banner39

Arınç: Suriye'ye bir müdahale düşünmüyoruz

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, katıldığı bir TV programında gündeme ilişkin tüm soruları cevapladı.

Politika 06.04.2012, 06:04 06.04.2012, 07:42
Arınç: Suriye'ye bir müdahale düşünmüyoruz

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 12 Eylül askeri darbesinde dış güçlerin etkisiyle ilgili ''Bu darbeler başarıldığı zaman, Türkiye dışında 'bizim çocuklar işi başardılar' diye sevinildiği de yazılır, söylenir. Zaten bu tür olaylarda bir dış desteğin veya bir yönlendirmenin olması da çok doğaldır. Yani derinine gidildiği zaman belki bunun bağlantılarını ortaya koymak da mümkün'' dedi.

Arınç, ''Türkiye'nin, bunun dışarıya sorup, sorgulayabilmek için bugünkü trendini devam ettirmesi lazım. Yani güçlü bir devlet oldukça, söz sahibi oldukça, kendi içerisinde ekonomisiyle, yönetimiyle, toplumsal barışıyla ne kadar birbirine, içiçe geçmiş ve daha güçlenmiş ise dışardan bunun hesabı sorulabilir'' değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Siyaset Meydanı'' adlı programda Ali Kırca'nın sorularını yanıtladı.

''12 Eylül'ün ve daha önceki darbelerin de NATO çerçevesi içerisinde olduğu hep söylendi. Dolayısıyla bir uluslararası boyutu var işin...Dolayısıyla bir hesabın da dışarıya sorulması gerekmiyor mu-'' sorusuna Arınç, şu yanıtı verdi:

''Çok doğru söylüyorsunuz. Bu darbeler başarıldığı zaman, başka yerlerde, Türkiye dışında 'bizim çocuklar işi başardılar' diye sevinildiği de yazılır ve söylenir. Zaten bu tür olaylarda bir dış desteğin veya bir yönlendirmenin olması da çok doğaldır. Yani derinine gidildiği zaman belki bunun bağlantılarını ortaya koymak da mümkün. Türkiye, bunu dışarıya sorup sorgulayabilmek için bugünkü trendini devam ettirmesi lazım. Yani güçlü bir devlet oldukça, söz sahibi oldukça, kendi içerisinde ekonomisiyle yönetimiyle toplumsal barışıyla ne kadar birbirine iç içe geçmiş ve daha güçlenmiş ise dışardan bunun hesabı sorulabilir. Yoksa mesela PKK terörüyle ilgili olarak da bazı ülkelerin bu terörün şu veya bu şekilde destekleyicisi olduğunu söylerler, biz de biraz biliriz, ama onlara harp ilan edecek halimiz yok. Bunları biliriz, tedbirini alırız, başbaşa geldiğimiz zaman da 'ayağını denk al, yaptıklarından haberimiz var, bu işlerden elini ayağı çek' deriz, bunu da yapıyoruz. Şimdi gerilere gidip de '12 Eylül'ü sen yaptırdın, 27 Mayıs'ta da senin parmağın' vardı diyerek birilerine 'gel bakalım Yüce Divan'a' diyecek halimiz yok.''

Arınç'ın, ''İç içe geçmiş meseleler bunlar. Yani Amerika'nın CIA vasıtasıyla dünyanın neresinde neler yaptığını...'' yönündeki değerlendirmesi sırasında söze giren Ali Kırca, ''Siz CIA adını söyleyince ben de söyleyeyim, Wikipedia'ya 'kontrgerilla' diye yazınca aynen şöyle deniliyor; 'kontgerilla NATO bünyesindeki ülkelerde sol örgütlenmeye karşı oluşturulan CIA bağlantılı yasadışı gladyo örgütlenmelerinin Türkiye'deki adıdır'. Asıl kökü dışarda olan bu yapılanma ve bunun konuşulması gerekiyor'' demesi üzerine Arınç, şöyle konuştu:

''Bunu biliyor olmamız ve bunu konuşuyor olmamız, bence meselenin çoğunu halletmiş demektir. Çünkü bir devlet yönetimi, bir hükümet bu konularda bilgi sahibi olursa, çok doğru, çok isabetli, çok yerinde, bunu dışarıya karşı da en iyi şekilde kullanır. Biz, eskiden olduğu gibi başı önünde mahçup bir edayla duran bir ülke değiliz artık. Nerede ne konuşacağımızı, nerede ne yapacağımızı en azından kendimiz belirliyoruz ve kendimiz belirlediğimiz işlerde de dünya bizi dikkatle dinliyor. Daha 1 Nisan'da, İstanbul'da yaptığımız Suriye Halkının Dostları Grubu Toplantısı'na 80'e yakın ülke katıldı.''

