İki eski ordu mensubunun gözüyle Zeytin Dalı harekatı

Afrin'de başlatılan Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili iki eski ordu mensubu bölgenin hareketliliği ile ilgili analizlerde bulundu

İki eski ordu mensubunun gözüyle Zeytin Dalı harekatı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Türkiye’nin evvelki gün başladığı Zeytin Dalı operasyonu bugün üçüncü gününü yaşıyor. Bu operasyonla ilgili çeşitli mecralarda çok sayıda analizler izliyoruz ve okuyoruz. Bu analizler içinde dikkatimiz çeken iki tanesini sizlere beraberce nakletmeyi düşündük. Her iki analizi yapan kişi de emekli asker. Bir tanesi Mete Yarar; askeriyeden sonra özel güvenlik alanında çalışıyor. Diğeri de Metin Gürcan; akademiye girip bu alanda doktora derecesi almış bir kişi. 

Eski bir Binbaşı olan Güvenlik uzmanı Mete Yarar ‘ın Star'dan Fadime Özkan'a yaptığı açıklamalardan bir bölümü: 

mete yarar

Afrin operasyonu nasıl olacak size göre?

Fırat Kalkanı çok uzun bir süpürme harekatıydı, bu çok daha dar ve çevrelenmiş bir yerde olduğu için çoğunlukla askerin ayağını basmadan temizlik yapılacağını düşünüyorum. Sihalarla. Özel kuvvet personeliyle ve zaman zaman da istihbarat yoğunluklu operasyonla. Siville terörist ayrılacak. Bir ev düşünün şehrin içinde ve tamamen cephanelik. Nasıl uçurabilirsiniz havaya? Bütün mahalle ayakta kalır ama o ev aşağıya iner, onun bir tekniği var, tereyağından kıl çekmek gibidir. Bu yüzden daha ince, nokta nokta çalışacaklar. O yüzden de iş uzayacak. Nereden baksanız bölgede 400 bin insan yaşıyor çünkü.

Afrin Operasyonu neden önemli?

Afrin önceden de önemliydi. 90’larda PKK Kandil’e yerleşmemişken, ABD Çekiç Güç’le PKK’ya şemsiye sağlamamışken Beka vadisinde eğitim alıyor, Amanoslar üzerindeki bağlantı yerlerine geçiyorlardı. İlk güzergahları Afrin’di. Siyasi anlamda destek aldıkları yerlerden birisi Afrin’di. O dönem bir müddet bölgede görev yaptım. Türkiye’de öldürülen teröristlerin nasıl defnedildiğini dürbünlerle izlerdik. PKK’da Suriye kökenliler yüzde 30 civarındadır. Çoğunluğu da Afrin’dendir. Afrin PKK için önemli bir lojistik merkez. Militan anlamında da öyle. Amanosların ve Suriye’ye kadar olan alının güvenliğini sağlamak istiyorsanız Afrin’de PKK olmamalı.

PKK’nın Afrin’i ilk gasp ettiği tarih 2012 miydi?

2012’den beri yerleşik vaziyetteler. Bölgedeki aşiret ve dini liderleri öldürdükleri yerdir Afrin. Onlar için iki yer önemli. Diğeri Kamışlı. Nüfus olarak orada fazlalar. İlk isyan girişimlerine başladıkları yer Kamışlı ve Afrin’dir.

Esed PKK’nın 2012’de Afrin’e el koymasına izin verdi mi? Gücü mü yetmedi?

Müsaade etmedi, birçok tutuklama yaptı. Bizim iyi olduğumuz dönemlerdi ve PKK’lıların Türkiye’ye teslim süreçleri o dönemde yaşanıyordu. Seri şekilde 7-8 çok önemli, Türkiye ile yakın olan ve Türkiye ile sorun yaşamak istemeyen dini ve aşiret liderini öldürdüler, suikastlerle.

Geçen altı yılda PKK eğitim ve donanım desteğini aldı ABD’den. Afrin’de nasıl bir PKK var karşımızda?

Organik olmayan bir PKK var. Doping yapan sporcu gibi. Doğal sürecin dışında popüler edilmiş, silahlandırılmış, güçlü gösterilmeye çalışan bir örgüt. Ama biz şişirildiğini biliyoruz. İlk karşılaşmalar Münbiç operasyonunda, el-Bab’da oldu. O dönemde de silahlandırılmıştı PKK.

