Tocqueville'in Aynasından Ortadoğu / Jonathan Silver

Pazarın sahasının genişlemesi kendi içerisinde, kaçınılmaz olarak kişisel özgürlüklerin de yayılması demek değildir. Ortadoğu’da ticaret, kişisel özgürlükler yerine cemaatsel kenetlenmeyi güçlendirmektedir.

Tocqueville'in Aynasından Ortadoğu / Jonathan Silver

Dünya Bülteni - DÜBAM

Batılı ve “Batılılaşmış” aydınların Ortadoğu’nun bugününü ve toplumsal, siyasal tarihini değerlendirirken çoğu kez Avrupa-merkezci bir bakış açısı kullandıkları malum. Modern Avrupa medeniyetini gelişmişliğin zirvesine yerleştirerek, ilerlemeci bir tarih anlayışıyla Ortadoğu halklarını değerlendirir ve onların da bu medeniyetin geçtiği tarihsel evrelerden geçeceğini varsayarak yaşadıkları sorunların kendi tarihlerinde neye tekabül ettiğini tespit ederler. Böylece Ortadoğu halklarının sorunlarının çözümleri de Batılı toplumların tarihte benzer sorunlara yönelik ürettikleri çözüm yolları olmalıdır, bu bakış açısına göre. Hiç şüphesiz, toplumsal deneyimleri bu şekilde ikiye ayıracak kesinlikte farklılıktan, “ötekilikten” bahsedilemeyeceği gibi farklı toplumsal ve tarihi deneyimlerin Avrupa ölçütleriyle çakıştırılarak anlamlandırılması da kalıcı çözümler getirmeyecektir. Ortadoğu halklarının içinden geçtiği sıkıntılı süreci, Avrupa’nın aristokrasiye karşı verdiği mücadeleyle karşılaştıran Joshua Mitchell de benzer bir yanılgının içine düşmektedir. Ancak yazar bu iki medeniyet arasındaki anlayış farklılıklarını da görmüyor değildir. Bu sebeple, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri, tarihinde aristokratik bir toplumsal yapı olduğunu varsayarak buna karşı mücadelenin görünümleri olarak değerlendirmesek de söz konusu karşılaştırmanın açacağı düşünsel pencere için Jonathan Silver’in bu değerlendirme yazısını Dünya Bülteni okurları için tercüme ettik:

 

Tocqueville’in Aynasından Ortadoğu

Joshua Mitchell’in “Arabistan’da Tocqueville” kitabıçok yönlü bir kitap. Mitchell, anılar, coğrafi analizler, gençlik ruhu üzerine derin düşünceler ile okuyucunun dikkatini bir yöne çekiyor. Ve Alexis de Tocqueville sosyolojisine dayanan bir Ortadoğu anlayışı tasarlıyor. Mitchell, diğer yönüyle, kitapta bir öğretmenin bakış açısıyla Katar, Irak ve Amerika’daki elit üniversitelerin öğrencilerin beğenileri ve zihniyet dünyaları üzerine yorumlarda bulunuyor. Bu kısa kitap, söz konusu iki yönüyle birlikte ele alındığında, şafaktaki modernlik beklentisiyle Arap dünyasının zihniyetine ve Ortadoğu özelinde liberal demokrasinin özüne dair zihin açıcı bilgiler vererek Tocqueville’e saygı duruşunda bulunuyor; onun fikirleri ve yöntemini ihtiva ediyor.

