Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?

İsrail'in Yahudi ulus devleti ilanının ardından gazeteci yazar Zekeriya Kurşun konuyla ilgili bir yazı yayınladı

Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?

Dünya Bülteni Haber Merkezi

İsrail'in geçen hafta Knesset'te aldığı bir kararla birçok farklı millet ve dinden insanın yaşadığı Filistin'i Yahudi ulus devleti ilan etmesi sonrası kararın hukuksuzluğuna dair tepkiler artarak devam ediyor.

Bölge konusunda birçok çalışmaları olan Zekeriye Kurşun Yeni Şafak gazetesinde bugün yayınladığı yazısında bölgeyle ilgili detaylar verdi.

Zekeriya Kurşun'un yazısı:

Yazının yayımlandığı gün İsrail Meclisi, beni haklı çıkarırcasına yeni bir yasa ile İsrail’in bir “Yahudi Ulus Devleti” olduğunu tescillemiştir. Aslında İsrail’i kuranların hayali olan bu teklif, uzun zamandan beri Netanyahu ve partisi Likud’daki şahinlerin gündemindeydi. Daha önceki denemeleri zamansız olmuştu. Bu yüzden yeni teşebbüs için Trump’ın Kudüs’ü İsrail başkenti ilan eden ABD yasasının onaylanması beklendi. Nitekim önce fiili durum yaratıldı sonra da İsrail parlamentosu “başkenti Kudüs olan” ve diğer unsurları yok sayan Yahudi Ulus Devletini ilan etti. Yani, asrın projesi gölgesinde Yahudilerin “asırlık hayali” gerçekleşmiş oldu. İsrail Meclisi çıkardığı bu yasa ile yakın gelecekte Müslüman ve Hristiyan Araplar karşısında azınlığa düşme ve Siyonistlerin bu topraklardan çıkarılma korkusunu da resmen ilan etmiş oldu. Bu korku, beraberinde büyük bir çatışmayı getirecek ve Evanjelistlerin kıyameti hızlandırma ideallerine de hizmet edecektir. Belki Siyonist-Evanjelist işbirliği size abartılı veya hayali gelebilir. Fakat İsrail’in bu coğrafyaya yerleşmesine bu tür hayallerin vesile olduğu unutulmamalıdır.

Yeni yasanın getirdikleri çok tartışılacaktır, bu yüzden yazıyı bütünüyle o konuya ayırmak niyetinde değilim. Burada yazı başlığının cevabını bulmayacaksınız. Sadece bir belge ışığında, İsrail’in kuruluşuna giden yolda uygulanan taktiklerden birini okuyacaksınız.

SİYONİSTLERİN İLK PROJESİNE DAİR BİR BELGE

Yahudilerin Filistin’e göç etme ve yerleşmelerine dair çok şey yazıldı. Tekrar etmeyeceğim. Burada bu sürece nasıl gidildiğini, nasıl taktikler kullanıldığını, bilinmeyen bir belge üzerinden anlatacağım. “Filistin araştırma ekibim” ile Devlet Arşivlerinde yaptığımız araştırmalarda tespit ettiğimiz ve bugüne kadar hiç görülmemiş bir belgenin içeriğinden söz edeceğim. Anlatacağım hikaye, Siyonistlerin hayallerine nasıl adım adım ulaştıklarını gösterecektir.

Fransa ve Rusya başta olmak üzere Batı’da Yahudi düşmanlığının yükseldiği, ama Siyonist kongrelerin henüz başlamadığı; Theodor Herzl’in Yahudi Devleti kitabını da yayımlamadığı bir tarihte (1891) II. Abdülhamid’e bir proje sunulur. Projenin Fransızca başlığı Notice sur un Project de Colonisation en Palestine’dır. Türkçesi, Filistin’de bir Kolonizasyon Pprojesi Hakkında Nota’dır. Kim nasıl ayarladı ise; Sultana verilecek ve Bakanlar Kurulunda tartışılacak metni tercüme ederken; yukarıdaki başlık “Kudüs-i Şerif Havalisinde Muhacirin İskânı Tasavvuruna Dair Layihadır” şeklinde, daha yumuşak bir üslup ile tercüme edilip, ilk taktik, dosya üzerinde hayata geçirilir.

Her ne kadar o günlerde yoğun bir şekilde tartışılmıyorsa da, Sultan Abdülhamid’in Filistin’e Yahudi göçü konusundaki fikirleri ve genel olarak “talimat” tarzındaki ifadelere karşı hassasiyeti bilindiği için proje başlığının yumuşatıldığı anlaşılmaktadır. Proje, Batı’da mağdur olmuş Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmeleri için teklifler sunup, bunun nasıl yapılacağını anlatsa da Osmanlı Sarayı’na sunulan tercümede, Kudüs ve civarı denilerek hedef küçültülmektedir.

