banner39

12.08.2007, 07:49

Tamtam sesleri

Ne oluyorsa iyi oluyor gerçekten… Bir yönüyle bakarsanız Çankaya Köşkü'ne kimin çıkacağını tartışıyoruz. Bazılarımız bunu isim temelinde yapıyor ve “Abdullah Gül olmasın da kim olursa olsun” diyorlar. “Neden Abdullah Gül olmasın?” sorusuna da lâfı ağızlarında eveleyip geveleyerek cevap veriyorlar. Bu tavrı benimseyenler düpedüz karınlarından konuşuyorlar; bir bildikleri varmış hissini veren ucu açık ifadelerle okur karşısına çıkmaları bu yüzden...

Onların bütün derdinin ne olduğunu biliyoruz: İktidarın paylaşıldığı bir Türkiye... Buna da seçimde sandıktan çıkacağını umdukları yarım yamalak bir iktidar tablosuyla varacaklarını umuyorlardı; ya bir koalisyon hükümeti, ya da bir parti öne çıksa bile gücü kırpılarak etkisizleştirilmiş bir 'sözde iktidar'... Seçmen bu planı sezdi ve Ak Parti'yi daha da güçlendiren bir çoğunluğu sandığa yansıttı.

Bu tablonun hiçbir yerinde 'asker' görünmüyor.

Dikkat ederseniz, tabloda görünmeyen 'asker' iktidarı paylaşma arzusuyla yanıp tutuşarak cumhurbaşkanlığı seçimine ağırlık koyma cüretini gösterenlerin sütunlarında arz-ı endam ediyor. Kimi askeri alenen tehdit unsuru olarak kullanıyor, kimi ise tehdidin kaynağını 'güya' satır aralarına gizleyip aba altından sopa göstermeyi yeğliyor.

Tehditleri başarılı olsa, yani her iki kişiden birinin oyunu alarak yeniden iktidar olma hakkını kazanmış siyasi parti “Neme lâzım” deyip adayını fedakârlığa zorlasa, ardından neler geleceğini hesap edebiliyorsunuz herhalde. Hükümetin atacağı her adıma müdahaleyi hak sayacak o cüretkâr grup, aynı sopayı “Sakın ha!” edasıyla elinden hiç düşürmeyecek...

Eşyanın doğasına uygun cereyan eden TBMM başkanlık seçiminin hemen ardından yazdıklarına ve manşete çektiklerine bakarsanız nasıl bir hazırlık içerisinde olduklarını görürsünüz. “Bütün dünyada öyledir” yavesi eşliğinde, sandıktan, işadamları, medya patronları, bürokratlar ve askerlerden oluşan bir yönetici sınıfın dikte ettiklerini uygulayacak bir hükümet çıkacağını duyurmuşlardı seçim öncesinde; sanki hükümet bu beylerin icra heyeti imiş gibi... Ak Parti'nin cumhurbaşkanı adayı üzerinde ısrar edeceğini anlamaları dengelerini müthiş bozmuş olmalı.

Yoksa, “Keşke, AKP'nin seçim başarısını, 'Müslüman cumhurbaşkanı seçtirme' gibi, ileride kendisinin ayağına da takılacak basit bir slogana çevirmeseydi” tarzında cümleler kurar mıydı, daha bir gün önce o makama fazlasıyla lâyık olduğunu yazdığı Abdullah Gül'ü kast ederek? Daha henüz adaylığını resmen açıklamamış bir siyaset adamı için “Keşke, 'uzlaşma' ile gelmese bile, bir 'uzlaşma kültürünü' Çankaya'ya taşıyacağı konusunda herkese sağlam, inandırıcı mesajlar verseydi” cümlesini yazacak aculluğa saplanır mıydı?

İktidarı paylaşma rüyaları çatırdadığından beri dengelerinin bozulduğu o kadar belli ki, artık 'sosyolog' kökenli olduklarını bile unutuyor bu beyler...

Şu satırları da kendisini 'sosyolog' olarak tanıtan başka biri, daha dün, “Demokraside böyle şey olurdu olmazdı tartışmalarına hiç girmeden, doğrudan doğruya objektif durumu anlatıyorum” dedikten sonra yazdı: “Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan'da yaptığı konuşmada yeni cumhurbaşkanı için genelgeçer bir ('sözde değil özde laik') tanım vermişti. Konu bu noktada kalsaydı, bugün işin içinden çıkmak o kadar zor olmayabilirdi. Ne var ki, 27 Nisan tarihli e-muhtırada doğrudan doğruya Gül'ün adaylığına karşı çıkıldı ve aksi takdirde olabilecekler konusunda sert ifadelere yer verildi. Bu kesin angajmandan geriye nasıl dönülür? Bu durum o kurumun tabanına ve kamuoyuna nasıl açıklanır? / Bunun için görünüşü kurtarma manevrası mühendislerinin gerçekten özgün buluşlar yapmaları gerekir diye düşünüyorum.”

Nasıl buldunuz? Dengeleri iyice bozulmuş, değil mi?

Sakın umutsuzluğa kapılmayın; bu çılgınca yazılar Türkiye'nin değişmekte olduğunun tamtam sesleri…

 

Kaynak: Yeni Şafak

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?