banner39

26.03.2013, 05:22

Şam'da bir ölüm, bir tarih dersi

Bombalı bir saldırı sonrası hayatına son verilen Ramazan el Buti'nin katledilişi kadar, bizzat hayat öyküsü de yakın coğrafyamızın yaşadığı travmalara, çelişkilere ayna tutuyor. Şüphesiz bir âlimin bir görüşünden, siyasal tutumundan dolayı katledilmesi, her şeyden önce Müslümanların kendilerini sorguya çekmeleri gereken bir durum… 70 bin insanın canına mal olan bir iç savaşta, otoriteden yana tavır almasının temel nedeninin yöntemle alakalı bir tercih olduğunu söylemeye gerek yok. Görüşlerine, içtihadına katılmamanız bir âlimin katledilmesi için kimsenin gerekçesi olamaz.

Ramazan el Buti'nin katledilmesinin sorumlusunun kim olduğu konusunda her iki ihtimalin de mümkün olduğunu düşünüyorum. Muhalifler içinde bu eylemi gerçekleştirecek kafa yapısında ve kızgınlıkta örgütler olduğu söylenebilir. Rejimin de gerektiğinde siyasal propaganda amaçlı pek çok değeri ortadan kaldırabileceği de tecrübeyle sabit.

Ramazan el Buti'nin yüz yıla yaklaşan hayatı aslında yakın coğrafyamızın bu tarihsel süreç içinde yaşanmış çelişkileri, travmaları, altüst oluşların gözlemlendiği kişisel öykü olmayı aşan boyutu olduğunun fark etmek bugünü anlamada ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum. Bir âlim olarak el Buti'nin görüşleri kadar hayat çizgisi de onun fikirlerini anlamak bakımında önemli ipuçları veriyor. Bir camide katledildiğini duyduğumda doğduğu topraklardan buraya göç ediş gerekçesini hatırladım. Onun hayatına farklı bir okumayla yaklaştığımızda sadece Suriye'nin değil, Türkiye'nin derin çelişkilerini görürüz.

Cumhuriyetin erken döneminde, devrimlerin en katı biçimde uygulanmaya başladığı sırada 1929'da doğan ve daha çok küçükken Suriye'ye göç edişinin öyküsünde yatıyor bu çelişki. Bugün Suriye'de, Türkiye'den göç etmiş binlerce aile var. Bunların büyük kısmı tek parti döneminin uygulamaları nedeniyle doğup büyüdükleri toprakları terk edip, inancına uygun bir hayat yaşamak için buraya yerleşen insanlar. İşte Buti'nin ailesi de bunlardan biri.

Türkiye o dönemde inançları nedeniyle büyük kitlelerin göç ettiği aynı zaman da inancını yaşayamadığı için başka diyarlara göç edildiği, tam bir altüst oluşların yaşandığı bir ülke görünümünde. Bunun en somut örnekleri, yakın zamanlarda rahmetli olan Sabahaddin Zaim ile Ali Ulvi Kurucu'nun göç hikâyeleridir. Üniversite hocası olan Sabahaddin Zaim Makedonya'da yaşayan köklü ailelerden birine mensuptur. Hem maddi varlıkları hem konumları itibariyle tanınan bir aile. Ne var ki Osmanlı sonrası Balkanlar'da Müslüman unsurlara reva görülen uygulamalar, Müslümanlığı yaşanmaz hale getirmiştir. Sosyal ve siyasal baskılar, inançlarını daha iyi ve özgürce yaşabileceklerini umdukları Anadolu'ya göç etme kararı almalarına neden olacaktır. Yüzlerce yıldır yaşadıkları Balkanlar'da artık Müslüman’ca yaşama imkânı kalmadığı için bin bir meşakkatle bir 'Müslüman ülkeye' Türkiye'ye hicret eden yüz binlerden biridir.

Türkiye aynı zamanda tam bu gerekçe ile inançlarını yaşayamadığı için göç eden insanların ülkesidir de. Cumhuriyetin ilk yılarlından itibaren başlayan ve tek parti döneminde şiddetini arttıran uygulamalar karşısında azımsanmayacak sayıda insanın Müslümanlığını daha iyi yaşayabilmek için Suriye'ye, Hicaz'a göç ettikleri vakidir. Ali Ulvi Kurcunun anılarında anlatılan ise, yine o dönemde Konya'dan Hicaza göç eden bir ailenin çocuğu olarak Mısır'da El Ezher'de okuyan Türkiye ile bağını da koparmayan şair ruhlu yüreği yanık insanın hikâyesidir. Ramazan el Buti de bu muhacirlerden biridir. Bir Kürt ailen çocuğu olarak küçük yaşta Suriye'ye göçetmiş biri olarak, siyasal tutumunda kişisel geçmişinin de etkisi olmuş mudur bilemeyiz. Benzer hikâye aynı dönemde Balkanlar'da, özellikle Türkler arasında Türkiye'den aldıkları haberler üzerine göç etmenin caiz olup olmadığı tartışmaları dönemin basın arşivlerinden takip etmek mümkün. DEVAMI>>>

 

 

Yorumlar (0)
15
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?