banner27

Suriye'de Yeni Dengeler ve Afrin Operasyonu

Türkiye ve İran’ın Suriye’deki pozisyonlarının genelde ayrıştığı ancak sınırlı bazı konularda örtüştüğü görülmektedir. Türkiye, Suriye’de çatışmaların sona ererek siya-si çözüme ulaşılması konusunda istekli iken İran, askeri çözüm konusunda ısrarcıdır.

Suriye'de Yeni Dengeler ve  Afrin Operasyonu

Oytun Orhan

Suriye’de DEAŞ ile mücadelenin büyük ölçüde sona ermesi ile 2018 yılında iç savaşın sona ereceği ve siyasi çözüm aşamasına geçileceği beklentisi bulunmaktaydı.

Ancak DEAŞ ile mücadelenin neredeyse sona eriyor olması, Suriye’de yeni çatışmaları tetiklemiş gibi gözükmektedir. Bu yeni dönemde artık vekil güçler arası mücadeleden ziyade, doğrudan devletlerarası sıcak çatışmaların yaşandığı yeni bir aşamaya geçildiği anlaşılmaktadır. Suriye içinde oluşan fiili sınırlar, halen birçok aktör açısından tatmin-kar değildir ve bu aktörler yeni bir güç dağılımı talep etmektedir.

Suriye’de DEAŞ ile mücadelenin sona ermesi ile dört çatışma dinamiğinin ortaya çıktığı/güçlendiği söylenebilir:

a. Rejim ve muhalifler arasında çatışmasızlık bölgesi anlaşması ile nispeten düşüş eğilimi gösteren çatışmaların İdlib ve Doğu Guta merkezli olarak alevlenmesi,
b. Rusya/İran/Rejim ittifakı ile ABD/YPG ittifakı arasında Suriye’nin doğusunda yeni bir çatışma dinamiğinin ortaya çıkması,
c. İran ile İsrail’in Suriye’de dolaylı ve doğrudan yüzleşmesi,

d. Türkiye’nin Kuzey Suriye’de YPG/PKK’ya dönük askeri hamlelerinin artarak de-vam etmesi.

Suriye’de Artan Türkiye-İran Rekabeti ve İdlib

Türkiye ve İran’ın Suriye’deki pozisyonlarının genelde ayrıştığı ancak sınırlı bazı konularda örtüştüğü görülmektedir. Türkiye, Suriye’de çatışmaların sona ererek siya-si çözüme ulaşılması konusunda istekli iken İran, askeri çözüm konusunda ısrarcıdır. Türkiye, zayıflayan ve küçük ceplere sıkışan muhaliflerin güvenliğini sağlamaya ve mevcut sınırlı kazanımları üzerinden bir siyasi anlaşmaya varılmasını savunmaktadır. Bu açıdan Türkiye, muhaliflerin kontrol ettiği alanlarda ateşkese varılmasını öngören Astana sürecinin aktif bir üyesidir. Buna karşın İran, Suriye ordusu ve merkezi otori-tenin zayıflamasının ortaya çıkardığı güç boşluğunu kendi desteklediği milis güçlerle doldurmayı başarmıştır. İran, bu güçler vasıtası ile Suriye sahasını büyük ölçüde domi-ne eden güç haline gelmiştir.

Suriye rejimi ve İran, muhaliflerin kontrol ettiği küçük alanlar üzerinden siyasi taviz alamayacağını düşünmektedir. İki ülke her ne kadar çatışmasızlık bölgeleri anlaşmala-rının imzacıları olsa da bunu zaman kazanmak, muhalifleri sınırlandırmak, farklı cephe hatlarına yönelmek için bir araç olarak görmüştür. Rejim ve İran, Suriye topraklarının tamamında Şam’ın otoritesi tesis edilene kadar savaşı devam ettirmek konusunda karar-lı gözükmektedir. Bu düşüncenin en önemli göstergesi, İdlib’te gözlem noktası oluştur-ma görevi için intikal eden Türk ordusu unsurlarına dönük, İranlı milisler ve Rejim tara-fından gerçekleştirilen top atışlarıdır. Diğer bir işaret, İdlib operasyonunu tamamlayan Suriye ordusuna bağlı elit unsurların Doğu Guta’ya kaydırılmış olması ve çatışmasızlık bölgesi olarak kabul edilen bölgeye dönük, rejimin yoğun saldırılar başlatmasıdır.

