banner39

Karakoç'un 19 yıl önceki mektubu

Diriliş düşüncesinin mimarı, şair Sezai Karakoç'un genel başkanı olduğu Yüce Diriliş Partisi, Karakoç'un 1994 yılında cumhurbaşkanı ve başbakana yollamış olduğu uyarı mektubunu yayınlandı

Politika 15.04.2013, 16:04 15.04.2013, 16:33
Karakoç'un 19 yıl önceki mektubu

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Şair ve mütefekkir Sezai Karakoç'un yaklaşık 20 yıl önce cumhurbaşkanı, başbakan ve bazı basın yöneticileri ile bilim adamlarına göndermiş olduğu mektup, bugün parti sitesinde yayınlandı. Türkiye'nin üç ana meselesine vurgu yapan ve devlet yetkilileri ile yazarları bu noktada uyaran mektupta güncel olarak ele alınan konuların bugün hale Türkiye'nin birinci ana gündem maddeleri arasında yer alması ise dikkat çekti. 

Karakoç'un 8 Ağustos 1994 tarihli mektubu "ülkemizin acil ve somut çözüm bekleyen üç güncel sorunu için, düşünce ve önerilerimi, en öz bir şekilde bildirmek amacıyla size bu mektubu gönderiyorum" şeklinde başlıyor. 

Mektubun devamında ülke gündeminin üç ana gündem maddesi; anayasa, Kıbrıs ve güneydoğu meseleleri sıralanıyor ve her konuya geniş bir izah getiriliyor: 

" 1) Bu üç sorundan biri, iç siyasetle ilgilidir. Bilindiği gibi Anayasa'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması istenmiş ve birkaç kez bu konuda girişimde bulunulmuşsa da bir sonuç alınamamıştır. Anayasa değişikliği yapılamadığı için, siyasi partiler kanununda, seçim kanununda ve diğer bir yasada arzulanan değişiklikler yapılamamaktadır. Anayasa'da değişiklik yapılamamasının sebebi ise, bu değişikliğin yapılabilmesi için öngörülen çoğunluk oranlarının 3/5, cumhurbaşkanının geri göndermesi halinde 2/3 gibi yüksek oranlar olmasıdır...,

 2) Bu üç sorundan ikincisi, dış siyasetle ilgilidir. Bu sorun, Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs için, muhtemelen yakında, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında, kabul etmemiz mümkün olmayan isteklerde bulunulacaktır. Buna karşılık, bazı siyasetçilerin ileri sürdüğü "Hatay Modeli" yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Türkiye'ye bağlamamız çözümü, son derece riskli görünmektedir. İşin başlangıcında belki olabilirdi bu. Ama şimdi çok geç kalındı. Hatay'ın Anavatan'a katılması şartları bugün Kıbrıs için mevcut görünmemektedir. Hatta Yunanistanla gizlice anlaşarak karşılıklı böyle bir emr-i vaki yapılırsa dahi bunu uygulama sorun çıkaracaktır. Bugün artık müdahaleci bir dış politika sistemi içine girmişlerdir süper güçler. Kıbrıs sorununu sadece Yunanlılarla bizim aramızdaki bir sorun gibi görmemiz, bugünün milletlerarası politikalarından bihaber olduğumuz anlamına gelir. Bizi Kıbrıs konusunda sıkıştıranlar, bunu sırf Yunanistanı sevdikleri için yapmıyorlar, aynı zamanda kendi çıkarları ve daha çok beklentileri için yapıyorlar. Bu sorunu mutlaka milletlerarası arenada halledebileceğimizi bilmemizde yarar vardır.

Bu durumda, bizim artık daha fazla gecikmeden yapmamız gereken, bir "Doğu Akdeniz Ülkeleri Konferansı"nın toplanmasını, böylece, sorunun çözümüne Kıbrıs'a komşu ülkelerin katkıda bulunmasını sağlamaktır. Bu konferansa başta Türkiye olmak üzere, Yunanistan, Mısır, Suriye, Lübnan, Libya, Tunus vb. tüm Doğu Akdeniz ülkeleri katılmalıdır. Kıbrıs'ın tüm Doğu Akdeniz Ülkelerini ilgilendirecek özellikte ve önemde bir ada olduğu hususu asla akıldan çıkarılmaması gereken bir gerçektir. Kıbrıs'ın statüsünün değişmesi, tüm Doğu Akdeniz statüsünün değişmesi demektir. Bu bakımdan bütün Doğu Akdeniz Ülkelerinin Kıbrıs sorununun çözümünde söz sahibi olmaları doğaldır....,

 3) Askeri operasyon başarıları bizce, Güneydoğu sorununun sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik boyutlarına bir cevap ve çözüm getirmeyi gündemden kaldırmıyor. Hâtta, tam tersine asıl şimdi böyle bir program gündeme gelmeli, tartışılmalı ve kısa sürede yürürlüğe konmalıdır. Hem o şekilde köklü bir çözüm getirilmelidir ki, sorun bir daha ortaya çıkmasın, toprağa ve tarihe gömülüp gitsin.

Böyle bir köklü çözüm modelini, sistem ve prensipleri içinde bulunan derli toplu bir projeyi oluşturacak Anayasal bir kuruma ihtiyaç vardır ve tabiidir ki, bu kurumda üst düzey bir kurulla ayakta duracaktır. Bu kurum sadece Güneydoğu sorunu için değil, bundan böyle çıkabilecek bu tür sorunların tümünü kapsayacak incelemeleri yapmak ve çözümleri üretmek üzere kurulmalıdır. Konunun uzmanlarından, bilim adamlarından, tecrübeli (emekli olmuş veya fiilen çalışmakta olan) sivil veya asker bürokratlardan, siyasi parti ve medya mensuplarından geniş çapta yararlanmalıdır. Ülkemizin etnik, kültürel, sosyolojik ve antropolojik sorunlarını, tarihin derinliklerinden gelip güç ve zaafımızı oluşturan hareketleri sürekli olarak inceleme ve değerlendirme görevini üstlenmelidir Kurum. Kurumun üst düzey kurulu, hükümete gerektiğinde tavsiyelerde ve uyarılarda bulunmalı, kamuoyunu açıklamalarıyla aydınlatmalı, olumsuz iç ve dış propagandalara karşı önlemler önermelidir. Bilimin ışığında izlenecek yol, göz önünde tutulacak ölçüler, toplum gidişinin vazgeçilmez nirengi noktaları konusunda birinci derecede başvurulacak fikir merkezi ve kaynağı olmalıdır bu kurum ve kurul. Bir örnek vermek gerekirse, etnik grupların kendilerini birbirinin yerine koyarak diğerlerinden istekte bulunmaları önerisi işlenerek bir sistem haline getirilebilir. Bir nevi, atasözümüzdeki, iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırma bilgeliğinin pratiği yakalanabilir. Diyelim, bugün, Güneydoğu sorununun çözümü için, biz türk kökenliler, kendimizi kürt kökenli kardeşlerimizin yerine korsak, kürt kökenli kardeşlerimiz de kendilerini biz türk kökenli kardeşlerinin yerine korlarsa, karşılıklı fedakârlıklar artar, buna karşılık istekler azalır. Böylece yasal olmayan yollar, örgütler, terör ve dış destekleri devre dışı kalır...,"

banner53
Yorumlar (0)
15
hafif yağmur
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?