'Kaçakçı'ların az bilinen zorlu hayatı

Türkiye-İran-Irak üçgeninde yıllardır kaçakçılık işi yapan bölge insanı durumu yıllardır tartışılıyor. Uyuşturucu, silah alıp satanlar, taşıyanlar değil habere konu olanlar. Çay, şeker, alkol, sigara, küçük çaplı akaryakıt ticareti, elektronik eşyalar.

'Kaçakçı'ların az bilinen zorlu hayatı

Dünya Bülteni /Haber Merkezi

Türkiye'nin yıllardir gündemindeler. İran, Suriye, Irak üçgeninde açık pazarın esnafı onlar. Yasalar onları kısaca Kaçakçı olarak görse de, ticaret yapıyorlar. Uyuşturucu, silah alıp satanlar, taşıyanlar değil habere konu olanlar. Çay, şeker, alkol, sigara, küçük çaplı akaryakıt ticareti, elektronik eşyalar. Üç ülkenin sınırları arasında milyonlarca liralık mal katırların atların ve gencecik insanların sırtında bir ülkeden bir ülkeye dolaşıp duruyor.

Kaçakçıların güzergahları yıllardır çatışmaların, terör örgütlerinin barınaklarından geçiyor. Durum böyle olunca da kazandıkları paraya gölge düşüyor. Onlar terör örgütlerinin, silahların gölgesinde çocuklarına üç beş liralık harçlık götürebilecek hayatlarını bazen sırtlarında bazen bineklerinde getire götüre kazanıyor.

Türkiye Gazetesi'nden Osman Sağırlı ve Adem Demir, kaçakçılarla birlikte çıktıkları maceralı yolculuğu daha önce yayımlamışlardı.

Sağırlı ve Demir'in kaleminden, Türkiye-Irak sınırında yaşanan acı olaydan sonra dikkatleri bir kez daha üzerlerine çeken kaçakçıların merak edilen hayatından kesitler: 

50 kilo ağırlığındaki yükleri sırtlayıp dağ-bayır taşıyan kaçakçılar, içkilerin nasıl bir şey olduğunu dahi bilmediklerini söylüyorlar.

SINIRI SIRTLARINDA YÜKLE GEÇİYORLAR

Kaçakçılığın yolu ve metodu da çok. Kimisi at ve katırlarla, kimisi lüks arabalarla kimisi de sırtında yapıyor. Hacı Ömeran ve Başmak sınır kapılarına yakın yerlerde her türlü elektronik eşyayı insanlar sırtlarında geçiriyorlar.

Yaşının 30 olduğunu fakat 50 yıldır bu işi yaptığını belirten Ahmet Resul, kaçakçılığın kendisi için bir hayat tarzı olduğunu söylüyor. Aynı zamanda bu cümleyi kaçakçılığın kendileri için aile mesleği olduğunu vurgulamak için kurduğu aşikar. İşin ilginç yanı ise içki taşıyanların “haram” diyerek hiç tadına bile bakmadıklarını söylemeleri. Oysa dinimize göre içmesi kadar taşıması da yasak alkollü içeceklerin. Ama kaçakçılar, taşıma konusunda çok fazla gerekçe öne sürüyorlar. Dört yıldır kaçakçılık yaptığını belirten Abbas, “Bunun haram olduğunu biliyoruz. Hayatta tadına bile bakmadım ve bakmayacağım da. Fakat bunu yapmaktan başka çaremiz yok” diyor. ‘Taşıdığınız bu içkileri kimler içiyor?’ şeklindeki sorumuza Abbas, “İran’da yaşayan gayrimüslimler, bunların dışında İran’ın zenginleri ve özellikle de asker ve polisleri içiyor. Onun için kimi zaman yakalandığımızda polis ya da askerlere bir iki şişe verdik mi hemen bizi bırakıyorlar ve hiç işlem yapmıyorlar” diye cevap veriyor.



