Savaş zamanı kaybolan binlerce mektup gün ışığına kavuştu

Kızılay arşivlerindeki 302 bin esir kartı ve 30 bin mektup için çalışma başlatıldı. Çalışmanın hem tarihe ışık tutması hem de unutulmuş birçok insanın yeniden hayat bulması bekleniyor

Savaş zamanı kaybolan binlerce mektup gün ışığına kavuştu

Türk Kızılayı Genel Müdürü Dr. İbrahim Altan ile birlikte arşivlere girerek bir çalışma yapan Sabah Gazetesi'nden Olkan Özyurt mektupları ve belgeleri inceledi. Arşivlerde 302 bin esir kartı, 30 bin mektup var. Projenin ilk aşaması tamamlandı. Dijital ortama aktarılan belge ve mektupların önce çevirisi yapılacak, tasnif edilecek ve özellikle mektuplar kurulacak ekiplerle esirlerin torunlarına ulaştırılmaya çalışılacak

Yıl 1917, yer Japon Denizi sınırındaki Rus şehri Vladivostok. 1. Dünya Savaşı sırasında bu kentteki esir kampında bulunan Tokatlı Hasan (İsmail Oğullarından Hasan Bin İshak), Hilal-i Ahmer Cemiyeti'ne (Türk Kızılayı'nın eski ismi) bir mektup yazıyor ve memleketteki ailesinden haber almak istiyor. Uzun zamandır zor koşullarda kampta tutulan askerlerden biri olmasına rağmen kendisini pek düşündüğü yok, savaşlarla yangın yerine dönen Anadolu'daki ailesinin akıbetini merak ediyor. Ne işi var Tokatlı Hasan'ın Vladivostok'ta derseniz, o Doğu Cephesi'nde 1916'da Ruslara esir düşen askerlerimizden biri. Sibirya üzerinden çileli bir yolculukla Vladivostok'a gönderilmiş. 1920'de Japonların bu şehri işgal etmesiyle Hasan ve onun gibi bu kampta bulunan yaklaşık bin Türk asker için de vatana dönme umudu beliriyor.

Japonlarla Türkler arasında Ertuğrul Fırkateyni'nden dolayı bir dostluk var o yıllarda. Bu dostluk sayesinde esirler, 1921'de parası Osmanlı Devleti tarafından ödenen Heymeymoro (Parlak Barış) adlı gemiyle, 45 gün içinde vatan toprağına geri getirilmeleri için başlarında bir Japon komutanla yola çıkıyor. Akdeniz'e kadar sorunsuz gelen Heymeymoro, Middilli açıklarına gelince Yunanlar tarafından ablukaya alınıyor... Gemi Pire Limanı'na çekiliyor. Yunanlar esirleri almak istiyor, Japon komutanın gözü kara, vermiyor. Günlerce bu limanda kalıyor gemi. Görüşmeler çıkmaza girince gemi İtalya'nın Sardunya Adası'na yönlendiriliyor. Fakat adaya esir Türklerin çıkmasına izin verilmiyor. Askerler içme suyu bile bulunmayan, zehirli yılanlarla dolu Asinara Adası'na gönderiliyor. Günlerce bu adada kalıyorlar, kimi yaşamını yitiriyor bu adada.

Türk Kızılayı devreye giriyor, kiralanan Ümit Vapuru ile yaklaşık 1.5 yıl süren bir yolculuğun ardından sağ kalan esirler 25 Haziran 1922'de vatan toprağına getiriliyor. Tokatlı Hasan, bu yolculuk sonucu Türkiye'ye ulaştı mı bilinmiyor. Ama onunla aynı esaret hayatını yaşayan ve vatana dönebilen askerlerden biri olan, yedek subay Halil Ataman'ın anılarından bütün süreci öğrenebiliyoruz. Heymeymoro yolcularının hikayesi 1. Dünya Savaşı sırasında esir alınan askerlerimizle ilgili kamuoyu tarafından pek bilinmese de ilgililerinin bildiği bir hikayedir. Bir de hiç bilmediklerimiz var. Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı boyunca Genelkurmay'ın rakamlarına göre ağırlıklı asker olsa da sivillerin de içlerinde olduğu yaklaşık 300 bin Osmanlı esir düşmüştü. Bu esirlerin kimi Sibirya'ya, kimi Hindistan ve çevresine kimi Akdeniz'deki çeşitli adalara gönderildi. Yollarda yaşamını yitiren, kötü muamele gören, kamplarda çileli yaşamlar sürenler oldu... Elbet esirlerin bir kısmı vatana döndü ama onların hikayeleri de bugüne kadar hak ettiği önemde anlatılmadı. Hatta savaşların yok sayılan kahramanlarıydı onlar. Hikayeleri bilinmediği gibi kayıtlarına da pek rastlamak mümkün olmadı...