Suriye’nin doğusunda DEAŞ’a yönelik operasyonlarını sonlandıran İran ve Suriye rejiminin çatışmasızlık bölgelerine olan ihtiyacı azalmıştır. Tam da bu nedenle rejim yanlısı ve İran destekli güçler, 2018’in ilk ayında İdlib’in doğu kırsalına Ebu Zuhur Hava Üssü merkezli bir operasyon başlatmıştır. İran’ın İdlib’e ilişkin nihai hedefi tüm vilayeti muhaliflerden temizlemek ve Şii nüfusun yaşadığı Fua ve Keferya yerleşimlerine güvenli bir koridor açabilmektir. Buna karşın Türkiye-Rusya-İran arasında varılan çatışmasızlık bölgesi mutabakatı kapsamında, Türkiye’nin İdlib çevresinde 12 adet gözlem noktası oluşturması ve askeri operasyonlara son verilmesi konusunda anlaşılmıştır. Türkiye’nin bu gözlem noktalarını oluşturması, İran’ın İdlib’e girme ve Fua-Keferya’ya ulaşma hedefinin suya düşmesi anlamına gelmektedir. Türkiye ilk aşamada Afrin’in güneyine düşen bölgede üç gözlem noktası kurmuş ve çok fazla aykırı ses gelmemiştir. Ancak Türkiye, Afrin operasyonuna paralel İdlib’in doğu kırsalında el-Eis, Tel Tukan ve Sarmada’da ol-mak üzere üç yeni gözlem noktası daha kurma girişimi ile birlikte İran’ın sahadaki vekil-lerinin engelleme girişimlerine maruz kalmıştır. İran destekli rejim yanlısı milis güçler, İdlib’e intikal eden Türk ordusunun güzergahını top atışları ile vurmuştur. Bu saldırı neticesinde sivil bir Türk yetkili hayatını kaybetmiştir. Ancak Türkiye her hâlükârda 12 gözlem noktasının tamamını kurmak için çaba sarf edecektir. Bu süreç başarılı olursa İdlib’te 3 milyon civarındaki sivilin güvenliği, Türkiye’nin sorumluluğuna geçecek ve gelecekte şehre rejim ve İran’ın operasyon düzenlemesi engellenmiş olacaktır.

Suriyeli muhalifler açısından bakıldığında Türkiye’nin sunduğu çıkışın, tek seçenek olarak görüldüğü söylenebilir. Rejimin son İdlib operasyonu, muhaliflerin direnme gü-cünün giderek azaldığını ortaya koymuştur. İdlib’te siviller ve muhaliflerin istikrara ve güvenliğe kavuşmasının tek yolu, Türkiye’nin 12 gözlem noktasını oluşturmayı başar-masıdır. İdlib halkı ve muhalifler, Türk askerinin İdlib’te rejime karşı güvence sağlaya-cağını, Rusya’nın hava saldırılarını engelleyebileceğini düşünmektedir. Ancak bu planın uygulanmasının önündeki en büyük engel, Nusra Cephesi öncülüğünde kurulmuş Ha-yat Tahrir eş Şam (HTŞ) içinde yabancı savaşçıların oluşturduğu radikal unsurlardır. Bu kesimin saldırı riskine rağmen Türkiye, İdlib’teki gözlem noktalarını oluşturma sürecini hızlandırmıştır. Türkiye, Afrin’in güneyinde daha önce kurduğu üç gözlem noktasına ek olarak el-Eis, Tel Tukan ve Surman’da üç yeni gözlem noktası kurmayı başarmıştır.