''27 NİSAN AYRI BİR KONUDUR'

''Darbeleri Araştırma Komisyonu'' kurulmasıyla ilgili önergede bazı ifadeler aktarılarak, 27 Nisan'ın araştırma kapsamında yer alıp almayacağının sorulması üzerine Arınç, ''Ben tam metni okumadım ama 27 Nisan ayrı bir konudur. Yani 28 Şubat da bir darbe değildir ama bir hükümeti devirmiştir. Yani darbenin bir başka şekliyle işlenişi vardır. MGK kararları, Sayın Demirel'in buna iştirak etmesi, askerin tutumu, maalesef başka siyasi partilerin de buna 'evet' demesiyle Türkiye'de bir siyasi dönem bitirilmiş başka bir siyasi dönem başlatılmıştır'' dedi.

Meclis araştırmasının icrai fonksiyonunun bulunmadığını, bu nedenle sadece bir olayı tespit amacıyla komisyon oluşturulduğunu belirten Arınç, burada ticari ve devlet sırlarının araştırma konusu yapılamayacağı yönünde iki engel bulunduğunu vurguladı, uygulamalar hakkında bilgi verdi.

''27 Nisan'ın neden ayrı tutulduğu'' sorusuna karşılık Arınç, şunları söyledi:
''Bir defa yani 27 Mayıs gibi veya 12 Eylül gibi sonuç vermiş, Meclis'in kapatılmasına yol açmış, şunu şunu gerektirmiş bir sonuç ortada değil. Ancak hükümete karşı bir tavır var, parlamentoya karşı bir tavır var. Parlamentoya diyor ki; anayasal görevin cumhurbaşkanını seçmektir ama böyle birisini seçemezsin, ben bunu beğenmiyorum, ben bunu istemiyorum. Hükümete de aba altından sopa gösteriyor. Sen de artık bunu savunma anlamına gelecek sözler. Hükümet buna karşı çıkıyor. Ertesi gün cevabını veriyor. Parlamento da bence daha önemli bir şey yapıyor. Bir anayasa değişikliği yapıyor, 'cumhurbaşkanını bundan sonra halk seçecektir' diyor. Kasımda olacak seçimi temmuz ayına alıyor. Bütün bunlar elbette bu 27 Nisan'da o yazılı olan bildiriyi geçersiz kılacak şeyler değil, ama ben tabii metni okumadığım için 27 Mayıs veya 12 Eylül'den farklı bir yere koymuşlarsa 27 Nisan'ı, belki bu sebepler gözetilerek konulmuş olabilir diyorum. Ama hepsinin araştırılması, askeri güç kaynaklı darbe veya benzeri teşebbüslerin sebepleri sonuçları üzerine herhalde bir araştırma komisyonu olacak.''

''Bir taraftan teşebbüsten dolayı yargılamalar sürerken, bunun Meclis Araştırma Komisyonu'na başka bir teşebbüsün dahil edilmemesi konusunda çelişki gibi algılandı'' sözlerine karşılık Arınç, şunları kaydetti:

''Bu iddianamede TCK'nın 146. maddesine aykırılık var, savcı öyle diyor. O da anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs. Aynı zamanda ikinci bir şey var iddianame içinde 147. maddede Bakanlar Kurulu'nu ıskata teşebbüs var. Diyor ki 'bu suçun unsurudur o, çünkü meclis kapatılmakla hükümetin faaliyetleri sona erdirilmekle millet iradesine karşı çıkılmıştır.' 'Bu suç daha ağır bir madde olan 146'nın içinde vardır' diyor. Bence de doğru bir tanımlama. Tabii savcı iddianame yapar ama mahkeme vasfını koyar. Yani hangi maddeden yargılayıp sonuç alacağını mahkeme kararlaştırır. Dolayısıyla 146. maddenin unsurları içerisinde bunların hepsi var. Orada tabii 'seçme, seçemezsin, ben istemiyorum, beğenmiyorum' şeklindeki sözlerin hangi safhada kaldığını mahkeme mutlaka kararlaştıracaktır. Kaldı ki şu anda 28 Şubat'la ilgili bir soruşturma var, ama henüz sonuçlanmadı.''

SURİYE'YE MÜDAHALE DÜŞÜNMĞYORUZ

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Suriye'de yaşanan olaylara ilişkin, bu ülkede şiddetin durdurulması için bir müdahale düşünmediklerini belirterek, ''Ancak Suriyede'ki bu şiddetin önlenmesi, öldürmelerin önüne geçilmesi ve Suriye'nin kendi içindeki dönüşüme zorlanması için mutlaka ABD'nin de mutlaka AB'nin de BM'nin de kendi güçleriyle bir birlik meydana getirmeleri lazım'' dedi.

