banner39

banner35

Düyûn-ı umumiye nedir, ne değildir?

Devletin tuz, balık, tütün, ipek, damga hasılatı ile Kıbrıs ve Rumeli-i Şarkî vergileri karşılık gösterilerek düyûn-ı umumiye idaresi kurulmuş, borcun böyle bir idarece tahsilatı, kolaylığına mukabil iki yüz elli küsur milyon liralık borçtan 148.364.651 lira tenzil edilmiş ve böylece umumi borç yekûnu 106.437.234 liraya inmiş, kurulan beynelmilel düyûn-ı umumiye idaresi bu borcu tahsil etmiştir.

Tarih Dosyası 11.02.2022, 17:07 18.02.2022, 10:15
Düyûn-ı umumiye nedir, ne değildir?

Düyûn-ı umumiye, devletin umumi borçlarıdır ve bu isimle bir idarenin o devirde, o günün şartları içinde kurulabilmesi Sultan II. Abdülhamid’in mühim icraatından biridir. Şöyle ki:

II. Abdülhamid tahta çıktığında babası Abdülmecid, amcası Abdülaziz ve ağabeyi V. Murad’dan kalan 252.801.885 Osmanlı lirası dış borcu da devralmıştı. Hazine sıkıntı içinde idi. Malî buhran devam ediyor, alacaklı devletler Bâb-ı Âli’yi devamlı sıkıştırıyor, bir şeyler koparmak istiyorlardı.

Sultan Hamid tasarrufu seven adamdı. Bu yüzden adı “Pinti Hamid”e çıkmıştı. Kendisi borç yapmamış, devraldığı iki yüz elli küsur milyon liralık borcu da kurulan bu düyûn-ı umumiye ile ödemiştir.

Devletin tuz, balık, tütün, ipek, damga hasılatı ile Kıbrıs ve Rumeli-i Şarkî vergileri karşılık gösterilerek düyûn-ı umumiye idaresi kurulmuş, borcun böyle bir idarece tahsilatı, kolaylığına mukabil iki yüz elli küsur milyon liralık borçtan 148.364.651 lira tenzil edilmiş ve böylece umumi borç yekûnu 106.437.234 liraya inmiş, kurulan beynelmilel düyûn-ı umumiye idaresi bu borcu tahsil etmiştir.

Hicri 1299 yılının ilk ayı içinde (20 Aralık 1881 Salı günü) alınan ve bu sebeple tarihimize “Muharrem Kararnâmesi” diye geçen bir kararla kurulan düyûn-ı umumiye, bir bakıma devletin malî işlerine müdahale ise de borcun yarıdan fazlasının tenzili, alacaklı devletlerin türlü tatsız müdahalelerini (Midilli Adası misali)* önlemesi, iflasın ortadan kalkıp malî itibarın iadesi yönünden o günün şartları içinde bir kazanç olmuştur.

II. Abdülhamid devrinin Mabeyn Başkâtibi Tahsin Paşa, hatıratında, bu mevzuya temasla;

“Sultan Hamid’in en büyük emeli, devletin borçlarını ödemekti. Bir zamanlar Avrupa devletleri borçlar meselesinden dolayı malî işlerimize müdahaleye kalkışmışlardı. Sultan Hamid buna meydan vermemek ve alacaklılara emniyetbahş bir çare olmak üzere düyûn-i umumiye idaresini teşkil etmiş idi. Gerçi düyûn-ı umumiye idaresi, mahiyeti itibarıyla az-çok bir müdahale demek idi ise de bundan daha fenasına nispetle gene bir çare-i salah sayılabilirdi. Düyûn-ı umumiye, o devirde alacaklı devletlerin fiilî müdahalelerine kısmen mani olduğu için memlekete ifa olunmuş bir hizmet demekti. İtiraf etmeli ki bunun husulüne Sultan Hamid’in azim ve iradesi yegâne sebep olmuştur.” diyor.

