banner39

Atatürk’ün Nakşî Şeyh Bitlisli Küfrevizade şeyh Abdulbaki Efendi hazretlerine Mektupları

Tarih Dosyası 03.05.2020, 15:10 04.05.2020, 11:09
Atatürk’ün Nakşî Şeyh Bitlisli Küfrevizade şeyh Abdulbaki Efendi hazretlerine Mektupları

MURAT KUTLU

Mustafa Kemal Paşa hem I. Cihan Harbinde hem de Milli Mücadele döneminde bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki tarikat şeyhleri ile sürekli irtibat halinde idi. Birlik ve beraberliğe ihtiyacın had safhada olduğu bir dönemde bölge halkları üzerinde önemli etkiye sahip bu zatlardan mektup yazmak suretiyle yardım isteyen Paşa, onlardan çok büyük destek görmüştü. Devlete ve millete bu anlamda büyük hizmetlerde bulunan şeyhlerden biri de Küfrevizade Abdülbaki Efendi idi.

Tarikatlardan yardım istendi…

Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Harbimizin devam ettiği yıllarda Anadolu’da yaşayan âlim ve şeyhlerin nüfuzlarından azami ölçüde yararlanmak istiyordu. Birinci Dünya Savaşı’nda Şeyh Muhammed Ziyauddîn’in ve milis kuvvetlerinde yüzbaşı olarak görev yapan Şeyh Masum’un gösterdiği çabalar devlet nezdinde ödüllendirilmiş, aynı gayretin Milli mücadele sırasında da gösterilmesi talep edilmişti. Atatürk’ün Bitlis’in kurtuluş yıllarında tanışmış olduğu Şeyh Mehmet Küfrevî’nin oğlu Şeyh Abdulbâki Efendi de vatanı için mücadele eden ehli tarik isimlerden biriydi. Şeyh Abdulbâki Efendi, Birinci Dünya Savaşı öncesinde kurduğu tekkesinde Bitlis ve çevresinde yüzlerce talebenin yetişmesini sağlamış, Rusların tahrikleriyle çıkartılan Molla Selim isyanının bastırılmasında çok önemli faaliyetlerde bulunmuş, yöredeki halkın gönüllü birlikler kurarak düşmanla mücadeleye başlamalarını sağlamıştı (ancak çabası yeterli olmadı ve Bitlis Rus işgaline uğradı).

Mustafa Kemal Paşa işte bu zor zamanlarda Abdülbâki Efendi ile tanıştı ve bir dostluk kurdu (Paşa o yıllarda Kafkas cephesi II. Ordu Komutanlığına ve ardından Kafkas Orduları Grup Komutanlığına tayin edilmişti). Bu süreçte paşanın yazdığı mektuplardan ikili arasındaki beliren dostluğu anlamak mümkün.(Mustafa Kemal Paşa’nın cumhuriyetin ilanına kadar Ankara’da sık sık Hacı Bektaşi Veli’nin türbesini ziyaret etmesi siyaset-tarikat ilişkisi bağlamında dikkate değerdir).

Atatürk’ün Şeyh Küfrevizade Abdülbaki Efendi’ye yazdığı mektuplardan birkaçını örnek verelim. İlki 1919 yılına ait: Bitlisli Küfrevizade şeyh Abdulbaki Efendi hazretlerine,

Faziletli efendim,

Zat-ı fazılanelerinin Bitlis’te olduğunu tahmin ediyorum. Bu defa aldığım malumat üzerine bu husus tevsik edildi (belgelendi). Makam-ı muallâ-yı hilafet ve saltanatın, vatan ve milliyetimizin içinde bulunduğu müşkül vaziyet malum-u arifaneleridir. Milletimizin bugünkü felaketin içinden çıkacağı güne kadar milletle beraber ve milletin içinde çalışmaya hasr-ı vücut etmekten (bütün varlığını adamaktan) başka şiar-ı hamiyet (hamiyet yolu) olmayacağı kanaatiyle derhal askerlikten istifa ettim. Çünkü resmi makam ve sıfatım buna mani oluyordu.

Bugün için yegâne çare-i halas milletin vahdetini bütün cihana göstermek ve hukuk-u mukaddesatımızı milletin ibraz edeceği kudret ile tahlis etmektir.
Erzurum Kongresince takarrür ettirilen (kararlaştırılan) esasatı takdim ediyorum. O havalice icabına tevessül buyrularak, düşmanlarımızın her türlü telkinatına sed çekmeleri müsellem olan (herkesçe kabul edilen) hamiyet ve vatanperverliklerinden intizar olunur (beklenir). Arz-ı hürmet ve muhabbet eylerim, Efendim hazretleri.

Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal

1920 yılında yazılmış bir diğer mektup: Bitlis’te Küfrevi şeyhi Abdulbaki Efendi hazretlerine, Efendim;

Bu mektubumu bu kere Van vilayet-i âliyesine tayin edilen atıfetlu Kadri beyefendiye tevdian (teslim ederek) gönderiyorum. Mir-i mumaileyh (adı geçen zat) ahval-i hazıra-i umumiye (genel durumlar) hakkında zat-ı âlilerine tarafımdan malumat vereceklerdir.