Gözlem noktalarının kurulmasına paralel İdlib’te muhalif grupların kendi içinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ahrar eş Şam ve Nurettin Zinki grupları “Suriye Tahrir Cephesi (Jabhat Tahrir Suriya)” adı altında birleşmiştir. Güçlerini birleştiren iki örgüt, İdlib’te kısa zaman içinde HTŞ’ye karşı ilerleme sağlamış ve birçok noktayı örgütün elinden almıştır. Aynı zamanda HTŞ içindeki el-Kaideci unsurlar da ayrılarak yeni gruplar kurmaya başlamıştır. Bütün bu gelişmeler, İdlib içindeki HTŞ üstünlüğü-nün giderek zayıflamaya başladığının işaretleridir. Süreç bu şekilde devam ederse Tür-kiye’nin İdlib bölgesindeki rolü giderek artacaktır zira hem Türk askeri varlığı artmakta hem de Türkiye’nin müttefikleri HTŞ’ye karşı ilerleme kaydetmektedir.

İdlib dışındaki muhalif bölgelerde de halkın rejime karşı güvence olarak Türkiye’nin gözlem noktaları oluşturmasını istediği görülse de Rusya ve İran ile koordinasyon ol-madan bunun hayata geçmesi şimdilik gerçekçi değildir. Rusya, İran’a karşı denge un-suru olarak, bazı alanlarda Türkiye’yi öne çıkarmak istese de rejim ve İran’ın böyle bir plana yanaşmaları mümkün görünmemektedir.

Suriye’nin Doğusunda ABD-Rusya ve Güneyde İsrail-İran Rekabeti

Rejim-YPG ilişkisi, iç savaşın başından bu yana değişken bir seyir izlemiştir. Ancak genel anlamda iki tarafın da tehdit önceliği hiçbir zaman birbirleri olmamıştır. Ortak tehditlere karşı çatışmama ve zaman zaman da birlikte hareket etmeye dayalı bir işbirliği geliştirmişlerdir. Ancak iki taraf da hiçbir zaman birbirine tam olarak güvenmemiştir. Ortak tehditlerin zayıflaması, YPG’nin ABD ile askeri angajmanını artırması, YPG’nin geniş toprakları ve petrol zengini alanları kontrol etmeye başlaması, federatif talepler gündeme getirmesi taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini de değiştirmeye başlamıştır.

Bu rekabet kendini en açık biçimde, Deyr ez Zor şehrinin ele geçirilmesi için iki ta-raf arasında yaşanan yarış sırasında göstermiştir. Rejim bu yarışı kazanmış ancak YPG de ABD desteği altında fırsattan istifade ederek Fırat nehrinin doğusunda kalan Deyr ez-Zor’un kırsal alanlarını ele geçirmeyi başarmıştır. Rejim önemli yerleşimleri, Irak ile sınır kapısını ele geçirmiş olsa da ülkenin en zengin petrol bölgeleri ve tarım alanları, YPG’nin elinde kalmıştır. İşte bu durum, Deyr ez Zor yarışının bitmesini takiben ta-raflar arasında yeni bir çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Rejim ve Rus milislerden oluşan güçler, YPG kontrolü altındaki bir petrol alanını geri almak için Fırat’ın doğusuna doğru harekete geçmiş ve rejimin bu hamlesine ABD’nin yanıtı sert olmuştur. Hava saldırısı ve top atışları ile verilen karşılık neticesinde 100’ün üzerinde Suriye askeri ve Rus milis hayatını kaybetmiştir. ABD bu hamlesi ile Afrin’de korumayı başaramadığı müttefiki YPG/PKK’yı Fırat’ın doğusunda ne pahasına olursa olsun korumaya kararlı olduğunu ve bu alanların “dokunulmaz” olduğunu göstermeye çalışmıştır. ABD’nin bu saldırısı ile sadece rejime değil Münbiç’e yönelmeyi düşünen Türkiye’ye de bir mesaj verme niye-tinde olduğu düşünülebilir. Ancak ABD’nin sert cevabının da ne rejimi ne de Türkiye’yi durdurması muhtemel gözükmektedir. Bu durum, Suriye’nin doğusu için ABD-Rusya arasındaki rekabetin önümüzdeki dönemde artacağının işareti olarak görülebilir.