Ankara'da Etimesgut'taki Kızılay Yerleşkesi'nin içindeki Kızılay Arşiv Yönetim Müdürlüğü'ndeyiz. Burası savaşlarda esir alınan asker ve sivillerin kayıtlarının, mektuplarının saklandığı bölüm. Kızılay Genel Müdürü Dr. İbrahim Altan özenle saklanan bir kutunun içinden bir mektup çıkarıyor. Mektup Tokatlı Hasan'a ait. Hasan mektubunda Sivas Vilayeti Tokat Sancağı'nda bulunan ailesi için tahkikat talebinde bulunmuş Türk Kızılayı'ndan. Hasan'dan böylece haberdar oluyoruz. Bu arşiv çok kıymetli. Hasan gibi kaç askerin hikayesi gizli. Arşivde 308 bin 645 esir kartı, 75 esir defteri, 127 esir listesi ve yaklaşık 30 bin esir mektubu var. Kızılay bu bilgi ve belgeleri kamuoyu ile sağlıklı ve hızlı bir şekilde paylaşmak için şimdilerde büyük bir proje başlattı. Dr. İbrahim Altan "Proje hayata geçirildiği zaman Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında esir düşen Osmanlı asker ve sivillerle ilgili detaylı bilgilere ulaşılacak. Esir sayısı, esirlerin yıllara ve cephelere göre dağılımı, bulunduğu ülke ve kamplar, esirlerin yaşları, rütbeleri, birlikleri, doğum yerleri, esir düştükleri yer ve tarihleri, sağlık durumları, medeni halleri, kamplardaki esaret hayatı, sosyal yaşantıları, haberleşme usulleri ve esir nakliyle ilgili detaylı bilgiler daha iyi öğrenilebilecek" diyor.


Altan projenin uluslararası alanda büyük öneme sahip olduğunu söylüyor. Arşivdeki belgelerin bugüne kadar özenle korunduğunu, 2010'dan bu yana da isteyen araştırmacıların arşivde incelemede bulunduğunu anlatıyor. Ama özellikle toplumda aile büyüklerinin geçmişine dair ciddi bir merakın olduğunu söylüyor. E-devlet uygulamasında soyağacı sorgulamasının açılmasıyla merakın ciddi taleplere dönüştüğünü belirten Altan, "İnsanımız Türk Kızılayı'na esir dedeleriyle ilgili çok soru soruyor. Birçok ailede ya gazi, ya şehit ya da esir hikayesi var. Dedelerinin neler yaşadığını bilmek istiyorlar. Biz de araştırmacılarımızın daha sağlıklı çalışma yürütebilmesini, savaşlarda esir düşmüş aile üyelerini arayan insanımızın taleplerini hızlı karşılayabilmeyi istiyoruz. Ama bu kayıtlar Osmanlıca. Belgelerin, mektupların latinize edilmesi gerekiyordu. İşte şimdi bu aşamadayız" diyor. Arşivdeki bütün belgeler incelikli bir şekilde taranmış ve dijital ortama aktarılmış. Şimdi Osmanlıca olan bu belge ve bilgiler Türkçeleştiriliyor. Altan "Eldeki kaynaklarla dört yıl içinde bitirebiliriz projeyi" diyor ama kurumlardan, kişilerden ciddi ekonomik destekler gelirse, proje sahiplenilirse bu sürenin bir yıla düşeceğini söylüyor.