Yılmaz Öztuna da Türkiye Tarihi’nde, Mabeyn başkâtibini teyit etmekte ve meseleyi “II. Abdülhamid’in en büyük başarılarından biri” sayıp ilave etmektedir:

“Düyûn-ı umumiye, imparatorluğun sonuna kadar devam etti. İdaresine Türkler de katılmakla beraber asıl söz İngiliz ve Fransız mümessillerinde idi. Düyûn-ı umumiye, gerçi devlet içinde devlet, âdeta ikinci bir Maliye Nezareti gibiydi.

Ancak Türk dış borçlarının başka şekilde tasfiyesine de imkân yoktu; imkân olsa bile Avrupa devletlerinin bir seri tatsız müdahalelerine zemin hazırlayacak imparatorluğun huzurunu bir kat daha ihlal edecekti. Sultan Aziz devrinde iflasa giden Türk maliyesi, Sultan Hamid devrinde, borçlarının en büyük kısmını bu suretle ödeyerek az-çok itibara ve istikrara kavuştu.”

Prof. Dr. Bedi N. Şehsuvaroğlu’na göre ise “Düyûn-ı umumiye, devletin haysiyetini korumak, milletin yarınını emniyet altına alabilmek ve bu dağınık borçları bir elde toplamak için” kurulmuştur.

Enver Ziya Karal da bu mevzuya temasla;

“Düyûn-ı umumiye idaresi zararlı mı olmuştur, kârlı mı olmuştur? tarzında tartışmaları kesin olarak bir sonuca bağlamak mümkün değildir. Buna karşılık, ‘Düyûn-ı umumiye idaresinin kurulmasını önlemek mümkün mü idi, değil mi idi?’ sorusunu cevaplandırmak yoluna gidildiğinde bazı tarih gerçekleri meydana konabilir.” diyor ve devam ediyor:

“Osmanlı Devleti Ayastefanos Muahedesi’ni imzaladığı sırada örneksiz bir buhran geçirmekte idi. Varlığını kendi gücüne dayanarak devam ettirmesi imkânsız hâle gelmişti. Avrupa devletleri arasındaki muvazene siyaseti sayesinde durumunu muhafaza etmesi icap ediyordu. Berlin Kongresi esnasında, Osmanlı Devleti’ne borç para vermiş olan Avrupa sermayedarları devletlere müracaat ederek menfaatlerinin korunmasını istemişlerdi. Bu sebeple de kongre, devletlerarası bir komisyon kurularak bu işle meşgul olmasını -Osmanlı delegelerinin muhalefetine rağmen-kabul etmişti. Böyle bir komisyonun kurulması, Osmanlı maliyesinin yabancı ve siyasî bir kontrol altına girmesini neticelendirebilirdi. İşte bu neticeyi önlemek içindir ki Osmanlı hükümeti, Berlin Kongresi’nden sonra doğrudan doğruya alacaklıların delegeleri ile temasa gelerek yapılan görüşmeler sonunda düyûn-ı umumiye idaresinin kurulmasına muvafakat etmişti. Bu idarenin kuruluş tarzı, yetkileri ve kendisine devredilen gelir kaynakları göz önünde tutulduğu takdirde Osmanlı hükümetinin siyasî ve malî yetkilerinden büyük fedakârlık ettiği görülür. Fakat buna rağmen devletlerarası bir malî kontrole nazaran onu, şerrin ehveni olarak da kabul etmekten başka çare yoktur.”

YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN-Cilt4

Sayfa:91-93

*Sultan Aziz’i tahtından indirenler bu iş için Lorando adlı bir Fransız’dan hazine adına borç para almışlar ve sonra da bu para, o devrin karmakarışık olayları içinde ödenmemiş, alacak­lının müteaddit müracaatı da cevapsız kalmış; bu arada Lorando, mahkemeye müracaatla alacağının tahsili için bir ilam çıkartmış, ilgililerin ihmaliyle bu kerre de borç ödenmeyince bir Fransız filosu Midilli önlerine gelip karaya çıkardığı askerle Midilli gümrüğünü işgal et­miştir. Bu acı vakanın tafsilatı için Mabeyn Başkâtibi Tahsin Paşa’nın hatıratına bakılmalıdır.

Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?