banner39

09.04.2008, 08:52

Strasbourg'ta bir başlangıç


 
 
Geçtiğimiz hafta sonu Fransa'nın Strasbourg kentinde bir konferans yapıldı. Konferans, Türk kökenli Fransız vatandaşı öğrencilerle Fransa'da okuyan Türkler tarafından düzenlendi. Konusu, birlikte bir gelecek arayışı olan konferans için Strasbourg'un seçilmiş olması anlamlıydı. Savaşların nedeni olduğu gibi, barışın da simgesi olmuş Alsace'ın merkezi olan bu kent, aynı zamanda Avrupa başkentlerinden biri. Fransa'ya ait topraklar ama Fransa bütününden farklı, Almanya toprakları dışında ama idari-hukuksal yapıları Almanya'ya yakın. Fransa'nın dört bir yanından gelen dört yüzden fazla öğrenci, ilk kez düzenlenen bu faaliyete katılmanın heyecanı içindeydi. Aynı ülkede yaşayan, birbirinin farkında olan ancak açık bağlar kurmayan bu gençler, ilk kez bir araya geldiler. Farklı siyasal eğilimler, farklı gelir düzeyleri, farklı yaşam biçimleri buluşup, nasıl bir geleceğin kendilerini beklediğini anlamaya çalıştılar.

Konferansın ilk kısmı, Türkiye-AB ilişkileri çerçevesindeki tartışmalarla geçti. Genel olarak öğrenciler, parçalanmış yaşamlarının sorunlarına çare olarak Türkiye'nin AB üyeliğini görüyorlar. Fransa'da Türk, Türkiye'de 'Almancı' olmaktan yorulmuş olan gençler, üyeliğin biz-öteki sorununa çare olacağına inanıyorlar. İnanmadıkları, bunun olabileceği. Üstelik hayret verici biçimde Türkiye'de yaşayan üniversite öğrencileri ile aynı tür kuşkulu soruları dile getiriyorlar. Bir yanıyla, gençlerin çoktan küreselleştiğinin göstergesi sayılabilir. Ancak, öte yandan Fransa'nın Türkiye'ye karşı olumsuz yaklaşımının yarattığı tahribatın da boyutları ortaya çıkıyor. AB'nin Türkiye'den ne istediği, ne dayattığı, Türkiye'nin başka seçeneği olup olmadığı ve Türkiye'nin kendi başına gelişip gelişemeyeceği soruluyor. Tıpkı, Türkiye'deki sorular gibi. AB sürecindeki tüm dönüşümlerin aslında Türk vatandaşlarına yararı olacak bir dönüşüm olabileceğini, orada da anlatmak zorunda kaldık.

Bu bakış, hem Fransa'nın olumsuz yaklaşımı hem de Türkiye'nin kendini ve Türk kökenli Fransızları dışlayıcı tutumlarından kaynaklanabilir. İşte öğrenciler, tam da bunu kırmak için bir araya geldiler.

Arayışlarının bir kısmı, Fransa'daki Türk ve Türk kökenlilerin birbirleri için neler yapabileceklerine ilişkin. İkinci kısmı ise, Türkiye ve Türkiye-AB ilişkileri için yapılabilecekler üzerine. Gençler gerçekçi. Köken ülkeyle olan bağları sadece aile ilişkilerinde aramak istemiyorlar. Onlar, Türkiye'deki bilim ve iş çevreleriyle bağlar kurmak istiyorlar. Gençler gerçekçi. Onlar, birer küçük diplomata dönüşmek ve Türkiye'nin ne kadar mükemmel bir ülke olduğunu anlatan propaganda biçimlerine alet olmak istemiyorlar. Onlar, toplumsal ön yargıları kırmanın, nitelikli insan gücü yetiştirmenin ve bunun Fransızlarla birlikte yapılmasının yollarını arıyorlar. Gençler gerçekçi. Onlar, sadece yerel seçimlerde sırtları sıvanacak gruplar olarak görülmeyi; etnik ya da dini gruplara hapsedilerek bütünden daha fazla kopmalarına yol açan faaliyetleri istemiyorlar.

Fransa'daki üniversite öğrencileri, bu ilk girişimlerinin devamı gelsin istiyorlar. Herkesin aynı hevesle katılması, faaliyetlerde yer alması beklenemez, onlar da beklemiyorlar. Aslında henüz bu girişimin önemi hakkında bir şuur da oluşmuş değil. Aradan zaman geçince yaptıkları işin önemini anlayacakları düşünülebilir. Kavgalar edecekler, görüş ayrılığına düşecekler ama başarırlarsa hem 'oralı' hem 'buralı' olmanın zenginliğine kavuşacak; AB'li olmanın da tam bu anlama geldiğini öğrenip öğretecekler. Bir de destek bulabilseler...
 
 
Kaynak: Star

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?