Suriye’de 2018 yılı başı ile beraber diğer bir çatışma dinamiği ülkenin güney cephe-sinde ortaya çıkmıştır. İran İHA’sını düşürmek üzere Suriye hava sahasına giren bir İs-rail uçağının, Suriye hava savunma sistemleri tarafından düşürülmesini takiben İsrail, Suriye içindeki İran, Hizbullah ve rejime ait hedefleri havadan vurmuştur. İsrail, uzun zamandır İran ve vekillerinin Suriye sahasında aşırı güçlenmesini kaygıyla izlemekte-dir ancak müdahalede bulunamamaktadır. İsrail, aradığı fırsatlardan birini bu olay ile bulsa da hem İran hem de İsrail’in şimdilik gerginliği tırmandırmak istemediği anlaşıl-maktadır. Ancak yine de Suriye iç savaşının ne zaman sona ereceği konusunda yapılan tahminlerde İsrail’in er ya da geç İran ile Suriye sahasında hesaplaşacağı gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Türkiye’nin Suriye’de Artan Etkisi ve Afrin Operasyonu

Suriye’de değişen söz konusu dengeler çerçevesinde Türkiye’nin Suriye’de baş et-mesi gereken iki temel zorluk bulunmaktadır. Bunlardan birincisi YPG ile mücadele etmek ve ikinci olarak Suriyeli muhaliflere bir çıkış sağlamaktır. Türkiye, uyumlulaştı-rılması son derece zor bu iki hedefi, birbirine paralel şekilde takip edebilmeyi şimdilik başarmıştır. Türkiye, esas hedefleri rejimi yıkmak olan muhalifleri önce DEAŞ sonra da YPG ile savaşa yönlendirmeyi ve iki terör örgütünden doğan boşluğu muhaliflerle doldurarak kazan-kazan ilişkisi yaratmayı başarmıştır. Fırat Kalkanı operasyonu önce-sine kadar Azez-Mare hattını dahi kaybeden muhalifler şimdi Fırat Kalkanı bölgesini kontrol etmekte ve Afrin’de alanlarını genişletmektedir. İdlib’te de Türkiye etkisi gi-derek artmaktadır ve Afrin operasyonu ile beraber Fırat Kalkanı ile İdlib arasında da coğrafi bağlantı kurulmuştur. Türkiye aynı zamanda YPG’yi Fırat’ın batısından temiz-leme konusunda önemli yol kat etmiş ve Fırat Kalkanı öncesine göre sahadaki varlığını/ etkinliğini önemli oranda artırmayı başarmıştır.

Suriye’de rekabet eden güçler arasındaki çelişkilerin artması, sıcak çatışmaların ya-şanması da Türkiye’nin seçeneklerini artırmaktadır. Mevcut ortamda Türkiye’nin Su-riye’de takip edebileceği en iyi yolun diğer aktörler arasındaki rekabet ve çelişkilerden faydalanmak, açık yaşadığı durumlarda geçici ittifaklar geliştirerek bunu kapatmaya çalışmak ve fırsat doğduğunda risk alarak sahadaki varlığını artırmak olduğu söylene-bilir. Bu pencereden bakıldığında ABD-Rusya rekabetinin kızışması, Rejim/İran ittifakı ile YPG arasında çatışma yaşanması, İsrail-İran yüzleşmesi Türkiye’ye Suriye’de yeni fırsat kapıları açabilir.