Projenin esir mektuplarını, yakınlarına ulaştırma amacı da var. Altan "Bulunması zor değil ama biraz meşakkatli. Destek lazım" diyor. O sırada bir mektubu inceliyoruz. Basra'da esir düşen, Ankara Keskinli Süleymanoğlu Hacı Dede, Hindiçin'deki bir kamptan mektup yazmış. Ailesi şimdilerde Kırıkkale'ye bağlı olan Mağden Kazası'nın Karaağaç Köyü'nde yaşıyormuş. Ailenin namı Kuzucuoğulları... 1918'de yazılan mektupta "Efendim hazretleri... Üç senedir esirim. Şimdiye değin memleketim canibinden bir mektup alamadım. Bundan dolayı tahsil eden ahvâl-i müellimemi (çileli halimi) tarif edemem. Lütfen âtideki adrese bil-müracaap ederim Süleyman Ağa'nın hayat ve mematından ber-haber yetiştirmenizi kemal-i ehemmiyet sûzişle istirham eylerim efendim" yazıyor. Altan "Bu aileye ulaşmak zor değil. Köyüne kadar kaydı var. Ekip kurulup Hacı Dede'nin torunlarına ulaşılabilir" diyor.


Doğu Cephesi'nde esir düşen ve Vladivostok Esir Kampı'nda kalan Tokatlı Hasan, memleketi Tokat'tan 1910'da er olarak askere alınan, Trablusgarp'ta, Balkan Savaşları'nda ve Sarıkamış'ta savaşan, Doğu Cephesi'nde esir alındıktan sonra Vladivostok'a götürülen Hasan Aykan olabilir mi? Hasan Aykan'ın filmlere konu olabilecek hikayesini NTV Tarih dergisinde Tunca Örses yazmıştı. 12 yılı cephelerde geçen, uzun yıllar esaret hayatı yaşayan Aykan, Tokat'a 1922 Haziran'ında subay ve üç yabancı dil öğrenmiş olarak döner. Çileli, maceralı bir 12 yıldır bu. Esaretten kurtulmak için firar girişimleri olur ama yakalanır. Eski bakanlardan Dr. Cevdet Aykan'ın babası olan Hasan Aykan vatana döndüğünde memleketinde nahiye müdürlüğü ve belediye başkanlığı yaptı. Koca Müdür namıyla tanındı. Türk Kızılayı yetkililerine bunu da soruyorum. Kesin bir cevap verilemiyor ama proje tamamlanınca bu sorunu cevabının da ortaya çıkacağı söylüyorlar.


Türklerin esir aldığı askerler genelde Afyon, Çankırı, Kütahya, Yozgat'taki esir kamplarında tutulmuş. Bu askerlerle ilgili pek çok hikaye anlatılıyor. Bu hikayelerin kaynağı genellikle esirlerin yazdıkları hatıratlar. Bu hatıratlar arasında Kut'ül Amare'de esir alınan İngiliz teğmen EH Jones'unki öne çıkıyor. Jones yaşadıklarını The Road to En-Dor adlı kitapta anlatmıştı. Filmi de çekilmesi düşünülen bu hatıratta Jones 1915'te Kut'ta esir düşünce Yozgat'a kadar yürüyerek gelip buradaki kampta neler yaşadıklarını anlatıyor: "Başlıca sorunumuz nasıl zaman geçireceğimizdi. Dört kişilik takımlardan oluşan hokey turnuvalarımız olurdu ve (Türklerin izin verdiği zamanlarda) yürüyüşler, piknikler, paten ve kayak yapardık." Jones'un esaret hayatının nasıl insani koşullarda geçtiğini Türk Kızılayı'nın arşivinde bulunan yaralı Rus asker Simon Olenk'in, Rusya'nın Minsk eyaletindeki annesine yazdığı mektubundaki satırlar da teyit ediyor: "Nasılsınız aziz validem ve hemşirelerim? Hal-i hazırda ben Türkiye şehirlerinden birinde büyük bir hastanede bulunuyorum. Hastaneye gelince bana derhal temiz ve beyaz çamaşır ile kaput verdiler. Sonra ameliyathanede bulunan doktora gönderdiler, doktor benim yaramı muayene etti güzel surette temizledi, iyod sürdü ve güzelce sardı, bağladı.

