banner39

banner35

Millî Mücadele'de İsmet İnönü Ankara'ya nasıl götürüldü?

"Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya yerleşmesinden sonra İstanbul’da kapanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın bazı üyeleriyle askerî ve mülkî erkândan pek çok kimse, çeşitli yollarla ve pek müşkül şartlarla Anadolu’ya geçebilmişlerdir. Bunlar kendi arzularıyla veya Ankara’nın daveti üzerine Anadolu’ya geçenlerdir. Bir de zorla götürülenler vardır ve bunlardan biri de İsmet (İnönü) Paşa’dır. O günlerde 'paşa' değil 'albay' olan İsmet Bey’in Anadolu’daki millî kıyama katılması kendi arzusuyla değil, Ankara’dan verilen emirle 'Karakol Cemiyeti' tarafından gerçekleştirilmiş ve İsmet Bey derdest edilip Ankara’ya gönderilmiştir."

Tarih Dosyası 10.04.2022, 18:39
Millî Mücadele'de İsmet İnönü Ankara'ya nasıl götürüldü?

Kâzım Karabekir Paşa’nın, İstanbul’dan Anadolu’ya geçmeden evvel kendisine yaptığı müracaata, “Benim hiç ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söyleyeyim mi Kâzım? Köylü olalım, askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var? Birleştirelim. Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım, hayatımızı çiftçilikle sürükleyelim.” cevabını veren Miralay İsmet Bey’in derdest edilip Ankara’ya gönderilmesi, 20 Mart 1920 Cumartesi gününe rastlar. İsmet Bey/Paşa, böyle derdest edilip Ankara’ya gönderilmeden evvel aynı yılın ocak ayında Ankara’ya gitmiş, fakat Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’nın hatıratında kaydettiğine göre birkaç gün kalıp “şahsına taalluk eden bazı sebeplerle” yine İstanbul’a dönmüştür. İsmet Bey’in bu şekilde Ankara’dan ayrılması -kendi ifadesine göre- güya “İstanbul’daki vaziyeti Heyet-i Temsiliye nokta-i nazarına göre tetkik etmek için” imiş. Kâzım Karabekir Paşa, bu iddiaya temasla: “İstanbul’daki vaziyeti, Heyet-i Temsiliye nokta-i nazarına göre tetkik edecek birçok arkadaşımız esasen İstanbul’da değiller miydi?” der ve ilave eder: “İsmet Bey’in İstanbul’a gitmesi, zannederim doğru olmadı.”

Ankara’dan İstanbul’a “vaziyeti, Heyet-i Temsiliye nokta-i nazarına göre tetkik etmek üzere” giden fakat bu mevzuda hiçbir şey yapmayan, hatta Meclis-i Mebusan’daki Rauf (Orbay) Bey ve arkadaşlarıyla dahi temastan kaçınan İsmet Bey, o günlerde İstanbul’da Harbiye Nezareti’nin Sulh Hazırlıkları Komisyonu’nda vazifelidir. Kendisinin Anadolu’ya geçerek Millî Kıyam’a katılması mevzuunda Karakol Cemiyeti’nin yaptığı ilk müracaat bir netice vermemiş, bilahare “mutlaka gönderilmesine” dair Ankara’dan alınan emir üzerine yapılan ikinci müracaata İsmet Bey fazlasıyla sinirlenip:

— Orada yapılacak bir şey yok. Asker yok, silah yok, para yok. Karşıda dünyanın bütün orduları var. Ne ile ne yapılacak bunlar? Şaka mı bu? diyen İsmet Bey’e, gerekli her şeyin Ankara’ya gönderildiği hatırlatılmışsa da o gitmemekte direnip: “Ne gönderiyorsunuz, kaç kişi? Taşıma su ile değirmen döner mi? Muazzam teşkilat ister, vesait ister, imkânlar ister.” diyerek son sözünü söylemiştir.

İsmet Bey’in/Paşa’nın bu cevabı ve Ankara’ya geçip Millî Mücadele’ye katılmama tavrı üzerine Karakol Cemiyeti mensuplarından Ali Rıza

Bey’in hazırladığı plan tatbika konmuş ve cemiyete mensup bazı kimseler, fark edilir bir şekilde İsmet Bey’i takibe başlamışlardır. Düşman işgali altındaki İstanbul’da böyle devamlı takip ediliş(!) İsmet Bey’i rahatsız etmiş ve bu kere o, Karakol Cemiyeti’ne müracaatla İngilizler tarafından ısrarla takip olunduğundan(!) bahisle cemiyetten yardım istemiştir.

