banner39

banner35

Fethullah Erbaş, Hüsnü Mübarek'in ödünü patlatmıştı!

Fethullah Erbaş’ın rahmetli Erbakan'ın talimatıyla 1995 yılında Mısır'da yargılanan Müslümanların mahkemesindeki sözleri Hüsnü Mübarek'i telaşlandırmıştı

Söyleşi 26.02.2020, 09:08 26.02.2020, 11:19
Fethullah Erbaş, Hüsnü Mübarek'in ödünü patlatmıştı!

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Fethullah Erbaş, Refah Partisi devri ile ilgili enteresan, düşündürücü ve hikmetler içeren anılarını paylaştı. Erbaş'ın anıları arasında 25 Şubat 2020 (dün) ölen Mısır'ın eski lideri Hüsnü Mübarek de yer alıyor.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Mütevelli Heyeti üyesi olan Hamdi Arslan, Fethullah Erbaş'ın anısını anlatıyor: 

“Rahmetli Erbakan Hocam sadece Mısır’la değil, tüm İslam ülkeleri ve İslami mücadele veren tüm kardeşlerimizle ilgilenirdi. Yıl 1995 idi ve biz 1991’den sonra yeniden milletvekili olarak meclisteydik. Mısır’da zalim Hüsnü Mübarek ve adamları, yine bu günkü gibi Müslümanlara zulmediyor, haksız yere hapislerde çürütüyor ve idam ediyordu. O Müslümanların çoğunluğu İhvanı Müslimin üyesi veya sempatizanı idi. Malum onlar da Erbakan Hocamızı lider olarak kabul ediyorlardı. Yine böyle haksız olarak idamla yargılananlar varmış ki, bir gün Erbakan Hocam bizi emretmişti. Üç kişiydik çağrılan, ben, Mehmet Elkatmış ve Ahmet Dökülmez. Üçümüz de hukukçuyuz.

Dedi ki: Gideceksiniz Mısır’a, orada uçaktan indikten sonra basın toplantısı yapacaksınız, sonra şunu yapacaksınız, daha sonra da bunu yapacaksınız…

Bir sürü talimat verdi ve: "İhvan üyelerinin duruşması var, idamla yargılanıyorlar, onları kurtaracaksınız!" dedi.

Şaştım kaldım. Çünkü ben avukatlıktan anlamam, Arapça bilmem ve Mısır’ın hukuk fakültesinden diplomam da yok. Fakat Erbakan Hocama nasıl itiraz edebilirim? Ağzımdan sadece bir söz çıktı: "Peki Hocam, baş üstüne!" dedim.

Ertesi sabah Mısır’a tarifeli uçağa binmek için üçümüz hareket etmek üzereyken, Van Milletvekili Kamuran İnan’a rast geldik. Nereye gittiğimizi sordu. Söyleyince de hemen bize nasihate başladı:

Ya Fethullah, basın toplantısı falan yapmaya kalkmayın, sizi hemen sınırdışı yaparlar. Sen hiç Mısır’ı tanımıyorsun, orası senin bildiğin öyle demokratik bir ülke değil. Sonra orada gazete mazete de yoktur. Zaten bir gazeteleri var, o da yarı resmi El-Ahram gazetesi. Sen o gazeteye nasıl beyanat vereceksin?? dedi.

Dedim ki: Abi Hocam öyle emretmişse, ben yaparım!..

Yüzüme bakarak, manalı manalı güldü, gitti. Havaalanına gittik, tarifeli uçağa yetişeceğiz sözde. Hocam’ın Özel Kalem Müdürü Mehmet Karaman Bey bizi bekliyormuş.

Dedi ki: Böyle buyurun, Hocam size özel uçak tuttu.

Baktık ki küçük bir uçak. Bir pilot, üç de biz, dört kişi uçağa bindik ve Mısır’a gittik. Ama Kamuran İnan’ın dedikleri aklımdan çıkmıyor. "Bunlar bizi hemen sınır dışı edecekler" diye endişesi içindeyiz. Girer girmez hemen pasaportumu uzattım, ben öndeyim, “Buyurun” dedim. Aldı baktı adam, “geçin” dedi. Mühürledi geçtik. Allah’ın yardımı ile önümüz açıldı. Çünkü bizi Hocam göndermiş. Hemen geçtik salona, baktık ki, merhum Hasan el-Benna’nın oğlu Seyfülislam el-Benna, o zaman Mısır Baro başkanı. Yanında da üç dört tane genç var, onlar Türkçe konuşuyorlar. Mısır’da El-Ezher Üniversitesini bitirmişler. Bizi karşıladılar, ama korkuyorlar ve bizi havaalanından alıp hemen götürmek istiyorlar.

