banner39

Misâk-ı Millî nedir? Misâk-ı Millî ne zaman ilan edilmiştir? Misâk-ı Millî başka hangi isimlerle anılır?

Türkiye'de dönem dönem gerek siyasi gerekse tarihi tartışmalarda gündeme gelen Misâk-ı Millî neyi ifade eder? Misâk-ı Millî sınırları hangi bölgeleri kapsar? Misâk-ı Millî ilanının sebepleri ve sonuçları nelerdir? Misâk-ı Millî ile ilgili merak edilen pekçok sorunun cevabını haberimizde bulabilirsiniz.

Tarih Dosyası 11.12.2022, 16:31
Misâk-ı Millî nedir? Misâk-ı Millî ne zaman ilan edilmiştir? Misâk-ı Millî başka hangi isimlerle anılır?

Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 1920 yılında kabul edilen Türkiye'nin barışa yönelik temel ilkelerini ifade eden beyanname, resmî belge.

Türk İstiklal Mücadelesinin hedefini belirleyen Misâk-ı Millî ilân edildiği günden bu yana Ahd-ı Millî, Peymân-ı Millî, Millî Misâk, Millî Ant, Ulusal Ant gibi değişik adlarla anıla gelmiştir. En yaygın kullanılanı Misak-ı Millî'dir. Misak-ı Millî beyannamesi, 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasından cesaretle Osmanlı Devleti'ni parçalamak isteyen İtilâf Devletleri'nin 18 Ocak 1919'da başlayan Paris Barış Konferansı sürecinde Osmanlı Devleti'nin geleceğiyle ilgili birtakım kararlar almaya çalıştıkları bir ortamda, Türkiye'nin barış şartlarını içeren, içeride hakimiyet-i milliye, dışarıya karşı ise istiklâl-i tam fikrini benimseyen, milletlerin kendi kaderlerini tayini anlayışını barındıran bir içeriğe sahipti. Bu açıdan bakıldığında Misâk-ı Millî beyannamesi Türkiye'nin "Millî Siyaset Belgesi" olarak tanımlanmıştır. Misak-ı Millî ile her şeyden önce millî ve bölünmez bir Türk vatanının sınırları çizilmiş, Millî Mücadele'nin ana ruhu oluşturulmuş, Türk dış politikasının hedefleri belirlenmiş, devletin bağımsızlığı, milletin geleceği ve devamlı bir barışın sağlanması için yapılabilecek ilkeler tespit edilmiştir.

Misak-ı Milli düşüncesinin temelleri Mütareke Dönemi'nin asker ve sivil aydınları tarafından işgallere karşı doğal tepkinin sonucu kurulan Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetleri'nin başlattığı kamuoyu hareketlerine dayanır. 21-22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesi ile ilkeleri belirlenmiş. Anadolu'da gerçekleştirilen yerel kongrelerin yanında, Erzurum ve Sivas Kongresi sonrasında Ankara Ziraat Mektebi toplantılarında altyapısı oluşturulmuştur. 1919 yılı Ekim ayı başında Osmanlı Devleti'nde hükümet değişikliğini müteakip Temsil Heyetiyle Ali Rıza Paşa (ö. 1932) hükümetinin gerçekleştirdiği Amasya Mülakatındaki mutabakatın ardından Meclis-i Mebusan'ın açılmasını sağlayacak seçimlerin yapılması, Misak-ı Milli'nin bu mecliste tartışılması ve kabulüne uzanacak sürece zemin hazırlamıştır. Ancak Misak-ı Milli ilkelerinin hazırlanışı konusunda, dönemle ilgili hatırat ve kaynaklara (Hüseyin Kazım Kadri (ö. 1934), Yusuf Kemal Tengirşenk (ö. 1969), Rauf Orbay (ö. 1964), Dr. Rıza Nur (ö. 1942), Hilmi Uran (ö. 1957), Hüsrev Gerede (ö. 1962) ve Mustafa Kemal Atatürk (ö. 1938)) bakıldığında farklı iddialar göze çarpmaktadır. Bununla beraber dönemle ilgili belgeler, Misak-ı Millî'nin esas olarak Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti tarafından hazırlandığı, Meclis-i Mebusanda oluşturulan bir komisyonda son şeklini alarak 28 Ocak 1920'deki komisyon toplantısında kabul edildiğini gösterir. Meclis-i Mebusan'ın 17 Şubat 1920 tarihli toplantısında da Edirne Mebusu Şeref (Aykut) Bey'in (ö. 1939) önergesi sonucu oybirliği ile kabul edilip basın yoluyla iç kamuoyuna ve Fransızca metni ile de dış kamuoyuna duyurusu yapılmıştır.

