banner15

Edirne'de 155 günlük direnişin kahramanı Şükrü Paşa

Şükrü Paşa bir ay kadar savunma emri aldığı Edirne'yi 155 gün boyunca müdafaa etti.Ancak bir türlü yardımın gelmemesi ve Selimiye Camisi gibi mukaddes mekanlarının top atışlarıyla yok edilmesini engellemek amacıyla 26 Mart günü teslim olmayı kabul etti. Kılıcını Bulgar komutanı General İvankov’a teslim etti. Ertesi gün Bulgar Kralı Ferdinand, "- Bir yanlışlık olmuş olmalı. Şehrin zaptı sırasında beylik kılıcınızı vermişsiniz. Sizin gibi askerlerin kılıçları alınmaz. Siz savaşta şanlı bir sayfa yazdınız. Lütfen kılıcınızı kabul buyurunuz. '

Edirne'de 155 günlük direnişin kahramanı Şükrü Paşa

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

1912-1913 Osmanlı devletinin büyük bir siyasi kaosun içerisine girdiği yıllar olarak tarihe geçti. 1908 Meşrutiyet devrimini gerçekleştirmiş olan İttihat ve Terakkinin muhalefete tahammülsüz baskıcı siyaseti kısa sürede büyük bir muhalefetin ortaya çıkmasına sebep oldu. Muhalif gruplardan biri de tıpkı ittihat ve Terakki gibi ordu içerisinde kurulan kendilerine  Halaskaran Zabitan- Kurtarıcı Subaylar  adını veren gruptu. Halaskaran Zabitan Grubu 1912 yılının Temmuz ayında İttihat ve Terakki destekli Mehmet Said Paşa hükümetine bir muhtıra verdiler.  Muhtırada ülkenin II.Abdülhamid dönemindeki gibi bir buhran döneminde olduğu,çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, bu durumda da en önemli görevin askerlere düştüğünü iddia ederek hükümetin istifa etmesini istediler. Bu tehdit üzerine hükümet istifa etti yerine ise Gazi Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partiler üstü bir hükümet kuruldu. 

Ordunun tam anlamıyla siyasetin içinde olduğu, kendi içinde partiler gibi bölündüğü bu günlerde Balkan Harbi başladı. Balkan ittifakı Osmanlı ordusuna büyük bir hezimet yaşattı.  Balkanlardaki Osmanlı  toprakları çok kısa bir süre içinde kaybedildi. Alınan yenilgilerin de bir neticesi olarak Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümeti  istifa etti yerine  İttihat ve Terakki karşıtı  olarak bilinen Mehmet Kamil Paşa hükümeti ( 29 Ekim 1912) kuruldu.  Savaş Osmanlı ordularının hezimeti ile sonuçlandı. Siyasetin içine batmış olan ordu Selanik’i  tek bir kurşun atmadan Rumlara teslim etmişti. Bulgar ordusu ise Çatalca’ya kadar gelmişti. 

Bulgar ordusu Çatalca’ya kadar ilerlemişti ancak ele geçiremediği bir şehir vardı: Edirne.  Henüz savaş başlamadan 24 Eylül 1912 tarihinde Osmanlının  Sofya Elçiliği İstanbul'a bir uyarı telgrafı göndererek yaklaşan büyük tehlikeyi şöyle bildirmişti "Bulgarların ilk amacı Osmanlı'nın güçsüz Kırklareli tümenidir. Edirne'ye ise baskın taarruzu düşünüyorlar. Edirne müstahkem mevkii takviye edilmeli, vatani hizmet süresi dolan askerler terhis edilmemelidir." Bunun üzerine Edirne müstahkem mevkii kumandanlığına Mehmed Şükrü Paşa getirildi. Görevi şehrin kuşatılması halinde bir ay boyunca şehri savunmasıydı. Buna göre hazırlık yapılmıştı. Bu süre içerisinde ya Bulgar orduları geriletilecek ya da kendisine İstanbul’dan yardım gönderilecekti.

Kasım ayı ortasında Bulgar ve Sırp ordusu Edirne’yi top ateşine tutmaya başladı. Top ateşinin şehirde oluşturduğu yıkım, baş gösteren salgın hastalıklar, açlık ve soğuk şehrin savunulmasını gün geçtikçe zorlaştırdı. Yiyecek bulamayan halk ve savunma hattındaki askerler süpürge tohumlarından yapılmış ekmek yemek zorunda kaldı ve şehri bu şartlarda savundular. Bu zor günlerde Şükrü Paşanın şöyle askerlerine şöyle söylediği rivayet edilir: ''Düşman, hatları geçtikten sonra ölürsem, kendimi şehit kabul etmiyorum, beni mezara koymayın. Etimi, itler ve kuşlar, çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam, kefenim, lifim ve sabunum çantamdadır. Beni bu mahale gömeceksiniz. Ve gelen nesiller, üzerime bir abide dikeceklerdir.'

Edirne’de Şükrü Paşa ve askerlerinin müdafaası devam ederken İstanbul’da  İttihat ve Terakki Cemiyeti bir darbe planı hazırlamaktaydı. Balkan savaşında yaşanan bozgundan Mehmet Kamil  Paşa hükümetini sorumlu tutan Enver Paşa ve fedaileri Edirne’nin hükümet tarafından Bulgaristan’a terk edileceğini propaganda ederek 23 Ocak günü Bab-ı Aliye bir baskın düzenledi ve yönetime el koydu. Bu arada  Enver Paşa Şükrü Paşaya biraz daha sabretmesi gerektiğini ve yardımın kısa sürede gönderileceğini bildiriyordu. Ancak o yardım hiçbir zaman zaman gelmedi. Nihayetinde Şükrü Paşa 155 günlük destansı müdafaanın ardından şehri Bulgar ordusuna teslim etmek zorunda kaldı.