Bu kapsamda Türkiye için açılan fırsat pencerelerinden biri Afrin olmuştur. Tür-kiye Suriye’de terörle mücadele kapsamında 20 Ocak 2018 tarihinde Zeytin Dalı adını verdiği askeri operasyonu başlatmıştır. Operasyonun hedefi, YPG/PKK’nın Afrin ilçe-sindeki alan kontrolüne son vermek ve örgütün ilçedeki tüm askeri, sivil, idari yapılan-masını ortadan kaldırmaktır.

Afrin operasyonuna askeri açıdan bakıldığında Fırat Kalkanı Harekatı’na göre daha fazla zorluk içerdiği görülmektedir. Operasyonun kış koşullarında gerçekleşiyor olma-sı ve Afrin’in dağlık bir arazi yapısına sahip olması, ilk aşamada hızlı bir ilerlemeye engel teşkil etmiştir. Saha, PKK’nın en iyi bildiği vur-kaç tarzı eylemler için uygun ortam sunmaktadır. Bu durum Afrin’de alan kontrolü sağlansa bile ilçeyi kontrol eder-ken zorlukların yaşanmasına neden olabilir. Bunun yanı sıra YPG/PKK’nın Afrin’deki militan sayısının 8-10 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı, Fırat Kalkanı Harekatı ile kıyaslandığında TSK ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun mücadele etti-ği terörist sayısından çok daha fazladır. YPG/PKK’nın DEAŞ’a kıyasla elinde gelişmiş silahlar olduğu da bilinmektedir. Bunlar arasında tanksavar füzeler, taşınabilir hava savunma füzeleri bulunmaktadır. Son olarak YPG/PKK uzunca bir süredir kendini ola-sı bir Türkiye operasyonuna göre hazırlamış ve DEAŞ’tan öğrendiği taktikleri Afrin’de uygulamaya koymuştur. Operasyonun ilk günlerinde ortaya çıkan YPG/PKK mevzileri, birbirine bağlı tüneller bunlar arasında sayılabilir.

Bütün bu zorluklara rağmen Türkiye’nin Afrin Operasyonuna askeri ve diplomasi açıdan çok iyi hazırlık yaptığı anlaşılmaktadır. Bütün bu hazırlıklar, operasyonun kap-samının genişlemesi, maliyetinin düşmesi ve başarı şansının artması için hayati önem-dedir. En önemli hamle, Afrin Operasyonu’nun Rusya ile koordine edilmesi olmuştur. Zira bölgede Rus askerleri ve gözlem noktaları yer almaktadır. Ayrıca Suriye hava sahası da Rusların kontrolü altındadır. Rejim ve İran’a bağlı unsurlar ise ÖSO ve TSK’nın he-def listesi içinde yer alan Tel Rıfat’ın birkaç km güneyinde mevzilenmiş durumdadır. O nedenle Rusya ile sağlanan koordinasyon, karşı karşıya gelmemek açısından önemlidir. İkincisi TSK’nın askeri strateji ve YPG hedeflerini belirleme konusunda iyi bir hazırlık yaptığı anlaşılmaktadır. TSK’nın Fırat Kalkanı bölgesinde uzun süredir eğittiği ÖSO güçlerinin hem görüntü hem de savaşma yöntemleri açısından çok daha profesyonel ve düzenli ordu izlenimi verdiği söylenebilir. Son olarak operasyonda büyük oranda milli imkanlarla üretilen silahların kullanılması, Türkiye’nin hem teknolojik hem de askeri kapasitesini göstermesi açısından önemli bir fırsat olmuştur. Afrin operasyonunda kul-lanılan yerli silahlar arasında silahlı ve silahsız insansız hava uçakları, obüsler, füzeler, çok namlulu roket atarlar bulunmaktadır.

