banner39

Liberya'nın kanlı tarihi: Elmas, altın, petrol ve ABD / Özgür Kavak

Liberya’da ülkenin en önemli entelektüellerinden birisi olan eski enformasyon bakanı ve savaş yıllarının Washington büyükelçilik görevlisi Emmanuel Bowier ile Liberya tarihinden ülkedeki Müslüman varlığının tarihi uzantılarına; iç savaş yıllarından ülkenin mevcut durum ve ihtiyaçlarına kadar geniş bir yelpazede bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj 04.03.2011, 14:05 04.03.2011, 14:26
Liberya'nın kanlı tarihi: Elmas, altın, petrol ve ABD / Özgür Kavak

LİBERYA İÇ SAVAŞININ KARANLIK TARİHİ: ELMAS, ALTIN, PETROL VE ABD

Röportaj: Özgür KAVAK
Fotoğraflar: Kerim ÇOLLAK

Bir Batı Afrika ülkesi olan Liberya, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan ve bir şekilde özgürlüklerine kavuşmuş olan “eski kölelerin (freed slaves)” American Colonization Society tarafından 1820’li yıllardan itibaren bu kıtaya taşınmasıyla ortaya çıkmış bir ülke. Göçmenler ile yerli halk arasındaki uyuşmazlıklar sebebiyle bir türlü istikrarlı bir yapıya kavuşamayan Liberya 1989-1996, 1997-2003 yıllarında vuku bulan ve iki yüz binden fazla kişinin ölmesi, binlerce kişinin komşu ülkelerde mülteci olarak yaşamak zorunda kalmasına sebebiyet veren iki önemli içsavaş yaşadı. Halihazırda kırılgan bir barış sürecinde bulunan ülke 2011 yılındaki seçimlere hazırlanıyor.

Monrovia'da Liberyalı Müslüman bir tüccar

Liberya’da ülkenin en önemli entelektüellerinden birisi olan eski enformasyon bakanı ve savaş yıllarının Washington büyükelçilik görevlisi Emmanuel Bowier ile Liberya tarihinden ülkedeki Müslüman varlığının tarihi uzantılarına; iç savaş yıllarından ülkenin mevcut durum ve ihtiyaçlarına kadar geniş bir yelpazede bir söyleşi gerçekleştirdik. Sosyoloji, tarih ve Hristiyan ilahiyatı eğitimi alan, bir dönem gazetecilik de yapmış olan Bowier, halihazırda Liberya’nın muhtelif üniversitelerinde teoloji, sosyoloji ve diplomasi dersleri veriyor. İç savaş yıllarının canlı tanığı olan eski bakan, farklı disiplinlerden gelen geniş bilgisiyle temayüz ediyor. Bowier, Liberya tarihinin bütünüyle ABD müdahaleleriyle şekillendiği, ülkenin kuruluşundan yaşadığı iç savaşlara kadar her konuda ABD çıkarlarının etkili olduğu yönündeki iddialarıyla ülke tarihine farklı bir perspektiften bakıyor. Kendisiyle yaptığımız uzunca röportajın bir kısmını aşağıda bulabilirsiniz.

Sayın Bowier sizinle konuşma talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Önceliklikle sizi tanımakla başlayalım. Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Liberyalıyım. Adım Emmanuel Bowier. River Cess eyaletindenim. Liberya Üniversitesi’nde gazetecilik ve sosyoloji eğitimi aldım. Gazeteler, televizyonlar ve EOBC gibi radyolar için çalıştım. Bir süre Yeni Liberya Gazetesi’nin (New Liberian Newspaper) editörlüğünü yaptım. Daha sonra halkla ilişkiler bakanının danışmanı oldum.

Bu görevi tam olarak ne zaman ve nerede yaptınız?

Bu görevi 1983-1987 yılları arasında Washington’daki Liberya Büyükelçiliğinde halkla ilişkiler sorumlusu olarak icra ettim. Daha sonra 1987–1990 yıllarında iç savaş sırasında Liberya enformasyon bakanı olarak görev yaptım. İç savaş patlak verdiğinde devlet başkanına görevden ayrılmamız gerektiğini söyledim. O hayır cevabını verdi, ancak ben ayrıldım görevimden. Sonra ABD’ye gittim ve Washington’da bir üniversitede teoloji eğitimine başladım. 2005 yılında evime yani Liberya’ya döndüm. Liberya Üniversitesi’nde Kofi Annan Çatışmayı Önleme ve Değişim Enstitüsü’nde dersler vermeye başladım. Burada Metodist Üniversitesi’nde teoloji ve halkla ilişkiler dersleri verdim. Eş zamanlı olarak Afrika Metodist Piskoposluk Üniversitesi’nde sosyoloji dersi verdim. Şu anda Vaftizci Ruhban Okulu’nda dersler veriyorum. Ayrıca ülkeyi yönetmeye aday diplomatları yetiştiren Dışişleri Enstitüsü’nde dersler vermekteyim. Bugün de saat 5’te dersim var.

