banner15

Siyasi Rekabetten Doğan Otokrat: Nuri el-Maliki / Levent Baştürk

El Maliki’nin hayatı aslında son yüzyıl içinde yaşadığı toprak parçasında yaşanan travmadan aynaya yansıyanlardan bir kesit

Siyasi Rekabetten Doğan Otokrat: Nuri el-Maliki / Levent Baştürk

Levent Baştürk / DÜBAM

Irak’ın bugün en güçlü kişisi olan Başbakan Nuri El Maliki’nin hayatını çalkantılar içinde süregiden bir boğuşma olarak özetlemek mümkün. Bu çalkantılar içinde birara vurulacak en dip noktaya çarpıp sonra çıkılacak en yüksek noktaya varabilen el-Maliki’nin yeniden dibe vurması hiç de ihtimal dışı bir durum değil. El Maliki’nin hayatı aslında son yüzyıl içinde  yaşadığı toprak parçasında yaşanan travmadan aynaya yansıyanlardan bir kesit.

Doğumundan sürgüne kadarki devre

Nuri Kamil Muhammed Hasan el-Maliki, 20 Haziran 1950’de Babil bölgesindeki Hille şehrinde Şii bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Lisans eğitimini Bağdat’ta bulunan Usul ed-Din Koleji’nde tamamladı. Süleymaniye’deki Selahaddin Üniversitesi’nde Arap Edebiyatı bölümündeki  master eğitiminin ardından, El Maliki  Hille şehrine dönerek eğitim müdürü olarak çalışmaya başladı.

El Maliki’nin siyasete eğiliminde ve mücadele edeceği safı seçmesinde siyaseten aktif bir aileden gelmesinin mühim katkısı oldu. Dedesi 1920’de İngilizlere karşı isyana katılmıştı, Babası ise gençlik yıllarında Nasırcı bir Arap milliyetçisi olarak siyasi faaliyetler içinde yer aldı. Geniş açıdan bakıldığında Arap dünyasının seküler Arap milliyetçiliği ile yaşadığı hayal kırıklığı ve bozgun, hususi olarak da babasının acı tecrübesi Nuri el-Maliki’nin İslami siyasi oluşumlara ilgi duymasında vesile olmuştur. Bu ilginin neticesinde, 1970’de Saddam Hüseyin’e karşı Şii muhalefetini temsil eden Dava Partisi’ne katıldı. Şubat 1979’daki İran Devrimi’nin ardından Şii siyasi oluşumlarının kendilerini Irak’ta daha görünür kılmaları Baas güvenlik güçlerinin bu oluşumlar üzerinde baskı ve şiddetinin artmasına yol açtı. Böyle bir ortamda, yasaklı olan Dava Partisi’ne mensup olduğu gerekçesiyle El Maliki de güvenlik güçlerinin hedefi haline geldi.

Sürgün yılları

21 Ekim 1979’da Ürdün’e gitmek zorunda kalan El Maliki hakkında Saddam rejimi tarafından idam kararı çıkarıldı. Ürdün üzerinden Suriye’ye geçti ve 1979’dan 13 Ocak 1982’ye kadar Cevad takma adıyla Suriye’de yaşadı.  Bu süre zarfında El Maliki, gerilla hücrelerinin oluşturulması ve eğitilmesi, gazete çıkarılması ve partinin Şam ofisinde yöneticilik gibi sorumlulukları yerine getirdi.

Suriye’deki silahlı örgütlenme faaliyetlerini başarılı bulan Dava Partisi liderliği, El Maliki’yi İran’ın Ahvaz şehri yakınlarında partiye ait bir askeri eğitim kampında hizmet vermesi  için çağırdı. Ancak İran’da yaşadıkları Maliki açısından bir hüsranla neticelenecektir. O dönemde İran Dava Partisi’ni tamamen kendi kontrolü altına alma çabaları içine girmişti. Bundan bir sonuç alamayınca partinin içinden bir grubu ikna etmeyi başardı ve ayrı bir parti kurdurdu.  Bunu müteakip söz konusu kampı Dava’nın elinden alarak kendi kurdurduğu partiye devredecekti.  Bu ve buna benzer yaşanmış çeşitli olumsuz tecrübeler Maliki ve diğer Dava yöneticilerinde Iran’a karşı mesafeli bir tavır oluşmasına neden oldu. Kendisi için Ebu Esra mahlasını kullanan el-Maliki, Eylül 1989’da tekrar Şam’a döndü ve Nisan 2003’te Saddam Hüseyin iktidarı düşene kadar buradan ayrılmadı.