Nasıldı karşılaşma?

10 saniye bile direnemediler. Bugün de çok fazla direneceklerini düşünmüyorum. Ama bir asker kaybı bile Türkiye için önemli. Bu yüzden süreci uzatmaya, içerde tartışmayı yükseltip Türkiye’nin sabrını ölçmeye çalışacaklar. Ezici çoğunluk Afrin operasyonu yapılsın diyor. Kobane zamanındaki gibi ses yükseltmeye çalışanlar da olacaktır ama ben Mardin’de Diyarbakır’da olay beklemiyorum.

Batı şehirlerinde mi bekliyorsunuz?

Kaos isteyenler olacaktır. Etnik, mezhepsel bir kimlik vermiyorum. Son yaşananlara baktığımda çok üzülüyorum. Yaşadığımız vatanın bir bütün olduğunu unuttuğumuz oluyor. Siyaseten bir kişiyi aşağıya çekebilirsiniz ama vatanı aşağıya çektiğinizde kendi zemininizi aşağıya çekiyorsunuz. Tayyip Bey üzerinden vatanı da aşağıya çekmeye çalışıyorlar. Ben bu kadar bel altı vuruşların olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Türkiye’yi yıpratmayı tercih ettiğinizde bunun adı başkadır.

Bunun adı nedir?

Vatan hainliği! Çünkü bu iş uzadığında ölecek olanlar, bizim evlatlarımız, arkadaşlarımız, bizim için görev yapan insanlar. Kayıplarımız bizim kayıplarımız. Afrin bölgesine PKK geldikten sonra bölgeyi terk eden Kürt, Arap ve Türkmenlerin sayısı 250 bin. PKK Kürtleri temsil ediyorsa neden Kürtler geri dönmüyor? Kobani’den Türkiye’ye 300 bin mülteci geldi ve PYD yönetimindeki Kobani’ye dönmedi. Barzani’ye sığınan Kürtler de dönmedi geri. Türkiye Fırat Kalkanı’nı yapınca bölgede nüfus 10 kat arttı. Çünkü PKK bölgede etnik süpürme yapıyor. Kendisinden olmayan Kürtler, Araplar ve Türkmenlerin bölgede yaşamasına müsaade etmiyor. Türkiye Afrin’e huzur götürecek.

PKK dopingliyse askeri olarak zayıf mı yani?

Kendisini çok hormonlu görebilir ama Türk Silahlı Kuvvetleriyle karşılaştırılamaz. Barzani kendisini en güçlü hissettiği dönemde 12 saat direnebildi. Bu iş öyle kolay değil. Eline silah verdiğinizde, üç aylık eğitimle bir yerden bir yere gelemezsiniz. Türkordusunun gerçekten söylüyorum; ezici ve yıkıcı bir üstünlüğü var. Bunu PKK için değil herhangi bir bölgesel ülke ile ilgili de söylüyorum.

Nasıl olacak harekat?

Türkiye gücühü böyle kullanmayacak çünkü bölgede sivilin arasına karışmış bir PKK var. Sivilin zarar görmemesi için bir süpürme operasyonundan çok, ayıklama operasyonuna girecek. Barikatlar dönemine benzeyecek. Sivil halkı önce oradan çıkaracak, PKK’yı temizleyecek, sonra diyecek ki “kardeşler toprak sizin, huzurla yaşamaya devam edin”. Barikatlar hendekler dönemine benzer bir dönem olacak. Zor çünkü yeraltına inmiş durumdalar ve zorla askere aldıkları sivilleri ön cepheye dizmiş durumdalar.

Hendek teröründe PKK her evin kapısına, bebek beşiğine, buzdolabına vb bomba tuzaklamıştı?

Aynısını yaptılar Afrin’de de. Bölgeyi mayınladılar. Yeraltına tonlarca patlayıcı döşediler. Üzerine beton dökerek. ABD’den aldıkları tank savar silahları oraya götürdüler. Bölgede tahmini terörist sayısı 6 ila 9 bin arasında. Fırat Kalkanında 3 bin beş yüzlük DEAŞ teröristi vardı, harekat 170 güne yakın sürmüştü. Afrin operasyonu da yarına bitecek bir operasyon değil.

afrin kara

Afrin’de partnerimiz Özgür Suriye Ordusu. Askeri kapasite ve beceri bakımından ne durumda ÖSO?