Sonra bana yemek verdiler, çay içirdiler, uykuya daldım. Doktorlar, eczacı ve hastane memurları son derece şefkatli adamlardır. Sık sık benim yanıma gelip Almanca konuşuyor ve sigara ikram ediyorlar. Bu hastanede benden başka Rus esir askeri yok. Yanımda yatanlar ise dilsizler lisanıyla konuşuyor ve birkaç kelimeden başka bir şey bilmiyorum. Gıda gayet mükemmeldir, günde üç defa sıcak ve leziz yemekler veriyorlar, ekmek mebzuldür (bol). Hulasa benim için burada hayat son derece rahat ve iyi. Binâenaleyh aziz validem ve hemşirelerim müsterih olabilirsiniz. Çünkü ben bütün hakikatleri yazıyorum ayağım şimdi pek az ağrıyor. Çünkü yaram artık yukarı taraftan iyileşmeye başladı. İki haftaya kadar iyileşir zannederim. Ben kendimi pek güzel ve iyi görüyorum. Siz benim yüzümü görse idiniz hakikaten inanmaz idiniz. Şimdi ben yalnız Cenab-ı Hakk'a dua ediyorum ki aleme sulh versin. O vakit hepimiz evceğimizde dururuz... 15 Nisan 1915/ Sizi seven oğlunuz ve kardeşiniz /Simon Olenk"


Esir askerlerin mektuplarında aileleriyle ilgili bilgi istemeleri sıklıkla karşımıza çıkıyor. Yaklaşık 13 bin İngiliz'in esir alındığı 1915'teki Kut'ül Amare Savaşı'nda esir düşen Hüseyinoğlu Bektaş da Tokatlı Hasan gibi ailesinden haber alamamış ve üç yılın sonunda Hilal-i Ahmer'e mektup yazarak onlarla ilgili haber talep etmiş. "Muhterem Efendim / 16 Eylül 1331 Kut nam mevkide 1. Alay 13. Bölük 1. Tabur'da iken hasbelkader esir oldum. Şimdiye kadar hiçbir malumat alamadım çoktur mesrur ve mükedder oluyorum. Lütfen ve halime merhameten hayatımın anlara tebşirini ve anlara hayat ve hayat ve mematlarının bana tebşirini bildirmenizi de rica ve istirham eylerim efendim. 14 Kanun-i Evvel 1334 (1918)"

Hindistan'da esir tutulan Hacı Mehmet Efendi, muhtemel Irak Cephesi'nde esir düşenlerden. Ankaralı olan Hacı Efendi, annesinin durumunu merak ediyor: "Şefkatli Valideciğim/ Mahsus selam, ellerinizden öperim hamdü sena sıhhatteyim sizlerin de sıhhatte olmanızı leyl-ü nehar talep ederim. Üç dört mahtan beri mektubunuza nail olamadım acaba esbabı nedir, bendeniz ise her hafta mektup gönderiyorum...

5 Kanun-i Sani 1335 (1919) / Evladınız" Dr. İbrahim Altan esirlerin ailelerinden haber almak istemelerini "Malum o yıllarda Anadolu yangın yeri. Esirler aileleri ile sağlıklı iletişim kurmak istiyor. Ki bu konuda haklı olduklarını zaman gösteriyor. Çünkü vatana dönebilen esirlerin bir kısmı ailesinin başka yerlere göç ettiğini öğreniyor" diyerek açıklıyor. Tabii zor koşullarda yaşama tutunmaya çalışan askerler ailelerinden para da istiyorlar. Mektuplarda istedikleri para gelmediği için serzenişte bulunanlar da var.


Dr. Altan'a dedemin kardeşi Saffet Hoca'nın 1914'te Yozgat'tan Irak Cephesi'nde gittiğini ve savaşta esir düştüğünü, Yemen'de yıllarca esaret hayatı yaşadığını, memleketine ancak 10 yıl sonra döndüğünü anlatıyorum. Altan da "Kamplarda kaldıysa bu odada kaydı vardır. Bize sizin gibi aile büyükleriyle ilgili birçok insan başvuru yapıyor. Şimdi bu projeyle biz bu kayıtları tasnif edip latinize ettiğimiz zaman Saffet Hoca'nın nerede esir düştüğünü, kaç yıl esir kaldığını, hangi kampta tutulduğunu öğreneceksiniz. Hikayesini hep birlikte öğreneceğiz" diyor.


Türkiye'de savaş esirleri sanki savaşların yok sayılan kahramanları. Bunun sebebi esir düşmenin zamanında toplumda çok da iyi karşılanmaması olarak açıklanabilir. Altan "O dönem adı Hilal-i Ahmer olan Türk Kızılayı esirler konusunda olağanüstü çaba göstermiş. Uluslararası anlaşmaların verdiği yetkiyle, esirlerle aileleri arasında iletişimi kurmuş, yardım götürmüş. Esir askerlere yönelik raporlar, kayıtlar tutulmuş. Lakin savaştan sonra memleketine dönen esirlerin yaşadıklarını anlatmadıkları da bir gerçek. Dolayısıyla çileli hayatlar sürdüklerini biliyoruz ama neler yaşadığına dair çok az hatırat var" diyor.