TSK, ilk aşamada stratejik tepeleri tutarak savaşma avantajını ele geçirmeye, 8 ayrı cephe açarak örgütün dikkatini dağıtmaya ve merkeze çekilmeye zorlamıştır. Türkiye ilk aşamada şehir merkezini çevreleyecek şekilde Kilis’ten Reyhanlı’ya kadar uzanan Türkiye-Afrin sınır bölgesinin tamamını ve Suriye sınırından içeri doğru 20-30 km’lik bir derinliği kontrol altına almaya çalışmıştır. Mart 2018 ayı başında sınır bölgesinin tamamında TSK ve ÖSO kontrolü sağlanmıştır. Operasyonun ikinci aşamasında bu güvenli hatta derinlik kazandırılmaya çalışılmıştır. YPG/PKK, Afrin’de stratejisini Türk ordusunu sınır hattında tutmaya odaklamıştır. Buna bağlı olarak operasyonun ilk ayın-da direnç göstermiş ve operasyon yavaş ilerlemiştir. Ancak TSK’nın sınır bölgesindeki YPG/PKK direnişini kırması ile birlikte Zeytin Dalı Harekatı hız kazanmıştır. Afrin’e bağlı iki büyük belde olan ve YPG/PKK’nın direneceği düşünülen Cinderesi ve Raco dahi birkaç saatlik çatışmaların ardından TSK ve ÖSO kontrolüne geçmiştir. Savaşma iradesini tamamen kaybeden YPG/PKK unsurları, Afrin merkeze kaçmaya başlamıştır.

Esasen Rusya, İran ve Suriye Rejimi, Afrin’in Türkiye destekli ÖSO güçlerinin kont-rolüne geçmesini tercih etmemektedir. Ancak Suriye krizinin çözümünde Türkiye’ye duyulan ihtiyaç, Türkiye’nin Afrin için artan baskısı, YPG’nin ABD ile birlikte Suriye’yi parçalamaya dönük hamlelerde bulunması ve son olarak ABD’nin YPG’nin bir kısmını Kuzey Suriye Ordusu adı altında sınır koruma gücü olarak yetiştireceğini açıklaması, Türkiye’nin Afrin operasyonu konusunda tarafların pozisyonlarını yakınlaştırmıştır. Fakat yine de Rusya ve Suriye rejiminin YPG üzerinde artan Türkiye baskısını kul-lanarak Suriye ordusunun Afrin’e tek bir kurşun dahi sıkmadan geri dönmesi hesabı içinde olmuştur. PYD’liler, Zeytin Dalı Harekatı başladıktan sonra yaptıkları açıklama-da “Rusların kendilerinden şehri Rejime terk etmelerini istediğini ancak kendi-lerinin savaşmayı tercih ettiğini” belirtmiştir. YPG/PKK’nın askeri seçenekte ısrarı, Rusya ve Rejimin Afrin’e geri dönüş imkanını ortadan kaldırmış ve Türkiye’nin operas-yonuna Afrin merkezi de içerecek şekilde devam etmesine imkan sağlamıştır.

Türkiye’nin Afrin hamlesine en ciddi itiraz geliştiren ülkelerin başında İran gelmek-tedir. İran, harekatın ilk gününden itibaren Türkiye’den Afrin operasyonunu sonlandır-masını istemiştir. İran’ın Afrin kaygısının temelinde birkaç nedenin olduğu söylenebi-lir. Birincisi İran, Türkiye’nin Afrin’i kontrol etmesi durumunda İdlib’ten Fırat Kalkanı bölgesine uzanan geniş ve bütüncül alanda kontrol sahibi olacağını ve bu durumun bölgesel rakibi Türkiye’nin Suriye’de elini güçlendirmesi olarak okumaktadır. İran ikin-ci olarak Türkiye’nin Afrin’i almasının İran destekli milis güçlerin kontrolündeki Şii nüfusun yaşadığı Nubul ve Zehra yerleşimleri ve hatta uzun vadede Halep merkezi

üzerindeki Türkiye ve ÖSO baskısını artıracağını düşünmektedir. Bu nedenlerle İran, Şubat 2018’in son haftasında kendi desteklediği milis güçleri Afrin’e sokarak Türki-ye’nin Afrin hamlesini boşa çıkarmaya çalışmıştır. İran bu hamlesi ile Afrin şehrine rejim güçlerinin girdiği görüntüsünü vererek Türkiye’yi operasyonu sonlandırmaya zorlamak istemiştir.