Emanuel'le röportaj yaparken...

O zaman biraz acele etmeliyiz. Hâlbuki Afrika’da hiç telaş olmadığını (No hurry in Africa!) duymuştuk. Liberya çok ilginç bir tarihe sahip. Afrika kıtasının ilk ülkelerinden birisi olduğu halde ülkeniz hiçbir zaman Batı ülkelerinin sömürgesi olmamış. Bu özelliğiyle diğer Afrika ülkelerinden farklı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu durum ülkenizi diğer Afrika ülkelerinden farklı mı kılıyor?

Diğer açılardan her ne kadar benzerlikler bulunabilirse de Liberya bir yönden kesinlikle diğer Afrika ülkelerinden ayrılmaktadır. Liberya, herhangi bir sömürgeci yönetimin boyunduruğu altında hiç kalmadı. Yani, İngilizlerin Nijerya’ya, Sierra Leone’ye ya da Gambiya’ya vali göndermesi örneğinde olduğu gibi ülkenin başına geçecek dış kaynaklı bir yönetim olmadı Liberya’da. Burada bir zamanlar Amerika’da köle olarak kullanılmış daha sonra da buraya gönderilmiş insanlar var. Bu insanlar denizaşırı yabancı bir güç tarafından yönetilmedi. Bu göçmenler bu topraklara gelip kendilerinin hükümdarı oldular. Benim tespit ettim farklılık da işte bu “sahip olma” anlayışından kaynaklanıyor. Bir zamanlar dışarıda köle olarak kullanılan insanlar Liberya’ya geldiklerinde burada karşılaştıkları yerli halka hükmetmeye başladılar. Bu da çatışmaya, ihtilafa yol açtı. Aslında gelenler de farklı insanlar değillerdi. Onlar da Afrikalı insanlardı.

Tam da bu konuyla bağlantılı bir başka soruya geçebiliriz. Ülkeniz 1989-1996, 1997-2003 yıllarında vuku bulan ve iki yüz binden fazla kişinin ölmesi, binlerce kişinin komşu ülkelerde mülteci olarak yaşamak zorunda kalmasına sebebiyet veren iki önemli iç savaş yaşadı. Bu iç savaşların ortaya çıkış sebepleri nelerdi? Bu konuya kısmen değindiniz; ama bu savaşların başka sebepleri var mıydı? Bu iç savaşlar neden bu kadar uzun sürdü ve ülkenizi genel olarak nasıl etkiledi? Kısaca iç savaşların nedenleri, etkileri, sonuçlarını soruyorum?

İç savaş ilk olarak 24 Aralık 1989’da gece yarısına yakın bir vakitte başladı. Ancak bu iç savaş aslında 1989’da değil, aslında 1820’de başlamıştı. Çok uzun bir süreç… Liberya’da insanlar bu olayı yazıya dökmüş, müzelerde, arşivlerde ve hafızalarında saklamışlardır. 1820’de Amerika’dan bir grup göçmen insan Providence Adası’na yerleşti ve orada daha önceden yaşamakta olan insanların olduğunu gördüler. Örneğin, bu göçmenler geldiklerinde Dei, Vai, Bassa, Mandingo dâhil birçok farklı kabile halkı ile karşılaştılar. Mandingolar Bopulu bölgesinde büyük bir krallık kurmuşlardı. Onlar, diğer kabileleri de hakimiyetine alan bu krallıklar birliğini Kondo Konfederasyonu olarak adlandırdılar. Bu bölgede kral Sao Boso Kamara’ydı ve onun hükümranlığı altında Vai, Gola, Kpellei, Loma gibi kabilelere mensup çok farklı insanlar yaşıyorlardı. Göçmenler geldiğinde işte bu insanlar zaten buradaydılar. Ayrıca geldiklerinde zaten bu topraklarda İslam dini yaşanıyordu.

Monrovia'da bir Müslüman okulu (Medrese)

Göçmenler yerli halkla nasıl bir ilişki geliştirdiler peki ve bu ilişki biçiminin onların gelişinden yaklaşık yüz yıl sonra vuku bulan içsavaşa etkisi nasıl oldu?

Göçmenler geldiler ve yerleşecekleri bir yer bulma arayışına girdiler. Bu bölgeye vardıklarında önceden karşılaştıkları yerli halktan kendilerine bir yerleşim yeri vermeleri konusunda görüşmeler ve pazarlıklar yapmaya başladılar. İşte bu durum iç savaşın tarihten gelme sebeplerinden biriydi. Her iki grubun da “toprak”la ilgili görüşleri birbirinden tümüyle farklıydı. Bu bölgede yerleşik olanlara yani yerli halka göre toprak bir kişiye değil, tüm topluma aitti. Eğer bir kişi, toprak istiyorsa bölgenin yöneticisine ya da krala gider ve söz konusu yönetici veya kral da halkı bir araya toplar ve onlara yabancının kendilerinden toprak talep ettiğini ve aralarına yerleşmek istediğini söyler. Halk kabul ederse yabancının toprak isteğini, kendilerinden bir hediye olarak bir toprak parçası verirler o kişiye. Ama dikkat ediniz, bu bir hediye; bu hediye toprağın satın alımı için verilmiş bir para değil, sadece yabancının kendileriyle birlikte yaşaması için halkın saf, temiz yüreğinden gelerek yabancıya verdikleri bir armağan. Yabancı onlarla birlikte yaşamak isterse bu hediyeyi kabul eder; istemezse halkın hediye verme gereği kalmaz, yabancı da geri gider. Afrikalılar bu toprak düzenine “müşterek toprak mülkiyeti” der. Amerika’dan gelen insanların (yani, daha önce köle olarak Amerika’ya giden Afrikalıların) mülkiyetle ilgili görüşleri tamamen farklıydı. Amerika’da “herkes bir şeylere sahip olmak ister” zihniyeti hâkimdir. Bedelini ödeyerek bir toprak parçası satın alırsın. Bu toprak hem senin hem de senin çocukların ve tüm neslin içindir. O toprak üzerinde başkasının hakkı yoktur. Afrika’da böyle değil, ekip biçtiğin sürece bir toprağın sahibisindir, yani o toprak üzerinde yaşar ve toprakta tasarruf edersin, bu isterse 200 yıl sürsün. Ama ekip biçmeyi bıraktığında, toprak doğrudan halka iade edilir. Sonra bir başkası gelir ve ekip biçmek kaydıyla oranın sahibi olur. İşte Amerikalılar gelip de toprak istediklerinde ve bu amaçla burada yerleşik olan insanlarla pazarlığa giriştiklerinde ve halka kıyafet, likör, boncuk, bilezik vb. türden hediyeler verdiklerinde halk bunu hediye olarak algılar ve bu hediyeyi de yabancıların kendileriyle barış içinde yaşamak istediklerinin bir işareti olarak düşünür. Halbuki Amerikalıların zihniyetine göre onlar halktan toprak satın almaktadır. İşte iç savaşa zemin hazırlayan asıl sorun da bu şekilde başladı. Yabancılar Providence Adası’ndan ana kara parçasına gelmek istediklerinde yerliler “hayır, burada Providence Adası’nda kalın” demelerine rağmen yabancılar “ama burada su yok, bizim suya ihtiyacımız var, biz ekip biçmek istiyoruz” tarzında isteklerini belirttiler. İşte sorun da böyle başladı. Yabacıların ana karaya gelmesiyle. Aralarında oldukça kanlı geçen Crown Hill Savaşı olmak üzere birçok savaş yaşadık; buradaki insanların gelişmiş üstün silahları yoktu, sadece ellerinde “machi… mash…” denilen zamanın meşhur ve basit silahlarından çok az sayıda vardı. Yabancılar ise üstün ateşli silahlar ve toplar getirmişlerdi, böylece ana karaya girebildiler. Onlar için artık genişleme, yayılma zamanıydı. Ama yabancılar da iyi biliyordu ki, işgal ederek ana karada yayılamazlardı. Çünkü ilk gelenlerin sayısı sadece seksen altı idi ve aralarında kadınlar ile çocuklar da vardı. Bu yüzden ana karanın etrafına yerleştiler ve yerlilerle dostluklar kurmaya başladılar. Dostluk kurdukları önemli kişilerden birisi de Baupulu’daki Müslüman Kral Sao Boso Kamara’ydı. Sao Boso ile karşılıklı olarak “ortak savunma antlaşması” yaptılar. Şöyle ki, yabancılar saldırıya uğrarsa Kral Sao Boso, kral saldırıya uğrarsa yabancılar yardım edecekti. İşte bu antlaşma yabancıları korudu aslında. Bu yabancıların henüz kendi mülkiyetinde toprağı yoktu ve Dei, Vai, Mende gibi kabileler yabancıları geri püskürtmek, ana karadan kovmak isterken Sao Boso onlara dokunulmamasını söyledi. Herkes Sao Boso’dan korkardı. Çünkü Sao Boso çok disiplinli bir liderdi ve o küçük yabancı grubu korudu. Bugün bu şehirde bir yerli insanın adını taşıyan yalnızca bir sokak var, bir sokak, o da Sao Boso Sokağı. Çünkü bir zamanlar yabancılara o yardım etmişti. Sao Boso olmasaydı, bugün Liberya da olmazdı. Çünkü o yabancılar geri püskürtülecekti, ama o “hayır, onları buradan kovamazsınız, Çünkü onlar benim korumam altında” dedi. İşte bu sebeple, Sao Boso’nun nüfuzu yabancılar tarafından da tanındı. Sao Boso’nun soyundan gelen ve Mamalu adında bir oğlu olan bir kişi, oğlunu yabancıların arasında yaşasın diye göçmenlerin arasına gönderdi. Oğlu Hıristiyan oldu ve o gruptan birisiyle evlendi. Daha sonra Mamalu’nun soyundan gelen Mamalu Du Kala, Liberya’nın ilk yerli dışişleri bakanı oldu. İlk yerli dışişleri bakanı Mandingo grubundan Mamaulu Du Kala idi. İşte bu tür bir özel ilişki oluştu aralarında. 