Türk milletini, tam bağımsızlık ve millî egemenlik savaşına çağıran bir başkaldırı niteliğindeki Amasya Genelgesi'nin imzalanmasından sonra Mustafa Kemal Paşa, 23 Temmuz 1919'da toplanan Erzurum Kongresi'nin açılış konuşmasında, Mütareke hattının bölünmez millî sınırlar olarak kabul edilmesi gerektiğini, esas amaçlarının her bakımdan tam bağımsızlık olduğunu vurgulamıştır. Misak-ı Millî esasları Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarıyla belirlenmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Temsil Heyetiyle 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinin ertesi günü Ziraat Mektebinde yaptığı uzun konuşmasında 30 Ekim 1918 tarihinde, Mondros Mütarekesinde Türk ordusunun kontrolü altında bulunan sınır çizgisi içinde kalan halkın her bakımdan ortak niteliklere sahip millî bir toplum oluşturduğunu; bu sinir içinde kalan ülke topraklarının Osmanlı topluluğundan ayrılmaz bir bütün olarak kabul edildiğini belirtmiştir. O tarihlerde ABD Başkanı Wilson'un ilkelerini de esas alan Temsil Heyeti, "Mütareke Hattının içinde ve dışında kalan topraklarda ve milliyet esasına göre dinen, ırken ve emelen ayrılmaz bir bütün olan ahalinin bir arada yaşayabileceği" milleti de içine alan vatan idealini ifade etmek istemiştir.

3 Ocak 1920 tarihinden itibaren Temsil Heyeti üyeleri ve mebuslarla Ankara'da Ziraat Mektebinde taslağı oluşturulan Misâk-1 Millî belgesi, 12 Ocak 1920 tarihinde açılan Meclis-i Mebusan'da, önce gayrıresmî grup toplantılarında görüşülerek tartışmaya açılmıştır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerinden oluşan Felâh-ı Vatan Grubu taslağa son şeklini vermiştir. Misâk-1 Millî Beyannamesi, 28 Ocak 1920'de Fındıklı'daki Meclis-i Mebusan binasında gerçekleştirilen 4. İntihap döneminin ilk gayr-ıresmî toplantısında 121 mebusun oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Misâk-ı Milli metninde hangi maddeler vardır?

Meclis-i Mebusan'da, 17 Şubat 1920 tarihinde gerçekleşen olağanüstü toplantının ikinci oturumunda, Edirne mebusu Mehmet Şeref Bey'in tarihe geçen anlamlı konuşmasından sonra verdiği önerge ile Misâk-ı Milli'nin ilânına karar verilmiştir. Böylece Misak-ı Millî metninin basında yayınlanması, Fransızcaya çevrilerek uluslararası kamuoyuna da duyurulması sağlanmıştır. Misak-ı Millî metninde şunlar yer alıyordu:

"1. Osmanlı Devleti'nin yalnız Arap çoğunluğunun yaşadığı ve 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi'nin imzalanması sırasında düşman ordularının işgali altında kalan kısımlarının mukadderati, ahalisinin serbestçe vereceği oylara göre belirleneceğinden adı geçen mütareke hattının içinde ve dışında dinen, ırken, emelen birleşmiş ve birbirlerine karşılıklı sevgi ve fedakârlık hisleriyle dolu örfî ve içtimaî haklarıyla mahalli şartlara tamamen riayetkâr Osmanlı-İslâm çoğunluğuyla meskûn bulunan kısımların tamamı hakikaten ve hükmen hiçbir sebeple ayrılma kabul etmez bir bütündür.