El Maliki 1990 yılında Iraklı muhaliflerin oluşturduğu Şam merkezli Ortak Hareket Komitesi’nde bir dönem başkanlık yaptı ve Avrupa ve Orta Doğu’ya ziyaretler düzenleyerek Irak muhalefetine destek bulmaya çalıştı. Çabalarının ilk ürünü Birinci Körfez Savaşı sonrası 11 Mart 1991’de ABD’nin sponsorluğunda Beyrut Konferansı’nın düzenlenmesidir. Bu konferansa Irak’tan 17 siyasi partinin ve sivil toplum kuruluşunun yanı sıra Lübnan, Suriye, İran ve Kuveyt’ten de delegeler katıldı. Sürgünde olsa da, El Maliki hiçbir zaman Irak siyasetinden uzaklaşmadı.

İşgal sonrası Irak’a dönüş

Saddam Hüseyin rejimi düştükten sonra Irak’a dönen El Maliki, Dava Partisi’nin Yönetim Kuruluna seçildi. Irak’ın Amerikan işgali altında olduğu 2003-4 yıllarında devlet kurumları ve ordudan Baasçıların temizlenmesi için kurulan komitede yeraldı ve bu komitenin başkan yardımcılığını yürüttü.

30 Ocak 2005’te yapılan ve Dava Partisi Genel Sekreteri İbrahim el-Caferi’nin başbakan seçildiği ilk seçimlerde El Maliki de anayasayı yapacak kurucu meclis niteliği olan parlamentoda yeraldı ve anayasa taslağını hazırlayan komitede başkan yardımcısı olarak görev aldı. Anayasanın 15 Ekim’de düzenlenen referandum ile onaylanmasının ardından, 15 Aralık 2005’te dört yıl süreli tam dönemli meclis üyelerini seçmek için genel seçimler yapıldı. Bu seçimlerden bir Şii bloğu olan Birleşik Irak İttifakı (BIİ)  birinci parti olarak çıktı. Yeni dönemde, BIİ hükümeti kuracak kişi olarak tekrar İbrahim el-Caferi üzerinde karar kıldı. Ancak geçmiş dönemde sekteryan çatışmaların önüne geçmede zaafiyet gösterdiğine inanılan El-Caferi’nin tekrar başbakanlığına Sünni Araplar, Kürtler, Amerikan ve İngiliz hükümet yetkilileri itirazda bulundular. Hatta ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad alternatif iktidar formülü oluşturma girişiminde bile bulunacaktı. Bunun üzerine BIİ, Amerikalı yetkililere aralarında Nuri el-Maliki’nin de olduğu dört yeni ismi aday olarak sunacaktı. Bu adaylar arasında Iraklı kimliğine en fazla sahip çıktığına ve İran’dan en fazla bağımsız olduğuna inanılan el-Maliki’nin yeni hükümeti kurması kararlaştırıldı.

Başbakan El Maliki

Nisan 2006’da Cumhurbaşkanı Celal Talabani, BIİ adayı Nuri el-Maliki’yi hükümeti kurmakla görevlendirdi. 20 Mayıs 2006’da güvenoyu alan El-Maliki hükümeti, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ta geçici olmayan ve tam dönem görev yapması öngörülen ilk hükümet oldu. Başbakanlığı öncesi devrede fazla ön plana çıkmamış olan el-Maliki hakkında Bush yönetiminin Ulusal Güvenlik danışmanı Stephen Hadley ‘lider olmak isteyen ama nasıl yapacağını bilemeyen birisi olarak beni etkiledi’ demiştir. El Maliki, zirveye çıkmasını Amerika’nın kuklası olmasıyla ilişkilendirenlere ‘Kendimi Amerikan dostu görüyorum, fakat Amerika’nın Irak’taki adamı değilim’ cevabını verecekti.