ÖSO 32 ayrı gruptan oluşur. İçlerinde S.Arabistan,İngiltere, Fransa destekli gruplar da var. Bizim yetiştirdiğimiz 3 alay şeklindeydi Fırat Kalkanı’nda. 3500 ile 5000 arasında. Bugün ÖSO 17000 kişiye ulaştı. Afrin’de eğitimleri daha zayıftı, bugün ise çok daha farklı bir noktalar. Hem silah, donanım ve ekipman olarak, hem kendilerine güven bakımından. Adları Türkmen Tugayları yahut Murat Tugayı diye geçer.

Kış mevsimi harekat için biraz daha zor bir mevsim mi?

Fırat Kalkanı’nda 15 Temmuz’u daha yeni yaşamıştık acılarımız tazeydi, Beşiktaş’ta,Kayseri’de, Antep’te bombalar patlıyordu. Fırat Kalkanını o esnada icra ettik. Bugün o durumda değiliz. Hem iç tarafta çok daha fazlasıyla güvenlik sağlanmış durumda hemTSK kendisini onardı, teknolojik anlamda gelişti. 2016’da bölgede kullandığımız SİHA sayısı 2 idi. Çünkü o kadar vardı. Bugün onlarca var. Teknoloji, askeri ve güvenlik anlamında çok farklı bir yerdeyiz. O yüzden kış şartları çok da önemli değil. TSK her türlü hava şartlarında ve 24 saat görev yapmak üzerine eğitim alır. Yazlık bir ordu değildir. Karda da, yağmurda da, en tehlikeli ortamda da yapar. Mevsim askerin yaşam şartlarını zorlaştırır ama savaşın gidişatını ve şeklini fazla değiştirmez.

Askerin morali nasıl? Nasıl hazırlanılır bir operasyona?

Türk Silahlı Kuvvetleri yapı olarak bunu her gün yaşar. Bir İsviçre ordusu değil, her gün çatışma ortamında bu coğrafyada. Tatbikat yapmıyor, çünkü zaten yaşıyor. Canını ortaya koyduğu çatışma ortamlarından buraya geldi askerlerimiz. Bu tecrübeye sahip dünyada tek ordu var, o da ABD. Başka eş değerde bir ordu yok. Bütün personeli çatışma ortamından geçmiş, eğitim-savaş tecrübesi olan başka ordu yok. Operasyona giderken havası şudur askerlerin: “Vatanın bize ihtiyacı var, dün Hakkari’de vardı, bugün Afrin’de var. Ben bu vatana nasıl hizmet edebilirim”. Bu değişmez. Gittikleri toprak parçasından çok bu vatana ne kadar şan ve şeref vereceklerine bakarlar.

DEAŞ aniden buharlaştırıldı. Bir kısmı ABD talimatı PYD eliyle Rakka’dan güvenli şekilde çıkarıldı. DEAŞ’ın kılık değiştiren bir yapı olduğunu da biliyoruz, nasıl ortaya çıktığını da. Bu açıdan DEAŞ’lıları tıraş edilmiş olarak PYD’lilerin arasında karşımızda görme ihtimalimiz var mı Afrin’de?

Var! Net sordunuz net cevaplıyorum. PYD-DEAŞ ilk defa işbirliği yapmadı. Rakka operasyonu sırasında DEAŞ PYD’lilerin arabasıyla taşındı. Deyrizor’a götürüldüler. Deyrizor DEAŞ, PYD adına Esad ve Rus güçlerine saldırdı. Bugün farklı bir şey olacağını beklemeyin. PYD içerisinde yüzlerce DEAŞ’lı olabilir. PYD içinde yabancı ülke vatandaşları da var. Bir kısmı eski asker, özel birliklerde yetiştirilmiş. Bir sürü ajan var, parayla tutulmuş eğitim için getirilmiş insanlar, danışmanlar var. Coğrafya o kadar kirletildi ki temizlemeye çalışan bir tek Türkiye var. Türkiye’ye bu kadar laf söylenmesine inanın bazen dayanamıyorum.

Türkiye Afrin’de ne yapmak istiyor? PYD’yi oradan tamamen kazıyıp atacak mı?