Böylece Karakol Cemiyeti eline düşen İsmet Bey, İngilizlerin takibinden(!) kurtarılmak üzere evvela Üsküdar’da Bağlarbaşı’ndaki Özbekler

Tekkesi’ne götürülmüş, o günlerde aynı tekkeye güya takipten kaçıyormuş gibi bir bahane ile Binbaşı Saffet (Arıkan) Bey de gelmiştir.

O yıllarda Özbekler Tekkesi, düşman işgalindeki İstanbul’dan Anadolu’ya geçecekler için ilk istasyondur. Bu istasyonda birkaç gün bekletilen İsmet Bey, bilahare daha emin bir yerde saklanılmak üzere ötelere, Maltepe’deki Talimgâh Kumandanlığı’na götürülüp Yenibahçeli Şükrü Oğuz Bey’e teslim edilmiştir.

Maltepe’deki Talimgâh Kumandanlığı’nda kendisini emniyette hisseden ve evine döneceği günleri bekleyen İsmet (İnönü) Bey’in karşısına 20 Mart 1920 Cumartesi günü akşama yakın Yenibahçeli Şükrü Bey dikilip askerce bir selam vermiş ve kendisini Ankara’ya sevke mecbur olduğunu söyleyerek ona bir nefer elbisesi uzatıp:

— Lütfen bunları giyiniz. Kaybedilecek vaktimiz yoktur ve aldığım emir katidir. Hava karardıktan sonra yola çıkacaksınız, demiştir. İsmet Bey bu sözü işitince yine isyan etmiş, Ankara’ya gitmenin bir manası olmadığını, büyük devletlerin muazzam ordularına topsuz, tüfeksiz, parasız, pulsuz hiçbir şey yapılamayacağını söyleyip gitmemekte ısrar etmişse de Karakol Cemiyeti, aldığı kati emri yerine getirmiş ve çuvallarla yüklü bir öküz arabası üstünde İsmet (İnönü) Bey’i Ankara’ya sevk etmiştir. İsmet Bey’e bu mecburi seyahatinde Binbaşı Saffet (Arıkan) Bey refakat etmiştir.

Miralay İsmet Bey’in İstanbul’dan Ankara’ya götürülüşü, Karakol Cemiyeti mensuplarından ve sonraları CHP’nin ilk İstanbul müfettişlerinden Avukat Refik İsmail Bey’in anlattıklarına göre aynen yukarıdaki şekilde cereyan etmiş ve gariptir, bütün bunlar İsmet Paşa’nın sağlığında yazılıp söylenmesine rağmen paşa bu iddiaları ne tekzip ne de tavzih etmiştir.

Miralay İsmet Bey’in Ankara’ya bu şekilde götürülüşünü anlatan Refik İsmail Bey, devamla diyor ki: “Aradan yıllar geçti, kurtuluş zaferi, sonra sulh nimeti ile huzur geldi. Ben de İstanbul CHP müfettişi bulunuyordum ki Ankara’da bir akşam Çankaya’ya yemeğe davet edildim. Daha başka davetlilerin de bulunduğu sofrada otururken Atatürk pek neşeli bir hâlde bu olayı hatırlamış olmalı ki bana: ‘Sahi Refik Bey, anlat bakalım, İsmet nasıl bohçaya girmişti? Şunu bir anlat.’ diye tıpkı şimdi size söylediğim gibi anlattırmıştı. O akşam davetliler arasında bulunan eski Karakol Cemiyet azası arkadaşlardan Edip Servet Bey de benim meskût geçtiğim bazı noktaları anlatarak:

— Paşam, gerçi bohçaya girdi ama sokuncaya kadar neler çektiğimizi sormayın, deyişiyle herkesi güldürmüştü.

Bir başka gün Atatürk, Tokat’ta bulunduğu sırada yakınlarıyla sohbet arasında oradaki Kolordu Kumandanı Sedat Paşa’dan bahsederken: ‘Tuhaf şey, demişti, hayatımda birkaç kişi için yoktan vazifeler ihdas ederek kendilerini müşkül vaziyetlerden kurtarmışımdır. Mesela, Sedat Paşa ile Fuad (Erdem) Paşa’yı Millî Mücadele’ye iştirak etmediler diye meclis çok hırpalayacaktı. Kendilerini vazife ile İstanbul’da bırakmıştım, dedim de kurtardım. Ne isabetli olmuş, işte şimdi biri mükemmel bir kumandan, diğeri mükemmel bir harp tarihçisi. Entre-nous (söz aramızda) bizim İsmet de öyle olmadı mı idi?’”