Nuri El Maliki, iktidarının ilk zamanlarında hem Amerikan askerlerine ve Iraklı güvenlik güçlerine saldırılar düzenleyen Şii ve Sünni silahlı grupların isyanları, hem de  bu grupların  arasında her geçen gün artan sekteryan  çatışmalarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Özellikle iktidarı paylaştığı Irak İslam Yüksek Konseyi’nin güvenlik güçlerine entegre edilmiş eski milis güçlerine ve Sadr grubunun  milis güçlerine karşı harekete geçmekte çok gecikti. Ve hatta onları yer yer koruyucu bir tavır içinde de oldu.

Amerikan ordusunun da desteğiyle ilk kez, önce 2007’nin yazında Bağdat ve civarında, ardından da 2008’in başlarında güney vilayetlerinde Şii milislere karşı operasyonlar düzenleyecekti. 2008 yılında Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu ve ondan kopan gruplar arasındaki çatışmalar tırmanınca, Maliki hükümetiyle Sadr arasında anlaşmazlıklar arttı.  Amerikan askeri güçlerinin aktif desteği sayesinde El Maliki, Sadr’ın Mehdi Ordusu’nu ve ondan kopan diğer milis gruplarını Sadr şehri ve güney vilayetlerinde bastırmayı başardı.

El Maliki, Mehdi Ordusu’nu bastırdıktan sonra ABD ile Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesi ve ikili ilişkilerin geleceğine ilişkin konuları belirleyen ‘Kuvvetlerin Statüsü Anlaşmaları’nı (KSA) yaptı. Nitekim Sadr güçleriyle çatışırken Maliki Amerika’nın desteğini almış, KSA’ya da Irak devletinin gerek gördüğü takdirde teröristlere ve/veya terörist eylemlere karşı Amerikan birliklerinden yardım isteyebilmesini mümkün kılan maddeler konmuştu.

Bu anlaşmaların hemen ardından 31 Ocak 2009’da yerel seçimler yapıldı. Irak halkı gözünde popülerliği artan el-Maliki’nin Hukuk Devleti İttifakı (HDİ), Bağdat ve Basra gibi büyük şehirleri alarak seçimlerin galibi oldu. Yerel seçim zaferinin ardından güveni artan El Maliki, 7 Mart 2010 genel seçimlerine Şii bloğu BIİ ile girmeme kararı aldı ve kendisinin liderliğini yaptığı HDİ ile seçimlere girdi. HDİ 89 sandalye kazanarak ikinci olabildi. Irak Anayasası’nın 73. Maddesine göre hükümeti kurma görevinin seçimlerde en fazla temsilci kazanmış bloğa verilmesi şartı El Maliki’yi seçim sonuçlarına göre dezavantajlı bir duruma düşürdü.

 Ancak Maliki’nin ikinci dönem başbakanlığının önünü iki gelişme açacaktı: Birincisi, aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alacağımız, 28 Mart 2010’da Irak Federal Mahkemesi tarafından verilen karar oldu. Bu karara göre, seçimlerden sonra oluşturulacak bir koalisyonun, Anayasa’nın 73. Maddesindeki şartı karşılama için yeterli olduğudur. İkincisi de, Mayıs 2010’da HDİ ile diğer Şii bloğu Irak Ulusal İttifakı’nın “Ulusal İttifak” (Uİ) adı altında yeni bir blok oluşturmasıdır. Ancak yeni blok içinde kimin başbakan olacağı üzerinde bir türlü anlaşma sağlanamaması hükümet krizini Kasım ayına kadar sürdürdü.