Kazıyıp atamazsınız, sonuçta bir siyasi bağı da var. Ama Türkiye silahlı gücünü atmak istiyor. Bakın burası bir İdlib değil, bir Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi değil. Burası ideolojik anlamda PKK’ya yakın insanların yaşadıkları yer. Silahtan arındırır, denetim altına alırsınız. Risk yönetilirse sorun olmaktan çıkar denir. En azından kabul edilebilir bir noktaya getirmek, Türkiye’nin amacı bu bence. Türkiye şunu yapmak istiyor ama: Fırat Kalkanı, Münbiç ile beraber Afrin ve İdlib bölgesini eğer güvenli hale getirebilirse Türkiye’deki mültecilerin yarısı bölgeye dönecektir. Bu, Türkiye üzerindeki baskıyı azaltır. Buranın kendisini toparlamaya başlamasıyla beraber Türkiye ekonomik anlamda kazanmaya başlar. Şuan bölgenin en büyük sorunu elektrik. Münbiç alınırsa elektrik santrali alınmış ve bölgeye elektrik verilmiş olacak. O andan itibaren bölgede kalkınma başlar. Bölge zeytin ağaçlarının, hayvancılığın olduğu çok verimli bir bölgedir. Suriye barışı için iyi bir model.

Türkiye sınırında bir etnisitenin olmasına değil örgütün olmasına karşı. Yoksa Afrin’de PKK’nın yaptığı gibi etnik süpürme yapmayacak. Burada Kürtler yaşamaya devam edecek. ÖSO’da Kürtler de var, Arap ve Türkmenler de.

Astana ile birlikte İran, Rusya ve Türkiye garantör devletler olarak İdlib’de güvenliğin sağlanmasında anlaştı. Pratik de böyle. Ama her ülkenin Suriye planı farklı. Rusya ve İran Esed kalsın Suriye’ye hakim olsun istiyor. Türkiye ise muhalifler denklemde kalsın siyasi temsili olsun diyor. Dolayısıyla İdlib düğümlendi mi?

İdlib’de handikap şu. Yalnızca ÖSO yok orada, Ruslar ve uzantıları var. ABD bize “PKK ile mücadele gibi İdlib’deki el-Nusra ile mücadelede ortak çalışalım” diyor. El-Nusra’yı DEAŞ ile eş değer görüyorlar, Türkiye de terör örgütü olarak görüyor. İdlib operasyonu askeri harekat değil intikal harekatıydı, Çatışmasızlık alanına gözlemci sokmaktı. Bu iş zor. Askeri olarak süpürmek kolay ama bir yerde istihbarat faaliyeti yapmak zordur. 14 kontrol noktası kurmamız gereken yerde 3 buçuk tanesini kurabildik. Çünkü çatışmalar çok yoğun. Oradaki gruplar kendi aralarında anlaşamıyorlar ve artan bir gerilim var. İdlib sorunu yakın dönemde çözülecek gibi görünmüyor.

Askeri operasyon ya da terörle mücadele mevzuu olduğunda aklımıza hemen askerimiz polisimiz geliyor ama sahada MİT mensupları da var canını tehlikeye atan?

Aslında şehadetlerini de es geçiyoruz onların. Asker şehit olduğunda tören oluyor. Maalesef Milli İstihbarat Teşkilatı personeli başka bir coğrafyada şehit olduğunda belki cenazesini bile getiremiyorlar. Orada defnediliyor. Veya Türkiye’ye getirip sessiz sedasız defnetmek zorunda kalıyorlar. Onlar yaptıkları işi de söyleyemiyorlar. Aileleri bile bilmiyor. Aslında çok zor bir şeydir bu ama onlara öğretilen, hepimize öğretilen şey şudur “Siz biliyorsunuz ya, sizin bilmeniz yeterlidir. Bu vatan için ne yaptığınızı siz biliyorsanız, sizde o iman varsa birilerinin size bir şey demesine gerek yoktur”. Onlar öyle insanlar... Ama dualarımızı eksik etmemek, onları da onurlandırmak lazım. Çünkü bazen duyduğumuz bazı şeyler oluyor, insan çok üzülüyor...