Bir televizyon kanalında katıldığı programda Suriye'de yaşanan olaylarla ilgili bir soruyu yanıtlayan Arınç, insanların öldürüldüğü bu ülkeyle Türkiye'nin sınırı ve akrabalıkları bulunduğunu söyledi.

Halkın talepleri karşısında bazı ülkelerin bir dönüşüm geçirdiğini dile getiren Arınç, ''Libya'da kanlı bir şekilde oldu. Tunus'ta biraz rahatlık içinde oldu. Mısır'da hala devam eden değişim, dönüşüm sıkıntılı da olsa bir süreç devam ediyor. Ortadoğu ülkelerinin birçoğunda buna benzer hareketlilikler oldu. Tabii Suriye'de başlayan olaylar, şiddet yoluyla insanların öldürülmesine yol açıyor. Bunların içerisinde kadınlar, çocuklar masum insanlar var. Şehirler kuşatılıyor, bombalanıyor, tanklar içeri giriyor. Şimdi bütün bunlara göz yummak mümkün değil'' diye konuştu.

Arınç, geçen yılın mart ayından bu yana Türkiye'den Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanının ve yerine göre de kendisinin Suriye'ye, ''halkın demokratik taleplerine şiddetle mukabele etmeyin, seçimlere gidin, yeni anayasa yapın. Suriye'deki etnik yapıyı, dini farklılığı bilmez miyiz sanırsınız, onun bütünlük içinde yaşamasını da isteriz. Ayrışmak Suriye için ne kadar zararlıysa bizim için de o kadar zararlıdır, bölge içinde o kadar zararlıdır'' dediklerini, kendilerine her defasında ''peki peki'' karşılığı verildiğini ancak verilen sözlerin yerine getirilmediğini anlattı.

Bunun üzerine, görüşmelerin tekrar devam ettiğini kaydeden Arınç, ''Sanırım ağustos ayında Dışişleri Bakanımız Suriye'ye özel olarak gitti, 6-6,5 saatlik baş başa görüşmeler oldu. Evet yol haritamız budur, şiddet duracak, bütün bunların kararı alındı ve Sayın Bakanımız geldi, 3 gün sonra yine eski tas eski hamam. Bütün bunları devam ettiriyoruz, takip ediyoruz'' ifadesini kullandı.

Önce Tunus'ta Suriye Halkının Dostları Grubu'nun toplandığını, daha sonra bunun ikincisinin Türkiye'de geçen hafta yapıldığını hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:

''Önemli kararlar alındı. ABD'nin Sayın Clinton geldi ve diğer bütün ülkeler geldi ve bir mecraya doğru girdi. Önce Arap Birliği bu konuda Suriye'yi ikna etmeye çalıştı. Biz, 'Arap Birliği'nin kararlarını Türkiye olarak da kabul ediyoruz' dedik. Çünkü sadece Türkiye bu meseleyle ilgileniyor görüntüsü hoş bir görüntü değil. Arap Birliği'nin kendi bütünlüğü içerisinde meseleye bakmasını istedik. Sonra BM'yi sürekli tazyik ettik. BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'in vetosuyla Suriye aleyhinde bir karar alınamadı. Bölgedeki ülkelerden İran, Lübnan ve Irak yönetimi Suriye'deki yönetimi tutan, halkın karşı karşıya kaldığı mezalimi göz yuman bir noktaya geldiler. O da çok acı bir şey tabii.''

Arınç, İran'ın hangi nedenlerden dolayı Suriye'deki yönetimin yanında yer aldığı sorusuna, ''Çok açık. İran yönetimiyle veya İran'a hakim olan siyasi ve mezhep anlayışı Suriye'deki yönetim anlayışının sadece bir olduğunu söylemek güçlü bir sebep ama sadece o değil. Suriye ve İran birbirine destekleri geçmişten beri var. Suriye ve İran birbirlerinden yararlanmaya çalışıyor'' yanıtını verdi.

'SURİYE'YE DIŞ MÜDAHAE DOĞRU DEĞİL'

''Sıcak bir çatışmaya gider mi ve giderse Türkiye nereye kadar yer alır'' bir soruyu da yanıtlayan Arınç, şöyle devam etti:

''Biz kendimiz bir müdahale düşünmüyoruz, baştan beri. Türkiye Irak'a olacak bir müdahaleye izin vermeyen meclise sahip. Bunun sonuçlarını hep beraber gördük. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Bir gün ABD oradan çekilmek zorunda kaldı. Suriye'ye dış müdahale doğru değil. Ancak Suriyede'ki bu şiddetin önlenmesi, öldürmelerin önüne geçilmesi ve Suriye'nin kendi içindeki dönüşüme zorlanması için mutlaka ABD de mutlaka AB'nin de BM'nin de kendi güçleriyle bir birlik meydana getirmeleri lazım. Kaldı ki Güvenlik Konseyi'nde bir yaptırım çıkmayınca İnsan Hakları Komisyonu'na Türkiye müracaat etti ve sadece 3 ülkenin muhalefetiyle Suriye'nin insan hakları komitesinde suçlanması kabul edildi. Bunun üzerine BM Genel Sekreteri, eski Genel Sekreteri Kofi Annan görevli tayin edildi, gitti geldi, bir plan açıkladı. O planda da şimdi bir tarih verdi sanıyorum, 10 Nisan'ı mı verdi 11 Nisan mı verdi- Çok az bir zaman kaldı. Bize verilen 6-7 söz tutulmadığı için böyle yapacağız derler ama yapmazlar bu kanaat haline geldi, bizde. Bunu söylerken keşke yapsalar anlamında kabul etmeniz lazım. Biz hep kötü örnek gördük. Yemin billah ettiler, 'şöyle olacak' dediler, ama olmadı.''

Arınç, Türkiye'nin tek başına değil de Birleşmiş Millet çatısı altında Suriye'ye yapılacak bir müdahalede yer alıp almayacağının sorulması üzerine de şöyle konuştu:

''Bir defa buna ihtimal vermek istemiyoruz. Türkiye yükümlülüklerini gerek BM gerek NATO gibi bu tür ikili ilişkiler, sözleşmelerle bazı görev taahhütlerimiz içerisinde kalan herhangi bir uygulamada, Türkiye'ye pay düşerse bundan kaçınmak mümkün değil zaten ama yol açabilecek, buna yol açabilecek bir gelişme şu anda görünmüyor. Yani BM bir karar alsa ve 'bu kararı şunlar şunlar uygulayacak' deseler, kaçınma ihtimali varsa kaçınırız, ama kaçınma ihtimali yoksa Türkiye üzerine düşecek bu görevi alır.''

Arınç, ''Askeri anlamda da mı'' sorusuna, ''Hayır şu açıdan söylüyorum, Suriye'deki bu olayları bitirme noktasında dışarıdan bir şekilde bir ambargo, bir yaptırım, o ülkeyi zorlayacak bir mekanizmanın içerisinde. Türkiye komşusu olmak hasebiyle, bölgedeki geleceğini düşünmek hasebiyle, rol oynamak istemez. Bu bize yakışmaz'' yanıtını verdi.

''Biz Afganistan'a giderken Bosna Hersek'e giderken koşa koşa, seve gitmiyoruz, üzerimize bir görev düşüyor, biz o görevi ikili anlaşmalar içerisinde Türkiye'nin de menfaatini düşünerek yapıyoruz'' diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama bir şeye dikkat ediyoruz. Bir, 'silahlı mücadeleye girmeyiz' diyoruz. Devriye görevi yaparız, insani amaçla bazı hizmetler yaparız. O yüzden bütün sıcak ülkeler, çatışmanın yaşandığı ülkelerde Türk askeri görmek ister. Çünkü biz halkla bütünleşiyoruz. Onların ekonomilerine yardım ediyoruz ve Türk bayrağı kokartını taşıyan her ülkede güvenilen insanlar, askerler olarak bizi gösteriyorlar. Çatışmaya girsek ABD askerinin başına gelen veya diğerlerini başına gelen şüphesiz bizim başımıza gelecek. Lübnan'da devriye görevini yapıyoruz. Bosna Hersek'te halkla ilişkiler içerisindeyiz aynı zamanda polis eğitimine de katkıda bulunuyoruz. Yani Suriye ile ilgili bir konu geldiğinde yaptığımız işi, 1 senedir yaptığımız işi yapmak isteriz. Bu bir insani yardımdır. Bugün 20 bine yakın Suriye'den gelen kaçan insanlar var. Hala da gelebilir diye Kilis'te yeni yerler inşa ediyoruz. Oranın insanına, çocuğuna, kadınına, fakirine el uzatıyoruz. Bunun dışında Suriye ile başka bir ilişkisi yok.''

TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ

Arınç, İran Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi'nin Türkiye ile ilgili açıklamasına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği tepkiyi hatırlatılması üzerine de şöyle dedi:

''Sayın Başbakanımız Güney Kore'ye gitti. Bir haftalık seyahat ve son iki günde de İran'a geldi. İran bizim komşumuzdur. İran'ın menfaatlerini biz her yerde savunuruz. Barışçıl amaçlarla nükleer enerjinin üretilmesini de İran'ın hakkı olduğunu düşünüyoruz. Bir ya da iki yıl önce zenginleştirilmiş uranyumun nerede muhafaza edileceği söz konusu olduğunda. Türkiye'nin bunu kabul etmesi halinde güvenebileceklerini söylediler. Biz bu kadar İran'ın menfaatlerine yakın ülke olarak görünüyoruz. İran buna rağmen verdiği sözleri tutmuyorsa, bu Sayın Başbakanın isyanıdır.''

İran'da daha önce Nevruz şenliklerine katıldığını, halkın kendilerini kucakladığını anlatan Arınç, ''Hepsi Türkiye'ye sevgi gösteren insanlardır. Ama dış siyasetinde zaman zaman dalgalanmalar görüyoruz. PKK meselesinde de böyledir. Pejak'ı sona erdirdiler onlar ama sona erdirirken Kandil ile nasıl bir anlaşma, sözleşme yapıldığı konusunda rivayetler var. Pejak'a karşı çıktılar, bombalamalar başladı, bulundukları bölgelerde neredeyse yok etme durumuna gelmişlerdi ama şimdi onların bir başka yöne doğru gittiğini duyuyoruz. Kendileri mi gitti yönlendirildi mi bilemiyoruz.''

Arınç, ''Beşar Esed birkaç defa buraya gelmişti, görüşmelerin iyi olduğu dönemde Suriye'de yine demokrasi yoktu. Bu hiç konuşulmadı mı-'' sorusuna da şu yanıtı verdi:

''Şu çok açık, iki devlet ilişkilerimizde çok iyi olmak isteriz. Bizim gerçek dostumuz halklardır, Suriye halkının ve Türkiye halkının dostluğu kardeşliğidir. Yoksa resmi hükmet ilişkilerinde elbette iyi olmak, iyi ilişkiler kurmak, iyi anlaşmalar yapmak, ülkemizin menfaatlerine birtakım haklar elde etmek bizim görevimizdir. Biz geçmiş 9 yılda bunu yaptık. İş halka silahların doğrultulması noktasına gelince, kan akmaya başlayınca, 'yanlış yapıyorsunuz' dedik. Şimdi o noktada yani halka silah doğrultulmadığı zamanda, bizim onlarla iyi ilişkiler içinde olmamızı kimse yadsımasın. Şimdi bozulmasının sebebi de 20 bine yakın insanın hayatını kaybetmesidir. O günlerde aramızdaki bütün ilişkilerde Suriye'nin demokrasi yolunda yürüyeceği kanaati vardı, bizde.''

Türkiye'nin, ilişkilerini iyi olduğu dönemde Suriye ile pek çok alanda işbirliği yaptığını anımsatarak, ''Pek çok Türk firması gitti, orada oteller yaptı. Türkiye'den 10 bakanımızla oraya gidiyorduk. Herkes kendi alanında, ben enformasyon alanında. Onların resmi haber ajanslarıyla özel haber ajanslarıyla ikili ilişkiler kurdum, müştereken belgesel çekmeye başladık Şam Çeliği isminde, TRT alanında Anadolu Ajansı alanında da ikili ilişkiler kurdum. TRT Türk'te ofisler açtık'' ifadelerini kullandı.

'DİNAMİK BİR DIŞ POLİTİKAMIZ VAR'

Arınç, MHP Antalya Milletvekilinin Parlamento'da bir konuşmasını izlediğini belirterek, ''(Bizim Suriye'de ne işimiz var- Önce memleketimizdeki zamlarla baş edelim) diyor. Bunu tersinden anlarsanız, Suriye'de zulüm devam etsin ama Türkiye'de zam olmasın. Bu çok yanlış bir anlayış. Hem Türkiye'deki zamlar önemli hem de başka ülkelerde yaşanan olaylar bizim için önemli'' dedi.

Türkiye'nin artık kendi içine kapanan bir ülke olmadığını, kabını aştığını, dünyada meydana gelen olaylarda söz sahibi bir ülke haline geldiğini vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:

''BM Güvenlik Konseyi'ne aday olduğumuzda 158 ülke Türkiye'ye oy verdi. Afrika ülkelerinin tamamı Türkiye'ye verdi. Şimdi 2015 dönemi için yeniden adayız. Afrika, Güney Amerika bize oy veriyor. Türkiye bu noktaya geldi. Biz Sudan'ı da Suriye'yi de Ruanda'yı da Arjantin'i de düşüneceğiz. Artık kendi kabuklarının içinde sıkışmış bir Türkiye yok. Olmaması da lazım. Türkiye İsrail ile Suriye arasındaki doğrudan görüşmeleri başlatmış bir ülkedir. Söylenecek sözümüz, etkimiz var. Ne dediğimize bakılıyor. Bizim çözüm önerilerimiz var. Dinamik bir dış politikamız var."