Gerek Amerikan hükümetinin arabuluculuğu ve baskıları sonucu gerekse al-Maliki’nin Kürdistan İttifakının 19 şartını kabul etmesi sonucunda, Irakiye listesinin de dahil olduğu daha geniş tabanlı bir hükümet formülü devreye girdi. Yeni hükümetin El Maliki başbakanlığında kurulmasına, 10 Ekim 2010’da ‘Erbil Anlaşması’nın taraflar arasında imzalanmasıyla karar verildi. 13 Ekim’de Cumhurbaşkanı seçilen Celal Talabani 25 Ekim’de el-Maliki’yi hükümeti kurmakla görevlendirdi ve yeni hükümet 22 Aralık’ta Irak Parlamentosu’ndan güvenoyu aldı.

El Maliki’nin Başbakanlık performansı

İlk hükümetini 2006’da kuran El Maliki, başbakanlığının ilk yılında zayıf bir liderlik performansı göstermişti. Ancak 2007 yılından itibaren pozisyonunu güçlendirmeye ve siyasi gücü kendi elinde yoğunlaştırmaya başladı. Bu yöndeki ilk girişimlerinden biri kurumsal yapıyı saf dışı bırakmak suretiyle aile fertlerini, kendine yakın çevresini ve kendisi ile ittifak bağı olan kişileri önemli mevkilere atayarak ordu ve güvenlik kuvvetlerini kendi kontrolü altına almak oldu. Bunu yargıyı ve ardından da diğer bağımsız kurumları kendi denetimi altına alması izledi. Başbakanlık ofisini devlet gücünün merkezi haline getirerek kabine ve parlamentonun politikaların oluşturulması ve uygulanması sürecinde etkisini azaltmıştır.

 Maliki’ye bu imkanı sağlayan en büyük faktör, muarızlarının onu anayasaya aykırı davranmakla suçlamasına rağmen, bizzat anayasanın kendisi oldu.  Altı aylık bir süre zarfında anayasayı hazırlamak için seçilen Kurucu Meclis, toplamı bir kaç haftayı geçmeyecek bir çalışma süresinde ortaya acele ile yazılmış ve tonlarca kaçamak noktası içeren bir metin çıkardı. Bu kaçamak noktalarını iyi değerlendiren Maliki, güvenlik, yargı ve diğer bağımsız kurumları kendi denetimi altına alarak otoriter rejimini tesis etmeye muvaffak olabildi.

 İkinci başbakanlık döneminde Maliki gücünü daha da derinleştirmek için siyasi elitler arasındaki bölünmeleri kışkırttı ve yönetimin her tarafına yayılan alternatif bir güç yapılanması oluşturdu. Erbil anlaşmasının maddelerini ya hiç uygulamadı ya da keyfi ve kendi çıkarına işleyecek şekilde yorumladı. Atamalar yapılana dek içişleri, savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet bakanlığı görevlerini de üstlen­di. İki yıl sonra savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet bakanlıklarına anlaşmaya aykırı şekilde vekaleten atama yaptı ve kendisi de vekaleten içişleri bakanlığını yürütmeye devam etti.

Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, Erbil Anlaşmasını reddederek geniş tabanlı koalisyon hükümetini bozup Şii partilere dayalı çoğunluk hükümetine gidebileceği tehdidini savurdu. Erbil Anlaşması’nın öngördüğü, bütün önemli siyasalarda veto hakkı olan Stratejik Siyasa Ulusal Konseyi’nin kurulmasına mani oldu. Yüksek yargı organını önce uysallaştırdı ve peşinden var olan bağımsız kurumsal denetim kurumlarını zayıflatmada ve Başbakanın etkisine açık hale getirmede kullandı. Yargı bu süreçte iki yönlü işlev gördü: Birincisi, yaptığı yorumlarla, bağımsız denetim kurumlarını başbakanın etki alanına açtı. İkinci olarak, bu kurumların başındaki etkili kişilerin yolsuzluk davalarıyla saf dışı edilmesine vasıta oldu.

Her ne kadar El Maliki için yapılan “İkinci Saddam” yakıştırması doğru olmasa da, Irak’da keyfi ve otoriter bir rejimin El Maliki önderliğinde inşa edildiği gözlerden kaçmadı.  Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi hakkında, teröre destek verdiğini iddia ederek tutuklama kararı çıkartmasının ardından gıyabında idam cezası verilmesi ve eski Maliye Bakanı Rafi El İsavi’ye de benzer bir operasyona gidilmesi, mezhepler arası gerilimi yeniden tırmandırdı. Her geçen gün giderek marjinalleşmeye itilen Sünni kesim el-İsavi operasyonundan sonra Aralık 2012’de merkezi hükümete karşı olan protestolar başlattı.