Mete Yarar, Zafer Arapkirli ile Seyr-i Sabah programında yorumladı: (Sputnik’ten alıntı)

'ÖNCE PKK TÜRKİYE'DE HALLEDİLMESE, SURİYE'YE BU KADAR RAHAT GİREMEZDİK'

"Afrin operasyonu sadece yurt dışı dinamiklere bakılarak yorumlanması gereken bir çatışma değil. Sonuçta Türkiye'de eylem yapan, burada her an terörist faaliyetler yürüten bir örgütten bahsediyoruz. Türkiye'de doğru yerlere yığınaklar yapılmamış, onların sığınaklarına girilmemiş olsaydı bu operasyon bu şekilde yapılamazdı. Bir yere giderken arkanızı emniyete almanız gerekiyor. Afrin'de operasyon yapmakla sadece tek bir yere operasyon yapmıyorsunuz, Suriye ile aramızda 600 kilometrelik dev bir sınırımız var. Sınır boyunca duvarların çekilmesi ve karakolların yapılmasıyla çok önemli bir ön hazırlık yapılmış oldu.

‘YAPILAN OPERASYON GERÇEKTEN ÇOK ZORLUYDU'

İlk gün 108 hedef vuruldu, diyoruz. Bu size küçük gelebilir. Ama bunu başarıyla yapabilmek, çok dar bir alanda 72 uçağı eş zamlanlı uçurmak için çok detaylı bir istihbarat çalışması yapılması gerekiyor. Sivillerin yaşadığı bir yer bu onların vurulmaması için çok özel adımlar atıldı.

afrin hava

Uçaklarımıza müdahale edilmeyeceği belliydi. Yaklaşık 2 aydır İHA'lar Afrin'in üstünde faaliyette. İHA da hava taşıtıdır. Müdahale edilecekse ona da müdahale edilirdi. Onların bazıları da uçak kadar büyük görünmemeleri mümkün değil. Bu kadar uzun süre İHA'lara tolerans gösterilmesi de çok önemli. Uçakların manevra izleri Suriye içinde de manevra yaptıklarının göstergesi.

Ben Rusya'nın çekilmesi için onlarla ikna konuşmaları yapıldığını düşünüyorum. Kritik alanlarda bazı operasyonların yapılacağı belgelerin tam üstünde duruyorlardı. Hemen Azez'in altındaki havalimanında bulunan Rus güçleri oradan çekildi mesela.

Bunun askeri güvenlik anlamında boyutu var. Bir de sivil boyutu var. PKK'nın Amanoslara çıkış yapacağı bölgenin güvenliğinin alınması, Akdeniz'e çıkış yapacağı bölgenin güvenceye alınması. Son olarak da göçmenler için tersine göçün sağlanması. 500 binlik bir tersine göç bu harekatın sonunda gerçekleşebilir.

'SAVAŞIN KURALLARI DEĞİŞMEZ'

Asker dediğiniz kişiler nizami savaşa hazırlık yaparlar. Gayri nizami savaşlar için özel kuvvetler yetiştirilir. Burada yapılan aslında bir hibrit savaş. Nizami ordularla gayrı nizami orduların beraber yaptıkları bir savaş. Askerlerle savaşırken bir emir verdiğinizde karşınızdaki şahsın nasıl tepki vereceğini bilirsiniz. Ama iki gün önce çoban ya da marangoz olan bir kişinin emire ne tepki vereceğini bilemezsiniz.

Siz çok dikkatli olduğunuz bir yerde, tavşan gibi sessizce ilerlediğiniz bir alanda yanınızda fil yürüdüğünü düşünsenize. Onların refleksleriyle sizinkiler bir değil. Milis kuvvetleri bu uyumu sağlamak için uğraşmaz, bunu halletmek askerlere düşer. Düşmanla mücadelenin kuralları bellidir. Nizami ya da değil, savaş için o kurallar değişmez. Yanınızda beraber savaştığınız kişiler buradaki zorlukları belirler aslında. Bir askeri alana girdiğinizde karşınızdaki düşman tanımlıdır. Ama gayrı nizami savaşta hiçbir şey belli değil. Kadınlar, çocuklar ve teröristleri gece savaşlarında birbirinden ayırmak gerçekten de çok zordur."