Şükrü Paşa 155 günlük  müdafaanın ardından Edirne’nin ünlü Selimiye Camisi gibi mukaddes mekanlarının  top atışlarıyla yok edilmesini engellemek amacıyla 26 Mart günü teslim olmayı kabul etti. Kılıcını Bulgar komutanı General İvankov’a teslim etti. Ancak onun bu mücadelesi Edirne'nin düşmesinden sonra işgalciler tarafından da takdir gördü. Ertesi gün Bulgar Kralı Ferdinand,  "- Bir yanlışlık olmuş olmalı. Şehrin zaptı sırasında beylik kılıcınızı vermişsiniz. Sizin gibi askerlerin kılıçları alınmaz. Siz savaşta şanlı bir sayfa yazdınız. Lütfen kılıcınızı kabul buyurunuz. Yalnızca sizi ağırlamaktan değil, aynı zamanda imkânsız bir savunmayı gerçeğe dönüştüren sizin gibi askerlerle savaşmaktan gurur duyuyorum" diyerek kılıcını kendisine geri verecekti.

Sonrasında Şükrü Paşa esir olarak Sofya’ya gönderildi. Burada kendisine yaraşır bir şekilde misafir edildi. Kendisine bir yaver ile otomobil tahsis edilirken kılıcı her zaman belindeydi. Şükrü Paşanın Edirne müdafaası devrin basın organlarında bir kahramanlık destanı olarak yer aldı. O dönemde Fransız halkı bu olaydan çok etkilenecek ve Fransız yazarları Claude Farrere ve Piyer Loti öncülüğünde Fransa milleti namına hazırlanan bir şeref kılıcı ve binlerce imza bulunan bir “Altın Kitap”, Şükrü Paşa'ya takdim edilecektir.

 Yaklaşık 6 aylık süren bu “esaretten” sonra Şükrü Paşa vatanına geri döndü. Ancak döndüğünde İstanbul hala İttihatçılık ve İtilafçılık kavgası içerisindeydi. 155 günlük müdafaası ve  6 aylık esareti sonrasında Şükrü Paşa taltif edileceği yerde İttihat ve Terakki tarafından  Edirne’yi Bulgarlara teslim etmekle suçlandı ve kısa bir süre sonra emekliye sevk edildi. Şükrü Paşa o günlere ait hatıralarını İsmail Hami Danişmende yazdırırken emekliye sevk edilişini ve o günlerdeki ordudaki particilik mücadelesinin hangi noktaya geldiğini şu çarpıcı cümlelerle şöyle ifade etmişti:

“Harbin bidayetinde hükümet benden Edirne’nin bir ay müdafaasını istedi. Elimde bu noktaya ait bir vesika da var; ben her türlü mahrumiyete rağmen taahhüdümün beş misli dayanarak 155 gün mukavemet ettim. İşte buna rağmen esaretten avdetimde İttihat ve Terakki Hükümeti beni tekaüde sevk edip menkub yaşattı! Bu menkûbiyetimin çok acı bir sebebi var: Harbin bidayetinde ve muhalif kabine zamanında henüz muhasara başlamadan evvel İttihatçıların eski Dâhiliye Nâzırı Talat Bey gönüllü nefer yazılıp Edirne’ye gelmişti; maksadı askerlik etmek değil, askeri ifsad etmekti: İkinci derecedeki paşaların oturduğu binaya yerleşmiş ve tıpkı o paşalar gibi o nefer beye de emirberler tahsis edilmişti. Nefer bey kumandan paşaların sofrasına oturuyor ve âdeta bir “Nefer Paşa” muamelesi görüyordu. Tabii bu vaziyeti zabitlerle askerler arasında birçok dedikodulara sebep oldu. Talat Bey’in her günkü faaliyeti hakkında raporlar alıyordum. Askeri harp etmemeye teşvik ediyor ve bilhassa Anadolu efrâdının Rumeli’nin kendi vatanları olmadığından bahsediyordu! O sırada düşman ordusu ilerlemekte ve Edirne muhasaraya düşmek üzereydi. Tabiî böyle bir fesada daha fazla tahammül edemezdim. Talat Bey’i çağırttım. Karşımda askerî vaziyet alan nefer elbiseli müfside ‘Bey Oğlum’ diye hitap ederek Edirne’deki gayr-ı tabii vaziyetini ve bu vaziyetten istifade ederek yaptığı menfi propagandayı anlattım, bu hale bir dakika daha tahammül edemeyeceğimi, Edirne’de kaldığı takdirde kendisini maazallah idam ettirmek mecburiyetinde kalacağımı ve öyle bir mecburiyette kalmak istemediğim için o günkü trenle derhal İstanbul’a hareket etmesini emrettim, tabiî çekildi gitti.”

Kaynaklar:

M.Sabri Koz; Edirne Müdâfii Mehmed Şükrü Paşa

Veysi Akın; Unutturulan Bir Kahraman: Edirne Müdafii Şükrü Paşa

Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2019, 15:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali osman
ali osman - 3 ay Önce

çok güzel

banner39

banner36

banner37

banner35