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, El Maliki’ye karşı tepkisini "Dünyanın neresinde bir kişinin hem ordunun başında, hem başbakan, hem savunma bakanı, hem istihbarat başkanı, hem de ulusal güvenlik konseyi başkanı olduğu görülmüş" diyerek dile getirdi. El Maliki’nin gerilim odaklı siyasetinden Kürt Bölgesel Yönetimi de nasibini aldı. Petrol gelirleri,  sınır konusundaki anlaşmazlıklar ve ihtilaflı toprakların civarında merkezi hükümetin askeri varlığının artırılmasına ilaveten bütçe konusundaki anlaşmazlıklar ilişkilerde normalleşmeyi zorlaştıran bir noktaya vardı. 

El Maliki ve Yüksek Yargı

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Başbakan El Maliki kendi gücü üzerindeki sınırları kaldırmak ve muhaliflerini sindirmek için yüksek yargıyı araç haline getirdi.  Bu yöndeki gelişmelerin ilki, 2010 seçimleri sonrası parlamentoda en fazla sandalye kazanan ve hükümeti kurma görevi verilmesi beklenen oluşuma dair anayasa maddesinin yorumlanması konusunda oldu. Yüksek Federal Mahkeme, hükümet kurma görevini seçimlerden galip çıkan Irak Ulusal Hareketi yerine, seçim sonrası Ulusal İttifak adı altında birleşerek mecliste en fazla sandalye sayısına ulaşan Hukuk Devleti Koalisyonu ve Irak Ulusal İttifakına verilmesi noktasında bir anayasa yorumunun arkasında durdu. İkinci önemli gelişme de, Federal Yüksek Mahkeme’nin el-Maliki’nin talebi üzerine,  hükümetin özerk ve güçlü kurumlar üzerinde doğrudan gözetim hakkı olduğu yönünde hüküm vermesidir. Bu çerçevede, Yolsuzluklar Komitesi, Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu, Merkez Bankası ve İnsan Hakları Yüksek Komisyonu gibi kurumlar üzerinde el-Maliki’nin etki kurmasının yolunu açıldı. Irak Yargısına yönelik bir diğer eleştiri de, yargının Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’nin ülke içerisinde terör olaylarına karıştığına dair doğrudan Irak Başbakanlığı tarafından yürütülen bir operasyonun parçası haline gelmesidir. Ayrıca şeffaf olmayan yargılamalar sonucu verilen ve infaz edilen idam cezaları uluslararası insan hakları örgütlerini de alarma geçirdi. İdamların çok yüksek rakamlara ulaşması,  bunun aslında bir siyasal sindirme girişimi olduğunun ve yargının da buna alet edildiğinin bir ispatıydı. 

Bağımsız Kurum olarak Merkez Bankası’nın Başına Gelenler

Siyasetin müdahalesinden uzak kalması öngörülen kurumlar üzerinde El Maliki’nin nasıl tahakküm kurduğunun en iyi örneklerinden birini Merkez Bankası örnek olayı oluşturmaktadır. Ocak 2011 yılı başında Yüksek Federal Mahkeme’den istediği görüşü alan Başbakan, önce Mart 2012’de bu kurum üzerinde hükümet denetimi tesis etti. İlaveten Ekim 2012’de (El Maliki hükümetine bağımsız kurumlar üzerinde denetim hakkı veren Yüksek Federal Mahkeme kararına eleştirel yaklaşımı ile de bilinen) kurumun  başkanı Dr. El Şebibi’yi, vazife gereği yurtdışında olduğu bir sırada,  görevinden uzaklaştrdı. Ayrıca Dr. El-Şebibi ve ekibinden 10 kişi hakkında, görevini kötüye kullanmak, yolsuzluk ve döviz spekülasyonu yapmaktan dava açıldı.

 

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2014, 12:09
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48