M. Hüseyin Mercan: Suriye dış politikası oldukça pragmatist

Asım Öz, "Suriye, Rejim ve Dış Politika" kitabının yazarı M. Hüseyin Mercan'la Suriye'nin dününü ve bugününü konuştu

M. Hüseyin Mercan: Suriye dış politikası oldukça pragmatist

Asım Öz/ Dünya Bülteni

Ortadoğu tarihinin en önemli aktörlerinden olan Suriye, gerek bağımsızlık öncesi verdiği mücadele gerekse 1946 yılında kazandığı bağımsızlık sonrası yüzleştiği sorunlar nedeniyle bölgenin en hareketli ülkelerinden birisi olmuştur. 1963 Mart'ında Baslı kadroların yönetime el koyması ile ülke tarihinin seyrinde yaşanan kırılma önce 1966'daki Baas'ın askeri kadrosunun ardından da 1970'de Hafız Esed'in iktidarı ele geçirmesiyle nihai biçimini aldı. İktidarının ilk yıllarından itibaren kontrolü sıkı bir şekilde elinde tutmaya çalışan Esed, varlığını mutlaklaştırdığı ülkesinde siyasi, askeri ve bürokratik yapıyı kendi şahsında bütünleştirerek otoriter bir yapı inşa etti. Rejimin güvenliğini ve sürekliliğini esas alan Esed,ülke içinde baskı mekanizmaları ile halkı sindirmeye çalışırken dış politikada ise farklı kartlara sahip ve mümkün olduğunca açık bir siyaset izlemeye çalıştı. Pragmatik manevralar sayesinde uluslararası güçler arasında bir denge politikası kurmaya çalışan Esed, bir yandan da Arap milliyetçiliği ve İsrail karşıtlığı politikası üzerinden bölgenin liderliğine soyundu. 2000 yılında gerçekleşen ölümünün ardından yerine geçen oğul Beşşar Esed ise babasının geleneksel siyaset anlayışından büyük sapmalar yapmadan iç ve dış siyasette çeşitli açılımlar gerçekleştirmeye çalıştı. Suriye rejiminin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilen bu politikalar belirli düzeyde rahatlık sağlamış olsa da ülkenin siyasal yapısı ve kurumlarında yapısal değişimlere yol açacak düzeyde olmadı. Nitekim halkların rejimlerine karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesinde Suriye'de yaşanan krizin boyutları hem rejimin ülke içinde nasıl bir baskı politikası uyguladığının hem de dış politikada benimsediği anlayış nedeniyle uluslar arası güçler tarafından nasıl desteklendiğine önemli bir örneklik teşkil etmektedir.  M. Hüseyin Mercan'ın kaleme aldığı Suriye, Rejim ve Dış Politika adlı eser Suriye'de rejimin nasıl bir siyasal mekanizma inşa ettiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Ayrıca örnek olaylar yoluyla Suriye'de çıkar algısının ne tür değişimler gösterdiği ya da ne tür temellere sahip olduğu sorusu da rejimin dış politika anlayışı çerçevesinde eser içinde cevaplandırılmaya çalışılan sorular arasındadır. Mercan'la Suriye'nin dününü ve bugününü konuştuk.

Asım Öz: Suriye dış politikasının son yirmi yılını örnek olaylar üzerinden inceleyen kitabınız Suriye'nin dış politikasını ulusal çıkar kavramı üzerinden ele alıyor.  Uluslararası ilişkilerde sıklıkla duyulan bu kavram neleri içermektedir?

M. Hüseyin Mercan: ABD'nin geçmiş dış işleri bakanlarından Charles E. Hughes'ın bir konuşmasındaki "Dış politikalar soyut şeyler üzerine inşa edilmez. Onlar ani zorunluluklardan neşet eden ya da tarihsel perspektiften temeyyüz etmiş ulusal çıkarın pratik alandaki tasavvurlarıdır" ifadesi ulusal çıkar kavramının devletlerin politika yapım süreçlerinde nasıl konumlandırıldığına dair örneklik teşkil etmektedir. Amerikan merkezli bir uluslararası ilişkiler algısının hakim olması; güç ve güvenlik bağlamında modern ulus devletin çıkarına uygun her türlü adımı atmasının meşru olduğu realist düşüncenin baskın paradigma olarak kabul edilmesi uluslararası ilişkilerin çıkar kavramı etrafında şekillenmesi ve tartışılmasının temel nedenlerindendir. Uluslararası ilişkiler disiplinin ve özellikle de realist yaklaşımının kurucu düşünürlerinden olan Hans J. Morgenthau'nun ulusal çıkarı uluslararası politikanın merkezine koyması ve siyasal süreçte asıl olanın ulusal çıkarın muhafazası olduğunu vurgulaması bu kavramın uluslararası ilişkilerde başat role sahip olmasını beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte çıkar kavramının meşruiyetini ve ahlakiliğini ayrı bir düzlemde tartışmak gerekmektedir. Modern ulus devlet temelli uluslararası ilişkiler sisteminde bir devletin çıkarlarına uygun siyaset izlemesi başka bir devletin ya da toplumun aleyhine olduğu takdirde 'çıkar' kavramının nasıl bir yere konumlandırılması gerektiği önemli bir soru işaretidir. Realist düşüncenin baskın olduğu uluslararası politikada devletlerin adımlarını bu kavram üzerinden yürütmeye çalışması problemli bir alanın doğmasına neden olmaktadır. Bu nedenle bu kitapta Suriye örnekliğinde ulusal çıkar kavramının rejim tarafından nasıl algılandığı ve bunun dış politikaya nasıl yansıtıldığı incelenmeye çalışılmıştır.

