yaşadığı tahribata ve güçlü bir milis kuvvetine sahip olmasına rağmen ortalıkta silahla dolaşan tek bir kişinin bile görülmemesi kent sakinlerinin gelecekten umutlu ve iyimser olduğuna dair ipuçları verir gibiydi.

6 Temmuz tarihinde şehir içindeki gezimiz sırasında, seçimden bir gün önce olmasına rağmen, herhangi bir olağanüstü güvenlik tedbiri alınmadığını gözlemlediğimiz gibi, güvenlik güçleri de dahil olmak üzere hiç bir unsurun silahlı varlığına da rastlamadık. Oysa Misrata en güçlü milis varlığına sahip bir şehir. Ankara'da her gün Kızılay'ın göbeğindeki sayıları ihmal edilemeyecek miktardaki oldukça donanımlı Çevik Güç'ün varlığını müşahede eden benim için bu biraz şaşırtıcı bir durumdu. Savaşın acılarını ve yıkımlarını en üst düzeyde yaşamış olmasına rağmen Misrata şehri ve halkı adeta dışarıdan gelenlere normal bir hayata döndüğünün mesajını vermeye çalışıyordu. Gittiğimiz her yerde ve konuştuğumuz her insanda en başta gözlemlediğimiz güler yüz ve yardımseverlik olmuştur. Bu durum ayrıldığımız süreye kadar hiç değişmeyen bir görüntü oluşturmuştur.

Aynı gün Trablus'a da gitme fırsatı bulan heyetimiz iki şehir arasındaki karayolu üzerinde yer yer milis /güvenlik güçlerince kurulmuş olan kontrol noktalarından da geçti. Trablus'tan geriye dönüş esnasında, günün ilerleyen saatlerinde kontrol noktalarının sayısında artış olduğunu farkettik. Ama buradan geçenleri bezdirecek bir muameleye tanık olmadık. Trablus şehrinde de genel durum bizim Misrata'da gözlemlediğimizden farklı değildi. Bizim ve Trablus'ta karşılaştığımız diğer gözlemci arkadaşlarımızın ortak tespiti Libya halkının yeni bir sayfa açmak için hazır olduğuydu.

MİSRATA'DA BAYRAM SABAHI

Libya genelinde seçimlere katılma oranı yüzde 63 civarında gerçekleşti. Bizim bulunduğumuz Misrata seçim bölgesinde ise yüzde 65 civarındaydı. Bu oranı düşük bulan çeşitli pro-Kaddafi sol çevrelerin yazılarında seçimlerin meşruiyetini sorgulayan "analiz"ler gözüme çarptı. Bu husustaki görüşlerimi seçim sonuçlarını analiz eden kısıma saklıyorum. Ancak burada şunu söylemeliyim ki, seçim günü oy vermek için sandıklara giden insanları görmeden bu konuda görüş beyan etmek bana pek doğru gelmiyor.

Seçim günü sabahı Misrata şehri adeta bir bayram havası yaşıyordu. Sandıkların konduğu okullara yerleştirilmiş olan ses cihazlarından tekbir sesleri yükselirken sandık mahallindeki güvenlik görevlisinden sandık başındaki görevliye, sırada bekleyenden oyunu verenine ve seçimleri gözlemlemek için gelen partili ve partisiz seçim gözlemcisinden mahalli televizyon kanallarının elemanlarına kadar herkes adeta bir bayram sevinci içindeydi. Bir de karşılaştığımız bu kişilerin bizim Türkiye'den geldiğimizi duydukları anda yüzlerinde daha da artan sevincin dışavurumunu izlemek ister istemez bizleri de o havanın içine soktu. İnsanlara duygularını sorduğumuzda aldığımız cevap bu günün kendileri için bayramdan da öte bir gün olduğu yönündeydi. Her şeyden önemli olan seçimin sonunda kimin kazandığından da öte, Kaddafi'nin demir pençesinden kurtulmuş olan toplumun böyle bir günü yaşamış olmasıydı.

Ziyaret ettiğimiz sandıkların birinde bir partili seçim gözlemcisine ertesi gün neticeler açıklandığında eğer partisi kazanmamışsa duygularının değişip değişmeyeceğini sordum. Aldığım cevap su oldu: "Hiç bir şey değişmeyecek. Bizim için önemli olan Kaddafi'nin gitmesinden sonra bu günü görebilmekti. Halk istediğini seçtikten sonra benim istediğimin seçilmemiş olmasının bir önemi yok. Bir sonraki seçime biz onlardan daha çok çalışır, biz kazanırız." Bu arada dikkatimizden kaçmayan bir husus, sandık mahallindeki guvenlik görevlilerinin silah taşımamasıydı. Bizlerin Türkiye'den geldiğini öğrendiklerinde böyle bir günü onlarla paylaştığımız için bizlere teşekkür ediyorlardı (Misrata halkının önemli bir yekünü kendilerinin Türk kökenli olduğuna değiniyor. Bu yazı dizisinin bir kısmında Misrata şehri ve halkı konusuna da ayrıca gireceğim).

