banner27

'Velayet-i Fakih meselesi karmaşaya yol açtı'

"İran'da Dini Düşüncede Yenilik Arayışları" başlıklı bir panelde konuşan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Üstün, "Ayetullah Humeyni tarafından ortaya çıkarılan Velayet-i Fakih meselesi Şii dünyada adeta karmaşaya yol açtı." dedi.

'Velayet-i Fakih meselesi karmaşaya yol açtı'

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Safa Üstün, "Ayetullah Humeyni tarafından ortaya çıkarılan Velayet-i Fakih meselesi Şii dünyada adeta karmaşaya yol açtı. Necef-Kerbela ekolü özellikle Ayetullah Sistani Velayet-i Fakih konusuna pek sıcak bakmıyor." dedi.

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) tarafından Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yunus Emre Konferans Salonu'nda "İran'da Dini Düşüncede Yenilik Arayışları" başlıklı bir panel düzenlendi.

Moderatörlüğünü Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Hasan Onat'ın yaptığı panele, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. İsmail Safa Üstün, Danişname-i Cihan-ı İslam Kelam Grup Başkanı, Araştırmacı-Yazar Muhammed Mansur Haşimi ve Danişname-i Cihan-ı İslam Öğretim Üyesi Dr. Hüseyin Handagabadi konuşmacı olarak katıldı.

Prof. Dr. Onat, yenilik arayışlarının İslam coğrafyasının her noktasında var olduğunu belirterek, "Din anlayışında neler değişir neler değişmez pek çok mesele gündeme geldi, sorun biraz konuşuldu ancak çözülemedi. Mevcut din anlayışıyla ileri gitmek mümkün değildir." dedi.

Müslümanların birbirini anlamadığını, bunun İslam aleminin en büyük sorunlarından olduğunu ifade eden Onat, "İster Şii olsun ister Sünni ister Zahiri ister Batıni olsun İslam coğrafyasında akan kanın durması gerekiyor. Bu kan aktığı müddetçe söylenenlerin karşılığı olmayacak. Neden Müslümanlar birbirlerini anlama ihtiyacı hissetmiyorlar?" ifadelerini kullandı.

Onat, dinde yeni arayışlar olacaksa hadis ve sünneti inkar etmeden hadislere Hazreti Peygamber'in bakışıyla yeniden yaklaşılması gerektiğini söyleyerek, "Kur'an kendisinden başka hiçbir kaynağın kendisiyle eş değerde tutulmasına izin vermiyor. Müslümanların bir kısmı peygamberin hadislerini vahiy olarak değerlendiriyorlar. İslam'ın yaşanılabilir bir din olduğunu kanıtlamak için bu konuda da çaba göstermemiz gerekiyor." şeklinde konuştu.

İran'daki rejimin temelini oluşturan Velayet-i Fakih teorisini anlatan Prof. Dr. Üstün ise şunları söyledi:

"Hepimizin bildiği üzere 79'da İran'da ihtilal oldu ve yeni rejim tesis edildi. Bunun temellerini de Velayet-i Fakih oluşturdu. 19 Ağustos 1979'dan bu yana Velayet-i Fakih İran'da anayasal bir yapı olarak ortaya çıktı. Ancak Velayet-i Fakih'teki 'ümmetin sorumluluğu fakihin uhdesindedir' ifadesi bugüne kadar hep tartışıldı. Fakihin uhdesinde denilince hangi fakih sorusu ortaya çıkıyor. Bir sürü müctehid var ve arasından bir tane seçmek zorundasınız çünkü Şii bir mümin mutlaka bir müctehidi taklit etmek zorundadır."

Velayet-i Fakih meselesinin İran dışındaki Şii dünyada kabul görmediğine dikkati çeken Üstün, "Ayetullah Humeyni tarafından ortaya çıkarılan Velayet-i Fakih meselesi Şii dünyada adeta karmaşaya yol açtı. Necef-Kerbela ekolü özellikle Ayetullah Sistani Velayet-i Fakih konusuna pek sıcak bakmıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Üstün, İran'daki mevcut rejimin temellerini oluşturan teorinin diğer Şii ülkelerde de kabul görme ihtimaline işaret ederek, "İran da zaten problem olan bir şeyin Irak başta olmak üzere diğer Şii ülkelerde kabul göreceğine pek ihtimal vermiyorum. Irak'taki Kerbela-Necef ekolüne mensup müctehidler, velayeti fakih teorisine sıcak bakmıyorlar ve uzak duruyorlar." yorumunu yaptı.

Yenilikçi akımların temelinin İran'da devrimden çok önce atıldığını anlatan Haşimi de "İran'da devrimin başlangıcında hakim dini anlayışın en büyük rakibi sol akımlardı. İslam Cumhuriyeti'nin kurulması süreciyle birlikte bu sol gruplar tedricen ortadan kaybolmaya başladı. Bunun sebebi de bu grupların yenilikçi olarak dışlanmasıydı." diye konuştu.

Haşimi, devrimden sonra üç grubun kaldığını ilk grubun iktidarda en büyük pay sahibi olan gelenekselciliği temsil eden din adamları olduğunu, ikinci grubun rejimin çekirdeğinden yetişen gençlerin oluşturduğu dindarlar, üçüncü grubun ise devrimden önce Batı'yı benimseyen ancak 1979'dan sonra devrim hükümetinin içinde yer alan fikir adamları olduğunu sözlerine ekledi.

Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2018, 18:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25