banner39

banner35

"Kızıl Sultan" tabirini kim, niçin uydurdu?

Yalan söyleyen tarihin, yayınlanan bunca vesikaya rağmen günü­müzde hâlâ Sultan II. Abdülhamid Han hakkında “Kızıl Sultan” tabirini tekrarlayabilmesi, böylesine korkunç bir hak ve hakikat kalpazanlığından utanmamasının sebebi, bize en çok sorulan suallerden biridir.

Tarih Dosyası 09.02.2022, 10:56 18.02.2022, 10:17
"Kızıl Sultan" tabirini kim, niçin uydurdu?

Aldığım mektuplarda ve konferanslarımda devamlı sorulur: “Kim, niçin uydur­muştur bu ‘Kızıl Sultan’ tabirini?”

“Kızıl Sultan” tabirinin kim tarafından niçin uydurulduğunu incele­meden evvel hemen kaydedelim ki bu tabir, Türkiye’deki Ermeni mela­netleriyle ilgilidir. Bu bakımdan önce Ermenilerin yurdumuzda ne yap­mak istediklerini ve nasıl çalıştıklarını bir görgü şahidinin şahadetiyle tespit edelim. Sultan II. Abdülhamid Han devrinin ünlü Mabeyn Başkâti­bi Tahsin Paşa, hatıratında der ki:

“Ermeni komitelerinin hariçte, bilhassa Cenevre ve Londra’da toplanan reisleri, Türkiye dâhilindeki ihtilalcilerini rovelver ve hançerlerle silahlan­dırmışlardı. İhtilal rüesası Türk topraklarında patlatacakları isyanı haklı ve Ermenileri mazur ve mağdur göstermek için var kuvvetleriyle neşriyatta bulunuyorlar, birtakım nüfuzlu mahâfile hulûl ve bilhassa Avrupa kibar ka­dınlarının rikkat ve merhametlerini tahrik ederek efkâr-ı umumiyeyi aley­himize ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Nihayet ihtilal baş gösterdi; Erme­niler, masum halka silahla tecavüz ediyorlar, bu silahlı taarruz karşısında ne yapacağını şaşıran ve hiçbir hazırlığı olmayan Müslümanlar da ellerine geçen sopa, odun, balta ile kendilerini müdafaaya çalışıyorlardı.

Bu Ermeni ayaklanmasında Ermeni papazlarının büyük rolü oldu­ğunu ve kiliselerin ibadetten ziyade fesat ve şekâvete hizmet ettiklerini haber almıştık. Ancak Ermeni ihtilalcileri bazı sefarethanelerin de yardı­mıyla o derece mahirâne tertibat almışlar, silah ve komitacıları memleke­te sokmak hususunda öyle yardımlar temin etmişlerdi ki ipucu bulmak mümkün olamıyordu. Nihayet bir gün, yine kendi aralarından temin et­tiğimiz bazı vasıtalar, bize bu silahların Beyoğlu’nda, Ermeni kilisesinin duvarında saklı olduğunu haber vermişti.

Bunun üzerine Zaptiye nazırına emir gönderildi, bir heyet marife­tiyle kilise basılarak duvar yıkıldı, silah deposu meydana çıktı. Bir iba­dethaneyi eşkiya sığınağı hâline sokan Ermeni ihtilalcilerinin bu fesat ve ihaneti sefaretlerden celbedilen zevata gösterildi ve hemen bir zabıt varakası yapıldı. Ermeni komitacıları en ziyade Londra’da efkâr-ı umu­miyeyi aleyhimize tahrik etmekte ve bilhassa nüfuzlu İngiliz kadınlarının muavenetinden istifade eylemekte olduklarından, Türk dostu Sir Arşmit Bartlet’in delaletiyle bu, kilisede çıkan silahlar Londra’ya gönderilerek parlamentonun yanında teşhir ve bu suretle bize karşı uyandırılan gayz ve gazabın mecrası değiştirildi...”

Mabeyn Başkâtibi Tahsin Paşa, böyle “Kiliseyi silah deposu hâline getiren Ermenilerin bu melanetinin Londra’da teşhir edilmesi, bize karşı duyulan gayz ve gazabın mecrasını değiştirdi.” diyor ama İngilizlerdeki bu değişiklik, gözler önüne serilen acı gerçeğe rağmen geçici olmuş, İn­gilizler kısa bir zaman sonra yine Ermenilerin haklarından bahsetmeye başlamışlardır. Ve İngilizlerin bu tutumu o devrin vukuatı içinde tabiidir.

Sultan II. Abdülhamid Han devrinde faaliyetlerini böyle kiliseyi si­lah deposu hâline getirecek derecede artıran Ermeniler, yıllar boyu yer yer isyanlarla Doğu Anadolu’yu bir Ermeni yurdu hâline getirmek için çalışmışlarsa da Abdülhamid Han siyasî dehasıyla bu melaneti önlemiş, Doğu Anadolu’yu Ermeni tecavüzünden kurtarmış ve işte bu hizmeti do­layısıyla kendisine, Müslüman-Türk düşmanlarınca “Kızıl Sultan” unvanı verilmiştir.

Doğu Anadolu’yu elde edebilmek için melanetlerini nerelere kadar götürdüklerini bir görgü şahidinin şehadetiyle yukarıda tespit ettiğimiz Ermeniler, korkunç bir mugalata ile -bugün dahi geçer akçe olan- “Müs­lümanlar Hristiyanları katlediyorlar(!)” propagandasına girişmişler ve bu propaganda ile devrin büyük devletlerinden birinin müdahalesini temin için her yola başvurmuşlardır. Doğu’daki Müslüman köyleri yağmalan­mış, yakılıp yıkılmış, Müslümanlar türlü işkence ile öldürülmüş ve hatta Müslüman kılığına bürünen Ermeniler kendi kardeşlerini öldürmüş ve sonra dışarıdaki yoldaşları vasıtasıyla yürütülen propagandada başarı kazanarak bazı büyük devletlerin “Ermeniler katlolunuyor!” bahanesiyle Bâb-ı Âli’yi protestosu temin edilmiştir.