TRABLUS'TA ŞENLİK VAR

Seçimin adeta bir bayram havası içinde geçmiş olması sadece Misrata'ya özgü bir durum değildi. Misrata'da olduğu gibi seçimlerin adeta bir bayram havasında yaşandığı başkent Trablus'da daha oy verme işlemi bitmeden halk Şehitler Meydanı'nda toplanmaya başlamış, toplanmanın ardından, gün karardıktan sonra havai fisek gösterileri yapılmış ve geç saatlere kadar seçim kutlaması devam etmiştir. Trablus'da seçimleri izleyen arkadaşlarımıza göre, bu kutlamalara katılanların seçim sonucu hakkında henüz bir bilgisi yokken  böyle bir sevinci yaşamaları seçim sonuçlarından ziyade ilk defa bir seçim gerçekleştirdiklerinden dolayı yaşadıkları onur ve gururdan kaynaklanmaktaydı. Bu kutlamalar da tıpkı seçim esnasında olduğu gibi bir bayram havasında gerçekleşmiş; kutlamalarda parti ve bağımsız adayların bayrak ve flamalarının olmadığı ve sadece ay-yıldızlı Libya bayrağı ile az da olsa Berber bayraklarının taşındığı görülmüştür.

HALKIN SAĞDUYUSU VE BİRLİK İÇİNDE YAŞAMA ARZUSU

Trablus, Misrata ve Bingazi'de seçimleri izleyen Türkiyelilerin ulaştıkları ortak görüş seçmeniyle, güvenlik elemanlarıyla, sandık görevlisiyle ve Libyalı –mahalli, bağımsız, ve partili- seçim gözlemcileriyle Libya halkının hiç de öyle ilk defa seçime giden bir halk görünümü sunmamasıdır. Libya halkı çok partili ve çok adaylı seçimlerden sanki yıllardır bunu tecrübe etmiş gibi başarıyla geçmiştir.

Bu söylediklerimizden her yönüyle sorunsuz bir seçimin yaşandığı sonucu çıkarılmamalıdır. İç savaştan yeni çıkmış bir ülkede ve toplumda her yönüyle sorunsuz bir seçim beklemenin fazla iyimserlik olduğu da ortadadır. Nitekim Bingazi'nin 47 kilometre batısındaki üç seçim merkezine federalizm talebinde bulunan kişilerce saldırılar düzenlenmiş, Bingazi'de Seçim Kuruluna ait bir depo yakılmış ve seçim malzemesi taşıyan bir helikoptere ateş açılarak bir kişi öldürülmüştür. Seçim karşıtı eylem yapan bir kişi de Ecdebiye'de bir oy merkezinde karışıklık çıkarmak isterken öldürülmüştür. Ancak ülke geneli düşünülerek bu hadiseler iç savaş sonrası ortamının şartlarında ele alındığında, seçimlerin taze bir başlangıç için yeni bir sayfa açılmasına vesile oldugu göz ardı edilmemelidir. Nitekim ülke genelinde yüzde 63 civarında olan katılma oranı, olayların bir kısmının vuku bulduğu ve seçim öncesinde federalizm taleplerinin yükseldiği Bingazi seçim çevresinde yüzde 70'i bulmuş, hatta UGK'nin başı Mustafa Abdulcelil'in memleketi el-Beyda'da yüzde 80'e ulaşmıştır. Bu durum da açıkça göstermektedir ki, var olan bütün sorunlara rağmen ve sorunların hallolmaması halinde ülkenin bir yıkımın eşiğine gelmesi ihtimal dahilinde iken, Libya halkı birlik içinde yaşama ortak iradesini hala taşımaktadır.

Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2012, 11:20
YORUM EKLE
YORUMLAR
Harun
Harun - 6 yıl Önce

Insallah Libyadaki durum cok daha iyiye gider. Allah yardimciniz olsun Libyali kardesler

Harun
Harun - 6 yıl Önce

Insallah Libyadaki durum cok daha iyiye gider. Allah yardimciniz olsun Libyali kardesler

SIRADAKİ HABER