banner15

Oruç ve Ramazan yazıları - İbrahim Ethem Gören

Mütevekkil bir edayla beklenen ramazan iklimi İslâm ümmetinin içerisinde; ümmetin bulunduğu hemen her yerde...

Oruç ve Ramazan yazıları - İbrahim Ethem Gören


İbrahim Ethem Gören / Dünya Bülteni

Bu yazı, gazeteci-yazar Nazife Şişman'ın Boğaziçi Yöneticiler Vakfı'nı (BYV) kastederek, "Vakfımızın iftarına gelemiyorum ama Fatma Karabıyık Barbarasoğlu'nun Ramazannâmesi'ni diş kirası olarak gönderiyorum" sözüyle şekillendi… Yazı işleri müdürümüz Ahmet Sezer de ne zamandır bir Ramazan yazısı isteyip duruyordu. Böylelikle bu yazı vücut buldu.

Nazife Hanım güzel bir geleneğe; diş kirasına atıfta bulundu… Gelemeyeceği bir iftara diş kirası sadedinden yüzlerce kitap gönderdi… Diş kirası, şüphesiz ev sahiplerine mahsus bir ihsandır. Nazife Hanım, lisan-ı haliyle, "Ben orada ev sahibiyim, diş kirası sadedinden kitabı dağılalım" der gibiydi...

Öznesinde Ramazan ve oruç olan kitapların diş kirası olarak verilmesi yeni bir adet değil. Pek çok STK, iftarlarında bu türden kitaplar iftar sofralarının hazirununa hediye ediyor. Bundan 10 sene önce de yönetim gurusu Yener Sonuşen, katılamayacağı bir BYV iftarına, Üstad Sezai Karakoç'un Samanyolunda Ziyafet serlevhalı kitabını göndermişti.

Diş kirası, eskimez zamanlardan günümüze aktarılamayan naif bir gelenek. Medeniyetin kadife görünüşlü metal süngerleri ramazan ayının manasını derinleştiren güzel bir adetin üzerinde gezinmiş durmuş…

Diş kirası günümüzde unutulan pek çok gelenekten sadece biri… "Osmanlı" şeklinde ifade edilen zamanların saraylarında, köşklerinde, konaklarında, yalılarında iftara davet edilen misafirlerle beraber, fakirlikten toprağa serilmiş olan gezgin Allah misafirleri için de sofralar hazırlanır, çat kapı gelenler geri çevrilmez, içeriye alınırmış.

İftarın verildiği saray/konak bir nevi ziyafet evine dönüşür, sofralara Ramazan ayının bereketi tezahür edermiş. İftar akabinde cemaatle namazlar kılınır, sohbet edilir, kahveler içilir, teravih namazı da eda edildikten sonra davet sahibi hanesinin cümle kapısında misafirlerini tek tek uğurlar ve kendilerine kadife keseler içerisinde altınlar, gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası sadedinden hediye edilirmiş.

"Diş kirası" şeklinde tesmiye kılınan bu zarif hediyelerin hazırlanış gayesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek, hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıymış.

Osmanlı döneminde diş kirasıyla ilgili pek çok hikâye anlatılır. Sanatkâr dedelerimizden, celi sülüs ve celi talik yazının üstadı Hattat Sami Efendi'nin diş kirası hadisesi pek meşhurdur. Şöyle ki:

Hicri 1310 yılı ramazanında (Mart-Nisan 1893) Osmanlı'nın son dönem paşalarından nüktedanlığıyla bilinen Tevfik Paşa, Çemberlitaş'taki konağında bir akşam iftar verir.

Teravih namazının edâsından sonra, sohbet edilir ve davetliler birer, ikişer giderlerken, her birinin diş kirâsını Paşa bizzat verir, iftarda bulunan Hattat Sami Efendi de, en sona kalır ve çıkarken Tevfik Paşa ona;

-Eh, haydi selâmetle git" der.
Bunun üzerine aralarında şu konuşma geçer:
Sami: İyi amma Paşam, benim diş kiram nerede?
Paşa: Bre Sami, diş kirası misafirler içindir, sen bu evin adamısın.
Sami: Yok, öyle!.. Ben de isterim...
Paşa: Yahu, sana göre bir şey kalmadı ki?
Sami: Diş kirâmı almadan şuradan şuraya gitmem!