Mitchell bu kitap için dersine çok iyi hazırlanmış. Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nin ana kampüsünde siyasal teori profesörü olan Mitchell, Doha’da kuruluşuna katkıda bulunduğu Georgetown uydu kampüsünde de dekanlık yapmasının yanı sıra, 2008’den 2010’a kadar Irak Amerikan Üniversitesi’nin rektörlüğü görevini üstlendi. Savaş durumunda ve yeniden ayağa kalkma arayışında olan Irak’taki üniversiteye sosyal bilimleri yerleştirmeye çabaladı. “Arabistan’da Tocqueville” kitabı, okurunu Mitchell’in siyasal düşünce tarihi dersleri verdiği sınıflarda Amerikalı ve Ortadoğulu öğrencilerin tepkilerini karşılaştırabilecekleri bir yolculuğa davet ediyor. Mitchell’in kitabının ruhunu, medeniyetin herhangi bir önemi olup olmadığını gerçekten bilmek isteyip istemediğimiz ve onun yeni nesillere ne kazandırdığı oluşturuyor. Bir neslin diğerine aktardığı zihinsel ve ahlaki yapı hakkında başka herhangi bir gösterge, bu yapının temel sorumluluk ve bağlılıklarından daha fazla bilgi verici olamaz. Zira eğitim; kültürün gerçek bağlılıkları ve dünya görüşünü ortaya çıkaran yegane unsurdur. Eğitimcinin[1] sezgisi, sosyal bilimcininkiyle rekabet halindedir.    

Mitchell’in Amerika ve Ortadoğu’daki öğrencilere dair gözlemlerine dayanan temel argümanı: bugünün Ortadoğu’sunun kültür ve siyasetine dair en isabetli açıklamayı Tocqueville’in sunduğudur. Bu provakatif iddia Tocqueville’in Arap dünyası hakkında hiç yazmamış olduğunu bilenleri şaşırtacaktır. Ancak, Mitchell bizlere Tocqueville’in bir çağdan diğerine geçişin tanığı olduğunu hatırlatmakta. Tacqueville, hafızalara soya dayalı iktidar ve şan ile kazınan ve bir soyun devamı esasına dayanan aristokratik dünyanın yok oluşuna tanıklık etti; ki bu dünyada kimlik, soy esasına göre bir sonraki nesle geçen sosyal rolleri de beraberinde getirmekteydi. Toplumsal hareketlilik sınırlı; toplumu oluşturan bileşenler ise demokratik çağa karakterini veren kaygı ve huzursuzluktan uzaktı. Onur ve itaat sosyal kodları, kurulu düzen içerisinde herkese bir rol biçerek aristokratik toplum içerisindeki ilişkilere şekil vermekteydi.     

Tocqueville’in döneminde yaşayan Avrupalı aristokratlar demokrasinin ihtiva ettiği eşit şartlardan korkuyorlardı. Zira bunun mevcut aristokratik sistemin devamını sağlayan kodların altını oyacağını düşünüyorlardı. Aileden geçen soyluluğun artık bir anlam ifade etmeyeceğini ve toplumdaki rollerimizin artık bizler tarafından belirleneceğini görmüşlerdi. Eski yerleşik düzen, yerini özgürlüğün getirdiği kaygı ve heyecana bırakacak; demokratik dünya psikolojik huzursuzluğun yeni mekanı olacaktı. Biz demokratlar, bu huzursuzluğu gidermek için hükümete dönüp, geçmişin yüklerinden bizi kurtarırken eşitlik dağıtacak ve bizi “sonsuz geleceğin” cezbediciliğine yöneltecek bir yol bulmasını bekliyorduk. Ve tabii ki “mecburiyetlerin” olmadığı bir dünya fantezisi… Bu demokratik eğilimler ve beklentiler daha da ileriye götürülebilir. Tocqueville’in ise bizim “tekbenci” aşırılıklarımızı “uysallaştıran” ailesel, toplumsal, sivil ve dini ilişkilerimize dair kaygıları vardı. Ve bunların üzerine gidiyordu. Kant felsefesinden ödünç alınan bir kavramla, Mitchell’in Tocqueville’i kendimizi yalnız, kimsesiz, monologlar içerisinde yaşar bir halde, en yakınındakine dahi ilgisiz bir biçimde bulmayalım diye, benliği topluma gömen bu “heteronomileri” bağrımıza basarken bulurdu.    

Mitchell’in Irak ve Katar’daki öğrencilerinden işittiği demokrasiye dair kaygılar, 19.yüzyılda yaşanan eski korkuların bir yankısı gibiydi. Tocqueville’in tarif ettiği soya dayalı düzenin yıkılmasına dair aristokratik korku bugünün Ortadoğu’sunun anlaşılması için elzem olan düşünsel bir kategori.