Rusya ile rejim, YPG’nin tüm silahlarını ve Afrin’deki askeri kontrol noktalarını Su-riye ordusuna devretmesini ve sivil idareyi Şam’a bırakmasını istemektedir. Bu çözüm modeli, Türkiye’nin birinci tercihi olmasa da en nihayetinde YPG’yi Afrin’den çıkarmak amacına hizmet ettiği için kabul edilebilirdi. Ancak İran’ın son hamlesi çerçevesinde YPG’nin şehri rejim yanlısı güçlere devretmesi söz konusu olmamıştır. İran destekli milisler Afrin’e YPG’yi korumak ve onu Türkiye ile olan mücadelesinde desteklemek için girmiştir. Bu çerçeve, Türkiye açısından Afrin’de YPG tehdidinin sonlanması de-ğil tersine güçlenmesi anlamına gelmiştir. Tam da bu nedenle Şii milis güçler Afrin’e girmek üzereyken Türk ordusu tarafından uyarı atışlarına maruz kalmıştır. Türkiye, YPG’yi Afrin’den çıkarmak yerine ona koruma kalkanı sağlayarak onunla birlikte savaş-mak amacındaki her unsuru YPG ile eşit olarak değerlendirerek hedef almıştır. Ancak Rusya’nın tarafsız kaldığı ortamda İran’ın hamlesi hiçbir sonuç vermemiştir. Askeri üstünlüğü elinde bulunduran Türkiye, YPG/PKK ile birlikte mücadele eden herkesi terör unsuru olarak değerlendirmiş ve hedef almıştır. Dolayısıyla İran’ın hamlesi YPG/ PKK’lıların yanı sıra İran destekli rejim yanlısı Şii milislerin de Afrin’de hayatını kay-betmesi dışında bir sonuç vermemiştir.

Sonuç: Afrin Operasyonu Sonrası

Rusya ve İran, şimdiye kadar Türkiye’nin YPG/PKK’ya dönük hamleleri konusun-da temkinli ve korumacı bir pozisyon almıştır. Afrin’in Rusya kontrolünde olması ve Afrin’in ÖSO kontrolüne geçmesinin Halep Vilayeti’ndeki askeri dengeleri değiştire-cek olması, bunun en temel nedeni olmuştur. Ancak Türkiye’nin bundan sonra YPG/ PKK’ya dönük yapacağı hamleler konusunda Rusya, İran ve Rejimin daha teşvik edici olması beklenebilir. Zira artık hedefte ABD nüfuzu altındaki YPG bölgeleri yer almak-tadır. YPG bölgeleri, Suriye rejimi ve İran’ın hedef önceliği sıralamasında en altlarda yer alsa da Şam en nihayetinde bütün Suriye topraklarında egemenliğini tesis edene kadar savaşma konusunda kararlıdır. ABD ve YPG bölgeleri, Suriye topraklarının nere-deyse dörtte birini oluşturmanın ötesinde Suriye doğal kaynaklarının %60’ından fazlası buralarda yer almaktadır. Esad, tam da bu nedenle yakın zaman önce YPG için “hain” tanımlaması yapmıştır. Bu açıdan Türkiye’nin YPG/PKK üzerindeki baskısını artırma-sı, rejim ve İran tarafından belli bir düzeye kadar kabul görebilir.