1980’de bir ordu kurdular. Bu ordu aslında yabancılardan oluşan bir orduydu. Çünkü Sierra Leone’den, Arap ülkelerinden kişiler de katıldı bu orduya. İngilizler ordumuzu eğitti. Zira o dönemde İngilizler sorumluydu ordunun eğitiminden. Sonra bir isyan çıktı. İngilizler o zamanın hükümetinden hoşlanmıyor ve hükümeti devirmek istiyorlardı. Bunun üzerine hükümet onlara karşı savaşmaya devam etti. İngilizlerle yaptıkları antlaşmayı feshettiler. Sonra Liberya ordusunu eğitmeleri için Amerikalıları çağırdılar. Amerikalıları ordu içine yerleştirirken çok dikkatli davrandılar. Çevredeki kabilelerin hiçbirine güvenemediler. Çünkü hepsi orduya karşı savaşıyordu. Gola, Bassa, Dei, Vai, Mende hepsi kendi liderlerinin orduya başkanlık etmesi için mücadele ediyordu. Ordudaki yerli liderler ise Mandingoluydu. Bunlar arasında; Liberya’nın güney sınırındaki ordu birlikleri komutanı -adını şu an hatırlayamadım- ve bir başka Mandingo’lu Amerikan kara ordusu birliğinin başındaki Sogo Saga da vardı. Bu kişinin de Monrovia’daki Vaftizci Klinik Merkezi’ne ismi verildi, çünkü o da insanları korumaya çalışmıştı. Ordu da bunlardan başka da önemli Mandingolu komutanlar vardı. Şunu anlatmaya çalışıyorum, konu toprak olunca insanların zihinlerinde bir tür şüphe vardı. Diğer kabilelere güvenemiyorlardı. Mandingolar ve buraya sonradan gelen insanlar dost oldular. Mandingolar, o bölgede kurulan Hıristiyan koloniyi de korudular. Kendileri Müslümandı, ama Hıristiyanları da korudular. Korumasalardı, bu yabancılar ülkenin dışına sürülürlerdi. Bu durum diğer insanların zihinlerine kazınmıştı. Bugün bu ülkede bu duruma ilişkin çok temel bir sorun var. Liberya’nın geçmişini anlamayan birçok kişi Mandingoları sevmiyor. Çünkü onlara göre, Mandingolar bu kişilerin buraya gelmesine ve yerleşmesine izin verdi, onlara güvendi. Mandigoların bu yaptıklarından dolayı hükümet onlara karşı ayrıcalıklar tanıdı. Bu ayrıcalıkların kabileler arasında ortaya çıkan husumetin sebeblerini oluşturduğunu söleyebiliriz. Savaş sırasında da onlara bir takım ayrıcalıklar tanındı, çünkü hükümet tarafından ülkede sevilen tek kabile Mondingolardı, diğerleri hükümete karşıydı çünkü. Bütün hükümet yetkilileri Mondingoları sever. Çünkü onlar hükümete hiçbir zaman sıkıntı çıkartmazlar, hep anlaşma tarafındadırlar. Toprakları alınan insanlar ise bu hikayeyi çocuklarına işte bizim topraklarımız elimizden zorla alındı diye anlatmaya başladılar. Amerikalı R. F. Stocktan isminde birisi insanlarla toprak konusunda görüşmeye gelir ve kabileler hayır cevabı verirler ve o da Amerika’ya geri dönüp Amerikanın beşinci Başkanı James Monroe’ya bu konuyu anlatır. Bunun üzerine başkan toprakların alınması için deniz kuvvetlerini ve askerleri ve Robert F. Stocktan isimli savaş gemisi kaptanını bölgeye gönderir. Afrika’ya geldiklerini bölge insanlarıyla görüşmeye başlarlar, defalarca ama defalarca konuşurlar, hatta bazen anlaşmalar yaparlar, bazen bu konuşmalar öyle çok uzar ve yorulurlar. Yani biliyorsunuz Amerikalılar insanları uzun uzun konuşup afallatıp sonra da andlaşmalara parmak bastırırlardı. Böylece aslında rızası olmadan zorla toprakları ellerinden alınmış olurdu. Bu mevzuda bir nesilden diğer nesile işte topraklarımızı elimizden zorla aldılar ve bizim görevimiz bize ait olan bu toprakları geri almaktır diyorlar. 1980lerde yapılan askeri darbe ile topraklar geri alındı. Bu dönemde insanlar infaz edildiler, başkanı sahilde öldürdüler mesela. Bu durumdan etkilenen aileler sürgüne gönderildiler. ABD’ye İngiltere’ye ve dünyanın diğer bölgelerine gittiler. Sonraki yaklaşık sekiz sene oldukça sessiz bir dönem geçti. 1980’de giden insanlar yeniden geri dönme çalışmaları yaptılar. Sonra 1989 yılında malum iç savaş başladı. Yani anlatmak istediğim iç savaş o yılda ortaya çıkan bir şey değil, çok uzun bir geçmişi var. İnsanlar da çocuklarına bu hikayeleri anlata anlata o günlere kadar ulaştı. Yani Afrika halkı zihinlerinde sanki bir tarih kitabı taşıyor, böylece hikayeyi bir jenerasyondan diğerine sürekli aktarıyorlar. Başka sorunuz var mı?