İŞKENCE GÖRDÜM, AĞIR PARA CEZALARI ÖDEDİM

Tabii her zaman canlarını bir iki şişe içkiyi rüşvet vermekle kurtaramıyorlar. Söze Veli Meşki giriyor. “Çektiklerimi bir ben bilirim bir de Allah” diyen Veli, “birkaç defa yakalandım. İki kez yüksek miktarda para cezası ödedim. İran’da içki yasak ve bir de yüksek para cezası var. Ama bunu bir de kaçak yollarla sokarsanız cezası daha ağır olur. İki defa için devlete verdiğim paranın miktarı 40 bin dolar. Bu para hiç önemli değil. Beni öldürürcesine dövdüler. Ağır işkenceler gördüm. Günlerce gün yüzü görmedim. İyileştikten sonra soluğu gene bu dağlarda aldım. Birincisi benim için artık bu bir hastalık. İkincisi de kazancı yüksek. Başka bir iş yapamam. Zaten kaçakçılık ve çobanlık dışında bildiğim bir iş yok. Bu bölgede 2 binden fazla insan sayıları 5 bini bulan at veya katırla kaçakçılık yapmakta” diyor.



İSTESEM DE BIRAKAMAM

Henüz 20 yaşında olan Hasan Sadık ise bu işte yeni sayılır. 18 yaşından beri yani iki yıldır kaçakçılık yaptığını söyleyen Sadık, “çok küçük yaşta başlayanlar var. Kaçakçılık burada erken yaşlarda başlar. Hatta Kürtler kaçakçılıkla büyür ve bununla ölürler. Ayda 2 bin bazen 3 bin dolar kazanıyorum. Başka iş yapsam İran’da asla bu parayı kazanamam” diyor. Sadık da merakından bile olsa içkinin tadına bakmayanlardan. “Hepimiz Müslümanız. Aramızda her türlü zorluğa ve tehlikeye rağmen namazını terk etmeyenler var. Ama bu, sınır boylarındaki köylülerin yıllardır değişmeyen kaderidir” diye konuşuyor. Çoğu hevesli. Bir kısmı bu işi yapmaktan dolayı da son derece memnun olduklarını söylüyorlar. Tabii özellikle yaşları 20 ile 45 civarında olanlar. 50’ye merdiven dayayanlarsa bıkmış durumdalar. Onlardan biri de Mustafa Hüseyin. Yıllardır kaçakçılık yapıyor. Bir anlamda da pişmanlık duyuyor. “Başka iş olsaydı ve alternatiflerin olduğunu bilseydim yapmazdım. Şu anda bile yapabilecek bir iş bulsam bırakırım. Çoluk çocuğumuzu doğru dürüst gördüğümüz yok.” Eşi ve çocuklarıyla görüşememekten şikâyetçi olan Mustafa Hüseyin Üç evlilik yapmış. Her bir eşinden de 2’şer olmak üzere toplam 6 çocuğu var.



YOLLARI UZAK ACELELERİ VAR

Kaçakçıların yüklerini aldıkları yer olan Alana Bölgesi ile İran sınırının mesafesi 60 kilometre. Bir de İran’da kat etmeleri gereken yol var. Nereden bakarsanız söyleşi yaptığımız yerden menziline kadar gidecekleri yolun uzunluğu 110 kilometre. Üstelik önlerinde çok engeller var. Başı karlı ve dumanlı yalçın dağlar, İran’ın bazı bölgelere ördüğü duvarlar, mayınlar, pusular ve en önemlisi de İran askerleri... Onun için acele ediyorlar. Selim ekibe bağırıyor; “Acele edin yolumuz uzak. 12-13 saat yürüyeceğiz.” Üç saatlik görüşmemiz sırasında hiç durmadan yüklerini hazırlayıp atlarına sırtlarına vuranlar hareketleniyorlar. Bu arada onlarla birlikte biraz yürüyoruz. Veli Meşki, bizleri İran’a davet ediyor. Gitmek için niyetleniyoruz. Ama mihmandarımız uyarıyor. “Asla gidemezsiniz. Öbür taraf güvenli değil.” Veli Meşki, “Onları biz sağ selamet götürüp geri getireceğiz. Neler çektiğimize tanık olsunlar” diyor. Dik yamaçları biraz tırmandıktan sonra nefesimiz kesiliyor. Vedalaşıp geri dönüyoruz.



YOL DA ÇOK YÖNTEM DE

Bu sadece bir bölgedeki kaçakçılarla yaşadıklarımız. İran-Irak sınırının pek çok noktasında kaçakçılık yapılıyor. Ve kimi günler tabii özellikle de havanın güneşli ve güzel olduğu zamanlarda binlerle at ve katır katarları sınırdan sınıra geçiyor. İran ile Irak’ın ülke sınırının uzunluğu 1400 kilometre. Bunun 600 kilometresi Kürt Federe Hükümetinin topraklarında. Kaçakçılık da zaten yoğun olarak Kürtlerin yaşadığı bölgede yapılmakta. Kelajin, Hınere, Berdesoran, Berdenazı, Goratuye, Zeli ve Kasna Reş kaçakçılığın yapıldığı noktalardan.

Bu bölgeler aynı zamanda PKK’nın kontrolünde. Buralarda ağırlıklı olarak içki, sigara ve maddi değeri yüksek elektronik eşya kaçakçılığı yapılıyor. İran-Irak hattında kaçakçılık yapmanın yolu da yöntemi de çok. Durumu iyi olan kaçakçılar, lüks ciplerle elektronik eşya taşıyorlar. Ama bunlar daha çok yağışın olmadığı dönemlerde yapıyorlar. Herkes, atı, katırı ya da arabası olanlar kadar şanslı değil. Özellikle Hacı Ömeran ve Başmak Sınır kapılarına yakın yerlerde sırtlarında mal taşıyarak kaçakçılık yapanlar da var. Bunların sayıları da oldukça çok. Örneğin Hacı Ömeran ve Başmak tam da bu işi yapanların mekanı. Irak tarafından kaçakçılık yapmak yasak değil. Dileyen dilediği malı dilediği yere taşıyabiliyor. Peşmergeler müdahale bile etmiyor. Hacı Ömeran Sınır kapısından bir şeylerin geçmesine izin verilmiyor. Fakat bu kapıya 20 kilometre uzaklıkta İran karakollarının görüldüğü alana yakın bir yerde tel örgülerinin altından sınırın diğer tarafından mal götürenler var.



SIRTLARDA EŞYA TAŞIYANLAR

Bunların hikâyesini çekmek için Hacı Ömeran’dayız. Hafiften bir yağmur var. Motor güçleri yüksek ciplerin biri gidiyor biri geliyor. Yükleri, elektronik eşya. Plazma TVler, CD’ler, elektrikli süpürgeler, bilgisayarlar, cep telefonları ve akla gelebilecek her türlü ev eşyası. Çekim yapmak ve kaçakçılarla konuşmak için girişimde bulunuyoruz. Kaçakçı olduğunu söyleyen birisi, peşmerge kontrol noktasına gitmemiz ve izin almamızı istiyor. Aksi halde başımızın belaya gireceği tehdidinde bulunuyor. Bunun üzerine izin almak için peşmerge kontrol noktasına gidiyoruz. Uzun uğraşlar ve telefon trafiğinden sonra izin çıkmıyor. Çektiklerimizle yetinmeye çalışıyoruz. Ama bu arada ismini vermek istemeyen peşmerge sorumlusu kaçak hayatlarla ilgili bilgiler veriyor: “Bizim açımızdan sorun yok. Ancak İran buraya gelen her yabancıya ajan gözüyle bakıyor. Sizlerin güvenliğini bizler sağlayamayız. Uzaktan gördüğünüz o kaçakçı insanların hepsi İranlı. Bizim bölgemizde parasını verdikten sonra istediğin malı alıp satmak serbest. Tabii bu ticaretten bizim insanlarımız da kazanıyor. Bazı İranlılara kartlar vermiş bulunuyoruz. Günlük 50 kiloyu geçmeyecek bir yükü alıp ülkelerine gidebilirler. Bu işi yapanların sayısını tam olarak bilmiyoruz. Ama bir tahminde bulunmak gerekirse bölgemizde sırtıyla elektronik eşya taşıyanların sayısı 3 bini geçer” diyor.



FABRİKADAN FARKI YOK TEK DERTLERİ AİLELERİNİN GEÇİMİNİ SAĞLAMAKMIŞ!

Ne sıcak, ne soğuk, ne yağmur, ne çamur ve ne de mayınlar ve pusular kaçakçıları durdurabilir. Onların odaklandığı tek şey her türlü riske rağmen ailelerini geçindirmek. Öyle ki dağlarda fabrikayı aratmayacak hummalı bir çalışma içinde nefes almadan paketledikleri kaçak içkileri, bazen sırtlarında, bazen de atlarla İran’a ve diğer ülkelere taşıyorlar.

Güncelleme Tarihi: 03 Kasım 2018, 10:48
YORUM EKLE

banner33

banner37