2. Ahalisi ilk serbest kaldıkları zamanda halkın oylarıyla anavatana katılmış olan elviye-i selase (Kars, Ardahan, Batum) için gerekirse tekrar serbestçe halkın oylarına başvurulmasını kabul ederiz.

3. Türkiye barışına bağlanan Batı Trakya'nın hukukî durumunun tespiti de orada yaşayanların serbestçe beyan edecekleri oylara bağlı kalarak yapılmalıdır.

4. İslâm Halifeliğinin, Osmanlı saltanat ve hükümetinin merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara denizinin güvenliği her türlü tehlikeden korunmuş olmalıdır. Bu esas saklı kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz Boğazları'nın dünya ticaret ve taşımacılığına açık kalması hakkında bizimle diğer ilgili bütün devletlerin ortaklaşa verecekleri karar geçerlidir.

5. İtilaf Devletleri ile düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılmış olan antlaşma hükümleri çerçevesinde azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman ahalinin aynı haklardan faydalanmaları şartıyla tarafımızdan teyit ve temin edilecektir.

6. Millî ve iktisadî gelişmelerimizin imkân dairesine girmesi ve daha modern bir idareye kavuşmamız için her devlet gibi bizim de gelişme araçlarımızın temininde tam bağımsızlığa ve serbestliğe sahip olmamız, hayat ve bekamızın esas temelidir. Bu sebeple siyasî, adlî, malî ve diğer gelişmemizi engelleyici kayıtlara karşıyız. Tahakkuk edecek borçlarımızın ödenme şartları bu esaslara aykırı olmayacaktır. (28 Kânunisâni 1336/28 Ocak 1920)"

Misâk-ı Millî, Doğu/İslâm dünyasına yeni bir dönemin açıldığını haber verirken, sömürgeciliğe karşı mücadelenin de yöntemlerini belirleyip çerçevesini çizmiştir. Türk İstiklâl Mücadelesi'nde bu hedeflere ulaşmak için gayret gösterilmiştir. Diplomatik görüşmelerde de Türkiye'nin hedefini oluşturmuştur. Mustafa Kemal Paşa, Misâk-ı Milli'nin sınırlarıyla ilgili sorulan soruya: "Misak-ı Millî'mizde muayyen ve müspet bir hat yoktur. Kuvvet ve kudretimizle tespit edeceğimiz hat, hatt-ı hudut olacaktır" açıklamasında bulunmuştur. Misâk-ı Millî'nin ifade ettiği çerçeve Türklerin ve Türkiye'nin asıl vizyonunu değil, razı olabileceği asgari sınırları gösteriyordu. Osmanlı Mebusan Meclisi üyeleri devletin istiklali ve milletin istikbali için alınan kararlara tümüyle uyulması hâlinde devletin bu ilkelerle devamlılığının sağlanabileceğini hükme bağlamışlardır. Misâk-ı Millî sadece o dönemde Mebusan Meclisindeki mebusların değil, bizzat Türk milletinin yemini yani ahdidir. Millî vatan, millî devlet düşüncesinin oluşturulmasını sağlayan ve Türkiye'nin doğal sınırlarını tespit eden bu tarihî belge Türk Tarihi açısından bakıldığında, İngilizlerin Magna Charta'si, Fransızların İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kadar önemli içeriktedir.

Sosyal Bilimler Ansiklopedisi 3/Zekeriya Türkmen

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?