ULUDERE OLAYI

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Irak sınırındaki olaya ilişkin, ''Emin olsun ki milletimiz, bu olay kimin neyi varsa ki bir kasıt olmadığına yönelik çok ciddi deliller var ama ne de olsa 35 kişi ölmüştür, nasıl ve nereden kaynaklandı, hem o insanlarımızın aileleriyle hem de 75 milyon insanımızla paylaşacağız'' dedi.

Arınç, son zamanlarda hükümetin yeni bir Kürt açılımı hazırlığı içinde olduğunun ifade edildiği belirtilerek, bu konudaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun yeni bir şey olmadığını söyledi.

Önce demokratik açılım, sonra, ''Milli birlik ve kardeşlik'' projesi denilen ve hala uygulanan bir süreçten faydalı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Arınç, Kürt kimliği, kültürel ve anayasal hakların elde edilmesi konusunda çok önemli adımlar attıklarını ifade eden Arınç, ''Ancak her şeye rağmen terör var, örgüt var, silahlı mücadele var. Bununla da mutlaka mücadele etmemiz gerekiyor'' diye konuştu.

Arınç, önleyici tedbirler alınması gerektiğini ve bugün bu sayede pek çok olayın önlenebildiğini dile getirerek, istihbaratın bu konuda çok başarılı olduğuna işaret etti.

'ETKİSİNDEN YENİ ÇIKIYORUZ'

Son 1 yıllık dönemde terörle mücadelede çok iyi bir noktaya gelindiğine dikkati çeken Arınç, şöyle devam etti:

''Ama maalesef Uludere'de yaşanan olay bütün bunların üstünü örtecek bir olay haline geldi. Bunun etkisinden yeni yeni çıkıyoruz. Çünkü terörist olmadıkları ortaya çıkan ve üstlerinde silah bulundurmadığı anlaşılan 35 kişilik bir grup, bütün istihbaratların bir araya gelmesi ve olayın sınır dışında cereyan etmesiyle bombalama neticesinde hayatını kaybetti.

Biz başka hükümetlere benzemeyiz. Terörle mücadelede bunu bir acı anı olarak kabul ettik. Mağdurlarından özür diledik, üzüntülerimizi ifade ettik, maddi manevi kayıplarının karşılanacağı konusunda kendilerine teminat verdik. Aynı zamanda idari ve adli soruşturmanın sonucunu da kamuoyuna açıklayacağımızı ifade ettik. Bir taraftan Genelkurmay, bir yandan da savcılıklar olayla ilgili soruşturma yapıyor. Emin olsun ki milletimiz, bu olay kimin neyi varsa ki bir kasıt olmadığına yönelik çok ciddi deliller var ama ne de olsa 35 kişi ölmüştür, nasıl ve nereden kaynaklandı, hem o insanlarımızın aileleriyle hem de 75 milyon insanımızla paylaşacağız. Ama bunun dışında nokta operasyonları, güçlü bir istihbarat ve birtakım operasyonlarla çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Bu, devam edecek.''

Arınç, ''(BDP) İmralı ile konuşmadan, şiddet dilini kullanmadan, sadece siyasetin diliyle bu konuları birlikte konuşalım deseler, inanın hepimiz onları kucaklayacağız. Ama her defasında, 'bizim tabanımız budur' anlamına gelebilecek şeyleri ortaya koymaları onları çok sevimsiz kılıyor. Keşke kendilerini bireysel olarak, partilerini de bu konuda yetkili olarak görebilseler ve terörle mücadele konusunda bize yardımcı olsalar, yol gösterseler'' diye konuştu.

Bülent Arınç, ''Artık İmralı ya da Kandil'le görüşme yolu kapanmıştır diyebilir miyiz-'' sorusu üzerine, ''Diyebiliriz. Ben şu anda böyle bir temasın olmadığını biliyorum. MİT'in kendi yetkilileriyle bazı görüşmeler ifşa edildi. Kaldı ki bu ifşa edildikten sonra halktan büyük bir tepki de gelmedi'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, şunları kaydetti:
''Bu ortaya çıktı ve bundan dolayı da savcılar MİT Müsteşarına davetiye gönderdi. Bu, çok hoş bir şey değil. Çünkü MİT Kanunu diyelim ki 30 yıldan beri var. O zamandan beri, 26. maddesi MİT görevlilerinin Başbakan'ın izni olmadan yargılanamayacağına dair. Ama savcı özel yetkili sıfatına dayanarak 'gel bakalım' diyor. 'Siz bunları sorgulamaya doğru giderseniz, kanunu hiçe sayarak, böyle bir yetkinizin olduğunu kabul ederseniz, ben bir başbakan olarak, bütün gizli açık faaliyetlerin nasıl koruyucusu olabilirim' dedi ve kanunu değiştirdik. Buna mecbur kaldık. Sayın savcı mecbur etti bize bunu. Başsavcıya haber bile vermeden yaptı bunu.''

UZUN TUTUKLAMALAR

Kendisinin uzun tutukluluğun cezaya dönüşmemesi gerektiğini samimi olarak söylediğini belirten Arınç, ''bütün yetkiler var, tutuklarken niçin tutuklayacağını kanun saymış, tahliye edilmesi gerekirken hangi sebeplerle tahliye edileceğini de hakimin vicdanına bırakmış. Bunlar sadece iki kelimelik klişe yazmakla olacak şeyler değil. Her tahliye talebi mevcut delil durumuna göre, reddedilmiştir demek doğru değil'' diye konuştu.

Şimdi bir kanun getirdiklerini ve tutuklamanın da bir gerekçesi, tahliye edilmemenin de bir gerekçesi olacağını vurgulayan Arınç, bunun tahliyelerin daha kısa sürede gerçekleşmesine yol açacak bir düzenleme olduğunu bildirdi.

Hakimlerin delil durumuna göre, kaçma ihtimaline göre, suçun ceza kanununda yazılan katalog suçlara girdiğinden bahisle tahliye taleplerini reddettiklerini anlatan Arınç, şöyle devam etti:

''Ama bir sene, iki sene, üç sene dört sene artık delil toplanmışsa toplanmıştır, kaçacaksa kaçacaktır. Bir insana ceza vermek yerine tutuklu kalsın demek doğru değil, tutuksuz yargılansın, siz kararınızı verin isterseniz o zaman tutuklayın. Bir adam 20 sene ceza verecekseniz, (4 sene tutuklu kalmış, 5 sene daha tutuklu kalsın) diyemezsiniz. Tutuksuz geçirir, siz yargılamaya yaparsınız suç vasfı değişebilir, daha az ceza alabilir daha çok bir ceza verebilirsiniz. Benim şahsi düşüncem bu. Yapılan işler hepsi ve yazılı hukuka uyguna uygundur ama biraz da vicdanlı olmamız lazım''

En son Nedim Şener ve arkadaşlarının tahliye edildiğini Nedim Şener'in 370 gün kadar içeride kaldığını hatırlatan Arınç, ''tahliye sebebi ne, suç vasfının değişme ihtimaline binaen, demek ki suç vasfının değişmesinin ihtimali ortaya çıkmış. Bu başkaları için de geçerlidir. Bu yüzden bir insanı bir saat bile şahsi hürriyetinden mahrum etmek doğru değil, ağır bir suçtur delil durumuna göre tutuklarsınız ama arkasından hemen tahliye şartları ne zaman oluşursa bir saat gecikemezsiniz. Vicdan bunu emrediyor. Hukuk bunu emrediyor. Bugün biraz ipin ucu kaçmışsa, kantarın topuzu biraz sarkmışsa ben buna dikkati çekmek istiyorum'' ifadesini kullandı.

Bu mahkemelerin süratle bitmesi gerektiğini, nitekim bitmeye de başladığını ifade eden Arınç, ''hepsi bitsin insanlar ne olacaklarını görsünler. yok yargılamalar devam edecekse, o zaman tahliyeleri süratle düşünün. Bu insanlar çıksınlar hepsinin çoluğu çocuğu var, sosyal çevresi var. Bu insanları aile ortamına kavuşturmak, onlarla birlikte aileyi de sevindirecek, sosyal çevrelerindeki insanları da sevindirecek'' dedi.

Bütün hakimlerin savcıların AB standartlarında eğitime alınmasının önemini vurgulayan Arınç, Türkiye içinde de eğitimi sürekli hale getirdiklerini ifade etti.

Arınç, ''doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla Anayasa'nın 90'ıncı maddesine uygun olarak İnsan Hakları Komisyonu'ndaki uluslararası sözleşmeleri birinci sırada dikkate alacaksınız. Bu özgürlükçü yorum demek lazım, yoksa 'kanuna uygun ben böyle karar verdim' derseniz belki ki bundan mahrum olursanız bunun sonuçları bizi Türkiye'de hem her zaman mahkum ediyor hem de insanlarımızı huzursuz ediyor'' diye konuştu.

YARGININ HIZLANDIRILMASI PAKETİ

Yargının hızlandırılması paketinin bugünlerde Genel Kurul'a geleceğini bildiren Arınç, bu konuda Adalat Bakanlığı'nın koordinatörlüğünde, ilgili bir kaç Bakanlığın sürekli çalıştığını ifade etti.