DIŞ POLİTİKA SÜREÇLERİNİ ANLAMLANDIRMAK

Uluslararası ilişkilerin mahiyetini açıklamak için ortaya atılan realist, liberal ve konstrüktivist yaklaşımların Suriye dış politikasını anlamak açısından sundukları imkân ve taşıdıkları zaaflar nelerdir?

Uluslararası ilişkiler disiplininde sistemin doğasını ve uluslararası politikayı açıklamaya yönelik birçok teorik yaklaşımdan söz etmek mümkündür. Bununla birlikte teorik yaklaşımların çok olması uluslararası politikada devletlerin bu farklı yaklaşımlar üzerinden siyaset ürettikleri anlamına gelmemektedir. Genel olarak bakıldığında realizmin hâkim tavrı her alanda görülmektedir. Bununla birlikte değişen güç dengeleri, yeni yapıların meydana gelmesi ve ekonomik gelişme gibi etkenler nedeniyle uluslararası ilişkileri anlama da yeni açıklama biçimlerine ihtiyaç olduğu da bir gerçektir. Kitabın kuramsal kısmında seçilen üç teorik yaklaşımın Suriye dış politikasını açıklama imkânları test edilmeye çalışılmıştır. Literatürde genel olarak Suriye dış politikasının realist yaklaşım üzerinden okunmaya ve açıklanmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Bu bir bakıma doğru olmakla birlikte eksik olan bir husustur. Liderin dış politika yapım sürecinde oldukça etkin olması, dini ve ideolojik bazı kavram ve unsurlar üzerinden halk nezdinden meşruiyet oluşturulmaya çalışılması, iç siyaseti daha iyi kontrol etmek için dışarıda düşman üretilmesi gibi konular rejimin dış politika yapım aşamasında birçok unsuru göz önünde bulundurduğunu göstermektedir. Bu bakımdan sadece güç ve güvenlik gibi unsurları vurgulayan realist yaklaşıma ek olarak ekonomik alanda liberallik ve işbirliğini, sivil toplumu vurgulayan ya da konstrüktivizm gibi 'kimlik'in çok daha ön plana çıktığı yaklaşımlardan da istifade edilerek Suriye rejimin dış politika yapım süreci açıklanmaya çalışılmıştır.

Suriye'yi Ortadoğu'da kurucu iradeye sahip ülkelerden biri olarak görüyorsunuz. Niçin?

Suriye Arap Orta Doğu'nun en önemli ve etkin aktörlerinden birisidir. Sahip olduğu tarihi, siyasi, coğrafi, ilmi birikim ve önemli bir medeniyet havzası içinde yer alması bu ülkenin Araplar üzerinde yönetici ve yönlendirici bir etkiye sahip olmasını beraberinde getirmektedir. Ayrıca ülkenin etnik ve dini açıdan Orta Doğu'nun neredeyse bütün unsurlarını barındırıyor olması Suriye'nin konumunu güçlendirmektedir. Kurucu irade mevzusuna gelindiğinde ise buradan kasıt Arap Orta Doğu'sunda liderliği üstlenebilecek, Arapları bir araya getirebilecek ve onları yönlendirebilme potansiyeline sahip bir ülke olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kitapta Suriye, Mısır ile birlikte bu potansiyele sahip iki ülke olarak zikredilmektedir.

ARAP MİLLİYETÇİLİĞİNİN TEZAHÜRLERİ

Arap milliyetçiliğinin oluşumu ve tarihi bakımından Suriye'nin önemi nedir?

Arap milliyetçiliğinin öncelikle dil ve kültürel sahada ortaya çıktığı daha sonrasında siyasi bir hal aldığı görülmektedir. Bu açıdan Suriye Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkmasında önemli bir merkez olmuştur. Genel olarak Arap milliyetçiliği üzerine yapılan çalışmalarda Suriye'nin Arap milliyetçiliğinin kalbi olarak nitelendirilmesi Suriye'nin önemine dair bir göstergedir. Ayrıca Suriye'nin bağımsızlığını elde etmesinin ardından Arap milliyetçiliğinin dış politikadaki temel argümanlarından birisi olması Arap milliyetçiliğinin tezahüründe Suriye'nin önemli olduğu kadar Suriye'nin politika yapım sürecinde de Arap milliyetçiliğinin bir o kadar önemli olduğunu göstermektedir.

İsrail'in kurulması Suriye dış politikasını nasıl etkiledi?

İsrail'in kurulması şüphesiz tüm Arap dünyasının en büyük travması olarak kabul edilebilir. 1948 yılında İsrail'in resmen ilan edilmesinin ardından başlayan mücadele sürecinde Arapların İsrail'e karşı önemli bir başarı elde edememesi bölge devletlerinin politikalarında İsrail karşıtı bir söylemin hakim olmasını beraberinde getirdi. Suriye ise bölgenin hakim gücü olmaya çalışan bir aktör olarak İsrail muhalifliğini söylem üzerinden ciddi şekilde yürüttü. Özellikle Mısır'ın İsrail ile anlaşmasının ardından Suriye tüm Arapları İsrail karşıtlığı noktasında koordine etmeye çalışarak süreçten karşı çıkmayı amaçladı. Hafız Esed'in dış politika parametrelerinden en öncelikli olanının İsrail karşıtlığı olması bölgede Suriye'nin kendisini konumlandırdığı yer ile doğrudan ilişkilidir. He ne kadar İsrail karşıtlığı Suriye'nin temel politikası olsa ve İsrail karşıtı grupları rejim desteklese de rejim kendi kontrolü dışındaki hiçbir grup ve oluşuma destek vermemiş ve İsrail karşıtlığını dış politikada pragmatik bir unsur olarak kullanmıştır.