Ben: Hayır olmaz, Hocam’ın emri var, biz basın toplantısı yapacağız! dedim.

Dediler ki: Kardeşim, burada basın masın olmaz. Burasını Türkiye mi sandınız? Bir tane yarı resmi El-Ahram gazetesi var. Onu da nerde ve nasıl buluruz?...

Dedim ki: Hocam’ın emrini yerine getirmemiz gerek, basın yoksa, ben o zaman duvarlara konuşurum. Ben oturdum duvarlara bağırmaya başladım: Geldik buraya, Erbakan Hocam bizi gönderdi, haksızlığı gidereceğiz! Falan filan!....Türkçe diyorum tabi, ama kim anlayacak? Böylece Hocam’ın emrini zahiren de olsa yerine getirmiş olduk.

Bizi Kahire Oteli’ne götürdüler. Ertesi gün sabahleyin duruşmaya gitmek için bizi otelden aldılar. Girdik baktık ki, götürdükleri yer büyük bir yer, 100’ün üzerinde avukat var. İçeriye de alınmamışlar… Biraz bekledik. Sanıklar yok. Biraz sonra baktım sanıklar geldi. Sanıkları böyle aslan kafeslerinin içerisine koymuşlar her birisini, getirdiler arabalarla, indirdiler, oraya rayların üzerinden itelediler gitti, yani mahkeme salonuna rayların üzerinde girdiler. O arada bizi de aldılar içeriye. Bizi karşılayan gençlerden birini yanıma aldım, gittim sanıkların yanına.

Dedim ki: Onlara söyle ki, bizi Erbakan Hoca, onları savunmak için Türkiye’den avukat olarak gönderdi. O da tercüme etti onlara. Tahminen 13-15 kişi, hepsi öyle ağlamaya başladılar ki… Kafesin içerisinde. Öyle kafes ki, kafesin dışında da bir kafes var. İki kafes arasında bir insan kolunun yetişemeyeceği kadar da aralık var. Onlar başladılar ağlamaya, ben de ağlıyorum. Bir şeyler konuşup ağlaşıyorlar. Kendi kendime dedim ki: "Niye ağlıyorsun Fethullah? Bunların neden ağladığını sen bilmiyorsun ki!.. " Arkadaşıma neden ağladıklarını sordum. Aldığım cevap bende duygu seline sebep oldu.

Diyorlarmış ki: "Madem ki bizim liderimizin bizden haberi olmuş, bize avukat göndermiş, artık bizi bu zalimler assalar da, bundan sonra hiç gam yemeyiz!..." Öyle dediklerini öğrenince, aman Allah’ım biz de koyuverdik, ağlayan ağlayana!..Neyse sonra mahkeme başladı, biz evraklarımızı sunduk, dedik ki:

Biz geldik avukat olarak, savunma yapacağız. Mahkeme toplandı hemen, evrakları inceleyip bir karar verdiler

Dediler ki: Siz Mısır kanunlarına göre vatandaş değilsiniz ve Mısır üniversitelerinden hukuk diplomanız yok, avukatlık barosuna da kayıtlı değilsiniz, onun için isteğinizi reddediyoruz ! O anda Erbakan Hocam aklıma geldi ve kafamda şimşekler çaktı. Çünkü cebimde Uluslararası Af Teşkilatı’nın bir kartı vardı. O küçük kartı çıkardım ve: “Ben Uluslararası Af Teşkilatı’nın üyesiyim, mahkemeye gözlemci olarak katılmayı talep ediyorum!” dedim.

Karta baktılar ve: "Tamam, sizi gözlemci olarak kabul ediyoruz!” dediler. Gözlemci olarak girdik, sanıkların eylemlerine dair çekilmiş filmler gösterdiler. Avukatlar savunma yapıyor, hem de uzun uzun. Ama ben Arapça bilmediğimden hiçbir şey anlamıyorum. Ancak hakimlerin bu savunmaları hiç dinlemediklerinin farkına vardım. Sonra “Duruşma bitti” diyerek kalkıp gittiler. Hakimlerden bir tanesi henüz çıkmamıştı, koştum gittim kapıyı tam kapatacakken, kapının arasına ayağımı koydum:

Memnu, memnu! (yani yasak) dedi.