Zat-ı âlileri gibi vatanperver dindaşlarımızın vatani ve fedakarane olan muavenet (yardım) ve hizmetleriyle vatanımızın ve makam-ı hilafetimizin tahlisine (kurtuluşuna) matuf mesa-i meşruamızla (helal çabamızla) er geç nail-i muvaffakiyet olacağımız hakkında kati kanaatim layetezelzeldir (sarsılmazdır). Ankarib (çok geçmeden) ümmet-i İslamiye’nin Avrupalı müstevlilerden tahlisi (işgalcilerden kurtulma) hususundaki muvaffakiyet haberlerini zat-ı âlilerinize inşallah tebliği eylerim. Ahval-i mahalliye hakkında beni sık sık tenvir (bilgilendirme) ve öteden beri devam ede gelen hidemat-ı vataniyyede (vatan hizmetlerinde) ve bilhassa ahalimizin irşadı hususunda kemal-i azmu sebat ile devam buyurmanızı rica eder, gözlerinizden öperim efendim.

Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal

Son örneğimiz 1922 yılına ait:Bitlis’te Küfrevi şeyhi Abdulbaki Efendi hazretlerine, Harb-i umumi esnasında temas ve münasebatımızın hâsıl eylediği meveddet (muhabbet) ile zat-ı âlilerini daima tahattur etmekteyim (hatırlamaktayım).

Bütün milletin düşman ve ecnebi tesiratı ve tazyikatından tahlisi için bugün devam eden mesai meyanında zat-ı âlilerinin de mühim bir hissesi vardır. Hizmet-i vatan uğrunda ihtiyar-ı muhacaret (yerini yurdunu bırakarak) ederek bizimle beraber karargâhta imrar-ı hayat (yaşayan) eyleyen zat-ı âlilerinizin şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da memleketin halas ve temin-i vahdetine (birliğini sağlamaya) müteveccih (yönelik) mesaide aynı hararet ve arzu ile devam eyleyeceği şüphesizdir.

Müşterek mesai-i vataniyemizin muvaffakiyetine mani olmak ve memleketi müteferrik (farklı) kısımlara ayırarak hepimizi birbirimize düşürmek suretiyle millet ve memlekete felaket getirmek isteyen düşmanlar, malum olduğu üzere ortaya bir Kürdistan meselesi çıkartmışlardı.

Düşmanların bu nam altında parlak vaatlerle devam eden zehirli teşvikat ile bazı cahil insanları iğfal için bugün dahi çalışmakta olduğu görülmektedir.
Nüfuzunuzun câri olduğu mıntıkada (sözünüz geçerli olduğu yerde) bütün memleketi mahvetmek maksadıyla vukuu bulan bu nevi teşvikat ve tesiratı iptal ile saadet-i memleket yolundaki hidemata (hizmetlere) keremiyetle devam buyrulmasını rica ederim.

Buradan bazı arkadaşlar da aynı maksatla çalışmak üzere o havaliye gönderilmişlerdir. Gözlerinizden öper ve muvaffakiyet temenni eylerim efendim.
Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan

İstanbul’a sürgün edildi…


Beşinci rütbeden Mecidi nişanı ile taltif edilmiş (hatta 1921’de alınan bir kararla Baki Efendiye, işgal yüzünden ekemediği toprağının zararı için bir defaya mahsus üç bin lira verilmesi kararı alınmıştı) Şeyh Abdülbaki Efendi, 1925’de patlak veren Şeyh Said hadisesinden sonra, olaylara hiç karışmadığı halde ailesi ile birlikte zorunlu iskân olarak İstanbul’a getirildi. Mustafa Kemal Paşa ile olan ilişkisi ve çıkan isyanla hiçbir bağlantısı olmadığı bilindiği için Üsküdar’da kendisine bir ev tahsis edildi ve burada yaşamını sürdürdü.

1943 yılında hakkın rahmetine kavuşan Baki Efendi, önce Eyüp’e defnedildi ardından mezarı büyük oğlu Nesim Efendi tarafından Bitlis’e babası Şeyh Muhammed Küfrevî’nin türbesine taşındı. Merhum Şeyh Efendinin bir diğer oğlu Kasım Küfrevi, uzun bir süre Ağrı milletvekilliği yaptı, 1973 ve 1977 yıllarında ise Ağrı Senatörü seçildi.

Milli Mücadele’de tarikatlardan destek alanlar iş bitince de hepsini kapattı. Kimini sürgüne gönderdi kimini idam sehpasına…

Kaynak: Diriliş Postası

banner53
Yorumlar (2)
Ali 1 yıl önce
Son parağraf herşeyi ifade ediyor zaten yoruma ne hacet...
Milli Mücadele’de tarikatlardan destek alanlar iş bitince de hepsini kapattı. Kimini sürgüne gönderdi kimini idam sehpasına…
Zafer 1 yıl önce
Tüm tekke ve zaviyelerin kapanması kararı alınınca o şu bu kapanmasın denilemezdi.
25
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?