Ortadoğu'da İsrail'e karşı yürütülen mücadelelerin başarısızlıkla sonuçlanması ile 1950'lerden itibaren diktatörlük tarzı rejimlerin kurulması arasında bir bağ kurulabilir mi?

Tamamen bu durumun etkisinin olduğu söylenememekle birlikte çeşitli etkilerinin olduğu aşikârdır. Ama bu daha çok söylem üzerinden yürütülmeye çalışılmıştır. Hafız Esed'in 1967 savaşındaki yenilgiden dolayı Salah Cedid'i sorumlu tutması ve onu ülke içinde zayıflatarak 1970'de iktidarı ele geçirmesi gibi durumlar söz konusudur. Fakat İsrail'e karşı yürütülen mücadeledeki başarısızlıklar sadece mevcut rejimleri ortaya çıkaran yegâne etken olmadı.

Suriye ile Mısır'ın birleşmesi ve ayrışması sürecinde öne çıkan hususlar neydi?

Nasır'ın Mısır'da iktidarı ele geçirmesinin ardından yürüttüğü siyasetin öne çıkan vurgularından birisi Arapların tek bir çatı altında toplanmalarıydı. Suriye'nin genel olarak böyle bir düşünceye sahip olması Mısır ve Suriye yakınlaşmasının temel dayanağıdır. Arap milliyetçiliği vurgusu Arap Orta Doğu'sunda birlik ve bütünlüğü amaçlarken aynı zamanda dönemin çift kutuplu dünyasına karşı da yeni bir oluşum demekti. Bununla birlikte şartların tam olgunlaşmamış olması, iki devlet arasındaki coğrafi uzaklık ve Suriyelilerin Mısır'ın gölgesinde fazla kalmalarından ötürü rahatsız olmaları sürecin sona ermesine neden olmuştur. 1958 yılında gerçekleşen birleşme ancak 3 yıl sürdürülebilmiştir. Bu dönemde Suriye'de Baaslı kadroların etkinliğini artırması da birliğin dağılmasında önemli olmuştur.

Baas ideolojisinin Suriye'de yerleşmesi ile birlikte mevcut rejime karşı bir muhalefetin oluşmaya başladığını belirtiyorsunuz. Bu yıllarda muhalefetin taleplerinde neler var?

Baas Partisi'nin kuruluşu 1940'ların ortalarına kadar gitmektedir. Mişel Eflak ve Salah Bitar'ın öncülüğünde kurulmuş olan Parti 1960'lardan itibaren farklı bir hal almaya başlamıştır. Nitekim 1966'da Baas'ın askeri kanadının Suriye'de iktidarı ele geçirmesiyle uygulanan politikalar dolayısıyla Mişel Eflak artık partisini tanıyamadığını ifade etmiştir. Bu bağlamda Suriye'deki muhalefeti farklı açılardan ele almak gerekmektedir. İlk olarak İslami muhalefetten -ki Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın başını çektiği oluşum- bahsetmek gerekir. Mustafa Sıbai'nin kurucu olarak nitelendirilebileceği ve sonrasında genişleyen hareketin temel amacı Suriye'de İslami bir siyasi yapının tesisiydi. Buna ek olarak gerek Baas içerisinde gerekse Suriye'de farklı ideolojilere sahip kimselerinde muhalefet oluşturdukları görülmektedir. Özellikle Baas'ın askeri kanadının iktidara gelmesiyle Baas Partisi içinde de önemli bir muhalefet oluşmuştur. Fakat bu tarihten itibaren rejim tonu ne olursa olsun muhaliflere yaşam hakkı tanımamış ve muhalefetin her türlüsünü bastırmıştır. Hafız Esed'in iktidarının ilk yıllarından itibaren uyguladığı ağır politikalar İslami hareketin dışındaki muhalif oluşumların sesini kolayca kısmıştır. Suriye toplumunda güçlü bir taban sahip olan ve rejime karşı önemli bir mücadele veren İslami hareket ise rejim tarafından en fazla sindirilen muhalif kesim olmuştur.

SURİYE DIŞ POLİTİKASI

Baas rejiminin dış politikasında belirleyici parametreler neler?

Baas rejiminden ziyade Esed rejimi tabirinin kullanılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim. Çünkü 1966 yılında müdahalenin ardından Salah Cedid ile Hafız Esed arasında dış politikanın temel parametrelerine dair ayrışmalar meydana gelmişti. Cedid daha yerel ve Suriyelik vurgusu üzerine bir siyaset anlayışı benimserken Esed bölgesel ve Arap milliyetçiliğini öne çıkaran bir anlayış benimsedi. Esed'in iktidarıyla birlikte ise partiden ziyade liderin ön plana çıkması Esed rejimi tabirini aslında zorunlu da kılmaktadır. Bu çerçevede rejimin dış politika parametreleri Arap milliyetçiliği, İsrail karşıtlığı, Büyük Suriye idealini gerçekleştirmek, rejimin güvenliğini ve sürekliliğini ön plana çıkaran bir çıkar algısının tesisi ve çok kartlı bir siyaset anlayışı üzerine temellenmektedir.

