banner39

01.03.2012, 12:14

Suriye'deki askeri krizi diplomasi savuşturabilir

İki hafta kadar önce Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüştüm; güçlü “Suriye’nin Dostları” toplantısının Libya’nın Dostlarına kıyasla mevcut krize bir çare bulmaktaki etkinliği hakkında konuştuk. Davutoğlu, Libya’nın Dostlarının Kaddafi’ye karşı NATO müdahalesi başladıktan sonra kurulduğuna işaret etti. Davutoğlu Suriye’ye de benzer bir müdahalenin olacağını mı ima ediyordu? Cevap vermemeyi tercih etti.

Gerçek şu ki ortada bir fikirbirliği yok çünkü Suriye hakkında ne yapmak gerektiğini hiç kimse bilmiyor bilhassa da Libya’ya yapılan NATO müdahalesinin sonucuna bakınca. Eldeki şıklar öncekilere benziyor; aradaki fark, Hillary Clinton’ın Tunus toplantısının ardından ortaya koyduğu üzere bugünlerde muhtemel neticeler hakkında daha keskin görüşlüyüz. Her bir şıkka eşlik eden askeri, siyasi, iktisâdi, diplomatik toplam risk, zaman ilerledikçe daha da belirginleşiyor ve harekete geçme azmini tırpanlıyor.

Uluslararası câmia, Katar ve S.Arabistan’ın önerdiği gibi muhalifleri silahlandırmalı mı? Buradaki sorun, bırakın silahlandırmayı, görüşme yapılacak teşhis edilebilir birleşik tek bir muhalefetin olmayışıdır. Kaddafi’ye karşı meşru muhalefet olarak Libya Ulusal Konseyinin üstüne çullanılması devrim sonrasında istikrarlı bir hükümet kurulmasıyla sonuçlanmadı ve Suriye Ulusal Konseyi kilit meselelerle ilgili olarak hâlihazırda ayrılık içinde.

Hür Suriye Ordusu’ndan ayrı olarak çeşitli milis gruplar var. Birini mi yoksa hepsini mi silahlandırmalı? Kaddafi sonrası Libya, güç yarışına girmiş ağır silahlı milis güçler elinde karışıklık içinde. Ayrıca, Suriye Ulusal Konseyi’nden sadece küçük ve yeni bir grup direnişin silahlandırılmasını istiyor ki geri kalanları böyle bir hamleyi onaylamayacak gibi duruyor.

Muhalefetin silahlandırılması, topyekûn iç savaşa dönüşme riski barındıran bir mezhep çatışması ihtimalini artırmaktadır. Suriye, Dürzüler, Kürtler, Hıristiyanlar, Nusayriler ve Arap Sünnilerden oluşan kıvılcım saçmaya hazır bir demografik yapıdır. Ancak İran’ı sevimsiz bulacak Sünni çoğunluktan yeni bir liderlik, Körfez ülkeleri ve Batı için Tahran’da, Bağdat’ta ve Lübnan’da (Hizbullah) dostları bulunan Nusayri (Şia) rejiminden daha faydalı olacaktır.

Katar’ın Esad rejiminin günlük kıyımlardan tiksinti duyarak hareket ettiğine şüphe etmiyorum ancak emirlik, Suriye üzerinden Avrupa’ya uzanacak bir doğalgaz boru hattı inşasına Suriye’nin Moskova’nın talimatları doğrultusunda hareket edip izin vermediğini de unutmuş değil.

Diplomasinin başarısız oluşu Suriye krizini iyice dibe vurdurdu. Uluslararası baskı ve Amerika’nın Irak’a askeri müdahalesi karşısında Esad’ın Suriye askerlerini Lübnan’dan çekmesi üzerinden sadece 7 yıl geçti. Aradan geçen zaman içerisinde Rusya ve Çin ağırlıklı oyuncular olarak dünya sahnesine çıktı; İran ise bölgesel hegemon olarak yerini pekiştirdi. Bu değişimler diplomatik süreçlerde hesaba katılmadı; mesela Arap Birliği, Esad rejimini kınayan BM karar tasarısı için Rusya ve Çin’in kapısını çalmamakla büyük bir hata yaptı. Rusya ve Çin, karar tasarısını veto ettiklerinde geçici ve kıymetli bir fırsat penceresi kapanmış oldu.

Rusya, Çin ve İran hepsi de Esad’ı göndermeye bakan bir çözüme karşı çıkıyorlar. Uluslararası câmia, çıkarlara dayalı yeni bir soğuk savaş paradigmasını tahkim etmek yerine fikirbirliği oluşturmalıdır; Hillary Clinton, Ruslar ve Çinliler “Esad silahlarını satın aldığı ve onlara petrol sattığı için” için onu desteklediklerini söylerken dilinin altında bu vardı.

Suriye’deki mevcut tıkanıklık siyasi süreçle aşılabilinir. Kurşun yağmuru altında ve uluslararası gözetim olmaksızın yapılan referandum tam bir rezaletti fakat Suriye halkı özgürlük açlığını göstermiş durumdadır. Uluslararası câmia, gerçek anayasal değişim için BM aracılığıyla mühlet belirleyebilir ve bu süreç, son çare olarak askeri müdahale tehdidini de içeren bir diplomasiyle güçlendirilebilinir.

Esad’ın insanlığa karşı işlediği suçların cezasız kalması çirkindir ancak Rusya, Çin ve İran dâhil uluslararası câmianın tüm üyelerinin mutabık kalacağı itibarı kurtaran bir çıkış stratejisi, Esad’ı göndermenin ve Suriye’yi reform ve demokrasi yoluna koymanın tek çaresi de olabilir. Humus’ta hergün kıyılan canlar – Kaddafi’nin Bingazi’ye yaptığı ürkütücü saldırı tehdidi gibi –  askeri müdahale çağrılarının artmasına yol açmıştı ki son derece anlaşılır bir şeydi.

Fakat Suriye, Libya değil: Esad’a ülke içerisinde hala destek var ve askeri müdahale – uçuşa yasak bölge kurulmasından insani yardım koridorlarının korunmasına kadar – savaş ilanı olarak algılanabilinir ve olaylar hızla bölgesel nitelik kazanıp Sünni devletlerin İran liderliğindeki iddialı Şii blokla çatışmaya varacakları bir noktaya ulaşabilir.

Rusya ve Çin çoktan Suriye ve İran yanında saf tuttular; Batı ise petrol zengini S.Arabistan ve Körfez ülkelerinin yanında. Böylesi bir kutuplaşma süpergüçler arasında vekâlet savaşlarına kolaylıkla yol verebilir ve İran’la gerçek bir savaşa kapı açabilir.

Kaynak: Guardian / Diplomasi Suriye’deki tıkanlıklığı aşabilir ve askeri bir krizi savuşturabilir

Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?