Brezilya'da bir Osmanlı: Abdurrahman Efendi

Bir Osmanlının, adeta kaderin Brezilya kıyılarına savurduğu macerası inanılmaz sonuçlar doğurdu.

Brezilya'da  bir Osmanlı: Abdurrahman Efendi

Kübra Demiray-Dünya Bülteni / Tarih Servisi 

İnsanın zahiri ve batıni hakikati, “yolculuk” gerçeğine dayanır kuşkusuz. Kalp yolculuklarımız sadece “ben” medeniyetini inşa ederken zahiri yolculuklarımızla var eylediğimiz öğretilerimiz, insanlık medeniyetini inşa eder. Bir de yazıyla ebedi kılınmışsa yaşanan, görülen, gezilen; evrensel bir kimlik kazanır yolculuk. Bu sebeple insanlık tarihini, medeniyet tarihini “yolculuk-seyahat” üzerinden seyretmek mümkün.

Dünyanın bilinen en eski seyahatnamesi, Mısır Kraliçesi Haçepsut’un (M.Ö 1482-1481) ticari amaçla gerçekleştirmiş olduğu “Punta Seferi”ni anlatır.

Gılgamış Efsanesi de dünyanın en eski seyahatnamesi sayılabilir. Uruk Kralı Gılgamış’ın ülke ülke dolaşarak ölümsüzlüğü arayışını anlatır.

Seyahatname deyince aklımıza, gönlümüze düşen elbette Evliya Çelebi, Seyahatnamesi.

Adını duymadığımız, sayfalarını çevirmediğimiz nice seyahatnamelerden birisi de Abdurrahman Efendi’nin Brezilya Seyahatnamesi.


Kaynaklara göre bundan 152 yıl önce 1858 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Brezilya arasında ticaret konularını da içeren bir anlaşmanın imzalanmasıyla Osmanlı Brezilya ilişkileri başlar. Abdurrahman Efendi’nin yolculuğu ise bundan 7 yıl sonra 1865 yılında gerçekleşecektir.


“Brezilya Seyahatnamesi”, müellifi Abdurrahman Efendi.

İlk kez 1871 yılında Antepli Mehmet Şerif tarafından Türkçeye çevrilmiş.

Seyahatnamenin ilk baskısında çevirmenin(Antepli Mehmet Şerif) önsözü daha sonra da müellif Abdurrahman Efendi’nin önsözü bulunmakta.

Abdurrahman Efendi bu önsözde, kendini tanıtırken aynı zamanda bu eseri yazış gerekçesini ve eserin adını beyan eder.

Bu önsöze göre:

Aslen Bağdatlıdır. Şam-ı Şerif’te kadı olarak görev yaparken bazı sıkıntılar sebebiyle burayı terk etmiş ve İstanbul’a gelmiştir. İmamlık yaparken Kaptan-ı Derya Ateş Mehmet Paşa’nın hizmetine girip daha sonra da Deniz Kuvvetlerine imam olmuştur.

O günlerde padişah buyruğuyla donanmadan iki gemi Okyanus üzerinden Basra’ya gönderilecektir. Uzak ülkeleri görmek, gezmek merakıyla gemilerde imam olarak görevlendirilmek ister. Talebi kabul görür.


Nihayet gemiler 1865 Eylül’ünde İstanbul’dan Basra’ya doğru yola çıkar. Ne var ki muhalif rüzgarlar, uğraşılara rağmen gemileri rotalarından çıkarıp Güney Amerika kıyılarında Brezilya sahillerine sürükler. Orada karşılaştığı Müslümanların talebiyle, onlara İslam’ın temel bilgilerini öğretmek üzere gemiden ayrılıp burada kalır. Kaldığı birkaç yılın sonunda gördüğü, yaşadığı bazı ilginç durumları ve olayları anlatma ihtiyacıyla bu eseri kaleme alır. Ortaya çıkan esere “Tesliyetü’l Garib” adını verir.

Brezilya Seyahatnamesi’ni incelediğimizde insandan coğrafyaya uzanan bir gözlem sunulduğunu görürüz. Abdurrahman Efendi önce Müslümanları,yerlileri; bunların içinde bulunduğu sosyal hayatın gerçeklerini anlatır. Bu sosyal gerçeklerin psikolojik etkilerini kendince tespit eder. Sonra Brezilya’yı tarihiyle, coğrafyasıyla ele alır. Havasından, tarımından, Amazon nehrinden, yer yer gerçekle olağanüstü arasında gidip gelen ilginç hadiselerden hayretle söz eder. Bu anlatım sırasında adı ancak geçmiş belgelerde kalmış şimdilerde tamamen farklı isimlere sahip şehirler görüyoruz.

Eserin sonuna doğru Abdurrahman Efendi, sıla özleminin hat safhaya vardığını bunda tüm gayretlerine rağmen Müslümanların vurdumduymaz hallerinin etkili olduğunu vurgulamadan edemez.