Bu söz üzerine, Tevfik Paşa, mühimsemez bir tavırla; 'Eh yukarıda bir murakka olacak, bari onu da sana vereyim' diyerek, Sami Efendi'ye iki parmak kalınlığında, Hattat İsmail Zühdî'nin (?-1806) bir sülüs-nesih murakkaını verir.

Meğer Tevfik Paşa, gündüzden Bayezid Camii avlusunda, ramazana mahsus açılan sergiden bahsi geçen murakkaı alıp Sami Efendi için hazırlamış ve onu biraz kızdırıp söyletmek için, hemen çıkarıp vermemiştir. Sanatında çok titiz olan bu yazı üstadı, ilk sayfayı açar açmaz, merak ve heyecandan zamanı unutur. Sağına, soluna ve önüne, o devrin aydınlatma vasıtalarının en iyisi olan büyük gaz lambalarından birer tane koydurur, sayfaları çevirmeye başlar.

Nihayet uşağın: "Efendi hazretleri sahur vakti geldi, müsaade buyurunuz, beraber yiyelim, hitabıyla daldığı sanat âleminden uyanır"

Ardından bir beyt mırıldanır:

Meâl-i gaflet-i erbab-ı dünya hep nedâmetdir
Bu rüya habdan evvel dahî ta'bir olunmuştur.

Dünyaya bağlı olanların gafletlerinin mânası pişmanlıktan ibarettir. Bir rüyaya benzeyen, gafletin ne demek olduğu, neye delalet ettiği, daha biz uykuya yatmadan önce, dünyayı tanımazdan evvel tabir edilmiştir.)

Diş kirası bahsinden sonra biraz da yukarıda isimlerini verdiğimiz kitaplara değinelim. İsmini ilk olarak andığımız kitap Fatma Karabıyık Barbarosoğlu imzalı. Barbarosoğlu kitabında ramazan ayının İstanbul'a, hanesine, gönlüne doğan resimlerini toplayıp harflerin gövdesine yüklemiş; ramazan aylarının gündüzünde gecesinde yaşadıklarını, hissettiklerini kaleme almış. İki bölümden oluşan kitabın ilk kısmı 35 müstakil yazıdan oluşuyor… İkinci bölümde yazar ile ramazan üzerine yapılmış 8 sohbet yer alıyor…

Barbarosoğlu, kitabında yerel ve hisli bir dil kullanmış yazar. Kârî, kitabın hoş kokulu satır aralıklarında yolculuk ederken resmedilen ramazan tablosunun tam orta yerinde buluyor kendini… Yazar kitabında iftarda, sahurda, kandilde, arifede, bayramda yaşadıklarını anlatmış. Toplu taşıma araçlarında iftar etmenin lezzetini, iftar sofrası hazırlayanların tatlı telaşını, çocuk yüreklerinde yol bulan oruçların keyfiyetini tahlil ederek "Bayram hayatı ortalar" tesbitinde bulunmuş, gelin Bu tesbitin detaylarına göz atalım.

"Acı ve neşe, ağlayan nar gülen ayva olur bayram sabahlarında.

Acısı ziyade olanlar bile, bayram sabahını başka sabahlardan daha güzel kılmak için harcar içindeki son enerjiyi. En çok harcayanlar ve harcaması gerekenler orta yaşlılardır.
Bayramlar bayram gibi değilse orta yaşın vebalinedir. Çünkü bayram hayatı ortalar, bayrama ortamı ise orta yaşlılar hazırlar. Ömrünün tam orta yerinde midir değil midir bilinmese bile orta yaş erbabı hüznü ve neşeyi ortalamayı bilen olmalıdır. Hayatın tam orta yerinde duran, gönlü bir yandan çocukların bir yandan gençlerin dünyası için sevinçli bir telaş, öbür yandan yaşlıların dünyası için vefa hazır etmelidir. Ve her hazırlığın içine bir tutam neşe, hani vazife icabı yapar gibi değil de aşk ile yapılan işlerin heyecanıyla tutuşturulmuş bir tutam neşe... Orta yaşın vazifesi neşelenmek değildir.

Neşeyi bulup getirmektir Kaf Dağı'nın ardından... İnsan büyüdükçe uzaklaşır, önce kendi çocukluğundan, sonra çocukların dünyasından... Tekrar çocuk oluncaya kadar… Hani elden ayaktan düşüp bir bebek şefkatine muhtaç oluncaya kadar. Yazık ki fakirdir gönüller, bir bebeyi sarıp sarmalayan, onu büyütüp yürüten sabır, yaşlı bir insana geldiğinde kurur son damlasına kadar. Her ne kadar bayram çocuklar için bir de yaşlılar için dense de, yaşlılara meylediş vazife icabıdır.


İkinci kitap, Üstad Sezai Karakoç imzalı: Samanyolunda Ziyafet... Üstad kitabında okuyucularını asr-ı saadetin orta yerine götürüp Medine rayihası teneffüs ettiriyor.

Karabıyık müşahhas misalleri tercih etmiş, Karakoç mücerret örnekler seriyor okuyucusunun gözlerinin önüne. Yazar sanki oruç ayını konuşturup ahir zaman insanının karşısında ona sözel bir elbise giydiriyor: Yeşil kaftandan, kanatları olan bir elbise bu. Diriliş saatini gözleyen, basübadelmevti özleyen bir manevi libas...

Karakoç oruç iklimine manevi bir dinamizm atfediyor; betonları kıran, hicretin ardında, miracın peşinde bir dinamizm. Ve ekliyor:

"Oruç, ruhu diriltirken onun bütün kuvvetlerini de diriltmiştir.

Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa, bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde.

Ve bir gün tam dirilecekse, bu da, yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarda başlayacaktır."

Üstad'ın sözünü ettiği dirilişin Hicrî 1430 yılının ramazanında başlaması niyazıyla...

Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2019, 16:00
YORUM EKLE
YORUMLAR
İrfan Başak
İrfan Başak - 10 yıl Önce

İnsanın zihninde güzel izler bırakan bir yazı olmuş. Tebrikler

Kenan ÖZEN
Kenan ÖZEN - 10 yıl Önce

Yazınızı büyük bir zevkle okudum,güzel değerlendirme ve sohbet edasındaki yazınız için çok teşekkür ederiz, bu sitenin sürekli takipçisi olarak bizleri kendinize birkez daha hayran bıraktınız.

Sedat KILIÇ
Sedat KILIÇ - 10 yıl Önce

Ramazan ayının güzelliğini yansıtan, eski ile günümüz arasındaki fark belirtilmiş.Günümüzde unutulan,unuttuğumuz kavrama yer verilmiş.Okunması gereken kitaplara değinerek insanların zihinlerine hizmet edeceğini düşündüğüm güzel bir yazı. Ellerinize , yüreğinize sağlık...

Mahmut Şahin
Mahmut Şahin - 10 yıl Önce

Üstad Sami Efendinin bu hikayesini ilk okuduğum zaman benim de aklımdan böyle bir şey yapmak geçmişti. Ben de sanat erbaplarından dostlarımın bir iftar sonrası birer iri nesih besmeleyle evlerine göndermiştim..Maksadımız bir geleneği bir kez olsun ihya edebilmekti.....Bize bu geleneği tekrar hatırlattığın için teşekkürler İbrahim Bey.....

Sefa Koçali
Sefa Koçali - 10 yıl Önce

Bin aydan daha hayırlı olan bir geceyi ifa etmenin verdiği huzurla Ramazan ayının sonuna doğru yaklaştığımız hissinin verdiği burukluk birbirleriyle çok güzel bir çift oluşturuyorlar. Zira biz Müslümanlar Ramazan'ın bitişini bayram ilan etmişiz. İnsan sevdiği bir şeyin bitişini nasıl bayram ilan eder ki?! İşte bu öyle bir sevgidir ki O'nu yani Ramazan'ı seneye tekrar yaşamak dileğiyle onu bayram şeklinde gülerek uğurlarız. Dua ile...

banner39

banner36

banner37

banner35