METİN GÜRCAN İLE YAPILAN RÖPORTAJ

Türkiye’nin Afrin’deki YPG unsurlarına yönelik düzenlediği Zeytin Dalı Operasyonu’nun ikinci gününde TSK birlikleri de karadan giriş yaparken, TSK’den kendi isteğiyle ayrılan daha sonra Bilken Üniversitesinde Doktorasını tamamlayan güvenlik uzmanı Metin Gürcan, T24’de yer alan röportajında Zeytin Dalı Operasyonu'nu şöyle analiz etti:

metin gürcan

Görebildiğim kadarı ile operasyon 4 aşamalı olarak ve ucu açık şekilde dolaylı askeri/territorial hedefleri olan ancak temel stratejik amacı Suriye kuzeyinde ABD ve Rusya’nın PYD/YPG yanlısı duruşunu etkilemek, hatta kırabilmek amacıyla ‘etki odaklı’ bir harekat şeklinde dizayn edilmiş. Ayrıca Zeytin Dalı Operasyonu’nda Fırat Kalkanı’nında düşülen hataya düşülmemiş. Yani Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı’nın aksine sahadaki müzahir silahlı gruplara (proxy) dayanan bir özel kuvvet harekatı olarak değil de daha çok konvansiyonel bir zırhlı süpürme harekatı olarak başladı.
Bu önemli Operasyonun aşamaları:

a. Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere tüm hükümet yetkililerin söylemleri ile şekillendirdiği operasyonun uluslararası hukuk ve diplomatik ortamda meşruiyetini güçlendirme için ‘güvenlik ortamının şekillendirilmesi’ diyebileceğimiz söylemsel hazırlık dönemi (Bu aşama artık bitti)

b. ‘Harekat alanının kara unsurlarının hareketi için yumuşatılması aşaması’ Bu aşamaya dün geçildi. Hava taarruzları niçin gerekliydi? Çünkü Afrin son iki seneden beri yoğun olarak topçu ve roket atışlarına maruz bir bölge. Afrin’deki YPG güçlerinin görmeyerek topçu atışlarından korunmak için güçlü tüneller, beton barınaklar, koruganlar ve tahkimatlar yapıldığı zaten açık kaynaklardan biliniyordu. Bunun için önce kritik bölgelerdeki komuta kontrol tesisleri, haberleşme merkezleri ve kritik lojistik üslerin, cephaneliklerin vurulması gerekiyordu. Bu görevi F16’lar yapıyor.

YPG’nin elinde omuzdan atılabilen, 4-5 km. menzilli portatif hava savunma füzeleri (MANPADs) olduğu konusunda iddialar var. Ancak F16’lar her ne kadar Suriye hava sahasına girse de yaklaşık 5-7 km. mesafeden hedefleri atış altına alabilecek SOM füzeleri kullanıyor. Bu YPG’nin elinde füze olsa da bu portatif füzelerin F16’lar için tehdit olmaması anlamına geliyor. Ama Esad güçlerinin elinde orta menzilli hava savunma füzeleri olduğunu ve isterlerse bunları kullanabilecekleri de hatırlatayım. Benim beklediğim bir başka olay da operasyonda kuzeyden önde giden ÖSO unsurları himayesinde ilerleyen zırhlı ve mekanize birliklerimizin yakın hava desteği için T 129 Atak ve Super Cobra gibi taarruz helikopterlerinin de harekata katılıp katılmayacağı. Katılırlarsa veya lojistik destek veya yaralı tahliyesi için Afrin’e helikopter girerse bu helikopterler MANPADs ve tanksavar füzeleri tehdidi altında görev yapacak demektir. Bir şey çok net: Şayet Zeytin Dalı’nı etkin ve kısa sürede bitirmek isteniyorsa çok net bir hava-kara işbirliği gerekiyor.

Harekatın askeri amacı: Kuzeyden başlayan zırhlı birliklerin ilerleyişinin doğudan Azez- Minig Havaalanı- Tel Rıfat hattında gelişen ÖSO ağırlıklı taarruzlarla Afrin bölgesinde birleşmesi ve güneyde tesis edilen sabit gözlem üslerine kadar operasyonun genişletilmesi.

