banner39

Gül: Silah bırakılmazsa PKK kullanılır

Gazetecilere süreçle ilgili açıklamalarda bulunan Abdullah Gül, tamamen silah bırakılmaması halinde PKK'nın kendi içinden bölünüp, kışkırtılabileceğini ya da Türkiye ile çatışma içinde olan ülkeler tarafından kullanılabileceğini söyledi.

Politika 03.04.2013, 12:02 03.04.2013, 12:13
Gül: Silah bırakılmazsa PKK kullanılır

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Litvanya ve Letonya'yı kapsayan Baltık ziyaretinin ilk ayağı Riga'da beraberindeki gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.

Yeni anayasa fırsatının heba edilmemesi gerektiğini vurgulayan Gül, çözüm sürecinde hedefin PKK'nın sadece sınır dışına çekilmesi değil silahların tamamen bırakılması olduğunu söyledi. Uzlaşma Komisyonu'da tartışmalara yol açan vatandaşlık tanımıyla ilgili de 'Olmazsa olmaz, şart değil" değerlendirmesinde bulundu.

Gül'ün açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

- Anayasa için yıl sonu beklentisi vardı. Uzatma süresi de bitti. Anayasa ne olacak?

Geçen dönemde de bu dönemde de Meclis'in anayasa yapma imkanı olduğu kanaatindeyim. Bir noksanlık şu oldu; büyük bir belge hazırlanırken siyasi iklim buna göre hazırlanabilirdi bütün siyasi aktörler tarafından. Onda çok başarılı olunamayınca biraz tıkanma var gibi,..

Önemli bir fırsat, kaçmaması lazım. Türkiye başka meselelerle de uğraşırken gelişmiş batı ülkelerinin standartlarına uygun bir anayasayı kendi iradesiyle yaparsa çok iyi olur. Ben tutarlı bir şekilde başından bu yana bunu savunmuşumdur.

Kendi irademiz ve kendi inisiyatifimiz. Bu Kürt meselesi için de geçerli başka konular için de. Daha önce de demokrasimiz eksikti. Parlamenter sistem içerisinde bir sürü yanlışlar vardı. Bunları adım adım düzelttik, ama sistematiği kalmadı darma dağınık bir anayasa oldu.

Türkiye'nin gelişmişliği, iş dünyası, üniversitenin, basının, bu kadar açık toplum haline geldiği halde bizim yazılı metinlerimiz neden geride kalsın. Geride kaldıkça onları çiğneyerek geçiyoruz. Türkiye'nin stratejik tercihi belli: Gelişmiş batı demokrasileri gibi olmak. Venedik Komisyonunun üyesiyiz. AB ile tam üyelik müzakeleri yapan bir ülkeyiz. Yani birilerinin bizi zorlaması, insana hüzün veriyor açıkçası.

Biz niye kendi inisiyatifimizle, kendi aklımızla büyük bir özgüven içinde anayasayı yapmayalım ki? Temel meselelerde ayrılık pek yok aslında. Bunu yapmak lazım.

Süre uzatılabilir de, eğer böyle bir irade herkeste gözükürse. O zaman muhakkak ki süre önemli değil. Bir ay sonra olmuş önce olmuş. Ama bu fırsatı kaçırmamak lazım.

Bakın Türkiye çok büyük bir mesele ile uğraşıyor. Kürt meselesi. Cumhuriyet'in başından bu yana da uğraşıldı. 1999'dan bu yana 7,8 kez çabalar olmuş. Ateşkesler vs. O zamandan beri çeşitli metotlar, görüşmeler olmuş. İlk defa bir görüşme yapılmıyor. 1999'da da yapılmış sonra da yapılmış.

İLK DEFA SÜREÇ BU KADAR ALENİ YÜRÜTÜLÜYOR

İlk defa bu kadar aleni, bu kadar açık seçik, herkesin içine girdiği bir durumvar. Olağanüstülüğü buradan geliyor. Tenkit edilir edilmez,mahsurları vs. Bunlar ayrımevzu. İlk defa kiminle mücadele ediyorsan muhatap almışsın. Siyasi temsilciler işin içine girmiş. Mektuplar gelmiş gitmiş. Bu kadar aleni. Parantez içinde söylemek isterim. 2010 yılında, Habur'da insanlar silahlarını bırakıp Türkiye'ye gelirken yer gök oynatıldı. Basını düşünün. Hükümetin cesareti kırıldı.

Şimdi 'insanlar dışarı gitsin' deniyor ve herkes olumlu buluyor. Böyle bir hava varken bu işi tamamlamak lazım. Aklı selimle, bilgiyle hareket etmek gerekir. İçeriden, dışarıdan kimsenin bir şey demesine gerek kalmadan, siyasetçilerinin olgunluğuyla Türkiye'nin yapması gerekenleri özgüvenle yapabiliriz. Bunu geçen sene de, üç sene önce de, söyledim. Anayasa, Türkiyenin demokratik standartlarının yükseltilmesi konusunda da iyi bir fırsat, kimsenin elinde gerekçe de kalmaz.