Sultan II. Abdülhamid Han büyük devletlerarasındaki rekabetten istifade ile dışarının bu müdahalesini boşa çıkardığı gibi aldığı isabetli tedbirlerle de yer yer patlak veren Ermeni isyanlarını bastırmasını bilmiş­tir. 1894 yılında Muş ve Siirt civarındaki Sason’da ayaklanan Ermeniler daha sonra Diyarbekir isyanını başlatmışlarsa da her iki isyanda Abdül­hamid Han’ın yumruğunu yiyerek büyük zayiat verip geri çekilmişler ve bu mağlubiyetten bir yıl sonra bu kerre İstanbul’da 30 Eylül 1895 Pazarte­si günü ayaklanmışlar, fakat netice alamamışlar; 1896 yılının 26 Ağustos Çarşamba günü yine İstanbul’da başlattıkları isyanda Osmanlı Bankası’nı basmak, Bâb-ı Âli’yi, Tünel’i havaya uçurmak, bazı sefaretlere tecavüzle Avrupa devletlerinin müdahalesini temin etmek istemişlerse de Abdülha­mid Han, emrindeki Yıldız İstihbarat Teşkilatı vasıtasıyla isyanı evvelden haber almış ve o gün bankayı basan Ermeniler “hakları(!) verilmediği yani Doğu Anadolu kendilerine bırakılmadığı taktirde bankayı havaya uçura­cakları” tehdidini savurup bu arada birkaç bomba da patlatmışlar, fakat alınan tertibatla cümlesi, ellerindeki silah ve bombalarla yakalanmışlardır.

Patrik İzmirliyan idaresindeki bu isyan daha sonra Ermeni mahalle­lerine intikal etmiş ve Sultan II. Abdülhamid Han’ın bu âsi Ermenilerle mücadelesi pek basit olmuştur. Sakalını değirmende ağartmayan devrin padişahı Sultan Hamid, devam edegelen Ermeni isyanlarının gayesini bilmektedir. İsyanı, Avrupa devletlerinin müdahalesine meydan verme­den bastırmak isteyen Abdülhamid Han askeri ve polisi kışlalarına çek­tikten sonra limandaki hamallarla sivil halktan gönüllülere kaim sopalar dağıttırmış ve bunları ateşli ve kesici silah kullanılmamak şartıyla Erme­niler üzerine göndermiştir. Müslümanlar, ellerindeki kaim sopalarla ya­kaladıkları Ermeni’nin hesabını görmüşler ve iki-üç gün sürdürdükleri bu Ermeni avı ile hedefe varıp 1905’teki meşhur Bomba Vakası’na kadar Ermenileri sindirmiştir.

Bütün bu işler olup biterken Avrupa devletleri Ermeni meselesini yine körüklemişler, hatta İngilizler bir ara donanmalarıyla Çanakkale ön­lerine kadar gelerek Bâb-ı Âli’yi tehdide yeltenmişlerse de Abdülhamid Han’ın siyasî dehası önünde geri çekilmeye mecbur olmuşlardır. Ruslar ise İstanbul’daki Baştercümanları Maksimof ’u, yukarıdaki sopalı vaka­dan sonra elinde bir sopa ile saraya göndererek “Müslümanlar zavallı Er­menileri bu sopalarla sokak ortasında öldürüyorlar.” yollu bir protestoya girişmişler, ancak bu baş tercüman daha padişahın huzuruna çıkamadan mabeyn başkâtibinin odasından geri dönmeye mecbur olmuştur.

Sultan II. Abdülhamid Han, aldığı tedbirlerle Devlet-i Âliyye’nin varlığı ve bekâsı yolunda çalışırken dışarıdaki düşmanın şerrinden kur­tulamamış ve Fransız tarihçilerinden Albert Vandal, Ermeni isyanlarını bastırmasını bilen Abdülhamid Han’a “kan dökücü” manasına “Le Sul­tan Rouge” demiş, bizdeki gafiller de bir Hristiyanın Ermeni menfaatleri uğruna uydurduğu bu tabiri “Kızıl Sultan”a çevirerek Abdülhamid Han hakkında kullanmaktan utanmamışlardır.

Talihin ne garip cilvesidir ki ömrü boyunca kan dökmekten katiyen çekinen Sultan II. Abdülhamid Han, içimizden yetişen gafillerce “Kızıl Sultan” diye anılmış ve yanlış bir maarif politikasıyla mekteplerde evlat­larımıza da böyle tanıtılmıştır.

Albert Vandal’ın bu “Kızıl Sultan” tabiri yanında Abdülhamid Han için uydurulmuş bir de “The Great Criminal/Büyük Cani” tabiri vardır ki bu tabir de İngiliz başvekillerinden Gladstone’a aittir ve bu İngiliz başve­kili; Avam Kamarası’nda, elindeki Kur’an-ı Azimüşşan’ı -hâşâ- yere çar­parak Avrupa’daki Müslümanları sürüp çıkarmanın, Hilal’in yerine Salib’i dikmenin Hristiyanlar için en mukaddes vazife olduğunu haykıran İslâm düşmanı İngiliz’dir.

Veyl, böylesine İslâm düşmanlarınca uydurulan tabirleri günümüzde hâlâ tekrarlayanların hâline!

YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN-Cilt6

Sayfa:285-289


 

Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?