Uzun bulunur ve okunmaz endişesiyle proje, “Kudüs-i Şerif Havalisinde Muhacirin İskânı Tasavvuru Hakkında Mülahazat” başlığı ile de ayrıca özetlenmiştir. Ana projedeki talimatvari üslubun olmadığı özette; Filistin’e Yahudi yerleşiminin Osmanlı Devleti’ne sağlayacağı faydalar ikna edici bir dil ile sıralanmaktadır. Projede bu maksatla büyük sermayeli bir şirketin kurulacağından bahsedilmektedir. Özette ise bu şirketin ticari amaçlı değil, tamamen Osmanlı devletinin imarına dönük yararlı bir faaliyet olduğu anlatılarak, ayrıca Osmanlı devletinin politikasına da hizmet edeceğinden söz edilmektedir. Muhacirlerin kabulü ile devletin merhamet ve lütufkârlığa bina edilmiş olan siyasetinin de dünyaya ispat edilmiş olacağı söylenerek, adeta damardan giriş yapılmaktadır.

Proje sahiplerinin iddiasına göre; dışarıda her türlü hakarete uğrayıp göç etmek zorunda kalan Yahudilerin Osmanlı’ya kabul edilmesi ile yerleştirilecekleri çöl bölgesinde (Filistin) çalışacak ve memleket için ticaret ve sanayinin gelişmesine büyük katkı vereceklerdi.

Diğer taraftan daha hassas bir noktaya da vurgu yapılıyordu. Yahudilerin kabulü ile Batı’da Osmanlı devletinin ıslahat ve değişim istemediği veya ıslahata kabiliyeti olmadığı konusundaki propagandalar da ortadan kalkmış olacaktı. Zira gerçekten o sıralarda Avrupa’da Osmanlı Devleti ve Sultan Abdülhamid hakkında ağır bir eleştiri yürütülüyordu. Bu yüzden proje sahipleri, devletin yumuşak karnı olarak gördükleri bu durumu kullanmaya kalkmışlardı. Tabi, kapalı ifadeler ile, devletin maliyesinin ıslahat yapmaya yeterli olmadığı ve bu boşluğu Yahudilerin dolduracağı imasıyla rüşvet teklif edilerek; devletin Rum ve Bulgarların dışında başka unsurlar ile de kalkınacağını ileri sürüyorlardı. Böylece devleti, o sıralarda sorunlar yaşanan Rum ve Bulgarlara karşı da kışkırtıyorlardı.

AYNI TAKTİKLER DEVREDE

Bu tafsilatlı proje konusunda kimin aracılık ettiği; Osmanlı başkentinde kimlerin Siyonistler ile işbirliği yaptığı hâlâ bilinmiyor. Fakat Belka-Ürdün Nehri arasında Yahudilerin yerleşeceği bir vilayet; ayrıca Hayfa-Taberiye arasında bir tren yolu yapılarak, kolonilerin kurulmasını öneren proje, özel bir komisyonda tartışılıp derhal reddedildi. Siyonistler, bu müracaatlarından sonra da geri durmadılar. Filistin’e türlü hileler ile yerleşmenin yanı sıra defalarca İstanbul’a müracaat ederek sistemi şaşırttılar, birbiriyle çelişen ve işlerini kolaylaştıran kanunlar çıkarttılar.

Bugün de benzeri cazip teklifler, siyasetler, tehdit içeren projeler, bıktıran uygulamalar gündemdedir. Filistin halkı yorulmuştur. Filistin yönetiminin İsrail karşısında eli kolu bağlıdır ve hatta yer yer işbirliği yapmaktadır. Arap dünyası ve İslâm âlemi kendini çaresiz hissetmektedir. Tarih ise bize dik durmayı öğretmektedir. Projenin reddedilmesi ile gösterilen dik duruş, belki bütün Filistin’i değil ama bugünkü Ürdün’ün bir bölümünü ve Batı Şeria’yı kurtarmıştır. Şimdi ilk proje yeniden devrededir. Bölge konusunda 1994 yılında yapılan Ürdün-İsrail anlaşmasının süresi 2019’da bitecektir. İslâm âlemi ya dik durarak yakın vadeyi en az zararla geçiştirip uzun vadede Filistin’i kurtaracak ya da tarihin kara listesinde yerini alacaktır.

Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2018, 14:19
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35