Afrin operasyonu YPG/PKK’nın da ittifaklarını yeniden gözden geçirmesine ne-den olabilir. Örgüt, büyük oranda ABD koruma şemsiyesine güvenmektedir. An-cak YPG/PKK bu koruma kalkanının Afrin’de yeterli olmadığını görmüştür. Diğer taraftan ABD’nin doğrudan askeri varlığının bulunduğu Fırat’ın doğusunda, ABD koruma kalkanının daha etkili olacağını bilmektedir. Şu aşamada ABD ile ittifakını sonlandırmayı düşünmeyecektir. Ancak ABD’nin YPG/PKK’yı Münbiç’te de ko-rumayı başaramaması, örgütün ittifak hesaplarını ciddi şekilde gözden geçirmesini beraberinde getirebilir.

Bütün bu tabloya Türkiye açısından bakıldığında fırsat ve risklerin iç içe oldu-ğu görülmektedir. YPG/PKK’nın Afrin’de aldığı ağır yenilgi, örgütün Suriye’de di-ğer bölgelerdeki alan kontrolü açısından sonun başlangıcı olabilir. Türkiye’nin sa-hip olduğu sert güç potansiyelini kullanma iradesine sahip olduğunu göstermesi, diğer YPG bölgelerindeki Arapların ittifaklarını sorgulamasına ve YPG’nin de ABD ile sürdürdüğü ittifakını gözden geçirmesine neden olacaktır. Bunun yanı sıra Afrin operasyonu, YPG/PKK’nın artık genişleme/yayılma aşamasından savunma aşaması-na geçişini simgelemektedir. Örgüt doğal sınırlarına ulaşmıştır ve bu fiili durumun ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkmıştır. YPG/PKK’nın tek rakibinin Türkiye ol-madığını da söylemek gerekmektedir. Her şeyden önce örgütün kontrol ettiği alan-larda demografik yapı kendi aleyhinedir ve meşruiyet zemini çok zayıftır. Zor kul-lanarak ve çıkar ağı oluşturarak ayakta duran yapı, kendi içinde kırılgandır ve olası bir zayıflık durumunda kolayca içeriden parçalanmaya müsaittir. İkincisi DEAŞ ile mücadelenin bitişi ile ABD ve YPG/PKK’nın gerçek niyetinin terörle mücadelenin ötesinde, Suriye’de yeni bir gerçeklik yaratmak ve bu gerçekliğe siyasal statü kazan-dırmak olduğu anlaşılmış durumdadır. Bundan rahatsız olacak bölgesel aktör sayısı ise fazladır. Yani sonuç olarak Türkiye’nin Suriye politikasının önceliği olan YPG/ PKK ile mücadele konusunda eli güçlenmektedir. Ancak diğer taraftan Türkiye’nin Suriye’de tehdit algısı örgüt ile sınırlı değildir. Türkiye’nin baş etmesi gereken diğer sorun Suriye rejimi ve İran’ın siyasi çözüm konusuna maksimalist taleplerinden vaz-geçmesi ve siyasal çözüme yanaşmasıdır. Aynı zamanda İran destekli yabancı milis unsurların, sahayı kontrol ediyor oluşu da Türkiye için kaygı unsurudur. Türkiye, Suriye’deki ittifaklarını belirlerken bahsi geçen iki tehdit algısından hangisini önce-lediğine göre karar vermektedir. Türkiye’nin Suriye politikasında en büyük zorluğu, farklı tehdit algıları konusunda farklı aktörlerle işbirliği yapmak zorunda olmasıdır.

Oytun Orhan kimdir?

1999 yılında ASAM Ortadoğu Araştırmaları Masası’nda araştırmacı olarak çalışmaya başladı. 2009 yılından bu yana Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM)’nde Suriye’den sorumlu araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarında dergi ve gazetelerde makale ve röportajları yer almıştır. Halen Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini sürdürmektedir.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 4

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2018, 19:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25