banner39

13.10.2009, 16:07

Siz artık masaya yumruk vuramazsınız!

 

Kriz sonrası belirginleşecek yeni sermaye birikim süreci, Türkiye'de hâkim sermaye yapısının yenilenmesini ve/veya el değiştirmesini gerektirecek. Bu Türkiye'de çok önemli gelişmelere neden olabilecek bir tesbit. Ama mutlaka olması gereken ve olacak olan bir değişim de. Çünkü şu sıralar, Kürt sorunundan, Ermenistan ilişkilerine kadar "yoluna konmaya" çalışılan tüm sorunlar, bu konuda izlenen siyaseti takip edecek, bunu ekonomik yönden tahkim ederek arkasında duracak güçlü küresel bir ekonomik yapılanmayı gerektiriyor. Bu açıdan önümüzdeki günlerde, siyasetteki dönüşüm kadar, ekonomide el değiştirmelerle başlayacak dönüşüme de bakmak gerekecek.

Bu dönüşüm, Türkiye için, tarihsel bir çözülme aynı zamanda. Geleneksel sanayi ve finans guruplarının, medya güçleriyle birlikte, el değiştirmesi ve yeniden yapılanmasının çok güçlü siyasi sonuçları olacaktır. Çünkü bu değişim bize "yeni bir cumhuriyeti" verecektir.

Türkiye'de devletin, ekonominin bir unsuru değil, kendisi olmasıyla başlayan süreç, Oktay Yenal'ın çok iyi anlattığı gibi, rant devletçiliğini yaratmıştır.

Asker-sivil bürokrasiye dayanan rant devletçiliği süreci de özünde sermayenin Türkleştirilmesi projesidir.

Yenal, rant devletçiliğini üç ayağa oturtur. Denetleme, rant dağıtma ve enflasyoncu finans ayağı. Denetleme ve rant dağıtma ayakları Osmanlı'dan beri devam eden müesseselerdir. Yani devlet elitleri kendi çıkarları ve refahları doğrultusunda ilkönce kaynakları ve üretimi denetliyor-yönlendiriyor sonra da elde edilen artığı bir rant olarak paylaşıyor. Bu açıdan Osmanlı-Cumhuriyet bürokrasisi aslında devamlılık arz eder. 1950'ye kadar devlet, denetleme ve rant dağıtma ekonomisi ile ayakta durur. Bu iki ekonomiye 1950'den sonra yeni bir kardeş gelir: Enflasyoncu finans. Aslında enflasyon, başından beri bir gelir aktarım mekanizması olarak, Türk burjuvazisi yaratma aracı olarak kullanılmıştır.

Bu yapıya Demokrat Parti iktidarı enflasyon yolu ile kaynak aktarmıştır. Bu kesim 1960'lara doğru, aktarılan kaynaklarla ticaretten sanayie kaymış ve uluslararası sermaye ile bu çerçevede işbirliği yapmıştır.

27 Mayıs darbesi, Türkiye'de toprağa ve ticarete dayalı zenginlikten sanayie ve uluslararası ilişkilere dayalı zenginliğe geçişin adımıdır. Bu adım, şimdilerde gücünü korumaya çalışan ancak süreci okuyamadığı için güç durumda olan "geleneksel" sermaye guruplarını yaratmıştır. İşte 27 Mayıs'la başlayan darbeler süreci, aslında çarpık ve anti-demokratik bir siyasi yapı yanında, bu yapıdan beslenen ekonomiyi de ayakta tutmuştur.

Bu açıdan, Türkiye'de kapitalizmin gelişimi devlete dayanan bir Türkleştirilme ve sermaye temerküzü sürecini içerir.

Bu anlamda Yenal'ın enflasyoncu finansı, devletin elitlerinin ve yeşermeye çalışan yerli-burjuvazinin devlet eliyle finanse edilmesidir. Yine Yenal buna para devletçiliği der. Çünkü bütçenin yetmediği yerde banknot matbaası devreye giriyordu. Böylece fiyatlar aniden yükseliyor; o zamanlar ticaret ve stokçuluktan başka bir şey bilmeyen burjuvazi palazlanırken, devlet elitleri de şişen bütçeden, en az ticaret burjuvazisi kadar, pay alıyorlardı. Denge şöyleydi: Asker-sivil bürokrasi- feodal yapı- ticaret burjuvazisi. Bu "nispi denge" 1960'da biraz, 1970'de ise tamamen dağıldı. 1970'lerden itibaren TÜSİAD'da odaklanan sanayi ve finans burjuvazisi oligarşinin hâkim unsuru olarak hep masaya yumruğunu vurmuştur. Gazetelere ilanlar verilmiş hükümetler düşürülmüş, istekleri doğrultusunda yasalar çıkarılmış, IMF ile anlaşmalar istekleri doğrultusunda yapılmış ve uluslararası kaynaklar yine bu kesimin çıkarları doğrultusunda kullanılmıştır.

Şimdi konjonktür gereği güçlerini devretmek zorunda olan bu sermaye güçleri, duyuyoruz ki, kendi aralarında yaptıkları toplantılarda yine masaya yumruk vurmayı gündeme getiriyorlarmış. Bence çok geç; artık masaya yumruk vuramazlar vursalar bile masa sağlamsa olan ellerine olur.

Bugün Türkiye'de yaklaşık 8.000 KOBİ Türkiye'nin ihracatının üçte birini gerçekleştiriyor. Bu KOBİ'lerin yaklaşık 50 milyar dolarlık ihracat gerçekleşmesi var. Ama aynı zamanda bu KOBİ'ler küresel rekabet yapan, nitelikli ürün üreten ve marka yaratma potansiyeli olan işletmeler. Bu işletmeler, sağlanacak destek ve stratejik küresel ortaklıklarla şu anki ihracatlarını üçe katlayabilecek potansiyele sahipler. Bu Türkiye için çok önemli bir dinamizm ve çıkış noktası.

Çünkü sermayeyi ve tasarrufları birkaç ailenin elinde toplayan ve rant devletçiliğine dayanan yağmacı bir ekonomiden sermayeyi çoğaltan ve yayan, "rekabete açık dinamik bir kapitalizm" modeline geçiş, Türkiye'de bir çok sorunun çözümü için başlangıç olacaktır

Kaynak: Taraf

Yorumlar (0)
11
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?