Yetmişli yıllarda Sovyetler Birliğinin Baas rejimini desteklemesinin sebebi nedir?

Öncelikle ideolojik yakınlığın bu destekte önemli bir yeri olduğunu göz ardı etmemek gerekmektedir. İkinci olarak ise Mısır'ın Batı cephesine kayması, Suudi Arabistan'ın ABD ile yakın ilişkileri bölgede Suriye ile ilişki kurmayı ve geliştirmeyi Sovyetler Birliği için bir zorunluluk haline getirmiştir. Bölgedeki konumu çok iyi bilen Esed, hem Sovyetler Birliği'nden hem de ABD'den yeri geldiğinde istifade etmesini bilmiştir. "Orta Doğu'da Mısırsız savaş Suriyesiz barış olmaz" ifadesi de Suriye'nin hem bölgesel hem küresel denklemde nasıl bir öneme sahip olduğunun göstergesidir. Bu nedenle Esed, Sovyetler'e yakın bir görüntü çizmekle birlikte hiçbir zaman Sovyet bloğunun bir parçası da olmamıştır. Esed'in verdiği bir röportajda Sovyetler'e yönelik şu açıklamaları oldukça manidardır: "Biz, Sovyet yörüngesinde değildik. Biz sadece arkadaştık. Karşılıklı çıkarlara sahiptik. Bizim onlara onlarında bize bir yükü olmadı. Sistemimiz içeride ya da dışarıda onlarınkinin bir kopyası da olmadı. Kendi kararlarımızı kendimiz aldık. Ve bu durum 1970'den beri olagelen şeydir. Ben Sovyet kanadının gücünü kendi namımıza değerlendirdim ama asla Suriye olarak Sovyet dünya sisteminin bir parçası olmadık."

Nasır sonrasında Mısır'ın kademeli olarak ABD kanadına geçişi Suriye'nin önünü açmıştır denilebilir mi?

Mısır'ın ABD kanadına geçişinden ziyade İsrail ile barışın tesis edilmesini Esed büyük bir fırsat olarak değerlendirmiştir. İsrail karşıtı söylem siyasetini Arapları etkilemek için daha fazla kullanmış ve bölgenin karizmatik ve yönlendirici aktörü haline gelmeyi başarmıştır.

Bugün açısından bakıldığında Suriye özelinde Sovyetler devrindeki ve sonrasındaki Rus dış politikasının genel olarak süreklilik taşıdığını ifade etmek mümkün mü?

Genel bir sürekliliğin olduğunu düşünmekteyim. Dün nasıl Suriye, Sovyetler ile dengeli bir ilişki kurmuş ve rejimin çıkarları için Sovyetlerle hareket etmişse aynı şekilde bugün de aynı şekilde rejimin güvenliği ve devamlılığı için Şam yönetimi Rusya ile ilişkiler geliştirmektedir. Sovyet ya da Rusya kanadından bakıldığında ise bölgede etkin olabilmek için Suriye ile yakın olmak bir zorunluluktur. Suriye bölgenin anahtar deliği konumundadır. Bu nedenle Şam yönetimine yakın olanın aynı zamanda bölge siyasetinde daha fazla hareket alanına sahip olacağı önemli ve göz ardı edilmemesi gereken bir hakikattir.

Benzer bir durum Şah dönemi İran dış politikası ile 1979 sonrası İran dış politikası arasında da görülüyor gibi...

Bu durum İran için de geçerli. Gerek Şah döneminde gerek İslam devrimi sonrası ikili ilişkilerin oldukça yakın olduğu görülmektedir. İran- Irak Savaşı esnasında Suriye'nin dış politikasının temel argümanlarından birisi Arap milliyetçiliği ve Arapların birlikteliği olmasına rağmen tüm Arap dünyasını karşısına almak pahasına İran'ı desteklemesi rejimin dış politikada ne kadar pragmatik bir anlayışa sahip olduğunu da göstermektedir. Saddam Hüseyin rejimiyle benzer bir ideolojik arka plana sahip olunması ve iki ülke arasındaki rekabet Suriye'nin İran'ı desteklemesinin temel nedenlerindendir. Ayrıca iki devlet arasındaki dini boyuttaki yakınlık ve bölgesel çıkarların ortak bir zeminde yer alması İran'daki rejimin türü fark etmeksizin Tahran ve Şam hattında kuvvetli bir bağı meydana getirmiştir. Nitekim Hizbullah'ın kuruluşu ve güçlenişinde de Suriye'nin rolü büyüktür. Bu ortak çıkarlar zemini nedeniyle Esed rejimin halk ayaklanmasının başladığı andan itibaren devam eden süreçte tüm katliamlara rağmen Tahran- Şam hattı arasındaki bağ sıkı bir şekilde devam etmektedir.

Suriye'de Esed ailesinin etkin hale gelişinin sebebi nedir?

1963 yılında Baas darbesinin gerçekleşmesiyle Suriye siyasetinde ilk kırılma meydana geldi. Bunun hemen ardından 1966'da Muhammed Umran, Salah Cedid ve Hafız Esed'in başını çektiği askeri kanat iktidarı ele aldı. Darbeyi Hafız Esed'den daha güçlü ve nüfuz sahibi kimseler gerçekleştirmesine rağmen Hafız Esed içeriden sessiz ama derinden bir muhalif yapı oluşturarak öncelikle kendisine rakip olabilecek tüm yol arkadaşlarını ortadan kaldırdı. İktidara geldiği andan itibaren ise anayasal zeminde varlığını güçlendirdi ve hem Baas Partisi hem ordu hem de Suriye siyasetinde tek adam oldu. Liderliğinde bütünleşen bir devlet ve toplum mekanizması inşa ettikten sonra da kendisine yakın insanlardan kadrosunu oluşturdu.

Hafız Esed'in Baas içinde tek adam olmayı başarmasından sonra bir yandan İslam'ı kendi politikaları açısından araçsallaştırdığını diğer yandan da Müslüman Kardeşler hareketini sindirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu süreçte neler yaşandı?

Esed, iktidarının ilk günlerinden itibaren söylem düzeyinde bir meşruiyet aracı olarak kullandığı en önemli unsur İslam dinidir. Görevinin daha başında Nusayriliğin İslam'ın bir kolu olduğuna dair fetva alması toplum nezdinde ne olursa olsun bir meşruiyet arayışı içinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca anayasada yer alan 'Devlet başkanının dini İslamdır' ve "İslam hukuku yasamanın ana kaynağıdır" ibareleri de Esed'in dini bir araç olarak kullandığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Aslında Suriye'de toplumun dini pratiklerine bakıldığında rejimin bununla bir derdinin olmadığı görülmektedir. Bu çerçevede Suriye laik bir ülke görünümü çizmemektedir. Rejimin derdi siyasi talepleri olan bir İslami muhalefetin varlığını engellemekti. Bu nedenle her ne kadar Esed, dini bir meşruiyet aracı olarak kullansa ve toplumda dini kuralların uygulanmasına izin verse de siyasi talepleri olan ve rejimin varlığına tehdit olarak algıladığı Müslüman Kardeşler'e yaşam hakkı tanımamıştır. Rejim özellikle 1976'dan sonra baskıyı artırmış ve 1980 yılında Müslüman Kardeşler mensuplarının ölümle cezalandırılacağını belirten 49 Sayılı kanunu hayata geçirmiştir. Baas Partisi'nin yönetici ve mensupları silahlandırılarak kent ve kırsal olmak üzere İslami muhalefetle mücadele edilmeye çalışılmış ve sistematik katliamlar gerçekleştirilmiştir. Her ne kadar ülkemizde 1982 Hama Katliamı çok biliniyor olsa da rejimin sistematik cinayetleri arasında orasının en son nokta olduğunu söylemek de mümkündür. Hama'dan sonra zaten İslami muhalefet büyük ölçüde bastırılmıştır. Ama 1976'dan itibaren başlayan sistematik baskı ve katliam politikasının boyutlarının tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu da ifade etmek gerekmektedir.

SURİYE'NİN ETNİK VE DİNİ YAPISI

Suriye'nin etnik ve dini yapısı nasıl? Bu yapı ülkedeki iktidar mücadelelerini nasıl etkiliyor?

Suriye'de Arapların çoğunlukta olduğu bir ülkedir. Buna ek olarak Kürtler, Türkmenler ve az bir orana sahip olmak kaydıyla da Ermeniler ve Çerkezler yaşamaktadır. Mezhepsel olarak bakıldığında ise Sünnilerin ülkenin çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Buna ek olarak Nusayriler, Hıristiyanlar, Dürziler ve az sayıda da İsmaili'ler ülkede yaşamaktadır. Gerek etnik gerek dini boyutta bazı farklılıklar ve kısıtlamalar olmakla beraber Suriye'de toplumun farklı kesimleri bir arada yaşayabilmektedirler. Bu bağlamda Suriye'de bir Nusayri rejminden ziyade Esed rejimi ve yandaşları ibaresinin kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünmekteyim. Mezhepsel ve etnik farklılıkları ortaya çıkarmak sorunları çözmekten ziyade daha derin bir hale getirecektir. Ülke tarihi genel olarak iktidar mücadeleleri üzerinden okunmaktadır. Ama bu mücadele genelde siyasi düzlemde olmaktadır. Rejimin bir başka dinin ya da mezhebin mensubuna sistematik bir baskısından ziyade siyasi talepleri olan ve daha fazla özgürlük isteyen muhaliflere karşı bir baskı ve zulüm politikası bulunmaktadır.

Suriye'deki mevcut rejimin sadece Nusayri rejimi olduğunu söylemek mümkün mü? Rejimin toplumsal tabanı açısından kurduğu ittifaklar var mı?

Nusayrilerin etkin olduğu bir hakikattir. Bununla birlikte devlet başkan yardımcıları, başbakanlar, kabinenin birçok üyesi genelde Sünnilerden oluşmaktadır. Baas Partisi'nin ideolojik arka planına sahip ama liderin şahsında bütünleşen bir siyasi otoriteryanizm Suriye'de hâkimdir. Bu nedenle rejimi destekleyenler sadece azınlıklar değil rejimin imkânlarından istifade eden çok daha geniş bir kitledir.

Peki, Esed yönetimlerinin Hizbullah'la ilişkileri nasıl? Hizbullah'ı kimi zaman desteklemeleri kimi zamanda hizaya getirmelerinde öne çıkan hususlar neler?

Daha öncede belirttiğim gibi Suriye dış politikası oldukça pragmatist bir karaktere sahip. Sürekli olarak kartların yer değiştirildiği ve olaylara göre farklı kartların kullanıldığı bir politika algısı Şam yönetiminin zihninde yer tutmuş durumda. İran ile kuvvetli ilişkilerin bir sonucu olarak Suriye ile Hizbullah arasında da doğrudan bir ilişki mevcuttur. Esed rejimi İsrail karşıtı söylemini kuvvetlendirmek ve bunun üzerinden Arap dünyasında etkinliğini artırmak için Hizbullah'ı desteklemektedir. -Aynı şekilde pragmatik bir adım olarak Suriye Hamas'a da uzun yıllar destek vermiştir.- Gerek İran ile yakınlaşmanın gerek İsrail karşıtlığı söylemin pekiştirilmesi için Hizbullah önemli bir araçtır. Ayrıca Suriye'nin hem iç hem dış politika meselesi olan Lübnan'a nüfuz siyasetinde de Hizbullah önemli bir rol oynamaktadır. Lübnan içinde güçlü bir aktör haline gelen Hizbullah'ın varlığı Suriye'nin Lübnan siyaseti için de bir nevi sigorta işlevi görmektedir. Bu tür gerekçelerden ötürü Suriye Hizbullah'ı desteklerken kimi zaman da bu örgütü uyarmaktan ya da bazı ufak yaptırımlar uygulamaktan geri kalmamıştır. Bunun nedeni ise Suriye'nin kendi bilgi ve kontrolü dışında bir olayın gerçekleşmesini istememesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle Batı dünyası ile arasının açılmasını hiçbir zaman istemeyen Şam yönetimi buna neden olacak adımları da sert bir biçimde engellemeye çalışmaktadır. Bu nedenle Hizbullah'a yönelik de bazı zamanlar kısıtlamalar meydana gelmiştir.

Suriye ile ilgili değerlendirmelerde Nusayrilerin Aleviler olarak anılmasının sebebi nedir?

Bununla ilgili bir adlandırma karmaşası maalesef var. Aslında Nusayrilik tanımlamasını kullanmamız gerekmektedir. Fakat Suriyeli Nusayriler kendilerini Alevi olarak adlandırdıkları ve Suriye toplumunda da Alevi kullanımı daha çok kabul gördüğü için böyle bir durum söz konusudur. Suriyeli Alevilerden bahsederken Anadolu Alevilerinden farklı olduklarını ve onlarının Nusayri olduklarını unutmamak gerekmektedir.

SURİYE ABD, İSRAİL VE LÜBNAN İLİŞKİLERİ

Soğuk Savaş sürecinde ABD'ye mesafeli duran Suriye'nin Körfez Savaşı sırasında ABD ile birlikte hareket etmesinin gerekçeleri neler?

Soğuk Savaş sürecinde ABD'ye karşı mesafeli, ABD karşıtı bir dil kullanan bir Suriye görmekle birlikte hiçbir zaman ülkeyi savaşa sürükleyecek kadar ya da okları tamamen üzerine çekecek düzeyde Batı ya da ABD düşmanlığının olmadığını görüyoruz. Soğuk Savaş döneminde Esed, ABD ve Sovyet kartlarını sık sık karşılıklı olarak kullanarak kendisine manevra alanı oluşturmaya çalışmıştır. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ise ABD'ye karşı Esed'in kullanacağı Sovyetler gibi güçlü bir kartın olmaması Esed'in ABD'ye meyil göstermesini beraberinde getirmiştir. Ayrıca Irak'a yapılan müdahalede Esed'in ABD ile birlikte hareket etmesinde Saddam Hüseyin ile arasındaki gerilim ve rekabetin de etkisi büyüktür.

Suriye dış politikasının İsrail karşıtlığı üzerinden yürütüldüğü biliniyor. Hatta bu yüzden direniş cephesinde görülüyor Suriye. Suriye'nin İsrail'le ilişkilerinde hangi hususlar öne çıkıyor?

Suriye'nin İsrail ile olan ilişkilerin işgal altonda olan Golan Tepeleri'nin belirleyici bir rolü var. Bununla birlikte Suriye'nin İsrail ile doğrudan yüz yüze gelmek istemediği de görülmektedir. Dış politikada İsrail karşıtı söylem üzerinden bölgede etki alanı oluşturmaya çalışan Suriye çeşitli örgütlere destek vererek bunu sağlamaya çalışmaktadır. Bu bakımdam direniş cephesinin bir mensubu olarak nitelendirilmektedir. Hamas'a ve Hizbullah'a önemli boyutlarda destek vermiş olmakla birlikte Suriye'nin dikkat ettiği temel husus bu örgütleri yönlendirip yönlendiremediğidir. Nitekim geçmişte Hafız Esed'in Yaser Arafat'a verdiği destekten vazgeçmesinin ve politika değişikliğine gitmesinin nedeni artık Arafat üzerinde etkisi kalmamasından kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan Suriye her ne kadar direniş cephesinde gözükse de bunu bizzat fiili olarak değil İsrail karşıtı örgütleri destekleyerek dolaylı olarak yapmaktadır. Son süreçte yaşanan gelişmeleri aslında bu değerlendirmenin biraz dışında tutmak gerekmektedir.

Suriye'nin Lübnan'ı kendi parçası olarak görmesi bölgede yaşanan gelişmeleri nasıl etkiliyor?