Mitchell’in Ortadoğulu öğrencilerinin hala tecrübe etmekte oldukları ya da hatırladıkları şey: “sıralı şirketler zincirlerinin” ve “toplumdan bağı kopmuş olmanın onlar için terörün çıkış noktası olduğudur.” Bağlarını koparmış olma fikri her ne kadar korkutucu olsa da, öğrenciler aynı zamanda otonomi vaadiyle baştan çıkartılmış durumdalar. Mitchell, öğrencilerinin insanı bir bütün yapan değerleri ve sorumluluk ilişkilerinin sarsılmasında demokrasiye getirilen eleştirilerin karmaşıklığını göstermek için öğrencilerinin telefonlarına bir dönem için el koymayı teklif etti. “Hepimiz güldük, ancak bunun bir amacı vardı: Tüm dünyada cep telefonları özgürleştirici bir etki yaratıyor, genç erkek ve kadınlara aileleriyle yaşadıkları geleneğin ve (genetiğin) ne kadar önemli kalacağına dair tartışmalarda avantaj sağlıyordu. Katar’daki öğrencilerim bağlarından kurtulmuş/kopmuş insana eleştiri getirmekte aceleci davranıyorlardı. Bununla birlikte, kendileri de muhtemelen kabul edeceklerdir ki, eleştirdikleri bu insanın yolunda hızlı adımlarla ilerlediklerine dair kendi hayatlarında da bir çok emare vardı.”

Kitabın özellikle bilgi içeren bir bölümünde, Mithchell geniş bir bağlamda hane halkını incelemekte. Beslenme (ekonomi) ve yeniden üretim (aile) hakkındaki bölümler, Mitchell’in Washington ve Ortadoğu kampüslerindeki öğrencilerini karşılaştırdığı yöntemini göstermekte. Kitaptaki açıklayıcı hikayeler, Amerikalı öğrencilerin pazarı “amacından sapmış” çıkar hesaplamaları olarak gördüğünü; Ortadoğulu öğrencilerin ise toplumsal hiyerarşinin ağlarını ören sorumluluk ekonomisi ve bağlılığı yücelttiğini gösteriyordu. Bu durumda yapılacak olan çıkarım ise yeterince net: pazarın sahasının genişlemesi kendi içerisinde, kaçınılmaz olarak kişisel özgürlüklerin de yayılması demek değildir. Ortadoğu’da ticaret, kişisel özgürlükler yerine cemaatsel kenetlenmeyi güçlendirmektedir.

Başka bir bölümde, Mitchell, Amerikalı öğrencilerin halihazırda Aydınlanma’nın yaratmış olduğu dünyada yaşadıklarını; Ortadoğulu öğrencilerin ise aristokratik geçmişe özlem duyuyor gibi görünseler de demokrasinin geleceği içine çekildiklerini gösteriyor. “Katar’daki öğrencilerim ailenin daha geniş bir toplumdaki konumu hakkında hala hassas olabilirler. Ancak, merkez kampüsteki öğrencilerim gibi onlar da her geçen gün daha fazla inanıyorlar ki, kanıtlanabilir otoritenin bir tek mekanı vardır: o da…  

Mitchell’in Ortadoğu’daki deneyimleri ve yüksek öğrenim üzerine düşünceleri, Tocqueville’in düşüncelerine, adeta Tocqueville Arap dünyasının karşı karşıya kaldığı demokratik moderniteyi açıklıyormuşçasına, yeni bir boyut getirmekte. Yaratıcılığı ve yetkinliğiyle “Arabistan’da Tocqueville” günümüz siyasal mücadelelerinin en önde gelenlerinden birini açıklamada iyi bir siyasal teori örneği sunuyor.

Kaynak: http://nationalinterest.org/

Dünya Bülteni için çeviren: Sedcan Altundal

 

[1] Akademi dışında, daha çok akademiye kadar olan süreçte, örneğin aile gibi kültür ve yapıp-etmeler bütününü aktaran eğitim(ci) kastedilmekte.

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2014, 17:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER