Denise Spelberg ile Amerika'nın doğuşu sırasında İslam

Son kitabında Thomas Jefferson'ın sahip olduğu Kur'an nüshasının ABD Anayasası'na etkilerini ele alan Denise A. Spellberg kitabı üzerine yapılan bir söyleşi...

Denise Spelberg ile Amerika'nın doğuşu sırasında İslam

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Denise A. Spellberg, Amerikalı bir İslam tarihi bilgini. Texas Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları bölümünde tarih bölümü doçenti ve Columbia Üniversitesi'nden doktorası var. Aynı zamanda Hazreti Ayşe'nin İslami gelenekteki tasvirini ele alan Siyaset, Cinsiyet ve İslami Geçmiş kitabının da yazarı.

Spellberg belki de en çok Sherry Jones'un Medine'nin Mücevheri romanı etrafındaki tartışmalar sebebiyle medya tarafından biliniyor. Spellberg tarihi bir perspektiften yola çıkarak romanı şiddetle eleştirmiş, kitabın radikal Müslümanlar tarafından şiddet olaylarına yol açabileceği hususunda yayımcı Random House'ı bilgilendirmişti.

O en son kitabında, İslam'ın, özellikle de Thomas Jefferson'ın sahip olduğu Kur'an nüshasının ABD Anayasası'nın doğumundaki etkileri ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bebekliğinde dini hürriyetler kavramını ele alıyor.

Thomas Jefferson'ın Kur'an'ı: İslam ve Kurucular, Knopf Yayın Grubu tarafından basıldı ve Ekim 2013'te yayımlandı. Son kitabından hareketle Şark'ül Evsat'ın Spellberg ile yaptığı söyleşiyi Dünya Bülteni okuyucuları için tercüme ettik.

Şark-ül Evsat: Thomas Jefferson ve onun İslam'la ilgili düşünceleriyle niçin ve nasıl ilgilendiniz?

Denise A. Spellberg: Ben İslam tarihinin ilk yıllarını öğretiyorum. Bu proje, 1782'de Maryland eyaleti Baltimore şehrinde icra edilen Sahtekar Muhammed başlıklı bir oyunun ilanını gördüğümde, kazara başladı. Daha önce ilk Amerikalıların İslam hakkında bir şey bildiklerine hiç şahit olmamıştım. Onlar bu oyunu görmüşlerse, Avrupa'da peygamberin yanlış bir dini kılıçla yayan bir sahtekar olarak gösterildiği standart İslam karşıtı polemiği benimsemişlerdir.

Ama o zamanlar İslam hakkında Avrupa ve Amerika'da yaygın olan bu olumsuz bakış, beni meraka sürükledi: İlk Amerikalılar tarafından Müslümanlara hep düşman olarak mı bakılıyordu? Bu hakim görüşün istisnaları var mıydı? Ben de araştırmaya başladım.

İki sene sonra, beni meraklandıranın tam zıddının delilini buldum. 1788'de ABD Anayasası'nın onaylanması için North Carolina'da toplanan  meclisteki bir delege, dini bir imtihan olmaksızın Müslümanların  -o zamanki tabirle "Mahometanların"- günün birinde federal göreve hatta başkanlığa seçilebileceğini iddia etti. (O zaman, imtihanlar ya da yeminlerden sadece Protestanlar geçebiliyordu, Yahudiler, Katolikler ve kesinlikle Müslümanlar 13 eyaletin hemen hemen hepsinde siyasi görevlerden uzak tutuluyordu). James Iredell isimli bir avukat, North Carolina'da anayasaya -ve Müslümanların haklarına- destek belirtti. Bu kadar kapsamlı bilgiyi nasıl edindiğini merak ettim. Müslümanlara karşı dini hoşgörü hakkındaki bu kapsamlı düşüncelere dair kaynaklar buldum. Kitabımda bu kaynakların izlerini 16. asır Avrupasına kadar takip ettim.

Soru: Jefferson nasıl ve niçin İslam ve Müslümanlarla ilgili oldu?

Jefferson, Bağımsızlık Bildirgesi'ni yazmasından 11 sene önce 1765'te iki nüsha Kur'an satın aldı. O zamanlar o bir hukuk öğrencisiydi. O, kutsal metni bir hukuk kaynağı olarak düşündü. ABD'nin kurucusu, İngiliz George Sale'in doğrudan Arapça'dan İngilizceye ilk "tercümesini" satın aldı. Sale, Kur'an tercümesinin yanına İslam tarihi, inancı ve ritüeliyle ilgili olarak, öncekilerden çok daha doğru olan 200 sayfalık genel bakış da ekledi.

Jefferson, "Türklerin" [Müslümanların] "ebedi düşman" oldukları fikrini reddeden çok daha önceki İngiliz hukuki örneklerinden de notlar aldı. O, bunun yerine tam tersini okudu: "Bizim dinimizle onların dini arasında farklılıklar olsa da bu bizim onların şahsına düşman olmamızı gerektirmiyor; onlar da tanrının mahluklarıdırlar ve bizimle aynı türdendirler." Bu ifadeler onun Müslümanlar hakkındaki görüşlerini etkilemiş olmalıdır.

Jefferson, Bağımsızlık Bildirgesi'ni yazmasından birkaç ay sonra 1776'da, John Locke'ın 1689'da dini hoşgörü çalışmasından önemli bir ibare yazdı: "Ne putperestler ne Muhammediler [Müslümanlar] ne de Yahudiler, dinlerinden dolayı insan haklarından mahrum bırakılabilir." Bu ifade, Jefferson'ın el yazısı notlarında da mevcuttur. Bu örnek, onun doğduğu eyalet olan Virginia'da yazdığı, dini özgürlükleri genişleten ve Müslümanlara siyasi eşitlik veren önemli bir yasaya hayat verdi.

S: Jefferson'ın İslam ve Müslümanlar hakkındaki görüşü neydi?

Jefferson'ın İslam'la ilgili ilk görüşleri genelde eleştirel ve yanlıştı. Onun bu görüşlerin bazılarını, özellikle de İslam'ın bilimsel araştırmaları bastırdığına dair yanlış fikri doğrudan Voltaire'den aldığı görülüyor. Jefferson, Virginia'da dinle devlet işlerini birbirinden ayırmak için ilk siyasi tartışmalarda bu örneklere başvurdu.

Buna zıt olarak Jefferson, bu bakış açısının popüler olmadığı bir zamanda, günün birinde Müslümanların Amerikan vatandaşı olabileceği bir geleceği destekledi. 1821'de, ölümünden beş sene önce, Trablus'un yöneticisine karşı savaş başlatmasından ise sonra, 1786'da kanunlaşan Virginia'da Dini Özgürlüklerin Tesisi için Kanun Tasarısı'nı, özellikle Müslümanları dahil etmek için tasarladığını tasdik etti. George Washington ve James Madison da onunla aynı fikri paylaşacaklardı.

Jefferson bir diplomat ve devlet başkanı olarak iki Müslüman büyükelçiyle doğrudan görüşme yaptı. İlkiyle -Trablus'tan- 1786'da Londra'da bir araya geldi. Tunus'tan gelen ikincisiyle de başkan olarak 1805'te Washington DC'de görüştü. Jefferson, ABD'nin ilk Müslüman büyükelçisini ağırlamak üzere resmi yemeği ramazan sebebiyle öğleden sonra yerine güneş batımı sonrasına aldı.

Aynı ziyarette Başkan Jefferson'ın Trablus ve Tunus yöneticilerine hitaben yazdığı mektuplar, ortak tanrı fikrine başvurarak onun ilk kez diplomaside İslam hakkındaki bilgisini kullandığını gösteriyor. Jefferson mektuplarından birini "Tanrı hayatınızı korusun ve sizi onun muhafazası altında bulundursun" duasıyla o zamanki düşmanı, Trablus yöneticisine yazdı. Acaba bu sadece bir düşmanlıklara son verme teşebbüsü müydü yoksa kendisinin inançları teslisin ve İsa'nın tanrı olduğu fikrinin reddi olan Üniteryanizm'i benimsemeye evrildiği bir zamanda Jefferson'ın tek tanrılı din olarak İslam'ı anlamasının gerçek bir yansıması mıydı?

Biz kesinlikle onun, bu resmi mektupların Amerikan halkı tarafından hiç okunmasını beklemediğini biliyoruz.  Biz yine Jefferson'ın bu ilahi niyazları ABD'nin dünyada hakim askeri güç olmadığı bir zamanda yazdığını da biliyoruz.

S: O zamanda Jefferson'dan farklı inançtakiler İslam'ı nasıl görüyorlardı?

İlk Amerikalıların çoğu, İslam'ın kötülenmesinden hoşnuttu ve özellikle de Trablus, Tunus ve Cezayir'in korsanlıklarından kaynaklanan ihtilaf sebebiyle Müslümanlardan korkuyordu. John Adams Kuzey Afrika'daki güçlerle olan ihtilafların dini gerekçelerle olduğu anlayışındaydı ama Jefferson böyle değildi. O, meseleyi siyasi ve iktisadi olarak tanımladı. Ama John Adams başkanlığı bıraktığında, o 1806'da bir Kur'an satın aldı. Bu, açıkça İslam'a düşman olan, 1649 tarihli daha önceki İngilizce tercümenin ilk Amerikan baskısıydı.

S: O zamanlar Amerika'da Müslümanların gerçek mevcudiyeti hakkında bize ne söyleyebilirsiniz?

Jefferson, sevdiği Dini Özgürlüklerin Tesisi için Kanun Tasarısı'nın en azından teorik olarak Müslümanları koruyacağına inanıyordu ama o ilk Amerikalı Müslümanların, ne özgürlükleri ne de hakları olan Batı Afrika kökenli köleler olduklarını asla bilemedi.

Irk ve kölelik, İslam'ın Amerika'daki mevcudiyetini örttü. (Bazı tarihçiler, 19. asırda Kuzey Amerika'da binlerce ya da onbinlerce Müslüman köle olduğunu tahmin ederler). Jefferson, geleceğin Amerikalı Müslümanlarının beyaz, yabancı ve özgür olacaklarını tahmin ederek hiç böyle bir bağlantı kurmadı. Onun büyük tarlalarında bazı Müslüman köleler çalışmış olabilir ama onun Müslüman kölelerle bir araya geldiği ya da onun Müslüman kölelerinin olduğu hususunda herhangi bir delil yoktur. Biz, teoride Müslümanların dini hürriyet ve haklarını destekleyen George Washington'ın ise bunun aksine, gerçekte "Fatıma" ve "Küçük Fatıma" olarak bilinen iki [Müslüman] kadın kölesi olduğunu biliyoruz.

S: Jefferson'ın hürriyet ve din hususundaki idealleriyle onun köle sahibi biri olduğu gerçeği arasında görünürdeki çelişkiyi izah edebilir misiniz?

Jefferson, zamanında köleliği kabul eden bir adamdı. O, ne -Washington'un ölürken yaptığı gibi- kölelerinin hepsini hürriyetlerine kavuşturdu ne de köleliğin kaldırılmasını destekledi. Bu, onun dini özgürlükler ve Müslümanlar için siyasi eşitlik hakkındaki ideallerinin sınırları hususunda trajik bir ironidir. Bu idealleri, ilk Amerikalı Müslümanlara baskı uygulayan köleliği desteklemesiyle çelişiyordu.

S: Jefferson'ın Kuzey Afrika'daki korsanlık gibi, karşı karşıya geldiği Müslümanlara karşı yaklaşımı nasıldı?

Jefferson'ın "korsanlığı" sona erdirmek için şahsi olarak desteklediği savaş 1784 başlarına kadar gider. Onun 1801'de başkan olarak Trablus'a karşı başlattığı savaş, ülkenin ilk dış savaşıdır ve bir İslami güce karşı da ilktir. Ama onun diplomasisi [ve] antlaşmaları, onun ihtilafı hiç dini bir mesele olarak görmediğini gösteriyor. Gerçekten Jefferson'ın 1806'da Trablus'la antlaşması da bunu teyid eder: "Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin karakterinde Musselmen'lerin [Müslümanların] hukuk, din ya da sükunlarına karşı hiç husumet yoktur... Dini görüşlerden doğan hiçbir bahane iki millet arasında mevcut olan uyumu bozamayacaktır."

S: Sizin görüşünüze göre, Jefferson 11 Eylül saldırıları sonrasında İslam ve Müslümanlar konusunu nasıl ele alırdı?

Bir tarihçi olarak, 18. asırdaki yasama ve başkanlığından yola çıkarak bazı faraziyelerde bulunmaktan başka, Jefferson'ın 21. asırdaki davranışının ne olacağına dair bir delile sahip değilim. Buradan, ben onun hakları koruma altında olan Amerikalı Müslüman vatandaşlarla dinden aldıkları hatalı bahaneler altında alçakça saldırılarda bulunan yabancı suçlular arasında ayrım yapacağını tahmin ediyorum. İkincisi, ben onun "İslam'ı" "terör"e karşı savaş denkleminin dışında tutacağını ve bunu tamamen siyasi bir mesele olarak göreceğini sanıyorum.

S: Kitabınızda "Sonunda, bugün Amerika'daki Müslüman vatandaşların statüsü, 18. asırdaki kökenlerinin tarihi bağlamı kurulmadıkça tam olarak değerlendirilemez" yazıyorsunuz. Bununla tam olarak neyi kastediyorsunuz?

Ben Amerikalı Müslüman vatandaşlar ve bunların haklarının, Amerika'nın 18. asırdaki kuruluş döneminin en kutlu ideallerinde tarihi köklere sahip olduğuna dair belgeli delil istedim -kitabımda bundan bolca var. Sonunda Müslümanların, dinlerine rağmen değil, dinlerinden dolayı müstakbel Amerikan vatandaşlarına dahil edildiklerine dair sağlam deliller var.

S: Son olarak, siz kitabınızda Müslümanların müstakbel Amerikan vatandaşlarına dahil edildiklerini savunurken, bugünkü realite Müslümanlara, özellikle Hristiyan Sağ ve Çay Partisi tarafından şüphe ve kuşkuyla bakıldığıdır. Siz bunun muhtemelen gelecekte değişeceğini mi düşünüyorsunuz?

18. asırda çoğu Protestan Amerikalı sadece Müslümanlardan değil Yahudiler ve Katoliklerden de korkuyordu. Yahudiler ve Katoliklerin, ABD'de teoride güvence altına alınan hakları için 20. asra kadar savaştıklarını hatırlamak önemlidir. Her iki grup, Amerikan ideallerine uymayarak hatta Amerikan karşıtı olarak, dinlerinden dolayı hedef alındı. Şimdi Amerikalı Müslümanları nefret ve bağnazlık objeleri yapanlar, bazı durumlarda tüm Hristiyan olmayanlar arasında siyasi eşitliği ortadan kaldırmaya çalışan, çok benzer dil ve taktiklere başvururlar. Bu teşebbüsler, organize, iyi finanse edilen azınlık aşırılar tarafından teşvik edilir. Bunlarla tarihi örnekler ve hukuki eylemlerle mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu "nativist" ırkçı nefret, anayasal olmadığı ve sonunda Amerikan ideallerine uymadığı için hüküm süremeyecek. Buna olumlu bir işaret, iki Amerikalı Müslüman Kongre üyesi Keith Ellison ve André Carson'un seçilmiş olmasıdır.

Dünya Bülteni için çeviren: Arif Kaya

 

Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2013, 14:56
YORUM EKLE

banner33

banner37