TAMAMEN BİTMEZSE KIRILGAN BİR DURUM OLUR

Çözüm sürecinde bu işin tamamen bitirilmesi hedeflenmeli. Yoksa Türkiye'den dışarı çıkıp orada güç halinde durması değil. Suriye' de, İran'da veya Irak'ta durur.

Konjonktürler hep değişir. Böyle durduğu sürece ya kendi içinden bölünür, kışkırtılır ya da Türkiye ile çatışma içinde olan ülkeler tarafından kullanır. Her zaman kırılgan bir durum söz konusu olur.

VATANDAŞLIK OLMAZSA OLMAZ DEĞİL

- Vatandaşlık tanımı üzerinde yoğunlaşılıyor ?

Ben bunun aşılabileceği kanaatindeyim. Bir çok çalışma var. Benim de elimde çalışma var. 49 gelişmiş ülkenin anayasası var. Büyük kısmında vatandaşlık tarifi yok. Olmazsa olmaz, şart değil. Baktığınızda bu 49 ülke, bazıları kanuna bırakmışlar, bazılarında farklı şekilde tarif edilmiş. Nihayetinde tabi bir anayasa halkın çoğunluğu tarafından da kabul edileceği için bunları da dikkate almak gerekir.

Şu çok iyi dersiniz teorik olarak ama nihayetinde bu anayasa halkın çoğunluğuyla, referandumla olacak. Parça olursa da mümkündür. Halka dayatamazsınız. Formül bir şekilde bulunabilir kanaatindeyim.

İMPARATORLUK REFLEKSİYLE HAREKET ETMELİYİZ

Osmanlı İmparatorluğu da Selçuklu İmparatorluğu da tarihte Türk devletleri olarak bilinir. Ama imparatorlukların, 'bu Osmanlının vatandaşlarının hepsi Türktür' diye bir şey yok. 'Selçuklunun hepsi Türktür' diye bir şey yok. Ama tarihe bunların hepsi Türklerin önderlik ettiği büyük devletler olarak geçmiştir.

Biz bugün imparatorluk değiliz. Üniter bir devletiz. Ama imparatorluk refleksi ve özgüveni ile hareket edebiliriz. Böyle hareket edersek bir çok sorunu aşarız. Kendi kedimize dar elbiseler giydiriyoruz.

Başka ülkenin toprağında gözüm yok. Ama biz imparatorluk bakiyesiyiz. Kendimizi dar elbiselere sokmayalım. Biz Türkiye sınırları içindeyiz. Ama imparatorluk gibi kendimizi esnek ve özgüven içinde hareket edersek birçok sorunun suni olduğunu göreceğiz. Böyle bir Türkiye çok güçlü olur. Onun için dar yazılımlardan ziyade daha büyük anlamlara bakmak gerekir. Bunlar, o siyasi iklim oluşturabilirse yapılabilir.

HANGİ SİSTEM OLURSA OLSUN ÖNEMLİ OLAN CHECK & BALANS

- Anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmalarından bahsederken "Çok temel meselelerde bir ayrılık yok" dediniz. İki parti parlamenter sistem istiyor, iktidar ise başkanlıkta ısrarlı. Demokrasinin niteliğiyle ilgili temel bir görüş ayrılığı görülüyor. Siz buna görüş ayrılığı olarak bakmıyor musunuz?

Şüphesiz ki bu önemli. Ben temel meseleler derken Türkiye'nin demokratik laik hukuk devleti yapısıyla ilgili söyledim. Tam tersi de olabilir. Batı demokrasisinin dışında da denebilir. Komşularımız mesela. Onlarda da seçimler var. Böyle bir şey yok. Tabi ki sistem değişiklikleri ne tip bir demokrasi. Gördüğüm kadarıyla olmazsa olmaz demiyor teklifi verenler. Burada da nihayette bakılacak nokta şudur: Hangi sistem olursa olsun o sistemin gelişmiş demokrasilerin prensiplerini kendi içinde muhafaza eder. Onların o sistematiği, parlamenter ya da başkanlık sisteminin içindeki kendi sistematiği muhafaza etmek kaydıyla hepsi de tercih edilebilir. Lehinde aleyhinde konuşuabilir. Önemli olan sistem içindeki chek balanslar.

Hukukun üstünlüğü, demokratik standartların yüksekliği çok önemli. Yoksa hangi sistem olursa olsun ciddi açıklar varsa sıkıntılıdır. Biz şimdiye kadar parlamenter sistem içinde eksik demokrasiyi yaşadık. Eğer bir tercih söz konusu olursa öbüründe de bir eksik demokrasi olmamalı. Bu nihayette bir çok etken düşünülerek lehinde aleyhinde konuşulacak konulardır.

Kaynak: Bugün 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?