Hatip Dicle yasağında şüpheli durumlar

İlginç iddia; Öcalan Dicle'yi partinin başında görmek istiyordu, onu aday gösterenler bunun mümkün olmadığını bildikleri halde, Öcalan'ı kandırdılar, işin içinde derin Kürt ve Türk ortaklar bulunuyor

Hatip Dicle yasağında şüpheli durumlar

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Yargıtay'ın seçimlerden hemen önce Hatip Dicle'nin cezasını onaylaması ve hemen ardından YSK'nın Dicle'nin adaylığına onay vermesi, ardından da Dicle'nin mazbatasını iptal etmesi beraberinde bazı şüpheleri de getirdi. Dicle'nin vekil adaylığını onaylayan ve mazbatasını iptal eden kişilerin aynı olması Taraf yazarı Emre Uslu tarafından tam skandal olarak değerlendirildi.

Uslu'ya göre, Dicle'nin sorunlu durumuna rağmen onu aday yapanların da en az onun vekilliğini iptal edenler kadar bu şüpheli durumun içinde olduğunu yazdı.

Öcalan'ın Dicle'yi istediğini ancak onu aday gösterenlerin bunun mümkün olmadığını bildikleri halde, Öcalan'ı kandırmak için böyle bir yola başvurduklarını savunan Uslu işin içinde derin Kürt ve Türk ortakların bulunduğunu ileri sürdü.

İşte Uslu'nun o ilginç tespitlerle dolu yazısından ilgili bölümler: "Anlaşıldığı kadarıyla Hatip Dicle de, BDP de seçimler öncesinde Dicle’nin aday olamayacağını biliyordu. Buna rağmen süreci kanırtarak kabul ettirmek istedikleri görülüyor. Bu olayda Hatip Dicle maça dopingli çıkmış. Fakat sonradan doping yaptığı anlaşılmıştır.

İKİ KARARDA DA AYNI HAKİMİN İMZASI VAR

Ancak burada YSK’nın verdiği karar sonuna kadar sorunlu. Bana göre özellikle Hatip Dicle’nin tutukluluk kararını onayan hâkim Halim Aşaner, –ki kendisi 2008 yılında Yargıtay 9. Dairesi’ne 2010 başında da YSK’ya üye olmuştur– kendi verdiği onama kararından habersizmiş gibi hareket ederek önce Dicle’nin vekil olabilirliğini onamış daha sonra da vekilliğini iptal eden kararın altına imza atmıştır. Bu durum neresinden bakılırsa bakılsın skandaldır.
....

ÖCALAN'A DA ÇALIM ATILDI

BDP’ye yakın çevrelerden edindiğim izlenime göre Hatip Dicle’nin aday gösterilmesini iç toplantılarında “bir hata” olarak konuşmuşlar. Ancak onlar bu hataya rağmen AKP’li Oya Eronat’ın Dicle’nin yerine vekil yapılmasını içlerine sindirememişler.
...

BDP bu “hata”yı bile bile neden göze aldı? Burada kritik bilgi Dicle’nin Öcalan’la olan ilişkisi. Edindiğim izlenime göre Dicle, Öcalan’ın güvendiği ve yeni kurulacak çatı partisinin başına geçirmek istediği en önemli aday. Bu nedenle de Dicle’nin aday gösterilmesi talebi muhtemelen Öcalan’dan gelmiş. Öcalan’dan gelen bu talebe BDP’liler hayır diyememiş, zira Öcalan’a rağmen birçok kişi aday gösterilmiş ve bu da Öcalan’ı fazlasıyla kızdırmış. Hatta Öcalan’ın bu adaylar için “Bana yönelik ulusal komplodur” ifadesini kullandığı bile iddia ediliyor. Bu dengeler içinde Dicle’nin aday gösterilmesi Öcalan istedi diye olmuş ama zaten YSK iptal edeceği için de bu işlemi yapanlar böylece Öcalan’a büyük çalım atmışlar. Sanırım Öcalan bu nedenle hem bu vekil tercihini “bana yönelik ulusal komplodur” diye tanımlıyor hem de Hatip Dicle’ye sahip çıkılmasını özellikle istiyor.

DERİN KÜRT VE TÜRK ORTAKLAR

Bu durumda barışı istemeyen derin Kürt ve Türk ortak yapımı bir derin operasyon ortaya çıkıyor. Hem Öcalan’ın barış sürecinde en güvendiği Dicle yeni kurulacak Çatı partisinden uzaklaştırılıyor, yani Öcalan’ın sağ kolu kesiliyor, böylece barış sürecinde Öcalan’ın inisiyatifinin önü kesiliyor ve barış dinamitlenmiş oluyor, gerilim tırmandırılıyor; hem de sorumluluk AKP’nin üstüne yıkılarak BDP içindeki derin kişilerin Öcalan tarafından tasfiyesi önlenmiş oluyor ve operasyon tamamlanıyor.

