banner39

17.01.2014, 14:13

Şaron kimin bedduasıyla gitti?

1928 yılında doğan ve 1948 yılında Araplara karşı yapılan ilk savaşta Ürdün cephesi Latron'da yaralanan Şaron 8 yıl komanın ötesinde bitkisel hayatta yaşadıktan sonra 2014 yılı başlarında bu dünyadaki hayatına veda etti.  ‘Kör ölünce badem gözlü olur’ misali, Şaron da, cenaze merasiminde,  Şimon Peres, Netanyahu, Joe Biden ve Tony Blair tarafından tebcil edildi ve övgüyle anıldı. Bununla birlikte, Türkiye’de son zamanların tartışması olan beddua tartışmasına Şaron’un da adı karıştı. Şaron’un ölümünden sonra  kimin bedduasıyla bitkisel hayata girdiği tartışılıyor. Şüphesiz Filistinliler 1948 yılından beri Şaron ve benzerleri aleyhinde beddua ediyorlar. Bu beddualara kendi zaviyelerinden hahamlar da katıldı. Şaron  2005 yılında tek yanlı olarak Gazze’den çekilince hahamların öfkesini çekti ve  bir kısmı ‘İsrail’in ilahi  toprağını’ terk ettiği  için Şaron aleyhinde beddua ettiler. Velhasıl Şaron beddualarla gitti.

İsrail tarafı onu iyi bir savaşçı ve efsane olarak anıyor. ‘İsrail olmasaydı onu icat etmek gerekirdi’ diyen Şaron’un dostlarından Joe Biden Şaron’un ölümüyle sanki ailesinden birisini kaybettiğini söylemiştir.  Söylendiği gibi efsane öldü ve geride mirası kaldı. Bununla birlikte, İsrail’in kurucu kuşağını temsil eden ve Ben Gurion’un çıraklarından olan Şaron’un yerini doldurmak zor. Alelade biri değildi.  Elbette Netanyahu, Lieberman gibiler vahşette ondan geri kalmazlar ama yine de Şaron’un atılgan ve gözü pekliğini başkalarında bulmak zor. Begin gibi yeri boş kalacak. Uluslar arası hukuku tanımadığı gibi üstlerinin talimatlarını hiçe saymıştır.  İsrail’in dünyada hatırlı dostları olmasaydı Miloseviç gibi hapishane köşelerinde ölebilirdi.  Cürümlerinden dolayı Belçika yargılamaya kalkışmış lakin muvaffak olamamıştır.

Şaron’un üç döneminden söz etmek mümkündür. Bunlardan ilki 1948 ile 1973 yılları arasında askerlik dönemidir. İkinci dönemi ise 1973 yılından itibaren inişli çıkışlı siyasi hayatıdır. Bakanlıklar dönemidir. Bu dönemde Camp David’in mimarlarından Menahem Begin hükümetlerinde altyapı bakanlığı gibi çeşitli bakanlıklarda bulunmuştur.  Üçüncü ve zirve dönemi ise Mescid-i Aksa baskını ve ikinci İntifada ile birlikte başlayan 2001 yılından sonraki başbakanlık dönemidir.  Gençlik yıllarında profesyonel bir tedhişçi yani bugünkü tabirle katil ve teröristtir.  Haganah terör çetesinin elemanlarından birisidir.  Bunun dışında 1950’li yıllarda ölüm mangaları gibi bir yapı arz eden suikastçı ‘Birlik 101’e komuta etmiştir.  Bu dönemlerde adı katliamlarla anılmıştır. Bunlardan birisi 1953 yılında gerçekleşen Kibye köyü katliamıdır. Bu köyde 70 ile 200 arasında kişi; çoluk çocuk demeden katledilmiştir.  Şaron İsrail’in bütün harplerine katılmıştır. 1948, 1956, 1967 ve 1973. Elbette 1982 yılında Beyrut işgali ve Sabra Şatila katliamı büyük marifetlerinden birisidir.  Kimilerine göre 1973 yılında İsrail’i bozgundan kurtarmıştır.  Bundan dolayı kendisine ‘İsrail’in kurtarıcısı’ lakabı da verilmiştir.  1956 yılında esir Mısırlı askerleri öldürmekten sorumlu tutulmuştur. 1973 yılında aynısını Ben Eliezer yapacaktır.  Şaron’un askerlik mirası yine de tartışmalıdır.  Kimilerine göre efsane olsa da kimilerine göre şişirmedir.

Yahudiler de mübalağayı severler ve onun lakapları da mübalağadan hali değildir.  Bazı lakapları şunlardır: Buldozer, kahraman, İsrail’in kralı, Beyrut kasabı vesaire.

1973 yılından sonra siyasi hayata atılmış ve Menahem Begin hükümetlerinde bakanlıklar yapmıştır. Menahem Begin kabinesinde ilk bakanlığı altyapı ve tarım bakanlığıdır ve bu bakanlığı sırasında  yeni yerleşim birimlerine ağırlık vermiştir. 1982 yılında Sabra Şatila kampı katliamı sırasında savunma bakanıdır ve Falanjistlerle ittifakla başta Filistinliler olmak üzere 18 ile 20 bin arasında Lübnanlının kanına girmiştir.  Lübnan işgaliyle ilgili iki planı vardır. Bunlardan birisi FKÖ’nün bu ülkedeki  varlığını yok etmek ve kökünü kazımak. Nitekim Arafat bilahare 1983 yılında Trablusşam’dan tahliye olmak zorunda kalmış ve Tunus’a  gitmiştir. Şaron’un amaçlarından diğeri de Beşir Cemayel’le bölgesel ortaklığa gitmek ve bölgede bir İsrail-Lübnan ortaklığı kurmaktır. Lakin bilahare Beşir Cemayel öldürülür ve Şaron bu ülkeyle ilgili planlarını aşağıya çekmek zorunda kalır. Bu işgalin görünür sonuçlarından birisi Litani Nehrinin güneyinin İsrail işgali altına girmesi ve Antony Lahd komutasında İsrail’e bağlı Güney Lübnan Ordusunun kurulmasıdır.  Bu durum 2000 yılında Ehud Barak’ın bölgeden çekilmesiyle son bulmuştur.  Şaron’un siyasi planlarından birisi de Ürdün’ü Filistinliler için alternatif bir vatan olarak devreye sokmaktır.

Sabra Şatila kampı katliamından sonra Lübnan’daki en büyük gerilimlerden birisi de Refik Hariri’nin suikastla öldürülmesidir. Suriye rejimi her zamanki gibi bunu da İsrail’e yamamak istediyse de Beşir Cemayel ve benzerleri gibi Refik Hariri suikastından Suriye ve müttefikleri sorumlu tutuluyor. Elbette Elia Hubeyka gibiler de suikastla öldürülmüştür. Bundan da İsrail sorumludur.

1990’lı yıllarda Netanyahu hükümetinde altyapı bakanı olmuştur. Bilahare dışişleri bakanı olmuş ve Filistinlilerle müzakerelerde İsrail’i temsil etmiştir.

1990’lı yıllarda Oslo sürecinin en önemli hasımları arasındadır. Oyun bozandır.  Netanyahu süreci yavaşlatmış ve 2001 sonrasında anlaşmayı askıya almak ve tamamen durdurmak da Şaron’a nasip olmuştur.  Rabin ve Şimon Peres’e karşı halkı kışkırtmış ve bunun sonucunda  Rabin fanatik bir Yahudi tarafından öldürülmüştür.  Bilahare başbakanlık dönemlerinde de Arafat’ın zehirlenmesinden ve Şeyh Ahmet Yasin’in öldürülmesinden de sorumlu tutulmuştur.

Rabin’e karşı yaptığı yıkıcı muhalefet, başbakanlık döneminde ise Netanyahu tarafından kendisine yapılmıştır. Gazze’den çekilmesi hahamların şimşeklerini çektiği gibi  Netanyahu’nun da siyasi muhalefetini getirmiştir. Bunun sonucunda  Şaron Likud Cephesini terk etmek ve Kadima Partisini kurmak zorunda kalmıştır.  Bitkisel hayata girdikten sonra da yerine Ehud Olmert geçmiştir.

Aldığı en tartışmalı kararlardan birisi Gazze’den çekilmedir. Bunun değişik nedenleri vardır. Bunlardan birisi İsrail’in güvenliğinin bu şekilde daha iyi temin edeceğini düşünmüş olmasıdır.  Yine de şahinin şahini kesimler tarafından Şaron bu yüzden paylanmıştır. ‘Men dakka dukka’ deyimi ışığında Rabin’e yaptıkları burnundan getirilmiştir.   

Şaron, Gazze’den çekilmekle birlikte kuşatmayı kaldırmamıştır. Uzaktan işgal modelini benimsemiştir ve Filistinlilerin dünyaya açılmalarına izin vermemiştir.  Mavi Marmara olayının nedenlerinden birisi Şaron’un bu mirasıdır. Şaron Gazze’den çekilmesinin ikinci nedeni ise Fetih ile Hamas’ı birbirine düşürmektir.  Ve hesapladığı şey  2006 seçimlerinden sonra 2007’de gerçekleşmiştir.  Gazze, Hamas’ın elinde kalmış ve Batı Şeria Mahmut Abbas yönetimine geçmiştir.  Filistin kapanın elinde kalmıştır. Mahmut Abbas’ın buradaki hükümeti ancak İsrail’in desteğiyle yoluna devam edebilmektedir.   Şaron’un çekilme nedenlerinden birisi de Batı Şeria üzerine yoğunlaşmaktır. Bir başka neden ise Batı Şeria’nın bir bölümünden de aynen Gazze’de olduğu gibi tek yanlı olarak çekilerek İsrail’in nihai sınırlarını çizmektir.  Şaron vefat etmeseydi 2010 yılında bu amacını gerçekleştirmek istiyordu. Belki de ördüğü Utanç Duvarının zımni amaçlarından birisi bunu temin etmek olabilir.

Şaron Kubiye katliamından başka Gazze ve Cenin’e buldozerlerle girmiş ve burada altyapıyı yok ettiği gibi yine yüzlerce binlerce Filistinliyi de katletmiştir. Unutmadan Şaron döneminde ismi oğlu üzerinden yolsuzluklarla da anılmıştır.

Netice itibarıyla, Şaron ölse de  Velit Canbulat’ın ifadesiyle Şaronizm hayattadır ve yaşamaktadır.  İsrail’le birlikte hem de Arap ülkelerinde ve topraklarında…

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?