Oldukça uzun bir tarihi süreci vukufiyetle özetlediniz. Biz Liberya’ya gelmeden önce yaptığımız araştırmalarda ülkeniz hakkında doyurucu bir şekilde bilgilenme şansı bulamamıştık. Bu anlattıklarınız son derece önemli bizim için. Özellikle Müslüman varlığına dair söyledikleriniz. Sanırım bu konu hakkında yazılı malzeme bulmaktan ziyade zihinlerde kalan hikayelerle daha çok karşılaşacağız.

Dediğiniz gibi aslında çok fazla yazılı malzeme bulma imkanınız yok, çünkü Afrika halkı yazmaktan pek hoşlanmaz. Örneğin ben önümüzdeki sene yazmaya başlamayı düşünüyorum.

Doğrusu kitabınızı ilk okuyanlardan birisi de biz olmak isteriz.

Buna ben de sevinirim. Ama Afrika halkı yazı yazma konusunda çok bilgili ve yetkin değil. Bir şeyler yazmak istiyorsanız gidip devlet dairelerinden, hükümet yetkililerinden bilgi toplamanız, araştırma yapmanız gerekir. Ancak Afrika halkı tüm bunları yapma konusunda oldukça tembel. Liberya hakkındaki diğer önemli bir nokta ise, bence Liberya’da yaşanan tüm bu olayların içerisinde Tanrı’nın rolünün de olduğunu düşünüyorum. Çünkü 1820 yılında yerleşimciler buraya geldiklerinde Sao Boso’nun yanı sıra yine neredeyse ondan daha güçlü bir kral, İbrahim Asisi de bölgede hakimdi. İbrahim Asisi’nin ordusunda kılıçlı kalkanlı bin kadar süvari birliği vardı. Karşılaştığı düşmanlarının hepsini siler, yok ederdi. O da insanlara toprak verdi. Medine ve burası arasında [hac ziyareti ve ticaret için] gidiş geliş yapılırken yolda tüccarların mallarını gasp eden insanlar vardı. İbrahim Asisi bu sebeple ordusunu Liberya ordusuyla birleştirerek bu yol güzergahını temizlemek ve bu şekilde ticaret malzemelerinin güvenli bir şekilde taşınmasını istediğini bildirmek üzere elçisini Arapça bir mektup ile Monrovia’ya gönderdi. Baopulu’da sadece Arapça kitapların bulunduğu bir kütüphane var. Asisi çalışmaya oraya giderdi. İbrahim Asisi normal halk arasından hükümet katına yükselen tek kişidir. O sıralar herkes birbiriyle savaşıyordu ama o krala “benim askerim senin askerindir” dedi. Ardından o ticaret yolunu temizlediler. Pek çok kişi tarihi bilmeden burada yaşananları anlamaya çalışıyor.

Pala kasabasında bir yetimhane yurdunun yatakhanesi

Buradaki müslüman varlığının tarihi uzantıları hakkında gerçekten ilginç bilgiler bunlar. Tekrar iç savaş sürecine dönersek. Savaşın sebeplerinden detaylı bir şekilde bahsettiniz. Özgür bırakılan kölelerin varlığına kadar uzanan neredeyse ikiyüz yıllık bir geçmişi var anladığımız kadarıyla. Biraz da içsavaş sonrası yaşanılanlardan bahsedebilir misiniz?

Savaş sonrası insanlar sürgüne gönderildiler. Ben ve diğer büyükelçiler de Washington’a gittik. Diğer bölgelere giden insanlar da oldu. Tüm bu insanlar aralarında birlik kurmaya başladılar. Kendi aralarında geri dönme hazırlıkları yaptılar, silah almak için paralar topladılar vs. Daha sonra Noel arifesinde yeniden savaş başladı. Birçok grup vardı. Bu gruplardan biri, ACDL (Association for Constitution the Democracy in Liberia) idi. Bunlar para toplama işine eğildiler. Başka bir grup ise, NPFL (National Patriotic Front of Liberia) idi. Bu grup ise askeri bir grup idi. ASDL siyasi ve iktisadi bir grup olarak belirdi. Ben ülkeye geri dönene kadar, ASDL askeri grubu buraya geri dönmeyi düşünüyorlardı. Öncesinde Liberya’daki rakiplerini temizlemeyi, sonra da ülkeye geri dönmeyi planlıyorlardı. Noel arifesinde Bangha’yı aldıklarında, gruptan para toplama işini üstlenenler hala Amerika’daydılar. Londra’dan hükümet yetkilisi Mc Hubern ile bir görüşme yaptılar. O da “bana kalırsa bu planı ilan etmemeliyiz, saklı tutmalıyız” dedi. Dolayısıyla kendisi ve taraftarlarını arasında fırtına koptu. Ancak yine de birlikteydiler. 1980 darbesi sırasında başkan olmasına rağmen, 1980’deki kişiler dışarı atıldı ve diğerleri geldi. Ancak 1980’de iktidarı ele geçiren Samuel Doe ve yardımcısı Charles Taylor arasında oldukça benzersiz bir durum vardı. Taylor, Doe’nın hükümeti sırasında hizmet ediyordu. Taylor ve Doe gerçekten çok iyi arkadaşlardı. Ben de o sırada Yeni Liberya Gazetesi’nde baş yazardım. Şahsi gözlemlerimden hareketle de söyleyebilirim ki, gerçekten ikisi de çok iyi dosttu. Ancak daha sonraları anlaşmazlığa düştüler ve araları bozuldu. Doe başken iken, Taylor da istihbaratın başındaydı. İkisi hükümet mülklerini, araçlarını, her şeyi kontrol ediyorlardı. Planlama ve Ekonomik İşler Bakanı olan Dr. Tubman halkın artık vergi vermemesiyle ilgili ortaya çıkan sorunları bertaraf edecek bir fikir attı ortaya. Hükümete gerekli teknolojik aletleri satın alıp, elmas ve altın çıkartmayı önerdi. Bu şekilde ülkenin kalkınmasını sağlayacak ve halkın gereksiz vergi vermesini engelleyecekti. Bu gerçekten güzel bir fikirdi. O sırada ben de hükümet mülklerinin kontrolünü yürüten GSE’de çalışıyordum. Taylor Amerika’dan bir kuruluştan kazı makinalarının satın alınmasını sağladı. Gerçekten büyük bir program gerçekleştirdi. Ben de programın sorumluluğunu üstlendim. Meclis üyeleri, bakanlar vs. hemen herkes bu işin içerisindeydi. Ancak daha sonra bu projenin üzeri örtüldü. Bu projenin akibetinden haberdar olan sadece iki kişi vardı; Doe ve Taylor. Diğer herkes sessiz kaldı. Bir süre sonra Doe, Taylor’a payına düşen parayı sordu. Taylor cevaben “neden bahsettiğini bilmiyorum” dedi. Zira o, paraları bazı arkadaşları artık burada yaşamayan Hintli bir grup aracılığıyla Liberya dışına göndermişti. Bu sebeple Taylor’un GSA’den ayrılmasına karar verildi. Çünkü Taylor’un GSA’den ayrılması demek elmas ve altın çıkartmak için gerekli makinaların da onun elinden alınması demekti. Daha sonra Doe, Taylor’a parayı vermesi konusunda baskı yaptı ancak Taylor vermedi ve ülkeden kaçarak Washington’a gitti. Doe ise adalet bakanını, Taylor’ın Liberya hükümetine ait milyon dolarlarla Amerika’ya kaçtığını ve bu sebeple kendilerine iade edilmesini söylemek üzere Amerika’ya gönderdi. Ancak bu doğru değildi çünkü Taylor Liberya hükümetinin parasıyla değil senin benim paramla yani Liberya halkından toplanan paralarla kaçmıştı. Taylor, Amerika’da askeri mahkemeye çıktığında o dönemde avukat olan eski Amerikan başsavcısını tutacak kadar çok parası vardı. O zaman şöyle düşünüldü: Biz bu adamı Liberya’ya geri gönderirsek mutlaka öldürülecektir. Bu yüzden Amerikalılar geri göndermek yerine Taylor’ı hapse atttılar. O zamana kadar Doe ve Amerikalılar iyi ilişkiler içerisindeydi. Taylor’un Amerika’da hapiste kaldığı birkaç sene zarfında Amerika ile Liberya’nın arası bozuldu. Liderlik açısından Doe, Çin ile iyi ilişkiler kurmaya başladı. İşte iki ülke arasında ziyaretler yapıldı. Tabi bu durumdan Amerika pek hoşlanmamıştı. 1988-89 yıllarında, başlangıçta Doe Amerikalılar ile dosttu. Nasıl oldu bilmiyorum ama Taylor hapisten kaçtı.