Memlekete dönme kararını verince oradaki Müslümanların gönüllerini alarak izinle yola çıkar. Yolculuk güzergahı Lizbon, Kurtuba, Cebeli Tarık, Tanca, Cezayir, Malta, Mısır ve hac görevi sebebiyle Mekke-i Mükerrem olarak şekillenir. Hac’dan sonra Şam’a gider ve nihayet Dersaadet’e geri döner.

İnsandan coğrafyaya…

İnsanlar… Müslümanlar…

Abdurrahman Efendi gemilerin Rio’ya ulaşmasının ancak ikinci gününde subaylarla birlikte gemiden dışarı çıkabilir. Üzerinde ulemaya özgü bir kıyafet vardır, bu sebeple ilgiyi üzerine çeker. Kendisini Aslen Sudanlı, elbiseleri Frenk usullü biri selamlar, bu selamın alayla yapıldığı zannını taşır. Kişiye Arapça ve Türkçe sualler sorduysa da cevap alamayınca umursamaz. Akşama kadar kenti gezer. Ertesi gün gemiyi görmek üzere içinde siyahilerin de olduğu Frenkler gelir. Siyahilerin “iyo Müslim” demeleri dikkatini çekse de kendi ve beraberindekiler Portekizce bilmediklerinden bir şey anlayamazlar. Nihayet bir gün öğle ezanı vaktinde eda edilen namazla, bunların da namaz kılmaları üzerine gelenlerin Müslüman oldukları anlaşılır. Aynı kişler Arapça ve Portekizce bilen bir tercümanla tekrar ziyarete gelirler.

Abdurrahman Efendi yaptığı araştırmalarla bir takım gerçekleri dikkatlerimize sunar. Yaptığı araştırmalara göre buradaki Afrikalı siyahiler, Frenk korsanları tarafından siyahilerin “melik” dedikleri reislerinden satın alınmışlar. Amerika’da çoğalan siyahilerin esareti yüzünden Kuzeylilerle Güneyliler arasında savaş çıkınca esir alınıp satılmasına son verilerek durum çözülmüş. Böylece siyahiler de kölelikten kurtulmuşlar. Bu siyahiler arasında çok az Müslüman olup bunlar küçük yaşta vatanlarından ayrıldıkları için dini esaslarını unutmuşlardır. Buna rağmen öz bozulmamış gizli bir ibadet yeri edinmişlerdir. Bu mescitte namaz kılarlarken fark eder ki bu kişilerin namazları düzgün değildir. Ayrıca bunlar Şaban ayında oruç tutmaktadırlar. Bu bildiklerini de kendilerine yardımcı olan tercümandan öğrenmişlerdir. Durumu fark eden Abdurrahman Efendi bundan sonra kendisine uymaları noktasında, onlara telkin verir, bunu tercüman vasıtasıyla dillendirir.

Yerliler ve Abdurrahman Efendi ile tercümanlık eden kişi, sonradan öğrenilecektir ki aslen bir Yahudi olup buradaki Müslümanların zaten unutmuş oldukları dinlerini tamamen bozmak için bilinçli olarak çalışmıştır. Görünüşte Müslüman, adı Ahmet olan bu tercüman özellikle namaz oruç gibi esaslar üzerinde oynamaktadır.

Bu Müslümanların isteği üzerine onlarla iki hafta kadar ilgilense de izinsiz olduğundan gemiye dönmek zorundadır. Gemide kumandanla bu cehaleti konuşup istişare ederler. Bu istişareden öğreniyoruz ki, kumandan: gemilerin habersiz, izinsiz burada bulunmasını tehlikeli bulmaktadır. Brezilya hükümeti, gemilerden haberdar olsa da Osmanlı Devleti’nin, Brezilya halkları arasında ayrılık çıkarmak için gemilerle misyonerler gönderdiğini ileri sürerek sorun çıkarabilecektir. İstişarenin sonunda İslamiyet’i tebliğin farz-ı ayn olduğunda hemfikir olarak karar verirler.

Abdurrahman Efendi burada gönüllü kalır.

Gemiye gelen siyahilerden öğrenilir ki onlar tüm beyaz insanların Hıristiyan tüm siyahilerin de Müslüman olduğunu zannetmektedirler. Beyazlardan da Müslüman olduğunu görünce sevinmişler birlikte kıldıkları namaz sonrasında kendilerine İslam’ı öğretecek birinin burada yanlarında kalmasını rica etmişlerdir. Gönüllü olan Abdurrahman Efendi’nin gerekli izni de kumandan tarafından Brezilya yetkililerinden temin edilmiştir.

Müellifimiz birkaç ay içinde ihtiyacını temin edecek kadar Portekizce öğrenir. Arap harfleriyle Portekizce iman esaslarını anlatan kitapçık hazırlar. 500 kişiye ders vermektedir. Bunlar, Kur’an’ı Amme cüzüne kadar bilenlere büyük bilgin anlamında “fa” ünvanını vermişlerdir.