Ben de Türkçe bağırmışım: Ne memnusu?

Bizim arkadaşlar koşarak geldiler. Dedim ki:

“Bu adama söyleyin, böyle mahkeme olmaz…Bu ne böyle? Oraya bir levha bile asmamışlar. "Buraya giren sanıklar idamla yargılanır" diye. Böyle şey mi olur? Bundan sonra Uluslararası Af Teşkilatı’nın bütün birimlerini ayağa kaldıracağım. Sonraki duruşmalara da en az 20 tane daha Af Teşkilatından adam getireceğim. Mısır adaleti buysa, bütün dünyada sizi fâş edeceğim…”

Ben bağırıp çağırmaya başladım. Tutuklanma, kovulma hiç aklıma bile gelmiyor. Çünkü öyle hissediyorum ki, arkamda Erbakan Hocamızın maneviyatını var. Hakimlerin hepsi geri geldiler. Ben kapının bu tarafında, ama ayağım arada, onlar da o tarafta, ben söylüyorum, onlar da dinliyorlar. O arkadaşım da tercüme ediyor.

Dediler ki: Siz şimdi gidin, yarın öğle vakti gelin!

Ben de, “Tamam yarın öğle vakti geleceğiz” diyerek oradan ayrıldık.

Sanıklar şundan suçlanıyormuş: Amel (İşçi) Partisi diye bir parti varmış. Bunlar o partiden aday olmuşlar. Bunun için sivil mahkemeye vermişler, o mahkeme bunlar hakkında beraat kararı vermiş. Hüsnü Mübarek de, bu olayı kendisi için tehlikeli görmüş olmalı ki, bunların askeri mahkemede idamla yargılanmalarını istemiş. Yani burası bir askeri mahkeme imiş. Ertesi günü gittik, masaya oturduk. Ben dedim ki:

"Bakın, bu adamlara isnat edilen suç askeri bir suç değil ki. Siz hukukçusunuz, askeri olmayan suçtan askeri mahkeme yargılama yapabilir mi? Bu nasıl bir iş, bu nasıl bir mahkeme?"

Hakimler dinlediler ve dediler ki: Siz haklısınız böyle, böyle oldu, araya Devlet Başkanı girdi. Ne yapalım ki, burası Mısır!

Ben de sesimi yükselttim: “Ben de elimden geleni yapıp dünyaya bu olayı duyuracağım!” diye bağırdım. Görüşme bu şekilde bitti. Bu olayı Hüsnü Mübarek’e gidip anlatmışlar.

Demişler ki: Bu iş uluslararası boyuta taşındı. Bundan sonra Mısır’ın bütün kararları dünyaya açılır. Müsaade ederseniz, biz bunlarla anlaşalım, bu işi kapatalım.

Hüsnü Mübarek telaşlanmış: "Ne yaparsanız yapın ama, uluslararası birşey olmasın!" demiş.

Hakimlerle tekrar konuştuk, dedim ki: “Bakın, ben size bunları beraet ettirin demiyorum. Zaten üç senedir hapis yatıyorlarmış. Bu adamlara siz üçer sene ceza verin, sonra tahliye edin. Buna mukabil, bunlar da bir daha siyasi bir faaliyet yapmasınlar.”

Bu önerimizi kabul ettiler. Önümüzdeki duruşmada tahliye kararı vereceklerine dair söz verdiler. Aksi takdirde, Uluslararası Af Teşkilatı’nın üyelerini buraya yığacağımıza dair kuru sıkı tehditler savurdum...Biz Türkiye’ye döndük. Doğruca Erbakan Hocam’a gittik. Olanları anlattık: “Allah sizden razı olsun, ama takip edin, netice alıncaya kadar ilginizi kesmeyin!” dedi.

Olayı takip ettik ve sonraki celsede, söz verdikleri gibi tahliye ettiklerini öğrendik. Hocamıza bu raporu da verdik. Çok sevindi ve dualar etti. O yargılanan kardeşlerimiz yıllar sonra, yani 2011 yılında Hocamızın vefatında gelmişler. Yani o mahkum olanlar ve yönetim kadrosu. Saadet Partisi olarak onlara bir yemek verilmiş. Yemekte bu olayı anlatmışlar ve: Rahmetli liderimiz Erbakan Hocamız, bizi gönderdiği avukatlarla hapisten kurtarmıştı… demişler. “İşte o avukatlardan birisi burada.” diye beni de çağırdılar. Ben yanlarına vardım, baktılar, baktılar ve: “O sen değilsin.. Onun sakalları simsiyahtı, gözleri böyle çakmak çakmaktı, sen nere, o nere?.. dediler.

Ben de baktım, baktım ve dedim ki: “Vallahi, ben de sizi tanımadım, yani doğrudur o zaman bir sefer bakmışım, sonra mahkum elbiseleri içerisinde, simaları hatırlayamıyorum, herhalde sizler onlar değilsiniz.” Gülüştük. Sonra sarıldılar ağladılar, ağlaştık.

Dediler ki: Ama sen bizim için ne kadar ağlamıştın o gün. “Siz de beni öyle görseydiniz mutlaka ağlardınız!” diye cevap verdim. Oturduk yemek yedik. Hocamızı yad ettik, dua ettik.

Hamdi Arslan Kimdir?

1956 yılında Çankırı’da dünyaya gelen Hamdi Arslan, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Mekke’ye gitti ve burada Ummu’l-Kurâ Üniversitesi Arap Dili Enstitüsü’nde Arap dili eğitimi aldı. Daha sonra Şeriat Fakültesi Tefsir-Hadis Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Bu arada kendisinden daha sonra icazet alacağı Hindistanlı âlim Ebu’l-Hasen Ali el-Hasenî en-Nedvi ile tanıştı. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği görevinde bulunan Hamdi Arslan, halen Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Mütevelli Heyeti üyesi olan Hamdi Arslan, Dünya Sünni Âlimler Birliği’nin de kurucusu ve yönetim kurulu üyesidir. Vehbe Zuhayli’nin İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Kur’an-ı Kerim tefsiri, İmam Serahsi’nin El-Mebsut’u gibi birçok eserin tercüme heyetlerinde bulunan Arslan, ilmi ve siyasi pek çok uluslararası toplantıya katıldı, simultane tercüme faaliyetlerinde bulundu. Halen yurt içi ve yurt dışında çeşitli gençlik yapılanmalarının eğitim çalışmalarına katılmakt

Fethullah Erbaş Kimdir ?

28 Nisan 1947 tarihinde Van’ın Erek Mahallesinde doğdu. ilk orta ve lise eğitimini Van’da, lisans eğitimini de 1971 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Ardından Van Adliyesi’nde avukatlık stajını tamamladı.

İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okuduğu 1967 senesinde Mediko Sosyal Spor Kulübünde Judo’ya başladı. 1969 yılında Taekwondo’ya başladı ve 1972 yılında Van'da Taekwondo çalıştırıcısı olarak çalışmaya başladı. Daha sonra Judo çalıştırıcısı olarak da görev yapmaya başladı.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Sivas Bölge Müdürlüğü’nde avukatlık görevini yerine getirmeye başladı. 1975 yılında Tatvan Noterliğine atandı. 1980'de Van İkinci Noterliğine atandı.

1969'da Milli Nizam Partisi’nin Beşiktaş gençlik teşkilatında siyasete atıldı, 1972'de Van MSP gençlik Teşkilat başkanlığı görevini yaptı. 1979'daki seçimlerde Van Belediye Başkanlığına aday gösterildi. 1987’de Refah Partisi’nden Milletvekili adayı oldu. 1989'da yapılan seçimlerde Refah Partisin’den Van Belediye Başkanı seçildi. 1991’ de Refah Partisin’den Milletvekili seçildi. 1998'de Refah Partisi’nin kapatılması ile Fazilet Partisi'ne girdi. 1999 seçimlerinde de FP’ den Van Milletvekili oldu. FP’ nin de 2001 yılında kapatılması ile Saadet Partisi’nin kurucular kurulunda yer aldı. Halen Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi olarak görev yapıyor.

Fethullah Erbaş, 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Saadet Partisi'nden Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?