banner39

Muhammed Hasaneyn Heykel'le Ortadoğu üzerine

Sefir Gazetesi'nin Muhammed Hasaneyn Heykel'le yaptığı röportajı Dünya Bülteni okurları için tercüme ettik

Röportaj 10.08.2015, 12:39 10.08.2015, 13:05
Muhammed Hasaneyn Heykel'le Ortadoğu üzerine

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Beyaz gömlek ve siyah pantolonuyla yürütecine yaslanmış bir şekilde bizi karşılayan profesör Muhammed Hasaneyn Heykel’le, Libya sınırına yakın Marsa Matruh bölgesiyle İskenderiye sahili arasında yer alan dağ evinde bir araya geldik. Turkuaz renkli sakin denizi, gözleri dinlendirirken insana meditasyon havası veriyordu. Gözlerimizin kamaştığını fark eden Profesör, İkinci Dünya savaşı yıllarında “el Alameyn” savaşı komutanı Mareşal Montgomery’inin burada konakladığı, güneşin ilk ışıklarıyla güne başladığı ve çıplak bir şekilde yüzdüğü notunu düştü.

Konuşmasına önce Lübnan’la başlayarak ayrıntılı detaylar aktaran Heykel’e, alınan tek kişilik kararlar nedeniyle siyasi kargaşanın ortasında olan Mısır’ın ahvalini sorduk. Ülkenin birçok bölgesinde –ki bunlardan en tehlikelisi sırtını İsrail lobisine yaslayan teröristlerin hücresi haline gelen Sina bölgesi-, terörün döktüğü kana karışan halkın reaksiyonunu ölçen bu kararların arkasındaki bürokratik kurumların yok olması da cabası.

Konuşma öyle bir şekilde başladı ki, bir ansiklopedinin bize eşlik ettiği duygusuna kapılmakta geç kalmadık: Derin bir tecrübe, seçkin bir kültürel alt yapı, dikkatli bir takip ve günlük haberlerin çok daha ötesinde detaylı bilgilere dayanan analizlerle birlikte gençliğini koruyan güçlü bir hafıza… Tüm bu özellikler Profesörün etrafında dönen bir dairenin halkaları gibi. O kadar ki, çok sayıda siyasi mekanizma hakkında doğrudan bilgi sahibi, devletleri ve içinde bulundukları durumu çok iyi tanıyor, özellikle de Arap dünyasını, İngiltere’nin ve Amerika’nın batısıyla, Rusya başta olmak üzere Çin, Hindistan, Endonezya gibi ülkeleri kültürel ve ekonomik açıdan çok iyi irdeliyor. İşte tüm bu özellikler onu “profesör” yapıyor.

Mısır'ı çok çok iyi tanıyor. Kadim tarihi ile birlikte modern döneminin mimarlarını, krallık döneminden bu zamana kadar gelen partilerden, liderlerinden ve elitlerinden tutun da, arkadaş konumundan da öte olup danışmanlık ve yorumcu olarak siyasi hayatına katkıda bulunduğu Cemal Abdünnasır gibi isimlere kadar her katmandan kişiyle diyalog kurmuş.

Enver Sedat'ı da iyi tanıyor. Hatta Sedat'la olan ihtilafı onu hapse kadar götürdü. Kendisiyle ilişki kurmanın saçmalığını keşfedene kadar Mübarek’le ve “Tahrir” meydanına kadar Mübarek’e 30 yıl boyuna eşlik eden isimlerle de bir araya geldi. Buna askeri meclisteki bazı isimler de dahildi. Sonra kendisini “düşman” ilan eden İhvan’la da diyalog kurdu, Mursi’ye yol göstermeye çalıştı, ümidi kırılınca da uzaklaşmayı tercih etti. Sonra meydana indi, Abdülfettah Sisi’nin başa geçmesi gibi kaçınılmaz bir sonla biten askeri müdahalenin sebeplerini anlamaya çalıştı.

Biz aslında daha çok İran’ı konuşmak istiyorduk kendisiyle. Özellikle de Viyana anlaşması ve sonrası, İran’ın gelişmeler karşısındaki duruşu, Batı’nın bundan sonraki adımlarının nasıl olacağı, Batı’nın kabul edeceği bazı adımlar karşısında devrimin vizyonunun nasıl bir şekil alacağı gibi sorular hazırladık. Tabi Rusya ve Çin de bu soruların içinde yer aldı. En son da İran’ın Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e uzanarak Yemen ve Lübnan’a geçişini sormayı planladık.

BAŞLANGIÇ: BARAK OBAMA VE GÜCÜ

İlk olarak Obama’nın 2009 yılında Kahire Üniversitesindeki konuşmasını ve iki dönemdir sürdüğü başkanlığını sorduk:

O günler için söylediklerim konusunda haklı çıktığımı düşünüyorum.. Obama etkili bir hatip ancak tarzı, kökleri hatta derisinin rengi ve siyasi duruşu Amerikan sistemine ters..

Obama Kongreye ne ile meydan okuyor? Öncelikle Kongreyle ayrıştığı noktalarla belirli bir metin çerçevesinde oynanan oyunu veya Kongreye karşı duruşun boyutlarını ayırmak gerek. Ben Obama’nın Kongreye doğrudan karşı olduğunu sanmıyorum. İkinci döneminin de artık sonuna geldi sayılır. Aralarındaki anlaşma devam edecek, Kongre yine baskı kuracak ama o liderliğini ve yönetimini koruyacak. Amerika’da Kongrenin karşı çıkacağı bir harfe bile imza atmak mümkün değil.

Amerika siyasetinin şu an bölgedeki tek sorunu İran! Arap dünyası bildiğimiz gibi! Türkiye’de ise Erdoğan onların bu duruşu yüzünden bir şey inşa edemiyor. Amerika İran gibi bir rejimi gönüllü olarak asla kabul etmiyor. Ancak İran rejimi tüm gerçekliğiyle ortada ve başka bir çıkış yolu yok!

Sigarasından bir nefes çekip sözlerine devam ediyor:

Eğer ortada ekonomik bir silah olsaydı İran ablukanın şiddetlendiği zamanlarda bize zarar verebilirdi.

Şimdi Amerika ve İran arasında gerçekleşen müzakerelerden doğan yeni bir durum var: Amerikan ambargosunun kalkmasından sonra İran ile Avrupa – Asya ve Afrika arasında mevcut olan büyük engel de kalkmış oldu. Bu durum Amerikanın İran’a olan tüm düşmanlığına rağmen de devam edecek. Bu anlaşmadan sonra birçok ülke artık ambargodan etkilenmemiş olacak.

Reel güçlerin bağlam dışında birini getirmesi ve onun tek başına aldığı karara imza atması olanak dışı. Obama’nın gelişi, karar alma sırasında yaşanan krizler ve Amerika’daki güçlerin oluşturduğu kriz bunun delili. Yani zenci bir başkanın adaylığı ve oyların büyük çoğunluğunu alması – ki oyların çoğu beyazlardan çıktı- doğal bir durum değil. Zenciler şu ana kadar Amerika’da %12-14 arasını temsil ediyor ve ellerinde hiçbir şekilde bir güç anahtarı yok. Yanı sıra etnik ayrımcılığa da maruz kalıyorlar. Reel güçlerin belli başlı hedefleri var. Obama kazansa da kaybetse de bu hedefleri gerçekleştiremedi. Bariz çaba içine girmiş olması onun başarmış olduğu anlamına gelmiyor. Obama’nın Amerikanın yüzünü çok fazla değiştirebildiğini sanmıyorum. Bu zaten onun için çok zor bir durum. Amerika’yı değiştiren İran’daki, Vietnam’daki ve diğer bazı bölgelerdeki savaşları oldu. Delil mi istiyorsunuz? Obama’nın her hangi bir bölge için farklı bir siyaset uyguladığını söyleyebilir misiniz? Gerçek bir değişimden söz ediyorum, dışardan görünen bir ilişki oyunundan değil.

Amerika dış dünya tarafından kabul edilebilir bir takım ilerlemeler sağlıyor. Ama Amerikanın geçmişteki siyaseti başarılı değildi, bu bir gerçek. Değişim sağlayan ise Obama’nın kendisi olmadı. Küba ve İran etkisi söz konusu. Başkan başa geçtiğinde önünde eski kuralları deviren gerçeklerle karşılaştı. Mesela İran’a uygulanan ambargo kararı hafifleyecek ancak rejimle olan savaş şeklen yokmuş gibi olsa da hala devam ediyor. İranlılar da zaten bunun farkında. Amerika, İran rejiminin içerden açılım politikasına başladığını ve değişmeye başladığını iddia ediyor. Ancak İran hiçbir zaman bizim yaptığımızı yapamadı. Sedat bir gece Tel Aviv’e gitmeye karar verdi ertesi gün öğlen Ben Gorion havaalanındaydı. Bunun gibi bir eylemi şu ana kadar kimse yapamadı ve yapamaz da.

İLK ZİYARET: 1951

Kısa bir süre sustu, sonra İran’la kurduğu ilişkinin tarihine geri döndü:

İlk ziyaretim 1951 de Musaddık zamanında gerçekleşti. Şah’la ve kardeşi Eşrefle tanıştım. Daha sonra da Humeyni, Hamaney, Rafsancani ve beni daha sonra ziyaret edecek olan Hatemiyle tanıştım.

Öncelikle bu nükleer anlaşmanın etkisini çok fazla abartmamamız gerek. Evet önemli bir gelişme ama Amerika tüm dünyanın İran’a doğrudan akışına izin vermeyecektir. Aksine kendisinden başka hiç kimsenin İran’la iletişim halinde olmasını kabul etmeyecektir. İran’ın şu an yarattığı şey, nükleer enerji ve hatta nükleer silah elde etme bilgisine sahip olacak kadar bağımsız bir hırs ki, bu Amerika tarafından kabul edilecek bir durum değil. Şu an değiştirme kudretine sahip olmadığını fark ettiğin gerçeklerle hareket etmekle, daha sonra değiştirebileceğine inandığın teorilerle hareket etmek arasında fark vardır. İran örneği başarılı olursa, abluka kaldırılıp gelişmesine izin verilirse bu başarısızlıkla sonuçlanacak bir adım olur.

Amerikanın şu an yaptığı şey, Suriye ve Ürdün’e tam anlamıyla hakim olmasını sağlayarak İran’ı meşgul etmek. Bu noktada psikolojik algı da önemli bir rol oynuyor. Herkes İran’dan korkmaya başladı. İran’a açılıp açılmama konusundaki Mısır’daki savaş ise halen devam ediyor. Sisi her şeyi dinliyor ve takip ediyor ancak bu açılımın veya iki ülkenin birbirine yaklaşmasının önüne geçmek isteyen bir takım çabalar var.

İran- Amerika arasındaki çekişme bitmedi ve İran rejimi bu şeklini koruduğu müddetçe de bitmeyecek. Rejimin bir şekilde değişmesi veya düşmesi gerek. Amerika şu an İran’da kendi otoritesini reddeden ve Rusya- Çin ikilisine sırtını yaslayan bir rejimle karşı karşıya. Bölgenin coğrafi yapısı açısından Rusya, Çin ve Türkiye’ye uzanan bir dayanak noktası olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Amerika bu tertibatı şimdilik kabul edebilir. Ancak rejim kendisini değiştirmediği veya Amerikanın istekleri değişmediği sürece düşmanlık devam edecek. İki ülke arasındaki mevcut tutarsızlık çözümünden daha büyük. Amerika şu an İran’ın nükleer genişlemesine uzanacak olan herhangi bir sınırlamaya gitmeyecek. Peki Amerika, bölgede kendisine müttefik olmayan bir gücün genişlemesine ve sınırlarından çıkarak yayılmasını ne kadar kabul edecek? Çelişki büyük ve iki taraftan biri tabiatını değiştirmediği sürece de devam edecek. Peki bu noktada İran Devrimi özgürlük anlayışını değiştirebilir mi? Amerika biraz daha mütevazı davranırsa veya İran’ı ehlileştirebilirse sorun biter. Bugün şahit olduğumuz şey, İran’da devrimden sonra başlayan karışıklığın devam ettiği. Bir de Devrim her ne kadar korunmak istemese de onu korumak istemekle, onu ortadan kaldırmak arasında süregiden bir kafa karışıklığı var. Aslında şu an kimsenin devrimi ortadan kaldırmaya gücü yetmez, zaten bu şartlarda kimse savaşmak da istemez. Bir tarafta radikaller, diğer tarafta devrimi ehlileştirmek isteyenler bir de kimsenin eteğini tutmadan krize müdahil olanlar var. Bunlar masaya oturulduğunda sadece belirli konular hakkında konuşanlar. 5+1 de mihver bir devlet var o da Amerika. Peki, Amerika şu an bağımsız siyaset yürüten devrim tarzı bir rejimi ne kadar kabul ediyor?

ANLAŞMADAN SONRA İRAN

Amerika İran’da hiçbir zaman güçlü bir devletin varlığını kabul etmeyecek. İran ve Türkiye Rusya öncülüğünde Amerika’yla çatışma üssü görevini görüyor. Burada Rusya’nın komünist olmasının bir önemi yok. Tarihi ve coğrafi şartlara baktığımızda, Rusya’nın Avrupa için gerçek bir tehtid olduğunu görüyoruz. Amerikalılar Rusya’nın komünist rejiminden değil bizatihi kendisinden çekiniyorlar. Tıpkı Şah’ın ve Pehlevi hanedanlığının düşüşü gibi Amerikanın İran’daki yenilgisi çok büyük ses getirir. Amerika şu ana kadar İran rejimini yumuşatmayı veya onu değiştirmeyi başaramadı. Mevcut rejim her zaman çatışma tehtidi oluşturdu o kadar ki iki tarafın da ayak parmakları birbirine geçmek üzereydi. Amerika böyle bir devleti kabul etmek istemiyor. Bu çok büyük önemi olan bir sorun.

Anlaşma, sadece İran’ı yalnızlık hissinden biraz kurtaracak. Çünkü Batı her ne kadar şu an kaosa gömülmüş bile olsa İran’ı yalnızlaştırmak için Irak’ı merkeze koydu. Aynı şekilde Suriye de İran için bölgede önemli bir noktayı temsil ediyordu. Bugün ise, İran bölgede yalnız ve kendisini temsil edecek bir müttefiki yok, buna Türkiye de dahil.

Bir de İran’ın dayandığı tüm hareket ve sistemler zayıf kaldı. Lübnan’da “Hizbullah”ı büyük bir güç haline getirdi. Ancak Lübnan’ın etki alanı çok dar. Suriye de aynen bu yolla harap oldu. Irak ise yaşamla ölüm arasında gidiyor. Bugün ciddi bir parçalanmanın eşiğindeyiz. İnsanların kaldırabileceklerinden daha fazlasını yaşıyoruz. Sayın Hasan Nasrallah’ın Lübnan’da ve dışında yankısı var ancak bu yankı çok güçlü değil. Nasrallah Lübnan sınırlarından çok da fazla dışarı çıkamaz. Kendisinin bir tarzı var ancak savaşmaya yetecek kadar etkili değil. Hizbullah Suriye’de kendisini savunmak için savaşıyor, nüfuzunu isbat etmek için değil. Ve eğer kendisini savunuyorsa bu kendisinin hedef olduğunu gösterir. Bugün İran’ı vurmak isteyenler önce onun kanatlarını kırmak istiyorlar. Hizbullah’ın savaşı kendisini korumak ve Lübnan’da varlığının devamını sağlamak. Hizbullah kendi meşruiyetini korumak için direniyor, İran projesinin bir parçası olduğunu ispatlamak için değil. İran bundan kısmen fayda sağlıyor olabilir. İtiraf etmesek de bu durum Mısır’ın da işine geliyor. Biz Arap dünyasının zayıf anlarında ortaya atılan kapsamlı uzlaşıları akamete uğratacak her tür mücadeleden faydalanıyoruz.

Anlaşma imzalandıktan sonra geleceğe dair nasıl bir tahmin yürütebiliriz?

Tüm dosyaların kapandığını, yalnızca nükleer dosyasının açıldığını söyleyemeyiz. Aksine tüm dosyalar açıldı. Amerika, İran’a etrafındaki ülkelerden daha çok önem veriyor. İran, Mısır gibi gerçek bir devlet. Tarih boyunca kendisine bir yer edindi ve değişmeden sabit kalabildi. Yapısında uzun ve güçlü bir medeniyet var. İran’a giden yollar açık olursa, Amerikalılar gidebildikleri yere kadar giderler. Raşid Al Maktum bu konuda gayet akıllıca davranan ve İran’ı küçümseyerek onu ortadan kaldırmaya hazır biriydi. Bir de coğrafi gerçekler var. Suudi Arabistan Haliç’e hükmediyor ve aynı yerde hem İran’ın hem Hindistan’ın hem de Pakistan’ın etkisi var. Tabi İran’ın etkisi hepsinden daha büyük.

İran ve Amerika arasındaki tüm dosyalar açıldı. Çözüm arayışı içine girmeden tüm mevzulara dokunmayı tercih ettiler. Her iki tarafında çakışan çıkarları müzakerelere girdi ve herkes kendisi için öncelikli olan mevzuyu ortaya koydu.

Nasır döneminde Mısır abluka ve ambargoyu çok net yaşadı. Aynı son Küba’nın da başına geldi. İran, Amerikan hegemonyası karşısında çok yönlü isyan hareketlerine maruz kaldı. Tüm bunlar, Nasır’ın, Kastro’nun, Çin’in ve birçoklarının başına gelen şeylerdi o dönem. İran, diğerlerinin tecrübelerinden çok iyi ders çıkardı. Mısır da aynı şekilde. Hiç kimse Enver Sedat’ın Mısırda yaptığı ve kendisine dönen eylemlerine geri dönmeye niyetli değil. Sonuçta Sedat’ın da Mübarek’in de tecrübelerinin nasıl sonuçlandığı ortada.

Hiçbir şey devam eden bir medeniyetten ve onun halkından güçlü olamaz. İranlılar ne yaptılarsa kendilerine yaptılar. Bir Fars medeniyeti ve ona ait bir halk var. Bunun kıymeti çok büyük. Mısır her şeye rağmen devam etti. Rusya ve Suudi Arabistan da öyle.

Peki ya Mısır? Geçmişteki tecrübelerinden bahsettiniz…

Mısırın geleceğiyle ilgili açık bir yapmak güç. Ancak Sedat ve Mübarek’ten sonra Mısır’da hakim olan kaosun bittiğini ve dengelerin yeniden kurulduğunu söyleyebiliriz. Mısırlılar karşı karşıya kaldıkları şeyler konusunda artık olgun davranıyorlar ve Arap dünyasından bir kurtuluşun olacağını ümid ediyorlar. Ama bunun için kendilerine güvenden başka bir şeye dayanmamaları gerekiyor.

Rusya Ortadoğu’nun kalbine girmişti. İyi niyetine rağmen büyük kayıplar verdi. Sonra Mısır bölgesel denklemden çıktıktan sonra bu kayıplar devam etti. Şimdi ise çıkış kapısında Suriye duruyor.

İran ve Rusya arasında tarihsel bir çekişme var. Rusya’nın da doğal olarak şüpheleri var. Rusya’daki komünizm tecrübesi henüz tamamına ermedi ve birçok konuda kendisini hissettiren kültürel mirasını bıraktı. Stalin, Kruşçev ve Gorbaçov Rusya’nın bölgedeki isteklerini yerine getirmeye çalıştılar. Rusya ve İran arasındaki tarihi kriz çok uzun. Bu durum ikisinin arasındaki yaşam şartlarını da etkiledi. Şah ve öncekiler çok çalıştı, Ruslar ise gerek Avrupa’yla gerekse güney sınırlarıyla sorunsuz bir dönem istediler. Çünkü durumları iyi değildi ve geniş çaplı bir yeniden inşaya ihtiyaç duyuyorlardı. Rusya hala üçüncü dünya ülkesi. Ama üçüncü dünya ülkeleri arasındaki en iyisi. Doğal kaynak açısından çok zengin. Üçüncü dünya ülkesi olmasına rağmen gerçek bir üretim devrimine girişti. Tek bir cumhuriyete sahip olsa bile Dünyanın tüm yönlerini biliyor. İran ise nükleer bomba sahibi olsa bile bu onu dünyada ilk sıraya oturtmayacak.

Uluslararası yankıları olan anlaşmanın Arap dünyasındaki ve İran çevrelerindeki yansımaları üzerine de eğildik:

Bölgedeki odak noktalarına bakmak gerek. Mesela Pakistan sadece varlığını koruyan ama merkezi önemi olmayan bir devlet. Yalnız Amerikanın bir bölgeyi işgal etmesi için onun merkezi olması da yeterli değil. Bölgede merkeze oturan ülkeler ( Pivotlar) bir ölçüde Türkiye, bir ölçüde de İran ve Hindistan. Pakistanın kendi başına uğraştığı çok problemi var. Arap ülkelerine gelince; Mısır şu an kendisiyle meşgul ve onun yerine geçip aktif rol oynayabilecek bir devlet de yok. Suud ve Haliç Ülkeleri ise farklı yollar kullanıyorlar.

Konunun özüne dönersek, Suudi Arabistan bir krizin içine girdi. Krizin nasıl gelişeceği, Suud rejimine nasıl etki edeceğini şu an bilmiyoruz. Alternatif aranırsa eğer bulunması mümkün değil, çünkü bir alternatif yok! Yani rejime alternatif olabilecek hiçbir sistem yok ki bu durum Suudi Arabistan için ciddi bir problem demek.

Suudi Arabistan ordusu krallık ailesinin otoritesi altında. Orduyu prenslerin komutası altında tutarak liderliği tek elde toplamak bir dereceye kadar zeka işi. Beklenen sadakate sahip birileri var mı? Bilmiyorum. Çünkü hepsi birbiriyle eşit ve kimse kendisini bir alternatif olarak görmüyor. Mevcut krize yön veren ise yükselen burjuvazi.

IRAK, SURİYE, YEMEN ve ARAP DÜNYASININ AHVALİ

Hepimizin endişeyle izlediği Suriye’deki iç savaşa yöneldik.

Suriye hiçbir zaman bölgedeki direnişi destekleyen bir merkez olmadı, aksine kendi çıkarları için krizden yararlanmaya çalıştı. Suriye’nin bölünmesi gibi bir projeden söz edecek olursak, Irak’ın bölünmesinden de söz etmemiz gerekir. Bölünme aynı zamanda Arap yarımadasını da büyük oranda etkiler ki bunu Amerikanın isteyebileceğini sanmıyorum. Amerikalılar yalnızca mevcut rejimlerin devrilmesini ve kendi çıkarlarına uygun birilerinin iktidar olmasını talep ediyorlar. Tabi yeni rejimlerin İranın çıkarlarına da ters olması gerek.

Şimdinin Irak’ı yeni bir tertipti. Onu oluşturan güçler ise ülkenin şimdiki durumuyla ilgilenmeyip iç dayanışmayı sağlamaya çalışan halkın eline bıraktılar. Şu an Oradaki en büyük sorun Kürtler. Haklarını elde etmek için ne olursa olsun her girişimde bulunma konusunda çok ciddiler. O topraklarda Bir kürt devleti için gereken kaideler mevcut. Dolayısıyla kürt devletinin kurulmasını engellemek çok zor olacak. Engellemek istiyorsanız uzun sürecek olan bir direnişe hazır olmanız gerecek. Kürtler dilleri, kültürleri, adetleri, gelenek ve görenekleriyle bir devleti sonuna kadar hak ediyorlar. Ancak Araplar Kürtlerin devlet kurmalarına göz yumsalar bile İran ve Türkiye buna şiddetle karşı çıkacaktır.

Arap dünyasının içinde bulunduğu bu trajik durum nasıl ve ne zaman biter bilmiyorum. Tüm bu olanlar Mısırı da meşgul ediyor. Suudi Arabistan bataklığında boğulacak. Nasır Yemene müdahale ettiğinde orayı özgürleştirecek hareketlere yardım ediyordu. Suud ise Yemende kendi isteklerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Şimdiden ülkenin iki muhafazasını işgal etti. Yemen çok yoruldu, Suud da kaçınılmaz olarak çok yorulacak. Ama yine de temkinli yaklaşıyor. Kabileler birbirlerini çok iyi tanıyorlar bu yüzden Suudiler yemenin içlerine girmeyecekler, dışardan vurmayı tercih etmeye devam edecekler. Aynı zamanda yemendeki mevcut sorunları da çok iyi biliyorlar.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri nükleer anlaşmaya karşı en zayıf tepkiyi verdiler ama anlaşma yüzünden Amerika’yı kınayabilirler de. Çünkü anlaşmayı Amerikanın kendilerine ihaneti olarak görüyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri anlaşmaya olumlu yaklaşanlardan. Bizim burada dikkat etmemiz gereken şey, Körfez ülkelerinin konumları değil, anlaşma karşısında takınacakları tavrın seyri. Tamamındaki İran korkusu eşit. Körfez son dönemde İran’ı sürekli kışkırtarak niyet okuması yapmaya çalışıyordu.

Uranyum zenginleştirme sürecini tamamlayan herhangi bir ülke, 6 ay içerisinde nükleer bomba imal edebilir güce gelir. İran, nükleer silah geliştirmeyeceği konusunda söz verdi ama geliştirmesi için şu an yeterli teknik bilgiye sahip. BAE ve Katar gibi Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda teknolojik ve finansal destek sağlıyor. Ancak teknolojiyi herhangi bir farkındalık olmadan kullanmakla onu bir güç olarak kullanmak arasında çok büyük bir fark var.

Devletler, liderlerine akıl üretirler. Bunda toplumların büyük etkisi vardır. Bizden çok daha kötü durumda olan bir Almanya vardı. İkinci dünya savaşında bölünmüş, kaybetmiş ve yıkıntıya uğramıştı. Ancak Almanya’nın çok güçlü bir toplumu vardı ve bu toplum özgür iradenin çekirdeğini oluşturuyordu. Bizde ise yöneticiler kendi tarihlerini yapma konusunda acizler. Körfez ülkeleri bölgenin en zenginleri. En önemli bölgeler olan Mısır ve Suriye ise büyük sorunlarla uğraşıyor. Fas da kendi sorunlarına boğulmuş durumda. Öyleyse kimden medet umacağız? Sudandan mı?

Arap dünyası büyük bir boşluğun içine düştü. Fikirler, idealler çökerken bölgesel güçler ortaya çıktı. Elimizde ne alternatif bir fikir ne de alternatif bir güç var. Hiç kimse Arap dünyasının ihtiyaç duyduğu güvenilirliğe sahip değil. Güvenilirlik, Arap dünyasının dışında bir yerde dolaşıp duruyor. Herkes iyi bir şeyler söylüyor ama kimse söylediğini anlamlandıramıyor. Çünkü hiç kimse bölgenin ahvali ile ilgili gerçek bir teşhis koyamıyor.

İran ise, dünyada akıp giden seyri anlama yeteneğine sahip bir ülke. İran devrimi, Fars medeniyetinin ve kültürünün sabitlerini sürekli almayı başardı. Ortada devamlı ilerleyen ve bu geçişi pürüzsüz bir şekilde sürdüren bir millet var. Aynı durum başka iki ülke için de geçerli olabilir: Mısır ve bir derecede Türkiye. Çünkü Bu ülkeler gerçek yurtlara sahipler. Diğerleri ise bu gerçek ülkeler arasında yer alan mozaikler.

Arap dünyasında süregiden bu kaos ne zaman sona erer?

12 veya 15 seneye ihtiyacımız var.

MISIR, İHVAN VE İSRAİL

Arap dünyasına geri döndük. Profesöre, Arap aleminin içinde bulunduğu trajediyi, girdiği siyasi darboğazı, siyasi boşlukları dolduran IŞİD tehlikesi karşısında düştüğü aciz durumu ve Amerika’dan beklenen kurtuluşla ilgili sorular sorduk.

IŞİD konusunda Mısır için bir endişe duymalı mıyız?

Mısır için bir korku yok. IŞİD, Mısırda yaşamıyor. Mısır’ın tabiatı daha farklı. Evet, IŞİD ile eş değer terörist cemaatler var ama IŞİD henüz buralara kadar gelmedi. Gelse de başarılı olamaz zaten. Mesela, İhvan yerel hareket bağlamında başarılı oldu. Ama ne IŞİD’i ne de Bağdadiyi Mısırda kimse kabul etmez. Hasan Benna’ya evet ama Bağdadi kabul görmez.

İhvanın mahalli bir hareket olduğunu söylediniz. Peki, neden hala varlığını korumaya devam ediyor?

İhvan gücünün kaynağını tasavvuftan alıyor ve sufizmin Mısırdaki etkisi büyük. Hasan Benna sufi biriydi. Alt yapısını da sufilerden oluşturdu. İşte bu alt yapı onu Mısırda köklü bir hareket yaptı. Mısırlılar dinlerine aşık insanlardır. Ülkede aynı zamanda gerçek solcular da var. Mısırda siyasi bir programa sahip partiler de var ki bunlardan biri de Vefd. Koalisyon yapılabilecek nitelikte bir parti.

Mısır şu an belirsiz bir geleceğe yürüyor ama bu koşullar altında çok kötü bir durum değil. Çok yorgun ve darboğaza girmiş bir ekonomisi var. Eğitim tam anlamıyla çökmedi ancak beni korkutan mutlak hükümler. Özel eğitim çok eskiden beri var. Özel eğitime sahip biri her zaman farklı bir tabakadan olmuştur. Özel eğitim 6 milyon kişiyi karşılamak üzere var ancak bugün 30-35 milyonu bulmuş durumda. Yarım akıllılık tam cahillikten iyidir düşüncesinden söz bile edilmiyor. Çünkü yarım cahillik tam bir felaket. Bir şeyleri üretmek için çok belirgin bir bilgiye gerek olmadığını düşünüyorum. Ülkede şu an kamu görevlisi 9-10 milyon arasında. Bizim acilen sanayi, ticaret, turizm, hizmet sektörü vb içeren mesleki eğitime yönelmemiz gerekiyor. İnsanlar görevlerini kendileri yaratmalılar. Kamu görevlerinden yeterince faydalandık. Mısırın bir bütün olarak krizin içinde olduğunu teslim etmemiz gerekiyor. Mevcut durumda ise bir halden diğerine geçiş aşamasında. Biz şu an kendisinin iyi olduğunu iddia eden çökmüş bir ülkenin içindeyiz.

Şu an yaşadığımız somut bir trajediye de değinmemiz kaçınılmazdı: “Neredeyse Filistini unutuyorduk!”

Filistin Arap bozulmuşluğunun en somut hali. Ahmed Bahaeedinle birlikte Tunusa gidip Yaser Arafatla görüştüğümüzü hatırlıyorum. Yanımızda İsrail toplumu üzerine uzman olan Edward Said de vardı. Arafat (Ebu Ammar), Mahmud Abbasla (Ebu Mazen) görüşmemizi istedi, biz de ona gittik. Abbas bizi, İsraillilerin sağır olmadıklarına, toplumun çok çeşitli gruplardan oluştuğuna ve onlara ulaşılabileceğine ikna etmeye çalıştı. Biz ise duyduğumuz bu analiz karşısında şaşkınlığımızı gizleyememiştik.

İsrail, yaptıkları karşısında Amerika tarafından doğrudan korundukça yaptıklarından etkilenmeyecektir. İsrail, İran- ABD çatışmasını hep destekledi ama kendisi İranla çatışamadı. Anlaşmadan sonra da hayal kırıklığı yaşadığı kesin.

İsrail, ömrünün hangi döneminde şu an?

Arap dünyası güç kazanmaya başladığında İsrail de geri saymaya başlayacak. İsrail şu an bölgenin tümüne hakim.

Peki Amerika? Dünya üzerinde yayılmaya devam ettikçe, iç çatışmaları daha da büyümeyecek mi?

Böyle bir şey olmaz. Hiç kimse çıkarları için çekilmez. Amerika artık geri çekilemez bir noktada. Birincil ticareti ve kaynaklarının hemen hepsi dış ülkelerden. Onunla baş etmeye gücü yetmediği müddetçe de hiç kimse Amerikayı hayatından çıkaramaz. İran örneği üzerinden gidelim: İran tek bir iradeye sahip olan bir ülke. Arap alemi ise birden fazla iradeye sahip. Düşünsel ve kültürel alanda ise laik Avrupa (Fransız) modeli, Amerikan ve Rus örnekleri üzerindeki en büyük etkiye sahip. Kültür ilk sırada sonra ekonomi geliyor.

Peki ya Türkiye?

Türkiye, Avrupa, Akdeniz ve Erdoğanizm şöleninin tam ortasında. Erdoğana gelince; her birimiz kendi doğamızı, kendimize göre belirleriz. Hiç kimse kendisi olmadığı başka bir tabiata bürünmek istemez. 0 tam bir osmanlı türkü.

Her ne olursa olsun Türkleri mağdur ettik. Türkler, Memlüklerden sonra İslam dinini ve İslam topraklarını korumak için çok büyük roller oynadılar. Mehmed Alinin İslam içindeki kapısı ise kendine hastı.

İKİ İMPARATORLUK ARASINDA

İran’a döndük:

Ne Amerika İranı, ne de İran Amerikayı görmezden gelebilir. Anlaşma, normalleşme için iyi bir aşama. Ancak yine de ikisinin arasında büyük çelişkiler var.

Sanırım Kübalılar Amerikayla ciddi bir yola girdiler ve orada her hangi bir bağımlılık yok.

Amerika, insanlık tarihinin en büyük imparatorluğu mu?

Tabi ki hayır. İngiltere daha büyük ve daha güçlü. Nüfuzu, ekonomisi, dönüşümü ve sanayi asrı ile örnek bir dönemi teşkil etti. Döneminde hiçbir imparatorluk onun gibi olamadı. Gerçek şu ki, roma imparatorluğundan sonra gelen en büyük imparatorluk İngiltere. İngilizce dili dünya dili oldukça, İngiliz imparatorluğu da var olacak. Teknoloji devrimi de İngiltere’nin düşüşünü engelledi. İngilizce, tüm iletişim araçlarında, medyada, teknolojide geçerli. Margret Teacher’e bir keresinde şunu demiştim: siz imparatorluğunuzu coğrafi olarak kaybettiniz ancak İngilizce ile hala imparatorluğunuzu koruyorsunuz.

Profesöre çok daha fazla soru sorup, çok daha fazla şeyler öğrenmek istiyorduk. Bunun için önümüzdeki günlerde Mısır başlığı altında Arap dünyasının durumunu tahlil etmek için Profesörün bilgisinden, kültüründen ve siyasi görüşlerinden faydalanmak için bir daha görüşmek üzere sözümüzü aldık.

Kaynak: Talal Selman/ Sefir
Dünya Bülteni için çeviren: Tuba Yıldız

 

banner53
Yorumlar (0)
26
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?