Refik İsmail Bey’in bu anlattıklarını, Feridun Kandemir’in Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’dan naklettikleri de teyit etmektedir. İstanbul’dan gelen bazı zevatı karşılamak üzere arkadaşlarıyla birlikte Ankara’nın Akköprü mevkiine giden Mustafa Kemal Paşa’nın orada “hoş geldiniz” diye herkesin elini sıkarken bir köşede sessizce büzülmüş oturan İsmet (İnönü) Bey’i tamamen görmemezlikten geldiğini, ne selam ne sabah, kendi hâline bıraktığını yazan Feridun Kandemir Bey, bu mevzuda Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’dan şunları naklediyor:

“Ben bu vaziyete üzülerek gittim, kendisine ‘hoş geldiniz’ dedim ve yanıma alarak karargâhıma götürdüm. İsmet Bey, bu defa bir daha ayrılmamak üzere bizlere katılmıştı, karargâhımdaki vazifelerimizi aramızda arkadaşça taksim ettik. Fevkalâde salahiyetli Büyük Millet Meclisi toplanıp millî müdafaa vaziyetimize bir şekil verinceye kadar ben ‘Umum Kuva-yı Milliye Kumandanlığı’ ve ‘Yirminci Kolordu Komutanlığı’ vazifelerini muhafaza edecek, İsmet Bey de vekilim olacaktı. İsmet Bey, bu suretle bir dereceye kadar müteselli oldu ve bir müddet böylece çalıştık.”

Burada bir nokta üzerinde bilhassa durmak isteriz. Baş tarafta kaydettiğimiz gibi İsmet (İnönü) Bey’i Maltepe’deki Talimgâh Kumandanlığı’ndan Ankara’ya gönderen zat, Yenibahçeli Şükrü Oğuz Bey’dir. Bu zat ve arkadaşları, yalnız İsmet Bey’i/Paşa’yı değil, daha pek çok kimseyi işgal altındaki İstanbul’dan Ankara’ya göndermeyi başarmışlar, bu arada ordu için gerekli mühimmat ve malzemeyi de nice tehlikelerle gizlice Anadolu’ya geçirerek Millî Mücadele’nin o acı günlerinde pek mühim hizmette bulunmuşlardır.

Ancak bu Yenibahçeli Şükrü Oğuz Bey, bilahare İstiklal Mahkemesi savcısının isteği üzerine tevkif edilmiş ve Topçu İhsan Bey riyasetindeki İstiklal Mahkemesi’nde muhakeme edilip beraat etmiştir. Dinleyelim şimdi Şükrü Oğuz Bey ile arkadaşlarının fevkalâde mahkeme huzuruna çıkarılışlarının sebeplerini. Diyor ki Yenibahçeli Şükrü Oğuz Bey:

“Millî Mücadele’nin başında daha sonra millî kahramanlar arasına girenlerden çoğu emrivakilerle ve ancak İstanbul işgal edildikten sonra çaresiz kalarak Anadolu’ya geçmişlerdir. Bunların hepsinin vasıtamızla ve ancak bizim için malum olan mahallerde bizim tespit ettiğimiz yollardan geçirilerek Ankara yoluna çıkarılmış olmaları, kendileri için ifşa edilmesi mahzurlu hakikatlar arasına girmişti. Birçoklarını, gözlerini bağlayacak kadar ihtiyat göstermeye mecbur olarak İstanbul hudutları dışına çıkarıyorduk. O tarihlerde İstanbul’daki malzeme ile muhtelif vasıtalara başvurarak ele geçirilen harp malzemesi de ancak cesur ve yiğit taka kaptanlarının binbir zahmete katlanarak İnebolu’ya iletmeleriyle ordumuzun ihtiyacı temin ediliyordu. Bu fedakâr insanlar, birçok hakikatları da biliyorlardı ki zaferden sonra bunların açıklanması birçoklarını huzursuz edecek mahiyette idi. İstiklal Mahkemeleri faaliyete geçince daha sonra asıl ve esası olmadığı anlaşılan birçok ihbarlar ve ithamlarla bu ilk günlerin cefakeş insanları, mahkeme huzuruna çıkarıldılar. Eziyetli günler geçirdiler. Neticede hemen hepsi beraat etti ama sadece siyasetle değil, bir vatan hizmetine bile kırgın ve tevbe edecek kadar mahzun ve bedbin oldular. Öylelerini bilirim ki himmet ve emekleriyle dolu olan o ilk günlerin hatıralarından bahsedildiği zaman gözlerinin yaşardığını bile belli etmek istemezlerdi.

Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?