Lübnan, 'Büyük Suriye' olarak nitelendirilen bölgenin önemli parçalarından birisidir. Geleneksel olarak Suriye dış politikasının temel hedeflerinden birisi Büyük Suriye'yi inşa etmektir. Bu çerçevede daha önce de belirtildiği gibi Lübnan, Suriye için sadece bir dış politika meselesi değil aynı zamanda bir iç politika meselesidir. Lübnan içindeki etnik ve dini farklılıklar üzerinden Esed rejimi mümkün mertebe yararlanmaya çalışmıştır. 1975 yılında patlak veren Lübnan iç savaşıyla birlikte Suriye'nin Lübnan'da askeri varlığı başlamıştır. Suriye taraftarları ve muhaliflerinin arasında siyasi bir çatışmanın her daim olduğu ülkedeki gelişmeler bölge siyasetini de etkilemektedir. Bölgenin en istikrarsız ülkesi olan Lübnan'a Batılı ülkelerin de ayrı bir ilgi duyması Lübnan'ı bölge denkleminin önemli bir parçası haline getirmektedir. Bu açıdan Suriye'nin Lübnan'a yönelik politikası da daha geniş bir alanda yankı bulmaktadır. Bununla birlikte 2005 yılında Lübnan Eski Başbakanı Refik Hariri'nin Beyrut'ta bir suikastta öldürülmesi sonucu Şam yönetiminin bu işten sorumlu tutulması rejimin Lübnan siyasetinde bazı değişikliklere gitmesine neden olmuş ve bu olayla birlikte Suriye'nin Lübnan siyasetinde önemli kırılmalar meydana gelmiştir. Ama bugün gelinen noktada görülmektedir ki Suriye Lübnan siyasetinin hala en önemli aktörüdür.

BEŞŞAR ESED SURİYE'Sİ, MUHALEFET VE ULUSLARARASI TOPLUM

Peki Hafız Esed yönetimi ile Beşşar Esed yönetimi arasında ne tür farklılıklar var?

Öncelikle oldukça zor bir soru olduğu belirtmek istiyorum. Çünkü Beşşar Esed, 2000 yılında göreve geldi. Fakat son bir buçuk sene içinde yaşanan gelişmeler ve rejimin masum insanlara yönelik katliamları yapılan birçok şeyi de unutturdu. Bu nedenle bu soruya cevap verirken ilk on yıllık süreci değerlendirmenin faydalı olduğunu düşünüyorum. Baba ve oğul Esed'ler arasında köklü bir değişimin olduğunu söylemek çok mümkün değil. Daha çok yöntemsel değişimlerin olduğunu ve bunların dış politikada belirli açılımlar üzerine temellendirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Son yıllarda Beşşar Esed'in Türkiye, Avrupa Birliği açılımları bunun önemli göstergesi. Özellikle Hariri Suikastı'nın ardından Suriye dış politikasında daha ciddi açılımlar başladı. İç politikada ise rejimin bazı alanlarda kolaylıklar ve kısmi özgürlükler sağladığını söylemek mümkün. Fakat bu adımlar siyasi yapıyı dönüştürecek düzeyde olmadığı için köklü değişimleri maalesef Suriye'de göremedik. Hâlbuki Beşşar Esed'in asker kökenli olmaması, daha naif bir kişiliğe sahip olması ve Batıda eğitim görmesi Suriye'de ciddi değişimler olacak yönünde ümitler doğurmuştu. Ama bugüne baktığımızda gelinen nokta Suriye'de değişimin gerçekten zor olduğunu çünkü rejimin olaya var olma/varlığını devam ettirme üzerinden baktığını görüyoruz. Hafız Esed ile oğlu arasındaki siyaseti okuma ve anlama noktasında bazı farklılıklar olsa da rejimin varlığını devam ettirme arzusu ve özellikle rejimin derin yapılanması Suriye'de değişim ve dönüşümün önündeki en büyük engellerden birisidir.

Suriye'de devam eden halk ayaklanmalarında muhalefetin konumu ve bileşenleri nedir?

Öncelikle hangi muhalefet sorusunu yöneltmek istiyorum. Suriye'de farklı muhalif gruplar var. Ortak düşünceleri rejimin gitmesi olsa da yeni kurulacak siyasi yapıya dair ciddi farklılıklar söz konusu. Muhaliflerin birlikte hareket etmemesi ve birçoğunun çok uzun yıllardır ülke dışında olması Suriye'deki olayların daha kötüye gitmesine ve çözümsüzlüğün devam etmesine sebep oluyor. Ayrıca Suriye muhalefetinin kendi içlerindeki sorunları çözmeden Suriye'nin geleceğine dair çözüm arayışı içine girmeleri sonuç getirmiyor maalesef. Ayrıca Şam merkezli bir oluşumun hala hayata geçirilememesi işi zorlaştıran bir diğer unsurdur. Mısır, Tunus, Libya ve Yemen örneklerinde muhalifler başkentlerde ya varlardı ya da sürecin hemen ardından orada etkin oldular. Suriye'de ise biz bunu hala göremiyoruz. Dışarıdan destekli bir muhalefet oluşumunun Suriye'nin yarınında nelerle karşılaşacağı da çeşitli soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Şam'da rejime muhalif olan ama görevleri dolayısıyla ses çıkaramayan nitelikli insanlarla irtibatın kurulması ve içeriden daha güçlü bir yapının oluşturulması gerekiyor. Özellikle ABD destekli bir Suriye muhalefetinin yarın nelerle karşılaşabileceği ihtimali de oldukça sıkıntılı. Rejimin elini kuvvetlendiren ve bu kadar pervasızca tüm dünyanın gözü önünde rahat bir şekilde katliam yapabilmesinin nedeninin karşısında birlik olmuş ve ne istediği ve nasıl yeni bir siyasi yapı inşa edeceğini bilen muhalefetin var olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ayrıca küresel güçlerin de ikili tavırları da elbette rejimin manevra alanını artırmaktadır.

Esed rejiminin muhalefete karşı niçin bu kadar sert tavır geliştiriyor?

Rejim tüm siyasi yapıyı kendi kontrolü dâhilinde inşa etmiş ve siyaset algısını kendi varlığı üzerine kurmuştur. Dış politikada bile rejimin güvenliği ve sürekliliği esas alınarak siyaset üretilmiştir. Bu nedenle iktidarını kaybedecek olması ve iktidara ek olarak tüm konumların kaybolacak olması rejimin lider kadrosunun bu kadar sert tavır göstermesine neden olmaktadır.

Suriye muhaliflerinin uzun yıllar ülke dışında yaşıyor olması muhalefetin karar alma süreçlerini nasıl etkiliyor?

Muhaliflerin çoğunun uzun yıllardır ülke dışında yaşamaları içeri ile bağlantı ve koordinasyon noktasında bazı aksaklıklar meydana getirmektedir. Ayrıca bu durum az önce ifade edildiği gibi muhaliflerin tekbir çatı altında birleşmesinde de bazı sorunlar meydana getirmektedir.

Peki ayaklanmalar başlamadan önce Suriye'de başlatılan reform sürecinin ayaklanmalarla akamete uğradığı ve Beşşar Esed'in 'zor' durumda kaldığı şeklindeki değerlendirmelerin gerçekliği nedir?

Ayaklanmalar başlamadan önce ve ayaklanmaların başlamasının hemen ardından Suriye'de önemli reformlar gerçekleştirildi. Geçen Şubat ayında kabul edilen yeni anayasa ise oldukça önemli ve yapısal değişiklikleri içeriyor. Örneğin, yeni anayasa üzerinden rejime farklı savunma mekanizmaları gerçekleştirmek oldukça mümkün. Bununla birlikte Suriye'nin şu an geldiği nokta hem rejim hem de muhalefet için var olma/yok olma ikileminde olduğu için artık yapılan reformların da öneminden bahsetmek çok mümkün olmuyor.

Uluslararası toplumun Suriye'ye yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye üzerinden ciddi bir oyunun oynandığını düşünüyorum. Muhaliflerin yanında olan güçlerin Suriye'nin yarınına dair ciddi endişe duydukları ortadadır. Kontrol edemedikleri bir yapının Suriye'de iktidarı ele geçirmesi özellikle ABD için büyük bir tehdit arz etmektedir. Suriye'nin İsrail'in güvenliği için hayati bir konuma sahip olduğu düşünüldüğünde özellikle İslami bir rejimin Suriye'de hâkim olması Batı için ciddi korkular doğurmaktadır. Mısır'daki seçimlerin ardından Suriye'de benzer bir yapının ortaya çıkması ve Türkiye-Mısır ve Suriye üçgeninde bir entegrasyonun meydana gelmesi Batı'nın hoşuna gitmeyeceği bir adımdır. Bu nedenledir ki Annan Planı ile hala uğraşılmakta ve Suriye'de köklü bir çözümün bulunması için çaba gösterilmemektedir. Esed'in şu an ki varlığının sadece Rusya, Çin ve İran için değil aynı zamanda birçok Batılı devlet için de önemli olduğu gerçeği Suriye'de bir türlü çözüme ulaşılamamasının temel nedenidir. Bu durum da olan ise Suriye'de rejim kuvvetlerince katledilen masum halka olmaktadır. Katledilen insanlarının birçoğunun muhalefet yapmaya gücünün ve iradesinin bir olmadığının farkında olmak gerekmektedir. Çünkü bu güne kadar öldürülen insanların çoğu bebek, çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşmaktadır. Birçokları evlerinde ölümle yüz yüze geldiler. Bu nedenle Suriye'de muhaliflerden ziyade masum insanların öldürüldüğünü ifade etmek gerekiyor. Çünkü muhalifler genelde dışarıdalar ve küresel denklem içinde Esed rejimin gitmesi için kamuoyu oluşturmaya ve bir yarın projeksiyonu çizmeye çalışıyorlar. Bu nedenle daha yerel olan ve Şam merkezli bir adımın başlatılması gerektiği taraftarıyım. Rusya, Çin ve İran'ın Suriye'ye desteği açık ve ortada. Bunu kendileri de ifade ediyorlar. Ama bununla birlikte sorun bu desteği açıkça ifade etmeyip, muhalefeti destekliyor gözüküp Esed rejimine mümkün mertebe manevra alanı tanıyan Batılı güçleri de ciddi biçimde sorgulamak gerekmektedir.

Uçak krizinden sonra Türkiye-Suriye ilişkilerinde ne tür gelişmeler beklenebilir?

Uçak krizi üzerine konuşmak için henüz çok erken. Çünkü bu olayla ilgili henüz birçok muamma bulunmakta. Bununla birlikte Suriye'nin böyle bir adıma kendi iradesiyle kalkışmasının çok mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu olayın ardında farklı küresel güçlerin olduğu aşikâr. Bu nedenle bu süreci soğukkanlı bir şekilde gerçekleştirmek gerekmektedir. Türkiye'nin Suriye ile olası bir savaşa girmesi ülkemize ciddi zararlar verecektir. Savaş ihtimalini çok fazla dillendirmeden Suriye'de katliamların bitmesi ve geçiş sürecine geçilmesine dair adımların atılması kanaatindeyim.

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2012, 11:40
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Onur
Onur - 8 yıl Önce

Kesinlikle katılyorum.

banner39