Nasıl yani, Taylor’ın ABD’de hapisteyken kaçabildiğini mi söylüyorsunuz?

Evet, ve daha ilginci Taylor bir anda Nimba’da görüldü ordusuyla birlikte. Aslında her şey çok açık değil mi?

ABD, kendi çıkarları doğrultusunda onu serbest bıraktı yani. Samuel Doe Çin’le yakınlaşıp ABD’den uzaklaşmaya başladığı için.

Sokaklar Misyoner afişleriyle dolu

Kuşkusuz öyle. Ardında da savaş başladı. Amerikan hukukunda şöyle bir şey vardır: Bir kişi hapisten kaçarsa o kişiyi gördüğünüz yerde tutuklarsınız. Ama aynı şey Taylor için geçerli olmadı. Onu tutuklamadılar. Taylor ile anlaşma yaptılar. Taylor, Amerikan yönetimine Amerikan halkının çıkarlarını koruyacağı konusunda güvence verdi. Ardından elçiler geldiler gittiler ve Taylor ile anlaşma yapıldı. Savaş başladı ve yedi sene sürdü. Ardından durdu ve tekrar başladı. Neden bilmiyorum ama ilk yedi sene işte bir takım şeyler toplanmıştı, insanlar bir araya gelmişlerdi. Bu arada ilk yedi sene Taylor, Batı’da o kadar popüler değildi. İlk yedi senenin ardından popüler olmaya başladı.

-Peki Taylor’un başkan olduğu süreçte neler yaşandı, özellikle ABD ile ilişkiler açısından ne gibi gelişmeler oldu?

Başkan George Bush Monrovia’ya Taylor’a bir anlaşma yaptıklarını söylemek üzere bir delege göndermişti. Çünkü Liberya’da petrol var. Bush petrol çıkartmaya yarayan makinaları getirmek için bu bölgede bir şirket kurmuştu. Bush petrolün %60’ını kendilerine %40’ını da Taylor’a vermeyi teklif etmişti. Taylor bu teklifi kabul etmedi ve tam tersi bir teklif gönderdi. Bush da bu teklifi kabul etmedi. Bu anlaşmazlık Taylor için pahalıya mal oldu. Zira Bush’un petrol şirketinin başkanı Taylor’a teklifi yeniden gözden geçirmesini sert bir dille söyledi ve “Başkan Bush’la yeniden görüş yoksa halkınız ayaklanacak” dedi. Bunun üzerine Taylor “beni tehdit mi ediyorsunuz” dedi. Adam da “hayır, bunun tehditle alakası yok. Sadece sana olacakları anlatıyorum” dedi. Taylor da “hayır, dediğinizi yapmayacağım” cevabını verdi. Adamlar şaşırdılar ve çekip gittiler. Sonra tüm bu konuşulanları gidip Başkan Bush’a anlattılar. Bildiğiniz üzere ben Amerika’daki elçilikte çalıştım, ulusal basın kulübüne üyeydim, halkla ilişkiler ve gazetecilik eğitimi aldım. Ve biliyorum ki, insanlar basın konferanslarına çağırıldıklarında aslında daha önceden her şey planlanmış ve yürürlüğe konulmuş olur. Ben oradayken basın konferanslarını takip ediyordum. Gördüğüm şuydu: Başkan Bush kimden ne soru alacağını biliyor ve ona göre aslında tam cevap vermeden geçiştirmek suretiyle konuşuyordu. İnsanlar başkana Liberya’nın tarihini, yaşananları, Taylor’ı, barış andlaşması tarzında bir şeyler yapılıp yapılamayacağını, sorunları vs. sorduklarında, Başkan Bush “bizim Liberya ile uzun bir geçmişimiz var. Tabiî ki Liberya ile yeniden anlaşma yapma konusunda şans tanıyabiliriz. Bence Taylor’un ülkeyi terk etme zamanı geldi, söyleyecek bir şey yok, hemen şimdi gitmesi lazım” cevabını verdi. Yaklaşık iki ay içerisinde ülkenin batısından gelen bir grup, ile doğusundan gelen bir grup Taylor’u alaşağı ettiler. Bu süreçte sonunun geldiğini anlayan Taylor “tamam, siz petrolün %60’ını alın, ben %40’ını alayım” dedi. Tabi iş işten atık geçmişti. Yani buradan kişisel çıkarların uluslararası siyaseti nasıl etkilediğini görebilirsiniz.

-Evet, gördüğümüz bir başka husus da kuşkusuz ABD’nin çıkarları doğrultusunda her yolu mübah olarak gördüğü. Bu senaryo halihazırda Irak ve Afganistan gibi ülkelerde de yürürülükte değil mi zaten. İç savaş süreciyle ilgili uzunca açıkalmalar yaptınız. Anlattıklarınızdan ve burada geçirdiğimiz günlerdeki gözlemlerimizden öğrendiğimiz kadarıyla iç savaş geriye oldukça kötü bir miras bıraktı; sakat insanlar, yetimler, dullar vs. gibi. Peki iç savaş mağduru bu insanların durumları hakkında neler söylersiniz? İç savaşların ardından Liberya hükümeti bu insanlar için ne tür çalışmalar yaptı?

Liberaya’da herkes iç savaştan etkilendi. İç savaşın ardından Liberya devleti halk için çok bir şey yapmadı. Liberya’da hükümeti BM’den ve Jack Klein gibi burada yönetimde bulunan kişiler tarafından yardım aldı. Onlar her şeyi kontrol ediyorlardı. Hükümet hiç birşey yapmıyordu. Zaten uzun bir süre hükümet falan olmadı Liberya’da. Bu sebeple uluslararası kuruluşlar yardıma geldiler. BM, AB ve diğer toplumlar aracılığıyla yardımlarda bulunuldu. Liberya hükümetinin bir şeyler yapabilecek kaynakları da yoktu. Ancak halk için rehabilitasyon programları düzenlendi örneğin, sürgüne gönderilen insanların geri dönmelerini ve Liberya’ya yeniden yerleşebilmelerini sağlamak gibi. Yeniden yerleşmeleri için bir takım paketler, çiftçilik malzemeleri ve geri dönmeleri için gereken her şey sağlandı. Ancak toplumun büyük bir bölümüne yardımcı olabilecek yardımlar değildi bunlar. Hala yerinden edilmiş insanlar var. Çünkü diğer STKlardan gelen insanlar da vardı burada ve işleri yoluna koyma konusunda yardımcı olacak kişiler de geldiler. İnsanlar evlerine dönsün diye binlerce dolar harcandı, uğraşlar verildi ancak bunlar yeterli değil sizin de gördüğünüz gibi. Dolayısıyla hala yardıma ve desteğe ihtiyacımız var.

-Evet bizim de ülkenizle ilgili gözlemlerimiz burada hemen her şeye ihtiyaç duyulduğu yönünde. Söz bu noktaya gelmişken son olarak Türk halkına iletmek istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye hakkında çok bir şey bilmiyorum. Gördüğüm kadarıyla Türkiye sadece durup olayları seyretmekle kalmıyor ayrıca Türkler gelip burada bir şeyler yapıyorlar, buraya farklı şekilde yatırım yapıyorlar. Burayı sömürmeye değil, bizim için fabrikalar kurmaya geliyorlar. Turizm konusunda gelişmeye ihtiyacımız var, bu sebeple Türk halkının buraya gelmeye teşvik etmenizi dileriz.

Çok teşekkür ederiz.



Yorumlar (2)
ALİ OKUR 12 yıl önce
Afrika'nın Türkiye tarafından da değerli görülmesi için bu tarz söyleşilerin, ziyaretlerin artmasını temenni ediyorum. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Bir çoğumuzun haritada yerini bile gösteremeyeceğimiz bu ülkelerde Bir Seyler yapmaya çalışmak gerçekten sevindirici. Cüz-i bütçelerle orda faaliyetler gerçekleştirebiliriz. Yoksa bu ülkeler tamamen gayri müslim olacak...
Akif 4 yıl önce
ulkemizde de benzer durumlar cogu kez yasandi.aklini kullamayan toplumlar cehennemi yasamaya mahkum tabi.afrikalilar gibi turkler ve araplar gibi
27
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?