Arınç, şöyle konuştu:
''Ben basın özgürlüğüyle ilgili biraz, bir başka arkadaşım Terörle Mücadele Kanunu'yla ilgili, bir başkası da işin sosyal adalet politikasını alacak katkılar sağladı. Güzel bir tasarı hazırladık. Açık ya da yarı açık cezaevlerinde çıkmış olanların, son bir yılını denetimini serbestlik haline getirmek gibi, tahliye kararlarının tutuklama kararlarının gerekçeli olma mecburiyeti gibi, TCK'da basınla ilgili 133, 134 gibi maddelerinden mahkum olmuş veya davası devam etmekte olan 5 yıl süreyle erteleme getiren hüküm gibi güzel şeyleri içine monte ettik. Eğer bu çıkarsa bir ferahlama olacak diye düşünüyorum''

Bir başka soru üzerine de Nedim Şener'le olayın öncesinde tanıştıklarını anlatan Arınç, Şener'in uluslararası bir başarı kazanmış, mütevazi, işini yapan bir gazeteci olduğunu söyledi.

İddia edilen suçlarla ilgisini bilmediğini belirten Arınç, ancak insani amaçlı mahkemelerde gösterdiği asil bir duruşu olduğunu, kendisini ve davasını savunduğunu kendisinin de tahliyesinin ardından hem kendisini hem de eşini kutladığını ifade etti.

Kendisinin insani bir davranış olarak duyduğu üzüntüyü dile getirdiğini anlatan Arınç, şöyle devam etti:

'Geçtiğimiz günlerde Ahmet Türk'e karşı da çok kaba bir davranış oldu. Kimin olduğunu bilmiyorum, bir özel görevli polis olduğunu zannediyorum bir yumruk atıldığını söyledi. Onu da aradım geçmiş olsun dileklerimi sundum ama bu mesele sadece Ahmet Türk'e yönelik bir olay değil, unutmayalım ki bir emniyet amirine karşı da bir BDP'li kadın milletvekili bir tokat atmıştı. Bu belleklerden henüz kazınmadı, 1 yıl öncesine aitti. Onun da bir çocuğunu örgütün elinden kurtarmak isteyen bir kadın da Sebahat Tuncel'i tokatladı. Bu olayların neresinden bakarsanız bakın çok acı olaylardır. Kim kime vurmuş bütün bunları tek bir noktaya indirgemektense bütün bunları sona erdirecek, bir çaba içinde olmamız lazım. Yaşanan olaylar üzücü olaylar Bunları kabullenmek mümkün değil''

Terörle mücadele stratejisiyle ilgili bir soru üzerine de Arınç, şöyle konuştu:

Yeni terörle mücadele stratejisiyle ilgili ilk sorulduğu zaman benim haberim yok dedim. Sonra başka bir bakanımız da aynı şeyi söyledi. O günlerde aslında gazetelerde kendilerine bir plan verildiğini, bu plan üzerine de bazı yorumlar yapıldığını haberdardım ama doğrusu Bakanlar Kurulu'nda görüşülen konu olmadı. Ben bakan arkadaşımızın bildiği konuyu bilmeyebilirim. O kendi sahasıyla ilgilidir. 'Bana da yeri geldiğinde söylerler' diye düşünürüm. Ama benim bilmediğimi bir gazeteci biliyorsa ben bundan üzülürüm. Gazeteci niye biliyor anlamında değil, çünkü siyasi bir noktası varsa bu işin, önce bunu benim bilmem lazım ama bir gazeteciye açıp da benden saklanıyorsa veya benim bilgim olmasına gerek duyulmuyorsa, bunu kim yaparsa yapsın hoş karşılamam.

Zannediyorum olay şudur; Bakanlar Kurulu'nda üzerinde görüştüğümüz, mutabık kaldığımız bir konu yok. Bizim başlattığımız süreç de devam ediyor ve süreç başarılı olarak devam ediyor. Her attığımız adımdan olumlu sonuçlar alıyoruz. Ancak zannediyorum, 3 yıl kadar oldu, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı diye biz Başbakanlığa bağlı bir birim kurduk. Bu birimin vazifesi operasyonel değil. Bu birim terörle mücadelede strateji belirleyecek, araştırmalar yapacak, uzmanlar çalıştıracak. Bunların bir çalışması basına yansımış. Yani ham bir çalışma bildiğim kadarıyla ama onlarla paylaşılmış. Dolayısıyla Bakanlar Kurulu'nda görüşülmemiş bir konuda, benim 'bilgim yok' demem, bence çok samimi bir davranıştır. Bu, henüz ham çalışma olabilir, bizim üzerinde görüşerek mutabık kaldığımız, düğmeye basarak 'hadi bakalım yeni bir süreç başlıyor' diyebileceğimiz konu değil. ''

 

banner53
Yorumlar (0)
12
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü