banner39

Arınç: HSYK kanun teklifi geri alınmayacak

Bakanlar Kurulu sonrası Bülent Arınç yaptı, HSYK değişikliği konusunda kanun teklifinin geri alınmasının kesinlikle sözkonusu olmadığını söyledi, "Türkiye'nin bağımsız ve tarafsız yargıya ihtiyacı var" dedi

Politika 13.01.2014, 19:05 13.01.2014, 22:20
Arınç: HSYK kanun teklifi geri alınmayacak

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "HSYK ile ilgili olduğu söylenen kanun teklifinin geriye alınması söz konusu değil" dedi.

Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Yeniden yargılanma konusunun Bakanlar Kurulunun gündemine gelip gelmediğinin sorulması üzerine Arınç, yeniden yargılanma konusunun hükümet konusu olmadığını, toplantının gündeminde de olmadığını belirtti. Bu konu üzerinde çeşitli açıklamalar yapıldığını ve bununla ilgili çalışanların olduğunu ifade eden Arınç, "Bu konu üzerinde Sayın Başbakanımız, Adalet Bakanımıza 'Konu üzerinde çalışılsın' talimatı verdi, o günden bu yana değişen bir durum yok" diye konuştu.

Bir gazetecinin HSYK'nın yapısında değişiklik öngören kanun teklifinin görüşüldüğünü, bununla ilgili tepkilerin dile getirildiğini ve anayasaya aykırı olduğunun söylendiğini anımsatarak "Cumhurbaşkanı bugün liderlerle görüştü. Görüşmelerin sonrasında teklifin geri çekilmesi söz konusu olabilir mi? Görüşmelerde kavgalar çıktı, bazı görüntüler rahatsızlık yarattı. Daha önce tartışma yaratan bazı ifadeleri olan bir AK Parti milletvekilinin görüntüsü yeniden tartışma yarattı. Siz o görüntüleri görebildiniz mi? Görüntüleri ve yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Arınç, HSYK ile ilgili hususları da içeren bir kanun teklifinin TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşüldüğünü anımsattı.

Bunun kanun tasarısı değil, bir kısım milletvekillerinin kanun teklifi olarak verildiğini vurgulayan Arınç, teklifle ilgili kısa bilgi aktardı.

"Bu görüntüler TBMM'de ilk defa da sergilenmiyor"

Söz konusu kanun teklifinin her kanun teklifi gibi Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlandığını dile getiren Arınç, şunları kaydetti:

"Ben de televizyon ekranlarından, gazetelerdeki fotoğraflardan tartışmalı geçtiğini, yine bazı milletvekillerinin kavgaya dahil olduklarını, orada bazı tartışmaların yaşandığını biliyorum. Bunları tek tek tahlil ederek, 'Şu milletvekili haklıydı, bu haksızdı, aslında şu olaylara sebebiyet verdi' diyecek durumum yok. İsim isim olarak bunların niçin oraya geldiklerini, tartışmaların niçin çıktığını, görüşmelerin yapılamaz hale getirilmesinde kimlerin daha şiddetli davrandığını az çok biliyorum ama bunları tartışmanın hiçbir faydası yok. Kaldı ki bu görüntüler TBMM'de ilk defa da sergilenmiyor. Daha önce 4+4+4 kanun teklifi görüşülürken de mesela bir grup başkanvekilinin ağırlığı bir kilo olan bir şeyi o zaman ki Milli Eğitim Komisyonu Başkanı, şimdiki Bakanımıza fırlattığını hepimiz görmüştük. Bazıları uçan tekme atıyorlar, bazıları elinde ne varsa onu fırlatıyorlar, ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor, bir kavga bir curcuna gidiyor. Bu TBMM'ye de yakışmıyor içerisinde dahil olan milletvekillerimizin de hiçbirisine yakışmıyor. Kavgada kim rol oynadı, kim kime ne yaptı bırakalım bunları herkes vicdanlarında karar versin. Ama orada bulunanların büyük bir kısmının ya bir şeye karşılık vermek üzere veyahutta görüşmelerin en azından devamını sağlamak üzere bir tartışma içinde olduklarını görüyoruz."

"CHP'ye de buradan bir seslenmem lazım..."

Görüntülerin TBMM'ye, milletvekillerine ve komisyona yakışmadığını yineleyen Arınç, Tayvan'dan Ukrayna'ya kadar bazı ülkelerin parlamentolarında benzer kavgaların çıktığını anımsattı. "Biz TBMM'yiz, örnek olmalıyız, itirazlarımızı elbette yaparız, konuşmalarımızı elbette sonuna kadar yapma hakkımız var ama bir şeyi engellemek için kavga çıkarmak hatta işi fiili saldırıya götürmek hiçbir zaman tasvip edilemez" diye konuştu.

Söz konusu görüntülerin hoş olmadığını ifade eden Arınç, şunları söyledi:

"CHP'ye de buradan bir seslenmem lazım: Siz buna benzer pek çok olayda komisyon toplantı salonunu, komisyon üyesi olmayan milletvekillerinizle basmak, oradaki görüşmeleri engellemek ve elinize ne geçerse bunu kullanmak durumunda kaldınız. Bunları videolardan izlemek mümkün, TBMM'nin hafızası da bunu öngörüyor. Dolayısıyla bu görüntülerdeki payınızın biraz daha fazla olduğunu düşünüyorum. Yoksa fert fert 'Şu haksızdır bu haklıdır' demek durumunda değilim. Siz Zeyid Aslan'ı örnek göstermeye kalkarsanız, bir başkası da Kamer Genç'in yaptıklarından başlar, öbürü Veli Ağababa'yı söylerken beriki başka bir isim de söyleyebilir, al birini vur ötekine, birbirinden farkı kalmaz. Dolayısıyla grup başkanvekillerinin özellikle onların amiri durumunda bulunan, grup başkanlarının yani genel başkanların bu tür tartışmalara girmeme konusunda milletvekillerini uyarması lazım. Yoksa 'Yürüyün aslanlarım, arkanızda ben varım' diyecek olurlarsa Meclis'te hiçbir görüşme rasyonel şekilde yapılamaz. Bu üzüntü bir verici bir durumdur. Biz kendi açımızdan bir teklifin görüşülmesinde, tasarımız olsa belki farklı şeyler söyleyebilirdim ama milletvekillerinin verdiği bir teklifin özgür bir ortamda ve yine hukuki bir şekilde tartışılması lazım. Bunu engellemeye çabalamak, kavga çıkarmak, oraya konuyla hiç alakası olmayan insanları getirmek ve onların üzerinden bu toplantıyı yapılamaz hale getirme çabalarını  hoş görmüyorum."

"Anayasa'ya aykırılık konusu ağızlardan sakız olmaktan çıkmalı"

Anayasa aykırılık konusunun ağızlarda sakız olmaktan çıkması gerektiğini dile getiren Arınç,  şöyle devam etti:

"Neden? Çünkü TBMM'nin İçtüzüğünün bir maddesi der ki getirilen tasarılar ve teklifler önce Anayasa'ya aykırılık noktasından incelenir. Eğer Anayasa'ya aykırılık noktasında bir çoğunluk hakim olmuşsa artık diğer maddelere de geçilemez. Bu komisyonun resen yapacağı iştir. Birinin talebiyle 'Anayasa'ya aykırılık konusunda görüşme açalım' denilmez. Bugün teklif komisyona geldi, komisyon başkanı, komisyonu topladığında önce Anayasa'ya aykırılık konusunu karara bağlamak zorundadır. Genel Kurul da aynı şekilde. Yoksa 'İki kere iki dört ama bu Anayasa'ya aykırı. Hava bugün güzel ama Anayasa'ya aykırı' öyle saçma sapan şeylerle anayasaya aykırılık söylerseniz işin ciddiyetini de kaybedersiniz."

Yasamanın yapacağı her türlü tasarrufun yargısal denetimi de tabi olduğunu anımsatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sayın Cumhurbaşkanımıza bu teklif kanunlaştığında gidecek, önüne konacak. Onun görevi bu kanunlaşan metnin anayasaya uygun olup olmadığına bakmaktır. Cumhurbaşkanına da bir görev veriyor Anayasa. 'Anayasa'ya aykırı görüyorsan iade et, Anayasa'ya aykırı görmüyorsan kabul et, imzala' bu görevi de Sayın Cumhurbaşkanı bugüne kadar fevkalade güzel yerine getirdi. Ama iş onunla da bitmiyor, diyelim ki iade edildi veya iade edilmeden kanunlaştı, bu sefer Anayasa Mahkemesinin denetimi başlıyor. Anamuhalefet partisi bu kadar 'Anayasa'ya aykırı' sözlerini bolca konuşacağına teklif kanunlaştığında, eğer istemedikleri bir şekilde kanunlaşmışsa Anayasa'da hakları var Anayasa Mahkemesine gidebilirler. Onlar gitmedi diyelim, 110 milletvekili bir araya gelir onlar Anayasa Mahkemesine giderler. Yasamanın üzerinde bu kadar kat kat anayasal yargı denetimi varken şimdiden böyle 'Anayasa'ya aykırı' diye gayriciddi şeyler konuşmanın hiçbir şekilde faydası yok. 'Anayasaya aykırıdır çünkü' dersiniz, fikrinizi söylersiniz, herhalde elinizdekini fırlatmazsınız, birisinin başını, gözünü yarmazsınız. Bu görüşülür, Anayasa Komisyonu veya Adalet Komisyonu hangisiyse 'Anayasaya aykırılık yoktur' kararına varırsa o zaman bu teklifin komisyondan geçmesi de mümkün olabilir."

"Anayasa'da değil kanunda değişiklik yapıyoruz"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün  bugün yaptığı görüşmelerin kendi isteği üzerine gerçekleştiğini dile getiren Arınç, Gül'ün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştüğünü anımsattı. Arınç, şunları kaydetti:

"Bu görüşmelerin neticesinde ne olabilir? Şu olabilir: Bir, Anayasa'nın 159'uncu maddesiydi galiba, HSYK ile ilgili, biz bu maddenin üzerinde tartışmıyoruz. Bu maddenin son fıkrasında 'şunlarla ilgili bir kanun çıkarılır' diyor. O kanun çıkmış, HSYK'nın çalışma usulleriyle ilgili. Biz Anayasa'da değişiklik değil kanunda değişiklik yapıyoruz. Bazıları 'Anayasa değişiyor' diye feryat edebilirler, işin aslını bilmedikten sonra. Kanunda değişiklik yapma hakkımız yok mu bizim? Var. Onu yaparken de elbette Anayasa'ya aykırılıktan başlayarak yargısal denetimler, yürütmenin yargıya etkisi bunların hepsi konuşulabilir ve söylenebilir. Fakat 'Biz kanunda değişiklik yapmayı bırakalım da Anayasa'nın bu maddesinde değişiklik yapalım' derlerse bir; bizim ona gücümüz yetmez, sayısal itibarıyla onların hiç gücü yetmez sayıları çünkü yeterli değil. Dört partinin de anlaşabileceği bir metin üzerinde karar verilebilirse zannediyorum Adalet Bakanı bu konuda açıklama yaptı, 'Bunu düşünürüz' demiş. Bu çalışmaların sonucunda bu ortaya çıkarsa elbette bu konu üzerinde Sayın Başbakanımızın da talimatıyla partiler arasında bir metin üzerinden çalışılabilir. Ama bir taraftan da şu anda HSYK'nın ilgili kanunuyla ilgili değişiklikler devam ediyor. Bu çalışma onun önüne geçebilir mi? Eğer seri bir şekilde hazırlanabilir ve herkes üzerinde mutabık kalırsa şüphesiz öncelik Anayasa maddesindeki değişiklik olabilir diye düşünüyorum. Varsayımlardan hareket etmeyelim. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın sayın genel başkanlarla ne konuştuğunu, onların nasıl bir çalışma yapılması gerektiğini şu anda biz bilmiyoruz. Sayın Başbakanımız da görüşmelerini yaparlar, yarın belki her birinin kamuoyuna açıklayacağı bazı hususlar olabilir. Yoksa şu andan itibaren HSYK ile ilgili olduğu söylenen kanun teklifinin geriye alınması söz konusu değil."

Bakanlarla ilgili fezlekeler

Adalet Bakanlığında eski bakanlarla ilgili 4 fezlekenin olduğu belirtilerek bununla ilgili bir değerlendirmenin yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine Arınç, şu yanıtı verdi:

"Bakanlarla ilgili fezlekenin Adalet Bakanlığına bizzat Sayın Bozdağ söyledi. Onlar incelemesini yapıp eğer uygunsa TBMM'ye gönderecekler. Oradaki fezleke sayısı zannediyorum bini aşmıştı, onlara eklenmiş olacak. Eğer komisyona gelir de karma komisyon vardır, Adalet ve Anayasa Komisyonlarından eşit miktarda, onlar üzerinde bir rapor hazırlar, bu işi fiiliyata dökerlerse ondan sonra bakanlarla ilgili fezlekelerin, dokunulmazlıklarının kaldırılıp kaldırılmaması gündeme ancak gelebilir. Şu bulunduğu aşamada henüz fezlekelerin Adalet Bakanlığına yeni gönderildiğini ve TBMM'ye henüz intikal etmediklerini biliyoruz. Benim son bildiğim, fezleke veya dokunulmazlık kaldırılması talebi 950 civarındaydı, bundan önceki belki bir ay içerisinde. Son gönderilenlerle şüphesiz milletvekillerini kastediyorum, bakan olduğunu bilmiyorum, sayıları yükselmiş olabilir ama elbette Anayasa, Adalet Karma Komisyonu'nun kararıyla ne yapılabileceğini Meclise geldikten sonra göreceğiz."

Aynı gazetecinin Milli Savunma Bakanlığının Bakanlar Kurulunda imzaya açılan tasarısına ilişkin, "Bu eski genelkurmay başkanları ya da kuvvet komutanları için de geçerli olacak mı? Örneğin İlker Başbuğ, yeniden yargılanıp Yüce Divan'a gidecek mi, yoksa bundan sonrakilerle ilgili mi olacak" sorusuna Arınç, "Milli Savunma Bakanımızın bugün imzaya açılan tasarısının ne zaman kanunlaşacağını bilemeyiz. Elbette kanunlaştıktan sonra yürürlük ifade edecektir, çünkü bir anayasa maddesi değil, bu bir kanundur. Geçmişe yürümemesi gerekir, usulle ilgili bir konudur, bundan önceki taleplerin bundan sonra değerlendirilmesi söz konusu olamaz" karşılığını verdi.

Dershanelerle ilgili yasal düzenlemenin görüşülüp görüşülmediği sorusuna ise Arınç, "Hayır, görüşülmedi ama Sayın Milli Eğitim Bakanımıza sordum, 'Çalışmalarımız devam ediyor,bittiğinde açıklama yapacağım' dedi" yanıtını verdi.

Komutanların soruşturma usulü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın Bakanlar Kuruluna getirdiği, Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı'yla ilgili çalışmaların tamamlandığını ifade eden Arınç, imzaya açılan tasarların daha sonra TBMM'ye gönderileceğini kaydetti.

Bülent Arınç, "12 Eylül 2010 referandumuyla Anayasa'ya giren bir konuyu biraz da gecikmeli olarak yasa haline getiriyoruz. O da Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarıyla ilgili, Jandarma Genel Komutanının görevleriyle ilgili suçlardan dolayı soruşturma usulü düzenleniyor. Bildiğiniz gibi bu kişilerin yargılanmasına gerek duyulması halinde Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine gönderilmesi daha önce 12 Eylül 2010 referandumuyla kararlaştırılmıştı. Şimdi bunun uygulama kanununu getirmiş bulunuyoruz. Tasarı imzalandı ve TBMM'ye gönderilecek" dedi.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin dış ticaretle ilgili raporunu Bakanlar Kuruluna takdim ettiğini belirten Arınç, bu konuda bir kanun çalışması olmadığını, sadece bilgilendirme maksadıyla bu raporun Bakanlar Kuruluna sunulduğunu belirtti.

Tezkere uzatıldı

Toplantıda pek çok Bakanlar Kurulu kararnamesinin imzalandığını ancak bunlardan iki tanesini kamuoyuyla paylaşmak istediğini anlatan Arınç, şöyle devam etti:

"Bunlardan bir tanesi, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ile mücavir bölgelerde görevlendirilmesine ilişkin karar süresinin BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde 1 yıl daha uzatılması öngörülüyor. Bilindiği tabirle bir tezkere TBMM'ye imzalanıp gönderildi. 13 Şubat'ı geçmeyecek şekilde bu görev süresinin 1 yıl daha uzatılması, TBMM'den çıkarılması amaçlanıyor.

Muhtarların ödeneklerinin arttırılması bir kanun konusuydu, bu gerçekleşmişti. Uygulaması ocak ayına, yeni mali yıla bırakılmıştı. Bugün imzaladığımız kararnameyle köy muhtarları ile şehir, kasaba mahalle muhtarlarının ödeneklerinin arttırılmasıyla bazı Bakanlar Kurulu Kararlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Karar, yürürlüğe konuluyor. 15 Ocak'tan geçerli olmak üzere muhtar ödenekleri net 457 liradan 871 liraya çıkarılıyor. Muhtarların ödeneğinde yüzde 100'lük bir artış gerçekleştirildi.

Üst kurul çalışanlarının maaşlarında memurlara para artış yapılması gerçekleşiyor. Emniyet Genel Müdürlüğünde görev yapan pilotların uçuş tazminatlarının TSK'da görev yapan pilotlar seviyesine çıkarılması gerçekleşiyor. Van depremi nedeniyle öğretim elemanlarına verilen geliştirme ödeneği uygulamasının da uzatılmasına karar veriliyor. Ayrıntıları Bakanlar Kurulu kararnamesinde."

Toplantıda iç ve dış olayların değerlendirildiğini de söyleyen Bülent Arınç, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da toplantıya katıldığını, sadece Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın TBMM'deki görüşmeler sebebiyle Bakanlar Kurulunda yer alamadığını bildirdi.

Bakanlar Kurulu Toplantısı

- Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç: (4) "Türkiye'nin bağımsız yargıya ihtiyacı var ama en az onun kadar da tarafsız yargıya ihtiyacı var. Bağımsızlıkta evelallah onların elini tutan yok, ne isterlerse yapıyorlar. Biraz da tarafsız olmaları gerekiyor. Biz bu mekanizmaları kurmaya çalışırsak emin olun Türkiye'de kötü bir şey olmaz" - "Yasamanın üzerinde denetim var, yürütmeninin üzerinde denetim var, peki yargının üzerinde hangi denetim var? Görevleriyle ilgili olsun, olmasın, kendi mensupları hakkında yargılama yetkisini ancak kendileri verebiliyor. Bu Yargıtay için de böyle diğerleri için de böyle" - "Bugün sadece 'layüsel vela yemud olan yargıdır, hiçbir hesabın sorulması mümkün değildir. Peki onun üzerinde, onun hukuk aykırı eylemlerini ve işlemlerini denetleyecek bir mekanizma olsa fena mı olur bu açıdan bir bakalım" -"(Askeri mahkemenin Uludere kararı)Bundan sonra konuşulması gereken, terörle mücadelede 30 sene veya daha fazlası yaşadığımız acı olaylardan birisi olarak bunu hatırlamamız lazım. Yani bunu terörle mücadele kapsamında düşünebilirseniz olan biteni çok daha iyi anlayacaksınız" - "Uçaklar uçmasaydı, bombalar atılmasaydı bu insanlar hayatta olacaktı. Ama bu işte görevli olan kişilerin de 'ben görevimi yapmak zorundayım' demesini çok acı bir olay olarak hatırlayalım ve hep beraber çözüm sürecine destek verelim. Çözüm süreci başarıya ulaşmazsa daha çok Uludereler yaşanabilir, asıl acı olan da budur"

Kanun Anayasa Mahkemesi'nde denetlenir

Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını da cevapladı. 

HSYK ile ilgili teklifin mevcut şekliyle kanunlaşması halinde Adalet Bakanı'na verilen yetkiler nedeniyle kurulun tamamen yürütmenin kontrolü altına gireceğine yönelik eleştiriler hatırlatılarak yapılacak değişiklikle kurulun daha demokratik bir hale gelip gelmeyeceği konusundaki görüşlerinin sorulması üzerine Arınç, daha önceki toplantılarda da yasama, yürütme ve yargının işlevini ortaya koymaya çalıştıklarını söyledi.

Bir kanun teklifinin yasalaşması halinde önünde iki barikat bulunduğunu anlatan Arınç, bunların Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi olduğunu bildirdi. Anayasa Mahkemesine gidilmesi için sadece anamuhalefet partisi ve 110 milletvekilinin bir araya gelmesinin de şart olmadığını belirten Arınç, herhangi bir mahkemeye dava açılabileceğini, mahkemenin Anayasa'ya aykırılığı ciddi bulması durumunda onun da Anayasa Mahkemesine gidebileceğini hatırlattı.

Daha önce hazırladıkları kanun ve anayasa değişikliklerinin Anayasa Mahkemesinden döndüğünü anımsatan Arınç, "Yasamanın üzerinde en azından anayasal, yargısal denetim var. Yürütmenin üzerinde onu denetleyen Meclis var. Bütün eylem ve işlemlerinin yargısal denetime tabi olduğu Anayasa hükmü var" diye konuştu.

Bir bölge müdürünü görevden almak istemeleri halinde İdare Mahkemesine giderek yürütmeyi durdurma kararı aldırdığını örnek olarak gösteren Arınç, "Yani benim bir tasarrufum, bir bürokrat üzerindeki tasarrufumu yargı hemen tersine çeviriyor" ifadesini kullandı.

RTÜK’te 20 yıldır yapılamayan frekans ihalelerini iyi bir hazırlıktan sonra yaptıklarını dile getiren Arınç, burada da dosya almayan, ihaleye girmeyen bir şirket üzerinden dava açılarak yürütmeyi durdurma kararı aldırdıklarını söyledi. Arınç, "Şunu söylemek istiyorum: Yasamanın üzerinde denetim var, yürütmeninin üzerinde denetim var. Peki yargının üzerinde hangi denetim var? Görevleriyle ilgili olsun, olmasın, kendi mensupları hakkında yargılama yetkisini ancak kendileri verebiliyor. Bu Yargıtay için de böyle diğerleri için de böyle" değerlendirmesini yaptı.

"Denetleyecek bir mekanizma olsa fena mı olur?"

Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldığını ve kendisinin sanıklardan birisi olduğunu anlatan Bülent Arınç, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın iddianamesinde kendilerine hakaret ettiğini bildirdi. Savaş'ın iddianamede kendileri için "metastaz yapan urlar", "vampir" gibi ifadeler kullandığını belirten Arınç, şunları söyledi:

"Ben yüzlerce, binlerce iddianame okudum, annesini öldüren katile bile hiçbir savcı, 'vay alçaksız adam, vay şerefsiz adam' demez, sadece olayı anlatır, Türk Ceza Kanunu'nun hangi maddesine göre yargılanıp ceza giyeceğini gösterir. Adam bizim partimizi kapatmak istiyor, bir de bize hakaret yapıyor. Biz kanser hücresiyiz, biz kan emen vampirleriz, bunu kabul etmek mümkün değil. Yargıtay 1. Başkanlığını, bu eylemi sebebiyle bu kişi hakkında dava açılmasını istedik. Hemen toplandı 1. Başkanlar Kuruludur zannediyorum, 'Gerek yoktur savcı nitelendirme yapabilir' dediler. O zaman 'manevi tazminat davası açalım' dedik, davamızı reddettiler. 'Ceza davası yok, hüküm de giymemiş manevi tazminat da veremeyiz' dediler. Bu kısır döngüleri yaşadık biz. Beş kişilik HSYK'nın Türkiye'ye neye mal olduğunu bildiğimiz için Anayasa referandumuna gittik. Şunu söylemek istiyorum: Bugün sadece 'layüsel ve layemut' olan yargıdır, hiçbir hesabın sorulması mümkün değildir. Peki onun üzerinde, onun hukuk aykırı eylemlerini ve işlemlerini denetleyecek bir mekanizma olsa fena mı olur, bu açıdan bir bakalım." 

Adalet Bakanı'nın kurulun başkanı olduğunu ve bunun her dönemde böyle olduğunu dile getiren Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani kurul başkanı başka bir gezegenden gelmedi. HSYK var olduğu müddetçe Türkiye'de Adalet Bakanı o kurulun başkanıdır, müsteşar da mutlaka kurulun üyesidir. Yeni bir şey getirmiyoruz. Peki 'Adalet Bakanı şu yetkileri alsa kötü mü olur?' Tartışılır. Yürütmenin yargıya müdahalede bulunmaması lazım, temel prensip budur. Ama bu üç erkin birbirine göre üstünlüğü yoktur. Yasama, yargı ve yürütme kendi alanlarında bağımsızdır ve birbirlerine müdahaleyi kabul etmez. Ama kurulun zaten başkanı olan bir Adalet Bakanı'nın 'iş bölümünü de ben yapacağım' demesinin anayasaya aykırı neresi var Allah aşkına. Böyle bir şey mümkün değil. Bunu kabul etmeyiz. Dolayısıyla müsterih olun arkadaşlar, siz yargı üzerine titriyorsunuz, biz de sizin kadar titreyelim. Türkiye'nin bağımsız yargıya ihtiyacı var ama en az onun kadar da tarafsız yargıya ihtiyacı var. Bağımsızlıkta evelallah onların elini tutan yok, ne isterlerse yapıyorlar. Biraz da tarafsız olmaları gerekiyor. Biz bu mekanizmaları kurmaya çalışırsak emin olun Türkiye'de kötü bir şey olmaz."

"Çözüm süreci başarıya ulaşmazsa daha çok Uludereler yaşanabilir"

Uludere davasıyla ilgili askeri mahkemenin kararına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, askeri yargının soruşturmasını tamamladığını hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:

"Bu olay çok acı bir olaydır, trajik bir olaydır, 34 tane insan bombalanma neticesinde hayatını kaybetmiştir. Bu konu üzerine belki onlarca defa konuştuk. Bence bundan sonra konuşulması gereken, terörle mücadelede 30 sene veya daha fazlası yaşadığımız acı olaylardan birisi olarak bunu hatırlamamız lazım. Yani bunu terörle mücadele kapsamında düşünebilirseniz olan biteni çok daha iyi anlayacaksınız. Bir yerde bir hareketlilik var sınırın dışında, daha önce de buradan giriş çıkışlar olmuş, daha önce eylemler yapılmış, insansız hava araçlarıyla şunlarla bunlarla bilgiler toplanmış, bir yere nakledilmiş ve onun neticesinde bu olay meydana gelmiş. Uçaklar uçmasaydı bombalar atılmasaydı bu insanlar hayatta olacaktı. Ama bu işte görevli olan kişilerin de 'ben görevimi yapmak zorundayım' demesini çok acı bir olay olarak hatırlayalım ve hep beraber çözüm sürecine destek verelim. Çözüm süreci başarıya ulaşmazsa daha çok Uludereler yaşanabilir, asıl acı olan da budur."

 

 

Yorumlar (0)
28
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?