banner39

01.06.2015, 18:16

Suriye Krizi ve Mısır'ın Politikası

Diğer bütün Arap devletlerinin aksine Mısır, Suriye kriziyle ilgili net bir siyaset izlememeyi tercih etti. Ülkedeki iç karışıklılar ve son dört yıl içinde sürekli değişen iktidar nedeniyle, Suriye krizi için farklı siyasi pozisyonlar almasına yol açtı. Böylelikle 25 Ocak devriminden bu güne Mısırda Suriye için üç farklı siyasi tavır ortaya çıktı.

Askeri meclis

Suriye’de devrim kıvılcımı fiilen 18 mart 2001 de ateşlendiğinde, Mısır kendi büyük devriminin ilk aŞamasının sonuna gelmek üzereydi. Hüsnü Mübarekin 11 şubat 2011 de Mısır devlet başkanlığını bırakmasıyla sona eren ilk aŞamada, yönetim doğrudan askerin kontrolüne geçmiş ve mareşal Muhammed Hüseyin Tantavi seçimlere kadar geçici olarak ülkenin liderliğini üstlenmişti. Bu dönemde Kahire bölgedeki gelişmelere yeterince önem vermemiş, Suriyedeki durumla ilgili olarak halkın taleplerinin yerine getirilmesi, krizin siyasi olarak çözülmesi ve herhangi bir yabancı askeri müdahalenin kabul edilmemesi gibi genel ve yüzeysel açıklamalarda bulunmakla yetinmişti. Ek olarak da Arap liginin ağustos 2011 de Suriye rejimini reform yapma ve katliamları durdurma çağrısını destekleme dışında dişe dokunur bir adım atmamıştı.  

Eylül 2011 de Kahire, Arap dünyasının Suriye için başlattıkları girişimlerine katılarak, Arap liginin, rejimin ordusunun şehirlerden çekilmesi ve muhaliflerle görüşülmesi gerektiği şeklindeki çağrılara destek verdiğini bildirdi. 12 Kasımda Suriyenin Arap ligindeki üyeliğinin askıya alınması ve elçilerin Şamdan çekilmesi kararı alındı. Mısırın pozisyonu önce itiraz şeklinde oldu ancak dört gün sonra Suriyeye gözlemci gönderilmesi kararını kabul etti. Kahire, Ocak 2012 de Arap liginin bir diğer girişimi Suriyede Ulusal Birlik Hükümeti kurulması ve Beşşar Esadın tüm yetkilerini Faruk Şara’ya bırakması çağrısını da desteklese de hem iç problemlerinin dışişleri bakanlığının performansı üzerinde etki etmesi hem de Suriye ile ilgili kararların Riyad ve Doha arasında sıkışıp kalması nedeniyle alınan kararların hiç birinde öncü rol oynamayı başaramadı.  

Müslüman kardeşler ve Mursi

Askeri meclis Suriyede yaşanan krizde aktif rol oynamadı ancak Mısırda 28 kasım 2011 de Müslüman kardeşlerin halk ve şura meclisinde yer almasıyla başlayan ikinci aşamada dengeler değişmeye başladı. Müslüman kardeşler yönetimi, askeri meclisin Suriye krizi ile ilgili olarak sorunun siyasi yolla çözülmesini içeren bildiriye saygı göstermekle birlikte, sorumluluğu Esada yükleyerek ülkede barışçıl şekilde başlayan gösterilerin kanlı bir iç savaşa dönüşmesinin sebebinin Esad rejimi olduğunu ifade etmeye başladı. Böylece Kahirenin siyasi tavrı, Suriyede halkın taleplerinin yerine getirilmesi, Esadın gitmesi ve demokrasinin tesis edilmesi şeklinde değişmeye başladı. Söylemleri uygulamalar takip etmeye başladı ve şubat 2012 de Mısır halk meclisi Suriye ile ilişkilerini dondurdu. Arap ilişkileri konseyi ise Suriyeli muhaliflerle görüşmeye başladığını duyurdu.

Kahire bununla da yetinmedi ve daha önemli bir adım atarak 19 şubatta Şamdaki elçisini çağırdı. Dışişleri sözcüsü bu kararı Mısır halkının talepleri doğrultusunda aldıklarını ifade ederek Suriye rejimi ile yapılan diyalogların sonuçsuz kaldığını vurguladı. Mart ayının başlarında ise halk meclisi başkanı Said Ketatni Kuveytte düzenlenen Arap parlamenterler birliği konferansında yaptığı açıklamada Suriye devrim temsilcileri ile koordineli bir şekilde görüştüklerini ve altı noktada birleştiklerini ifade ederek Mısır diplomasisinin Suriye krizindeki yerini gösterdi:

•    Öncelikle ülkedeki şiddet hemen durdurulmalı.
•    Krizin çözümü için gerekenler belirlenmeli.
•    Ciddi siyasi diyaloglar için girişimlerde bulunulmalı.
•    Suriye halkına destek verilmeli.
•    Tüm muhalifleri tek çatı altında birleştirmeli.
•    Suriyeli mülteciler himaye edilmeli.

İhvanın Suriye rejiminden uzakta attığı her adım, onu muhaliflere biraz daha yaklaştırıyordu. İstanbul ve Tunusta yapılan “Suriyenin Dostları” toplantılarına katılması, devrimcilerin birleştirilmesi çağrısında bulunması bu adımlardan bazılarıydı. 23 mart 2012 de Muhammed Mursinin ülkenin yeni lideri olarak seçilmesiyle de başkanlık, siyasi rejim kanunlarının tamamlanmasıyla birlikte dış politikanın belirlendiği makam olarak yerini aldı. Mursi dönemiyle birlikte Suriye krizine daha farklı bir tavır alan Mısır siyaseti ilk aşamada belirgin dalgalanmalara uğradı:

Mursi, Esad rejimini açık bir şekilde diktatörlükle suçlayarak ve Esadın düşürülmesinin siyasi bir gereklilik olmaktan da öte ahlaki bir vecibe olduğunu ifade ederek siyasi söyleminde bir sıçrama kaydetti. Buna karşılık Mısır- İran ilişkileri ciddi bir ilerleme kaydetti ve şubat 2013 de dönemin lideri Ahmedinejad Mısırı Suriye krizinin çözümünde önemli bir aktör olarak gördüğünü, Mısırın dörtlü grubun içinde bulunması gerektiğini söyleyerek Kahireye bir ziyaret gerçekleştirdi.  

Mursinin takip ettiği bu politik tarz, yalnızca Mısır siyasi çevrelerinde değil Suriye rejiminde ve muhalefetinde de yankı buldu. Şam yönetimi bir yandan Mısır- İran yakınlaşmasına karşı tepkisiz kalırken, diğer yandan ihvanın Rusya ve İrana karşı sert eleştirilerde bulunan muhalefetle olan ilişkisine karşı saldırgan bir tavır sergilemeye başladı. Bununla birlikte ihvanın bu diplomasisi uzun ömürlü olmadı ve 15 haziran 2013 de Mursi Şamla tüm diplomatik ilişkilerini kestiklerini, Şamdaki elçiliğini kapattıklarını, güvenlik konseyinden Suriyede uçuş yasağını uygulamaları çağrısında bulunduklarını bildirdi. Bu aynı zamanda Mısırın Suud- Katar- Türkiye üçlüsünün safına katıldığının da açık bir işaretiydi.

Müslüman Kardeşler dönemi her yönüyle Suriye devrimine tam desteğin sağlandığı bir dönemdi. Kahire sadece muhalifler için güvenli bir sığınak değil, Suriyeden kaçanlar için de gerekli kolaylıların rahatça sağlandığı, Suriyelilerin ve Mısırlıların birbirlerine yaklaştıkları bir liman olmuştu.

Sisi dönemi

Savunma bakanı Abdülfettah Sisinin 3 temmuz 2013 da ihvana karşı yaptığı darbe ile Mısırın Suriyeye olan desteği de son bulmuş oldu. Bundan sonra rejim, Mısırın ulusal çıkarları adı altında ve ihvana olan düşmanlığı nedeniyle Esadı dolaylı olarak desteklemeye başladı. Ancak Sisi, Esada olan desteğini çeşitli sebeplerden dolayı açık bir şekilde gösteremedi. Birincisi, Suriye krizinin çözümünde öncelikli sorumluluğu üstlenmişti. Şimdi tutum değiştirmesi hem bölgesel hem de küresel açıdan sıra dışı olacaktı. İkincisi, Mısır ciddi bir finansal desteğe ihtiyaç duyuyordu. İhtiyacı olan para ise Suudi Arabistan ve BAE de vardı. Dolayısıyla kendisine mali yardımda bulunacak devletlerin tepkisini çekmemesi gerekiyordu. Bu yüzden Sisi zıt bir taktik izleyerek içinde Müslüman kardeşlerin de olduğu Suriyeli muhalifleri çevrelerken, kendi ülkesini henüz terk etmemiş ihvan üyelerine de baskı politikası uygulamaya başladı.   

Mısırın Suriye ulusal koalisyonuna karşı takındığı tavır ise, koalisyonu Kahiredeki toplantılara ve Arap liginin çalışmalarına davet etmeyeceğini bildirmesiyle belirgin bir netlik kazandı. Sisi, ılımlı muhaliflerin desteklenmesi gerektiğini belirterek ulusal koalisyona karşı ulusal koordinasyon heyetini kuvvetlendirmeyi planlamıştı. Radikal muhaliflerin kuşatılmasıyla da Suriye rejimi ile bir ilerleme kaydedildi ve 17 aralıkta Lazkiyedeki deniz akademisinin başkanı İmad el Esed liderliğindeki resmi heyet Kahirede karşılandı. Her ne kadar Mısır basını tarafından rutin bir ziyaret olarak değerlendirilse de bu karşılama Sisi politikasını ortaya koymaya yetmişti.

Sisinin bir diğer taktiği ise genelde Arap dünyasının özelde ise Suriyede yaşananları ihvan ve terör kavramlarıyla daraltması oldu. Suriyedeki terörle mücadele edilerek siyasi bir çözüme çağıran Sisi, tam da rejime ve hem İranlı hem de Rus dostlarının beklentilerine cevap vermiş oldu. 20 ocakta “ittihadı imaratiyye” gazetesine verdiği röportajda Sisi, Esadın diyalog sürecinin bir parçası olduğunu vurguladı. Bu son atılımla da Esadı problemin kaynağı olarak gören körfezli dostlarının değil de Esadlı çözüm isteyen Rusyanın yanında olduğunu göstermiş oldu. Böylelikle Mısırla özel ilişkiler olan Ankara- Doha- Riyad ittifakına karşı olarak, Kahireden başlayan, Bağdat ve Tahrandan geçerek moskovaya uzanan ortaklık da gün yüzüne çıkmış oldu. Suriyenin kuzeyinde Arap- Türk ortak kara birliklerinin oluşturulması fikri ise Ankara ve Kahire arasındaki ihtilafı belirginleştiren nedenlerden biri oldu. Ankara, ortaklığını, operasyonların rejimin hakim olduğu bölgelerin tümünde yapılması şartına bağlarken, Kahire tam tersine operasyonların Esadın olmadığı bölgelerle kısıtlanmasını talep etti.  

Tüm bunların yanı sıra Mısırın Suriye krizindeki tutumu yalnızca siyasi ve askeri pozisyonla belirlenmedi. Sisi, Suriyeli mültecilerin ülkesine girişini yasaklayarak ve Mısırda yaşayan Suriyelilerin hareket alanlarını kısıtlayarak sosyal bir krize yol açtı. Pek çok Suriyeli ailesiyle görüşme imkanından mahrum olurken, Mısıra iltica etme hakkını da kaybetmiş oldular.  

Kaynak: Hüseyin Abdülaziz / El Cezire
Dünya Bülteni için çeviren: Tuba Yıldız

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?