Altan haklı mesela iki cumhurbaşkanımızın da aslında savaşta esir düştüğü bilgisi pek bilinmez. 1. Dünya Savaşı'nda Cevdet Sunay 1918'de Mısır'da, Cemal Gürsel ise 19 Eylül 1919'da Gazze'de İngilizlere esir düşen iki asker. Serbest kaldıktan sonra Kurtuluş Savaşı'na destek verseler de ilerleyen yıllarda bu konu çok da gündeme gelmez. Altan "Bugün bu topraklarda özgürce yaşıyorsak bunu şehitlere, gazilere ve tabii esirlere borçlu olduğumuzu unutmayalım. Esirlerin yaşadıkları sıkıntıları öğrenmek ve gelecek nesillere aktarmak istiyoruz. Bunun için bu çalışma, tarihimiz açısından da büyük önem taşıyor" diyor.

Her şey 19. yüzyılın sonunda savaş esirlerine insancıl bir şekilde yaklaşılması gerektiğinin anlaşılması üzerine başladı. 1912'de ABD'de gerçekleştirilen Uluslararası Salib-i Ahmer Konferansı'nda esirlere ortak bir yaklaşımla hareket edilmesi kararı alındı. Hilal-i Ahmer Cemiyeti adına Dr. Besim Ömer'in de katıldığı bu konferansta savaş esirlerine yapılan bağışları toplamak üzere özel komisyonlar kurulması ve Cenevre Beynelmilel Komitesi'nin dağıtımı yapmak üzere bu komisyonların üst kurumu olarak kabul görmesi kararı alındı. Hilal-i Ahmer Cemiyeti aynı yıl uluslararası kuruluşlarla bağlantılı olacak şekilde Üsera Heyeti (Esirler Komisyonu) adı verilen özel bir komisyon kurdu. Bu komisyonda Hilal-i Ahmer personeli, Harbiye Nezareti personeli ve diğer Kızılhaçların görevlileri ortak çalışıyordu. Komisyonunun talebi üzerine İngiltere, Rusya, Fransa ve Yunanistan ile esirlere ait belge alışverişi sağlandı. Esir listeleri, Harbiye Nezareti'nden alınan veriler ve Hilal-i Ahmer Heyetleri'nin kampları ziyaretlerinden elde edilen veriler ile esir kartları oluşturuldu. Komisyon 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonunda hem İtilaf Devletleri'nin elinde bulunan Türk esirlerin hem de Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bulunan yabancı esirlerin aileleriyle haberleşmelerini de sağladı.

İzmitli İbrahim Bin Mehmet'e ait esir kartı. Galiçya'da Ruslar'a esir düşmüş. 34 yaşındaki asker 1. Alay 1. Tabur 1. Bölük'te askerlik yapıyormuş. Hangi kampa gönderildiği ve nerede esir alındığı belli değil.

İstanbullu Mehmet Gani Hurşit bir sivil. 1917'de Bağdat işgal edilince İngilizler tarafından esir alınmış. Hemen Basra'daki kampa gönderilmiş. 34 yaşındaki Mehmet Bey Üsküdarlı...

Er Süleyman Mehmet 21 yaşında. İzmir Bayındırlı. En yakın akrabası Kızıl Ali. Edhem Çayı'nda İngilizler'e esir düşmüş. 1917'de Myanmar'ın Meiktila kentindeki kampa gönderilmiş.

Kastamonulu Çavuş Hasan Yusuf (33) Kut'ta 41. Alay 3. Tabur 2. Bölük'te savaşırken 1917'de İngilizlere esir düşmüş. Basra'daki kampa gönderilmiş.

137 BİN 447
Çanakkale, Kanal, Filistin, Irak, Yemen ve Makedonya cephelerinde İngilizlere esir düşen asker sayısı.

65 BİN
Ruslar'a düşen esir asker sayısı

5 BİN
Büyük savaşta esir verilen sivil sayısı.

Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2018, 19:22
YORUM EKLE

banner26

banner25