Burada ilk göze çarpan Afrin’deki fiziki özelliklerin Suriye’nin geri kalanının aksine kısmen dağlık ve tepelik, yoğun ağaçlı olması anlamına geliyor. Özellikle Afrin’in kuzeybatısı ve batısında arazi epey tepelik. Şimdi bu gelişmeler ışığında Zeytin Dalı Operasyonu’nun temposunu, süresini, kapsamını ve hedeflere ulaşılıp ulaşılamayacağını belirleyecek faktörleri aşağıdaki şekilde sıralamak mümkün:

1. YPG cephe savaşından kaçıp çekilecek mi yoksa direnecek mi? Direnecekse nasıl?

Eğer YPG güçleri direnecekse bu dağlık, tepelik kuzey, kuzeybatı bölgesine mi çekilecekler? Oradaki zırhlı birlik harekatını ve hava taarruzlarını kısıtlayan dağlık bölgeden istifade ederek bir gerilla savaşı şeklinde mi direnişlerini götürecekler, yoksa nispeten kalabalık olan ve göç almış bir yer olduğu için şehir merkezlerinde toplanmış halkın arasında “human terrain” dediğimiz insan arazisinin içinde mi direnecekler? Suriye’de sivil nüfusun arasına çekilerek, hatta kritik yerlerde ‘sivil rehineleri’ hava taarruzlarından ve görmeyerek atışlardan korunmak için zorla harekat alanı içinde tutmak IŞİD’ın de sıkça uyguladığı bir yöntemdi. Şayet YPG insan arazisine çekilerek direnmeyi seçerse sivil kayıpları muhtemel. Bu sivil kayıpları da YPG’nin operasyonun uluslararası meşruiyetini yıpratmak için kullanabileceği önemli bir propaganda malzemesi haline gelebilir.

Benim görebildiğim kadar ile YPG’nin biraz daha şehir merkezlerinde sivil nüfus içinde direneceğine yönelik emareler var. Bir de YPG’nin ‘halkın arasında buharlaşması’ ve TSK destekli ÖSO’nun bölgeye hakim olmasından sonra terör eylemleri yapabilmesini içeren seçeneği çok da olası bulmuyorum. Çünkü bunun için hem Afrin’in toplamda yaklaşık 250 bini bulan nüfusu yetersiz hem de bu küçük bölgede herkes herkesi tanıyor.

2. Esad güçlerinin operasyona yönelik tavrı ne olacak?

Bence Esad güçlerinin duruşu operasyonun süresi ve seyri açısından kritik. Önemsiyorum. Dört hareket tarzı var Esad’ın yapabileceği.

• Eğer YPG direnmeyecekse Afrin’deki 8-10 bin kadar olan YPG unsurlarının tahliyesini, geri çekilmesini sağlayabilir. Bu opsiyon TSK tarafından desteklenen ÖSO’nun Afrin’i kısa zamanda kontrol altına almasına yol açar.

• Eğer Afrin’de direniş olacaksa, takviye için imkan sağlayabilir. Fırat’ın doğusundan diğer YPG unsurlarının Afrin’e gelmesini ve malzemeyle lojistik takviye imkanını sağlayabilir. Bu opsiyon Afrin’deki direnişi güçlendirir ve operasyonu Türkiye aleyhine uzatır.

• Üçüncüsü Ankara’nın duruşunu destekleyip tamamen Afrin’i kapatabilir. Bu opsiyonda Esad yönetimi Afrin’deki YPG güçlerini teslim olmaya zorluyor demektir.

• Dördüncüsüyse Esad yönetimi ‘bekle gör politikası’ takip edebilir. “Günün sonunda Afrin nasıl olsa bana devredilecek” deyip bir stratejik sessizliğe bürünebilir. Burada aslında şu çok önemli. Ben Türkiye’nin Afrin operasyonunun Türkiye’nin Esad’la Suriye’nin kuzeyinde PYD ve YPG konusundaki siyasi pazarlıklarını çok hızlandırdığını, Gelişmelerin Esad’ı ‘PYD/YPG’ ile olan ilişkisi konusunda artık bir karar noktasına doğru sürüklediğini düşünüyorum.



