banner39

27.08.2008, 09:03

Siyasette yeni dönem notları (2)

 

Uyarı: Sisteme teslim olsanız da başınız gider!
Çevre duyarlığı...  Yani Başbakan Erdoğan'ın Rize'de sergileyemediği duyarlık...
Yolsuzluklara karşı duyarlık...
'Şaban Dişli olayı'nda AKP liderliğinin zamanında gösteremediği ya da geciktirdiği duyarlık...
Soykırım duyarlığı...
AKP hükümetinin, soykırımla suçlanan Sudan Devlet Başkanı'nı Türkiye'ye davet konusundaki inadıyla sergilenen duyarsızlık...
Laiklik duyarlığı...
"Laiklik elden gidiyor mu?" sorusundan kaynaklanan korku ve tedirginliklerle ilgili olarak AKP'nin göstermesi gereken ve hâlâ gündeminde duran duyarlık...
Eleştiri duyarlığı...
Başbakan Erdoğan'ın kendini bir türlü tam olarak alıştıramadığı duyarlık...
Azınlık haklarına duyarlık...
AKP hükümetinin daha hâlâ yerli yerine oturtamadığı bir başka duyarlık alanı...
Bu liste uzatılabilir.
Ama gerekmiyor.
Burada özellikle belirtilmesi gereken bir nokta var. Bütün bu duyarlık alanlarının çerçevesi, bir yerde demokrasi ya da 'demokrasi kültürü'nü oluşturuyor.
Bir başka deyişle:
Eğer demokrasi diyorsanız, bu konuların tümünde özellikle siyasetçilerin, iktidar ya da muhalefet partilerinin duyarlık göstermesi önkoşul niteliği taşır.
Elbette demokrasi yalnız bunlardan ibaret değildir.
Demokrasilerde darbe yoktur.
Muhtıra yoktur.
Demokrasilerde ancak şiddete bulaşan partiler kapatılır; demokratik anayasa ve yasalar başka türlüsüne izin vermez.
Demokrasilerde siyasal iktidar, darbe ve muhtıralarla değil, mahkeme kararlarıyla değil, milletin oyuyla seçim sandığında değiştirilir.
Oyunun temel kuralı budur.
Hukukun üstünlüğü geçerli olduğu için, demokratik düzenlerde hiç kimsenin suç işleme ayrıcalığı yoktur. Devlet de, sivil-asker bürokrasi de hukukla bağlıdır demokrasilerde.
Bu açıdan, demokrasilerde rastlanmayan çarpıcı bir örnek Taraf gazetesinin manşet haberinde yer almıştı:
"Ergenekon'un JİTEM'ci subayları için on yıl önce açılan bir faili meçhul cinayet davasında, Genelkurmay'dan iki kez bilgi istendi. Bugün tutuklu olan Veli Küçük ve Arif Doğan dahil 17 kişinin hiçbiri hakkında bilgi verilmedi, işlem yapılmadı."
Ahmet Altan'ın yorumu da şöyleydi:
"Eğer on yıl önce, ordu '28 Şubat ordusu' gibi değil de gerçek bir ordu gibi davransaydı, kendisinden istenen bilgileri yargıya verseydi, kendisinin 'hukuktan üstün' olduğunu sanmasaydı, daha sonra öldürülen bir çok insan öldürülmezdi. Cinayetler engellenirdi." (Taraf, 23.08.08, s.11)
Evet, hukukun üstünlüğü...
Demokrasilerin temelinde yatan bu çağdaş değer ne yazık ki daha hâlâ yakalanabilmiş değil. Bu ülkedeki asker-sivil kimileri daha hala kendilerini hukuk-üstü görebiliyorlar.
Bu zinciri kırmak zorundayız.
Özgürlükler düzenini, insan hakları düzenini bizim ülkemizde de dört başı mamur bir şekilde kurmaktan başka çaremiz yok.
Ve bunun yolu, 'anayasa reformu'ndan geçiyor. 'Hukuk reformu'ndan geçiyor. 'Siyasal partiler reformu'ndan. 'Seçim sistemi reformu'ndan geçiyor. 'Yolsuzluklarla mücadele reformu'ndan geçiyor.
İleri demokrasi ancak böyle gerçekleşir.
Çağdaş uygarlık bu demektir.
AB yolu böylesi reformlardan geçer.
Ve sözüm, Başbakan Erdoğan'adır.
AKP'nin kurmaylarınadır.
Eğer Türkiye siyasetinin 'Eskiler Galerisi'nde, tozlu raflar arasında unutulmak istemiyorsanız, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hakları ve özgürlükler düzenini sakın pas geçmeyin.
Eğer bu konularda ipe un sererseniz, hiç kuşkunuz olmasın, siyaset meydanımızdan askersel ya da yargısal darbeler, muhtıralar, Susurluk ve Ergenekon'lar hiç eksik olmaz.
Ve bir uyarı:
Ve bütün bunlar, sisteme teslim de olsanız, sizin de başınızı yer!
Hiç unutmayın:
Yalnızca 'kendine demokrasi' demokrasi değildir.
İlerleme ve istikrarın önkoşuludur demokrasi ve hukuk devleti.
Geçmişte değil gelecekte yaşamak istiyorsanız, demokrasi halkasına asılmaktan başka çareniz yok.
Siyasette yeni dönem notları üç yarın.


Kaynak: Milliyet

 

Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?