Kılıçdaroğlu: Arap Baharı'nı kullanıyorlar

CHP, Arap Baharı'yla ilgil görüşlerini paylaşmak için İstanbul'da topladığı Sosyalist Enternasyonal liderlere Türkiye'ye şikayet etti

Kılıçdaroğlu: Arap Baharı'nı kullanıyorlar

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

CHP'nin ev sahipliğinde İstanbul'da yapılan Sosyalist Enternasyonal Toplantısı'da ilginç gelişmeler yaşandı. Arap Baharı'nın konuşulacağı toplantıda CHP Genel Başkanı Türkiye'yi "demokrasi geri gidiyor" diye eleştirdi.

Kılıçdaroğlu, Arap Baharı'nın Emperyalistler tarafından sömürüldüğünü iddia ettiği konuşmasında Türkiye'yi şikayet etti.Kılıçdaroğlu, ''Sosyalist Enternasyonal Arap Dünyası Özel Komite Toplantısı''nın açılışındaki sözlerine, ''Başarılı çalışmalarıyla Sosyalist Enternasyonal'in dünya siyasi haritasında seçkin bir yer edinmesini sağlayan Sosyalist Enternasyonal Genel Başkanı yoldaş Papandreu'ya ve Genel Sekreter yoldaş Ayala'ya hoş geldiniz diyorum'' diyerek başladı.

Türk ve Yunan halkının barış içinde yaşamasının hem bölge, hem de 2 halk için çok önemli olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, sadece bölgeye değil, bütün dünyaya barışı getirmenin herkesin ortak görevi olduğunu vurguladı.

Arap ülkelerinde esmekte olan devrim rüzgarlarının son aylarda renk değiştirmeye başladığını söyleyen Kılıçdaroğlu, yıllar boyunca bir taraftan kendi diktatörleri, bir taraftan dış güçlerce sömürülen ''Arap emekçileri''nin, bugün yeni bir sömürü dalgası tehdidiyle karşı karşıya olduklarını belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, egemen güçlerin çıkarlarının uygun olduğunu düşündükleri her zeminde demokrasiyi savunur gözükürken, Arap dünyasında ekonomik çıkar bağlarıyla bağlı oldukları diktatörlerin ve tiranların varlığından ve uygulamalarından hiç rahatsızlık duymadıklarını, onlarla ve rejimleriyle çok yönlü işbirlikleri kurduklarını ve geliştirdiklerini savundu.

Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Dün Zeynelabidin Bin Ali, Muammer Kaddafi ve Hüsnü Mübarek ile kol kola olan güç odakları, bugün milyonların yükselen sesi karşısında taraf değiştirmiş gözükmektedirler. Bu arada Arap devrimi, biraz toplumların kendi iç dinamiklerinden, biraz da dış müdahalelerden kaynaklanan nedenlerden dolayı bahar havasını kaybetmeye, çoğu yerde bir 'Arap sonbaharı' haline gelmeye başladı. Bu durum, Arap devriminin sonu belirsiz bir istikamete yönelmesi tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Batılı ülkeler, kendileri için korkulu bir rüya gibi gördükleri 'radikal İslam'a karşı bir çeşit 'ılımlı İslam' modeli ve bu modelde bir ülkeler kuşağı yaratma çabası içinde gözüküyorlar. Belki bu yolla aynı zamanda Arap halkları üzerinde yeni bir siyasi ve ekonomik üstünlük elde edebileceklerini de hesaplıyorlar. Arap aleminin zenginliklerinin sömürüsü söz konusu olacağı zaman bu yeni yönetimlerin demokratik olup olmaması eminim hiçbir kapitalist yönetimin fazla umurunda olmayacak.''

Sosyalist Enternasyonal'ın mensupları olarak burada kendilerinin devreye girmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Arap baharının bazı çevrelerce yeni bir emperyalizm icat edilmesi için istismar edilmesine olanak vermemeli, sesimizi yükseltmeliyiz'' dedi.

"SURİYE'YE DIŞ MÜDAHALE"

Bugün ''Arap uyanışı''nı desteklediğini iddia eden ''sağ hükümetler''in aslında sadece kendi gündemlerini takip ettiklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, ''Bugün Arap dünyasındaki demokratikleşme üzerine ders vermeye çalışanlar, kadınların araba bile kullanamadığı Suudi Arabistan'daki hak ihlalleri karşısında susuyorlar. İran'da insanca bir yaşam için mücadele eden 'Yeşil Devrim Hareketi'ni görmezden geliyorlar. Ekonomik sömürü söz konusu olunca, demokrasi ve özgürlükleri destekleyenler, çıkarlarına ters düştüğü anda diktatörlere karşı kör, sağır ve dilsiz kalıyorlar'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Arap dünyasındaki yeni iktidarların, demokrasi için sokaklara dökülen insanlara neler vadettiğini şimdiden görebilmenin mümkün olmadığını, Libya'da eski rejim yanlılarını temizleme bahanesiyle çoktan hak ihlallerine başlandığını, Mısır'da radikalizmin yükselişinin, ülkenin Hristiyan ve Yahudi azınlıkları yanında, sol ideolojiye sahip Müslümanlar için de büyük bir tehdit oluşturduğunun ileri sürüldüğünü kaydetti.

Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Suriye'deki hak mücadelesi dışarıdan olaya müdahil olan güçlerin de etkisiyle kanlı bir iç savaşa dönüşmekte. Kısacası bahar, yerini soğuk rüzgarlara ve belirsizliklere bıraktı. Suriye'deki olaylar gerçekten yürek yakan olaylar, binlerce insan yaşamını yitiriyor. Suriye halkı demokrasi istiyor, özgürlük istiyor, kadın-erkek eşitliği istiyor. Bütün bu taleplere destek veriyoruz, bütün bu talepleri saygıyla karşılıyoruz ama Suriye'ye dışarıdan müdahaleler, Suriye'de bir kaosun yaratılması, bir iç savaşın yaratılması kabul edilemez bir durumdur. BM'nin bu durumda daha tutarlı, daha kararlı bir tavır takınmasını yürekten talep ediyoruz.''

"ORTAK EYLEM PLANI GERÇEKLEŞMELİ"

Arap halklarına ve uluslarına demokrasi dersi veren ''sağ iktidarlar''ın, iş gerçek demokrasiye gelince Batı'da ve Türkiye'de sınıfta kaldıklarını belirten Kılıçdaroğlu, Batı ülkelerinde bu acı tablonun daha açık görüldüğünü, Afrikalı ya da Müslüman Arap olsun, Latin Amerikalı ya da Asyalı, Avrupa'ya daha güzel bir yaşam uğruna sığınanların insana yakışmayacak muamelelere uğradıklarını, yabancı düşmanlığı ve ırk ayrımcılığıyla karşı karşıya kaldıklarını öne sürdü.

Türkiye'ye baktıklarında ise demokrasinin bütün boyutlarında ciddi gerilemeler olduğunu gördüklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Bu ülkede işçilerin, emekçilerin, gazetecilerin ve aydınların uğradığı baskılar ve ayrımcılık gün geçtikçe artıyor. AK Parti Hükümeti'nin demokrasi ve fikir özgürlüğüne ilişkin yaklaşımını Başbakan, 'Bazı kitaplar bombalardan bile tehlikelidir' diyerek, en açık ve net şekilde ortaya koymaktadır. Bugün iktidar aleyhine yazı yazdıkları için çeşitli bahanelerle tutuklanan yazar ve gazetecilerin sayısı 100'e ulaşmıştır. Bu yazarlardan birinin henüz yazmakta olduğu bir kitabının taslakları, evi basılarak bilgisayarından alındı ve yok edildi. Böylece hükümet, henüz basılmamış bir kitabı toplatıp imha ederek bir ilke imza attı. Bu olay, Alman şair Heinrich Heine'nin 'Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır' sözlerini acı bir şekilde aklımıza getirmektedir.''

Bugün Türk medyasının baskı altında olduğunu ve otosansür uygulandığını öne süren Kılıçdaroğlu, ''Çünkü Türkiye'de iktidar aleyhine düşünmenin ve yazmanın genelde 2 alternatif cevabı var. Birincisi evinizin gece yarısı basılması ve hapishaneye atılarak tüm özgürlüklerinizi kaybetmeniz. İkincisi ya da işinizden atılmanız ve emeğinizle para kazanma hakkınızın elinizden alınmasıdır'' dedi.

Kılıçdaroğlu, ''Türkiye, Bingazi'de ya da Tahrir Meydanı'ndaki öğrencilere özgürlük çağrısı yapıyor ama kendi şehirlerindeki meydanlarda öğrenciler polislerden acımasızca dayak yiyor, gözlerine biber gazı, üstlerine tazyikli su sıkılıyor ve hapsediliyorlar. Yumurta atarak protestoda bulunan öğrenciler, okullarından atılarak hapis cezalarına çarptırılıyorlar. Hangi ülkede 'Üstünde yumurta bulundurmak' diye bir suç var?'' diye konuştu.

Bugün Türkiye'de yüzlerce tutuklu öğrencinin içinde bir tek kişinin bile ne cinayetten, ne hırsızlıktan, ne de bir başka insan hakkı ihlalinden sorumlu olmadıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, bu öğrencilerin, kendi haklarını aradıkları için genç yaşlarında hapishaneyle tanıştıklarını belirtti.

Kılıçdaroğlu, tüm dünyada, özellikle de ''Arap Baharı''nın yaşandığı toprakların gerçek bir bahar havasına kavuşabilmesi için yapılması gereken tek şeyin; tüm dünyada sol düşünce sahibi siyasetçilerin, sosyalistlerin, sosyal demokratların, eşitliğe inanan, emeğe saygı duyan, özgürlükler için mücadele eden bütün insanların kenetlenmesi ve Orta Doğu'da yanan devrim ateşinin yanlış yollara sürüklenmesine engel olmak için ortak bir eylem planı geliştirmesi olduğunu belirtti.

 

Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2012, 14:46
banner53
YORUM EKLE

banner39