banner39

banner35

Sultan II. Abdülhamid Han'ın muhterem haremi: Müşfika Kadınefendi

Bestekâr, şair ve yazar Ayşe Osmanoğlu’nun annesi olan Müşfika Kadı­nefendi, son derece metin, dirayetli, yüksek ahlâk sahibi, dindar, umur gör­müş ve çok çile çekmiştir. Beş vakit namazını devamlı kıldığı ve “üç aylar” orucunu süresiz tuttuğu meşhurdur. Gençliğindeki zarafetini ve çok kuvvet­li olan hafızasını vefatına kadar muhafaza etmiştir. Kendisinden bir yıl önce hayata veda eden kızı Ayşe Osmanoğlu’nun vefatını, o yaşlı hâlinde bile sa­bır ve metanetle karşılamış, bu sabrı ile etrafındakileri hayrette bırakmıştır.

Tarih Dosyası 09.02.2022, 16:10 18.02.2022, 10:17
Sultan II. Abdülhamid Han'ın muhterem haremi: Müşfika Kadınefendi

Türk Edebiyatı dergisinin Ağustos 1989 sayısında “Nilüfer Sultan” baş­lıklı ve Ali Fuad imzalı bir şiir gördüm. Okuyalım, “13 Haziran 1989’da Paris’te bir Fransız hastanesinde vefat eden, V. Murad’ın torunlarından Nilüfer Sultan’a” ithaf edilen bu hazin şiiri:

Nilüfer Sultan

Bu son gelişimdi Paris’e,

Ellerimi dişlerime bağlamıştım;

Ayşe Sultan bir buçuğundaydı,

Ve vatan dünyanın öbür uçundaydı.

O kış ne çok yağmurlar geçti Paris’ten,

Üşürdü gözlerim kor kor;

Düşlerim an-be-an karardı,

Oysa Şevket Paşa bu saatlerde mutlaka arardı.

“Aziz şehzadem, nûr-ı dîdem stop,

Mezatlık bir portrem kaldı stop,

Bu otelden de kovuluyoruz stop,

Annen Nilüfer Sultan stop!”

O sıra Dündar’ın doğumuydu,

Cunye, bir uzak belde,

Ve Nemika uyuyor olmalıydı;

Belki bu mesnetsiz kar almıştı onu.

Babası, elleri cepte Beyrut sokaklarındaydı,

“Efendimiz, Françeşko Fransa’sındayız stop,

Yüz frangımız kaldı, hemşireniz stop!”

Biliyor musunuz yalnızlıktan ne çok korktuğumu;

Ve Fransız mezarlıklarından?!

Yurt dışına çıkarılan hanedan âzalarından daha kaç sultan kaç şeh­zade böyle hazin bir akıbetle hayata veda etti! Paris’te, diyar-ı gurbette ve bir hastane köşesinde vefat eden Nilüfer Sultan’ın acı tarihiyle müteellim, müteessir bir hâlde iken nasıl oldu bilmem, aniden Sultan Abdülhamid Han’ın haremi Müşfika Kadınefendi’yi hatırladım.

Kira evinde de* olsa vatanında ve sevdiklerinin başları üzerinde ebedî istirahatgâhına tevdi edilen bu muhterem Kadınefendi hakkında, Memduh Süzer kardeşimizin, hanedana mensup kıymetli zevattan der­leyip bana lütfettiği pek mühim notlarını bu vesile ile nakletmek istedim.

Diyor ki Memduh Süzer dostumuz:

“Osmanlı Sarayı’nın son dönem kadınefendileri arasında en ünlüsü, hiç şüphesiz Sultan II. Abdülhamid Han’ın vefakâr ve sadık zevcesi Müş­fika Kadınefendi’dir.**

Sultan Hamid’in vefakâr haremi: Müşfika Kadınefendi

Padişahın vefatından sonra bile hatırasına gösterdiği sadakat gözleri yaşartacak derecededir?***

Müşfika Kadınefendi, sarışın, mavi gözlü, beyaz tenli, fevkalâde zeki ve bütün varlığı ile zevcine bağlı idi. Padişahın en çok sevdiği ve takdir ettiği tek zevcesidir. Saltanatında ve tahttan indirildikten sonra devam­lı yanında bulunmuş, felaketlerine ortak olmuş ve Sultan Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı’nda son nefesini, vefakâr ve sadık zevcesi Müşfika Ka­dınefendi’nin kolları arasında verip hayata veda etmiştir.***

Bestekâr, şair ve yazar Ayşe Osmanoğlu’nun annesi olan Müşfika Kadı­nefendi, son derece metin, dirayetli, yüksek ahlâk sahibi, dindar, umur gör­müş ve çok çile çekmiştir. Beş vakit namazını devamlı kıldığı ve “üç aylar” orucunu süresiz tuttuğu meşhurdur. Gençliğindeki zarafetini ve çok kuvvet­li olan hafızasını vefatına kadar muhafaza etmiştir. Kendisinden bir yıl önce hayata veda eden kızı Ayşe Osmanoğlu’nun vefatını, o yaşlı hâlinde bile sa­bır ve metanetle karşılamış, bu sabrı ile etrafındakileri hayrette bırakmıştır.

16 Temmuz 1961 tarihinde, Beşiktaş’ta, Serencebey Yokuşu’ndaki kira ile oturduğu evde hayata gözlerini yuman Müşfika Kadınefendi tam doksan dört yaşında idi.***** Bu hâliyle o, Osmanlı tarihinde en fazla yaşa­yan kadınefendi olmuştur.

Cenazesinin kaldırılması sırasında, padişaha çok sadık eski harema­ğalarının tabutun ayakucunu öpüp geri geri çekilmeleri ve tabutun et­rafında pervane gibi dönmeleri hazin olmuş, bu aşırı sevgi ve sadakat karşısında çok kimse gözyaşını tutamamıştır.

Beşiktaş Sinan Paşa Camii’nde kılınan cenaze namazını müteakip Yahya Efendi Kabristanı’na defnedilmiştir. Kızı ile beraber yattığı kabri mamurdur.

YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN-Cilt6

Sayfa:148-151

*Sâmiha Ayverdi, bu kira evinden bahisle diyor ki: “Ayşe Sultan memlekete döndükten sonra annesi Müşfika Kadınefendi ile birlikte Serencebey Yokuşu’nun üstündeki, sarayın eski uşak dairesinde kira ile oturuyorlardı. Onları ziyaret edip de dertlenmemek kabil değildi. Güneşten solup erimiş perdeler, dökük duvarlara çiriş sürülmüş bezle yapılmış yamalar, bastıkça oynayan döşeme tahtaları ve bütünü ile dekor çok hazindi. Fakat kızına kavuşmuş olmaktan mesut oldu­ğunu saklamayan Müşfika Kadınefendi ve yaşadığı hayattan şekvası olmayan Ayşe Sultan, âdeta insanın içindeki hüznü çekip alıyorlardı.”

**Müşfika Kadınefendi’nin asıl ismi “Ayşe” olup “Müşfika” adı, “İnşallah bana müşfik bir eş olursun.” temennisiyle bizzat Sultan II. Abdülhamid Han tarafından verilmiştir.

***Müşfika Kadınefendi’nin kızı Ayşe Osmanoğlu, Avrupa’da sürgünde iken biricik kızının hasreti ile yüreği yanan kadınefendiye bazı yakınları, “Niçin hasretinizi gidermek için hiç olmazsa bir defa Avrupa’ya, kızınızın yanına gitmiyorsunuz?” diye sorduklarında, bu suale kadınefendinin cevabı şu olur: “Efendim, Sultan Hamid pek kıskançtı. Harem ağaları dahi yüzüme bakmaktan menedilmişlerdi. Avrupa’ya gittiğimi, yüzümü Frenk erkeklerine gös­terdiğimi kabrinde hissederse darılacağını, azap duyacağını düşünerek bağrıma taş basıp tek evladımın hasretine katlanıyorum!”

****Nahid Sırrı Orik diyor ki: “Müşfika Kadınefendi, hükümdarın daima yanı başındadır. 1906’da Sultan Hamid’in geçirdiği, yirmi dört saat kendini şuurdan mahrum bırakmış ve ölümün eşiğine kadar getirmiş mühim hastalık esnasında da onun, zehirletilme endişesiyle verilen ilaçları almak istemeyeceğini hesap ederek bunları önce kendisi, hükümdarın gözü önünde içmiş, doktorların bunu yapmaması, bu hareketin sıhhatli bir insan bünyesinde kötü tesirleri olabileceği hususundaki ikazlarına ehemmiyet vermemiştir.”

*****Müşfika Kadınefendi, kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan, “Maşallah, Allah size uzun bir ömür nasip etmiş. Hem de çok olaylarla dolu bir ömür. Bu kadar sıhhatli ve sağlam kalmanızda ayrı bir besi rejimi veya dikkatli davrandığınız başka hususlar var mı?” sualine şu cevabı vermiştir: “Ben daima çok az yerim. Sabahları kalkınca aç karnına mutlaka bir fincan adaçayı içerim. Kitaplarda belki okumuşsunuzdur, ada çayının insana dirlik veren hassaları vardır. Bunun peşinden içine biraz kahve katılmış bir bardak sütle biraz peynir, bir ince dilim ekmek yerim. Az yemek mutadımdır: Öğle yemeğinde az, çok az haşlama et, biraz sebze, varsa az pilav veya muhallebi alırım. Akşam yemeklerim sadece yoğurttur. Midemde ekşime yapmaması için içine biraz seker karıştırılmış yoğurdu yerim. Kırk yıldan beri akşam yemek­lerimin listesi değişmemiştir. Yalnız şekerli yoğurt.” Aynı röportajda, başka bir suale kadınefendinin verdiği cevap ise pek manidardır. Soruyor gazeteci: “Otuz yıldır kapıdan ayak atmadığınıza göre çok odalı da olsa nihayet bu konağın içindesiniz. Vücut hareketiniz çok az oluyor denektir. Bu bakımdan hiç rahatsızlık çekmiyor musunuz? Cevap: “Namaz kılıyorum evladım! Beş vakit namaz beni hem Allah’ıma yaklaştı­rıyor hem de bana sıhhat kazandırıyor. Namazdan iyi hareket olur mu?”

Yorumlar (0)
16
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?