3. Rusya’nın duruşu:

Acaba Rusya Türkiye’ye operasyon için açtığı fırsat penceresini daha ne kadar açık tutacak? Bu sorunun cevabı çok kritik. Bakın burada önemli bir husus: Rusya Fırat Kalkanı boyunca hiç bir zaman TSK’nın Suriye içinde sürekli (yani günün 24 saati ve haftanın 7 günü) yakın hava desteği almasına izin vermedi. TSK ve ÖSO IŞID karşısında zorlandığında hava sahasını açtı, Fırat Kalkanı hızlandığında ise kesti. Bu sayede Moskova akıllı bir biçimde Fırat Kalkanı’nın operasyonel tempousunu kontrol etti, yani operasyonu yönetti. Bakalım Moskova’nın tavrı YPG’nin anti tank füze (ATGM) tehdidi, zırhlı direniş kapasitesi ile Afrin bölgesindeki tahkimatlar nedeniyle kritik önemde olan ilerleyen zırhlı ve mekanize birliklere yakın hava desteğini sağlamada nasıl olacak? Bunun cevabını Moskova’nın daha ne kadar uçaklarımıza Afrin hava sahasını açık tutacağı, hatta taaruz helikopterlerinin girip girmemesine izin vermesine göre cevaplayabileceğiz. Ayrıca ben Moskova’nın Rus askerlerini Afrindeki kritik bölgelerden çekip onları Afrin’den tamamen tahliye etmemesini de anlamlı buluyorum. Bu Moskova’nın operasyonu sahadan ve ilk elen gözlemlemek istediğini gösteriyor. Bu da bize Moskova’nın Ankara’ya yeşil ışık yakarken zamansal ve mekânsal tahditler de koyduğu anlamına gelir. Moskova kendi çıkarları açısından operasyonun zamansal veya mekânsal bir doygunluğa ulaştığını görürse yaktığı ‘koşullu yeşil ışık’ kırmızı ışığa dönebilir. Bunun en iyi örneğini Fırat Kalkanı’nda yaşadık.

4. Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) sahadahı muharebe etkinliği

Ne yazık ki IŞID karşısında Fırat Kalkanı operasyonunda özellikle operasyonun son aşaması olan ve 72 gün al Bab’ın ele geçirilmesi aşamasında (Aralık 2016- Mart 2017) ÖSO’nun muharebe etkinliği sicili bozuk. Bu yüzden Fırat Kalkanı’nın ilerleyen aşamalarında operasyon bölgesine Jandarma Özel Harekat unsurları ile Komando taburları sokulmak zorunda kalmıştık. Şimdi bence ÖSO’nun ilerleme esnasında göstereceği performans ve muharebe etkinliği de test edilmiş olacak.

5. Harekat Alanının Karmaşıklığı

Afrin hem fiziki hem de demografik açıdan çok karmaşık, dost-düşman ayrımının kolay yapılamadığı zor bir coğrafya. Yani dediğim gibi hem Rus askerleri bölgeden hâlâ tam çekilmiş değil, hem de siviller fazla bölgede. Burada dünkü ve bu günkü hava saldırılarının askeri harekat taktiği açısından bir başarı olduğunu vurgulamam lazım. 72 uçağın katıldığı ve 108 hedefe yönelik yoğun hava bombardımanı vardı. Uzaktan atış yapılmasına rağmen hassas güdümlü mühimmatlar sayesinde vuruş/isabet oranları yüksek ve sivil kaybı yok.

Zeytin Dalı’na yüksek kamuoyu desteği var

Operatif taktik bir analiz yapacağım, çok da siyasi konulara girmeden. Burada önemli olan ilk başta kamuoyu desteği. Benim gördüğüm kadarıyla kamuoyu desteği çok yüksek. Özellikle Fırat Kalkanı bize güzel bir veri veriyor burada. Kamuoyu desteğiyle ilgili olarak yapılan iki anket var. Kasım 2016’da Fırat Kalkanı’yla ilgili yapılan ankette yüzde 77 destek var. Aralık 2016’da 16 özel kuvvetçimizin şehit olduğu saldırıdan hemen iki hafta sonra yapılan ankette de yüzde 70 çıktı. Söz konusu olan şey özellikle PKK’ya yönelik bir sınır ötesi operasyonsa Türkiye’de siyasi ideolojik duruşlarına bakmadan yüzde 75’ler, hatta daha üstü bir destek görüyoruz. Bu önemli. Güvenilir bir anket çalışması yok ama Fırat Kalkanı tecrübesi bize hükümetin Zeytin Dalı operasyonu esnasında kamuoyu desteği açısından pek de zorluk çekmeyeceği anlamına geliyor. Bu da operasyonun bu ilk günlerinde hükümetin elini rahatlatan şekilde kamuoyu baskısı olmayacağı anlamına geliyor.

 

Güncelleme Tarihi: 22 Ocak 2018, 21:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER