banner39

'Suriye devriminin tek amacı 44 yıllık diktaya son vermek'

Esma Güney, Suriye'nin eski İsceç Büyükelçisi Muhammed Bassam Imadi ile Suriye devrim hareketinin doğuşunu ve devrimin sebepleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi

Röportaj 12.03.2012, 09:57 12.03.2012, 10:03
'Suriye devriminin tek amacı 44 yıllık diktaya son vermek'

Esma Güney/ Dünya Bülteni

Suriye eski İsveç Büyükelçisi Muhammed Bassam Imadi'nin yolu birkaç ay önce ülkesindeki güvenlik sıkıntısından dolayı İstanbul'a düşmüştü. Şimdilerde Suriye Devrimi'nin önemli isimlerinden biri olarak bilinen Imadi'nin bizim ancak ciddiyetini anlayabildiğimiz, sınırlarımızın hemen arkasındaki acı içindeki bölge ve bugünkü yönetimi hakkında-eski ve tecrübeli bir diplomat olarak-  söyleyecek çok sözü var. Nitekim bütün nezaketi ve Suriye hakkındaki endişeleriyle, Suriye'nin mevcut durumunu konuşmayı kabul etti.

Esma Güney: Öncelikle, elbette, Suriye'de devam etmekte olan devrimci bir hareketten söz ediyoruz. Ancak, muhalif gösterilere basında genişçe yer verilmesine rağmen, mevcut durumla ilgili büyük bir kavram karmaşası gözlemliyoruz. Dünya basınında genel bir bölünme var; kimi muhalif sivillere çete muamelesi yaparken kimi  yayın organları gösterileri destekliyor. Bu kavram karmaşasına bağlı olarak, bizlere Suriye'de aslında neler olduğunu açıklayabilir misiniz?

Muhammed Bessam Imadi: Evet, öncelikle "çeteler" hakkında söylediklerinize açıklık getireyim; Suriye'deki olaylardan "çetecilik" olarak bahseden yalnızca mevcut rejimin kendisi. Çünkü Suriye'de, bizim çetelerimiz yoktur. Güvenlik o kadar sıkıdır ki evinizden bıçak bile çıkaramazsınız. Ya silahlar? Kim dışarı silah çıkarabilir ki? Bu sebeple, devrim ilk başladığında, hükümet devrimcilerin Filistinliler olduğunu söyledi, daha sonra El-Kaide, daha sonra teröristler ve hatta Selefîler! Yönetim, göstericilerden pek çok farklı isimle bahsetti ve en sonunda, hiçbir kanıt öne süremeyince, "bunlar çetelerdir" dedi, "hepsi çete". Yani "silahlı çete" kavramı çok geniş bir kavram ve herkesi kapsıyor. Aslına bakarsanız, 10 aydır hiç kimse hükümete karşı tek bir kurşun bile sıkmadı. Herkes barışçıldı ve tek istedikleri gösteri yapmaktı. Saldırıya uğradıkları halde karşılık vermediler. İnsanlar öldürüldü, güvenlik güçleri evlere girip insanları katlettiler ve daha birçok kötü şey yaptılar ancak devrimciler Dünya'nın onlara yardım etmesini beklemekten başka bir şey yapmadılar. Ne zaman ki bütün Dünya sessiz kaldı ve hiçbir şey yapmadı, işte o zaman kendilerini savunmak için silah taşımaya başladılar. Ordu da bölünmeye ve sivilleri korumaya başladı. Bu sebepten ötürü şimdi, elinde silah tutan Suriyeliler görüyorsunuz. Ancak devrimin kendisi hala barışçı bir şekilde sürdürülüyor. Daha birkaç gün önce, Şam'da yaklaşık 50.000 kişi barış içinde gösteri yaptı. Kimsede silah yoktu. Dolayısıyla bu göstericilerin silahlı çete veya El-Kaide olduğunu söylemek yalnızca yalandır, büyük bir yalan. Bu iddia hükümetin insanları öldürmek için bulduğu bir mazeretten ibaret.

Bütün bu baskılara rağmen yönetimi protesto eden çok sayıda Suriyeli olduğunu görüyoruz. Mülteciler ve azınlıkların bu tablodaki yeri nedir peki? Onların Esed yönetimine yaklaşımları nasıl?

Mültecilerin bir kısmı son dönemde bölgeden kaçmaya başladılar. Buna mecbur kaldılar, zira hükümet onları öldürüyordu. Azınlıklara gelince, Suriye'deki çoğunluk ve azınlıklar şimdiye kadar hep birlikte gayet iyi bir şekilde yaşadılar. Fakat hükümet bu farklı grupları bölmeye çalıştı.  Çünkü bilirsiniz, bir kural vardır : "Böl ve yönet". İnsanları bölerek birbirine düşürmek, birbirleriyle savaştırmak, bir diktatör ya da herhangi bir işgalci için işleri çok kolaylaştırır. Ancak hükümetin bu politikası işe yaramadı. Bu rejim, Humus'ta ve çeşitli yerlerde mezhep savaşları çıkarmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Hatta bazı yerlerde Hükümet iki farklı gruptan insanları öldürdü ki bu cinayetleri birbirlerinden bilsinler. Ancak halk bütün bunların farkındaydı ve birbirleriyle savaşmadılar.

Yani eğer bu yönetim düşerse ülke içindeki bu farklılıkların yeni bir hükümetin kurulmasını zorlaştıracağını düşünmüyorsunuz?

BI: Hayır, hayır. Tam aksine, halkın isyan etmesinin sebebi bu kötü yönetimden ve adaletsizlikten bıkmış olmaları. Yeni hükümet geldiğinde, bu kesinlikle eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün yönetimi olacak. Bu insanlar diktatör olmak için ayaklanmıyorlar, diktatör olamazlar da; çünkü bu devrim, halkın devrimi ve sonunda da yönetimden halkın kendisi sorumlu olacak. Buna ilaveten, biliyoruz ve anlıyoruz ki, bu düzen yalnızca Alevilerden oluşmuyor; Sünni, Şii, Alevi... Herkesten oluşuyor. Bu düzende bütün mezheplerden kişiler var; ancak bu sisteme yardım ediyorlar çünkü sistemden çıkarları var. Bu yüzden insanlar şimdi bunun bir Alevi rejimi olduğunu ve de hükümet düşürüldüğünde bütün Alevilerin öldürüleceğini düşünüyorlar. Hayır, bu doğru değil! Suriye'deki pek çok Alevi kendilerini yönetimden ayrı tuttuklarını ve yönetim onların adına konuştuğu halde kendilerini temsil etmediğini açıklayan bildiriler yayınladı. Onlar da yönetime karşı ve çoğu da gösterilere katılıyor zaten.

Bütün bunlara bağlı olarak, muhaliflerin tam olarak ne istediğini tanımlarsak...

Bu yönetimi değiştirmek istiyorlar. Bu hükümet kırk yıldır bir diktatörlük olarak bulunuyor. Şimdi başkaldıranlar demokratik bir hükümet getirmek istiyorlar, halk tarafından seçilmiş bir hükümet. Ve sizler de görüyorsunuz ki bu rejim kırk yıldır yönetimde insanlardan, ekonomiden her şeyden çalıyor... Ayrıca yıllardır önemli her pozisyonu işgal ederek ülkeyi faydalandıkları bir mağazaya çevirdiler. Halkı umursamıyorlar. İnsanlar fakir. Ülkede hiçbir gelişme yok, işte bu yüzden insanlar isyan halinde.

Sivil kaybının günden güne arttığı haberlerini alıyoruz. Sizce bu durum daha ne kadar sürecek? Uluslararası müdahaleden bahsettiniz az önce, yani bunu onaylıyorsunuz?

BI: Tabii ki. Çünkü biliyoruz ki bu rejim onu kovacak güçlü bir kuvvet olmadan düşmeyecek. Zira bütün askerî kaynakları kullanıyorlar ve halkta bu kaynaklardan yok. Bu nedenle, belki de çözüm, diğer ülkelerin Suriyelilere bu rejimden kurtulmaları için yardım etmesinde. Bu da ancak askerî güçle olur. İlla ki bir saldırı olmak zorunda değil, bir tampon bölge olabilir; bölgeyi bu hükümetten kurtaracak herhangi bir şey olabilir.

Bu doğrultuda, Birleşmiş Milletler'in ve Türkiye'nin tutumlarına gelirsek, yapılanlar ve söylenenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu ana kadar çok yavaş hareket ettiler. Daha fazlasını görmeyi bekliyorduk. Uluslararası toplumdan bu rejime karşı gerçek güç uygulamasını istiyoruz. Belki, az önce de dediğim gibi, tampon bölge oluşturarak, belki bazı bölgelere füze vs. atarak; hangisinin daha iyi olduğuna karar vermek onlara kalmış.

Esed Rejimi ile PKK ve hatta İsrail arasında olası bir ittifaktan söz ediliyor. Sizce Esed Türkiye'nin devrime olan desteğini kırmak için azınlıkları mesela Kürtleri kullanarak veya İsrail'in desteğini yanına alarak mı ayakta kalıyor?

BI: Bu tam da rejimin yaptığı şey aslında. Devrimden önce, PYD ve PKK'nın Suriye' ye giriş izinleri yoktu. Tabii PYD ve PKK aynı sayılır ama PYD, PKK'nın Suriye versiyonu ve devrimden önce Suriye için kötü kabul edilirdi. Devrimden sonra ise PYD üyelerine serbest geçiş verildi ve Suriye'ye gelmeye başladılar. Şimdi Suriye'deki diğer Kürtlerle savaşarak isyan etmelerini engelliyorlar. Yani rejimin PYD 'yi kullandığı çok açık. Ayrıca, hatırlıyorsanız eğer, Türkiye'nin dağlardaki Kürt isyancılara yaptığı son saldırıda Suriye'de bu isyancılarla birlikte öldürülmüş pek çok insanın cenazesini gördük. Yani Suriyeli Kürtler PKK'nın yanında Türklerle savaşıyorlarmış. İşte bu da kanıtı. Hükümetin yardımı olmadan bu insanlar oraya gidip savaşamazlar. Hükümetin PYD ve PKK'yı kullanarak Türkiye'yi rahatsız etmeye çalıştığı bariz. İsrail'e gelince, yine devrimci hareketin ilk zamanlarında, Devlet başkanının kuzeni Rami Makhlouf – ki kendisi ülkeyi soyan isimlerin başında gelmesiyle bilinir – açıkça "İsrail'in güvenliği bizim Suriye'deki varlığımızla fazlasıyla bağlantılıdır" dedi. Yani onun varlığı, yani Esed'in varlığı... Bu da demektir ki İsrail ve Esed hükümeti arasında bir tür anlaşma var. Zaten rejimin yıkılmamasının sebebi de bu; çünkü İsrail bunu istemiyor ve rejimi destekliyor. Ayrıca, biliyoruz ki, Amerika'daki Yahudi lobisi çok güçlü ki bu da şu ana kadar Amerika'nın neden hiçbir şey yapmadığını açıklar.

Bu aydınlatıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Son olarak Türkiye'de Suriye için endişelenenlere mesajınız?

Mesela bugün Suriye devrimine destek için bir konferans vardı. Bunun gibi, pek çok insan, kadın-erkek demeden herkesin insanî ve tıbbî yardım sağlamaya çalıştığı STK'lar var. Suriye'nin içinde ve sınırlarda da mülteci olarak yardıma ihtiyacı olan çok sayıda insanımız var. Dolayısıyla Türklerden isteğimiz bu konuda bir şeyler yapmaları ve yardım sağlamaları. Ayrıca rejimi daha fazla kınayıp halkı bilinçlendirerek Suriye Devrimine olan desteği genişletmeleri. Türklerin yapabileceği bunlar...

Yorumlar (3)
Cengiz Türkmenoğlu 10 yıl önce
Yolsuzluğa karışınca görevden alına bu kelledev ne yarar görebilir Suriyeliler?
ahmet 10 yıl önce
şu esed tahran maaşlısı yorumcular yok mu gülmekten öldürürler adamı!İşte suriye kelimesi geçen her yerde yazan bir şebbiha daha! yahu 40.000 subay, asker ve general ayrılıp özgür suriye ordusuna katılmış ,milyonlar sokaklarda evladım! bu tür yorumları dünyabülteninin seviyesini düşürdüğünden yayımlamışlar ya ona şükret sen! yoksa gülmezler bile!
halil 10 yıl önce
cok yazık...bılmeden sarkoziyi destekliyorlar..arkadaslar islamı direnıs suriyede yok..allahu ekber diyenler sadece kamuflaj..emperyalizm syonizm resetleme yapıyor islam ulkerinde her islami ulkeye bir yeni karzaı.turkiye ordusuna sunu tavsiye ederim gidin kandilde5 bin pkk mılıtanını etkisiz hale getin .
25
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?