Abdurrahman Efendi zamanla pek çok şey öğrenir. Bunlardan biri ancak parası olup zengin olanların Müslüman olabilmesidir. Adam Müslüman olmak istiyorsa gerekli parayı tamamlar niyetinin gerçek olduğunu bildirmek için de mürşide parayı verir, mürşit de ona bir belge verirmiş. Üstelik bu mürşit de kendilerine tercümanlık eden kişidir.


Bu Müslümanların Kur’anları vardır ancak sanduka içinde okunmadan saklanır.


Buradaki Müslüman kabilelerin reisleri ayrı ayrıdır. Bu reisler arasında remil ve simyaya düşkünlük çok fazla. Bu yöntemlerle birbirinin güçlerini, nüfuzlarını kontrol edebiliyorlar.

Müslümanların çoğu kimliklerini gizliyorlar, kayıtlı kimlikleri Hıristiyan olarak geçiyor. Çünkü doğan her çocuk Hıristiyan usullerince vaftiz edilip belgeleniyor, belgelenmezse çocuk esir gibi çalıştırılıyor. Cenazeleri de bu usullere göre işleniyor.

Tüm bu baskılar insanların inançlarını gizlemelerine sebep olmuş. Gizlenen inanç da zamanla hayatın içinde eriyip gitmiş bozulmuştur.


Coğrafya

Brezilya,Portekiz’in istilayla ele geçirdiği yerlerdendir. Nefis şehirler kurmuşlar yerleşimi imar etmişlerdir. Halkı 8.500.000 kişidir. İndus dağlarından Amazon Nehri doğar ki 400-mil uzunluğunda 180 mil genişliğinde 175 kulaç derinliğindedir.

Rio Brezilya’nın başkenti olup ticaret gelişmiştir. Halkı buğday, arpa ekip biçmeyi bilmediğinden “farina” adını verdikleri bir ağacın meyvesini un gibi öğütüp sıcak et suyuyla bulamaç halinde tüketmektedirler. Her çarşının bir reisi olup bu reisler alış verişi fiyatları denetlemekle mesuldürler.

Bu toprakların sonu gelmeyen ormanları vardır. Bu toprakların uzaklarında medeniyeti kabul etmeyen insan yiyen yerlileri varmış yedikleri siyahilerin de insan olduğunu öğrenince insan yemeyi ancak bırakmışlar.

Abdurrahman Efendi davetle Ebaiye’ye ( Rio de Janerio) gidiyor. Ülkenin en iyi papağanları burada yetişirmiş. Öyle ki kendine hediye edilen papağan okuduğu ezanı bile ezberlemiş. Ebaiye’de Müslüman daha fazla ama daha bilgisiz. Evlilikleri felaket. Beğendiği kızı denemek için aylarca yanında tutup nikahsız yaşayan, çocuk doğunca da sevgisini sınayıp onayan ya da red eden erkekler…

Müslümanların çoğunun çocuğu Hıristiyanlaşmakta, Abdurrahman Efendi zengin eğitimli birkaç Müslüman aileyi toplayıp belli temelleri alıncaya kadar çocuklarını Hıristiyan çocuklarda, halktan uzak tutmayı telkin ediyor, vazifelendiriyor.

Marnempugo şehri daha rahat. Müslümanları da çünkü üzerlerinde baskı yok. Baskı olmaması ilginç. Biliniyor ki bura Müslümanları da remil ve büyüde isabetliler. Yörenin zenginlerinden bir kaçına isabetli şeyler söyleyince kendilerine olan güven artmış. Remil ve Müslümanlık çelişkisi. Batılla gelen üstünlük onları rahatlatmış, para da kazanmışlar saygı da görmüşler.

Elmas kenti Luğabiryanti elmas var su yok. Vapurlarla su getirilen şehir. Oysa içkiler çok ucuz.

Lizbon , kapı alınlığı: Hükümdar ı at üstünde gösteren tunç heykel.

Kurtuba, Endülüs’ün en güzel kenti. Müslüman sultanların devlet merkezi, dört yüz mermer sütunlu Camii Kebir. Bir saray , kapısında: Mülk bir ve kahhar olan Allh’ındır yazılı kufi hatla.

Kurtuba havası latif, suyu leziz…

Tanca… Halkının büyük çoğunluğu Kur’an hafızı… Yabancılarla ilişki kurmakta zorlanmaktan hala bedevi yaşamaktalar…

Malta…Benzeri görülmemiş bir ada.

ALINTI: “Kur’an’ı son derece yüksek fiyata alıp satıyorlardı.Ama bunu okumak, öğrenmek için yapmıyorlardı. Aldıkları Kur’an’ı sırf teberrük için sandıklarda tutuyorlardı.”




Sayfa.30- Kitabevi- Bağdatlı Abdurrahman Efendi- Brezilya Seyahatnamesi





 

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2019, 16:38
YORUM EKLE

banner39