ERGENEKON VE KCK SANIKLARININ DURUMU

Bir de tartıştığımız Ergenekon ve KCK sanıklarının durumu var. Bence savcılar yazdıkları mütalaa ile hâkimler de kararlarıyla Ergenekon’un tünel kazma operasyonuna dur dediler.

Ben Ergenekon ve Balyoz sanıklarının daha ilk baştan MHP ve CHP’den bir proje dâhilinde aday gösterildiğine inanıyorum. Bu proje milletvekili adayı olan sanıkların vekil olduktan sonra serbest bırakılacağı öngörüsüne dayanıyordu. Ergenekon ve Balyoz sanıklarından milletvekili olanlar serbest bırakılınca bu sefer Ergenekon’un yoğun destekçisi medya üzerinden bir kampanya başlatılacak ve bence haklı olarak şu soru sorulacaktı: Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Engin Alan milletvekili oldukları için serbest bırakılıyorsa aday olmuş ama vekil olamamış Tuncay Özkan veya hiç aday olmamış diğerlerinin suçu ne?

PLAN BURADA BAŞLIYOR

Milletvekili olduğu için serbest bırakılan sanıklar örnek gösterilerek ve hukuki bir dayanağı olmayan bu karara dayanılarak itirazlar yapılacaktı. Ortada emsal olduğundan diğer sanıklar doğal olarak haklı bulunacaktı. Yerel mahkemeler milletvekili olmayanların tutukluluk halinin devam etmesi yönünde karar verse bile bu karar Yargıtay aşamasında bozulacaktı.

Bu durum tam bir zafer havasına dönüştürülüp tam da bu süreçte yoğun bir medya kampanyasıyla Silivri boşaltılarak Ergenekon çarkı yeniden döndürülmeye başlayacaktı. Böylesi bir olasılığın olması durumunda hem Ergenekon davasına bakan mahkemeler baskı altına alınmış olacak hem de örgütün Silivri’de tutulan operasyonel aklı yeniden harekete geçtiğinden herşey 2004-2005 yıllarına yeniden dönecekti. Bu, cinayetlerin ve kaosun yeniden başlaması derin hücrelerin canlandırılması sürecini doğuracaktı. Ergenekon bu moral üstünlüğü bir tramplene dönüştürüp 2007’den bu yana kan kaybettiği mesafeyi bir zıplamada yeniden alacaktı. Ergenekon yapısının bir terör örgütü olup olmadığına ilişkin elde bir mahkeme kararı da olmadığından güvenlik birimleri bu yapıyı takip-tarassut altında hukuken tutamayacak, örgütün üstüne gidemeyecek, bunlara yönelik yeni operasyonlar yapamayacaktı.

Bence ilk baştan o sanıkların aday gösterilmesi bütün bunlar hesaplanarak yapıldı. Bu hesabın kendisi bile Ergenekon yapısının aklının ve etkisinin halen çalıştığını ve bir ana muhalefet partisini etkisi altına alabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla bence savcılar kaygılanmakta haklılar.

KCK’lı sanıklar için de benzer bir durum geçerlidir ama KCK Ergenekon ile kıyaslandığında hem operasyonel akıl hem de etkinlik açısından ciddiye bile alınacak bir örgüt değildir. Bu nedenle ben KCK sanıklarının içerde tutulmasının aslında Ergenekon’un planını bozmak için atılmış bir adımın diyeti olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.

BU DURUMDA NE YAPILABİLİR

Bütün bunlara rağmen ben milli iradeyle seçilmiş Ergenekon ve KCK sanıklarının salıverilmeleri ve Meclis’e girmeleri gerektiğini düşünüyorum. Burada hem Ergenekon soruşturmasının tavsatılmasının önüne geçecek ve içeride tutulu bulunan kişilerin hep birden salıverilerek yeniden Ergenekon’un çarklarını çalıştırmayı önleyecek bir çözüm hem de milli iradenin Meclis’te tecelli etmesini sağlayacak bir adım atılmalı. Ben bu adımın, ilgili yasalarda “Milletvekili seçilen bir şahsın belirli koşullara bağlanarak, –örneğin yargılanmasının devam edileceği koşulunu koyarak– tutuksuz yargılanması gerektiği” şeklinde bir yasal düzenleme yapılabilir. Böylece hem Ergenekon’un planı bozulur, hem çıkan şahısların dokunulmazlık zırhına sığınıp nüfuzlarını kullanarak Ergenekon davasını tersine çevirmeleri engellenir, hem de milletin iradesine saygı duyularak bu şahısların Meclis’te faaliyet göstermelerinin önü açılmış olur.

Bu düzenlemeye hem seçimler öncesinde kendisini bağlayan CHP de itiraz edemez, hem de CHP’de aslında Ergenekon’un Truva Atı olmaktan kendini kurtarmış olur. Böylece CHP içinde Ergenekon’un oyununun farkında olan ve bundan rahatsız olan kesimler de rahatlamış olur."

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2011, 13:26
banner53
YORUM EKLE

banner39