banner39

Tekalif-i Milliye emirleri nasıl uygulandı? Yüzüncü yıl yazısı

Tarih Dosyası 26.04.2020, 17:09 27.04.2020, 01:43
Tekalif-i Milliye emirleri nasıl uygulandı? Yüzüncü yıl yazısı

Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Tekalif-i Milliye” (TM) tabiri toplumun detaylı olarak bildiği bir kavram değildir.  Yüz yıl önce alınan bir karar. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından birkaç kere zikredilince arşivler karıştırıldı, bu konuda yazılıp çizilenler okunmaya başlandı ve yeniden literatürümüzdeki yerini aldı.  Siyasilerin verdikleri  demeçlerde ve gazetelerin  köşe yazılarında TM emirlerinin  günümüz  virüs salgınından daha ağır savaş şartları altında verildiği ve ülkemizin işgal altında bulunduğu o günlerin bu günlere benzemediği, buna rağmen halktan alınan paraların  kuruşu kuruşuna iade edildiği  dile getirildi. 

Bu makalemizde Tekalif-i Milliyenin uygulanması sırasında meydana gelen suiistimalleri ve halktan alınan paraların öyle anlatıldığı gibi kuruşu kuruşuna vatandaşa  iade edilmediğini belgeleriyle anlatmaya çalışacağız. Kamuoyundaki tartışmanın TM’nin 100’üncü yılına denk gelmesi tamamen bir tesadüf. 

Bilindiği üzere, Tekalifi Milliye  Kanunları  çerçevesinde Büyük Millet Meclisi, “Başkomutanlık Kanunu” ile yasama, yargı ve yürütme yetkilerini Atatürk’e devretmişti. Bazı vekiller bu kadar yetkinin bir şahısta toplanmasından endişe ettiler ve üçer aylık sürelerle uzatılan bu yetkilerin bir an evvel bitmesini istediler. Bu yüzden Mecliste tartışmalar yaşandı. Neticede üçüncü seferden sonra 6 Mayıs 1922’de  yetkiler geri alındı.  Atatürk de, bu süre zarfında  İstiklal Mahkemeleri kurulması dahil, yetkilerini sonuna kadar kullandı. Neticede Başkomutanlık yetkileri sınırlandı ama savaş günlerinde asker firarilerinin tecziyesi için kurulmuş  olan  İstiklal Mahkemeleri varlığını  1927 senesine kadar (az ara ile)  devam ettirdi.  

Tekalif-i Milliye yetkileri ile Mustafa Kemal Paşa tarafından İstiklal Mahkemeleri  kuruldu veya sayıları çoğaltıldı, başkanlarının atamalarını yaptı. Bu emirler verilirken tabiatıyla Büyük Millet Meclisi (BMM) devre dışı idi. Tekalifi Milliye kanunu ile yasama yargı ve yürütme yetkilerinin tamamı Ağustos 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’ya devredildi. Yetkiler üçer aylık sürelerle üç kere uzatılmasına rağmen bu yetki ile kurulan İstiklal Mahkemeleri 1927 senesine kadar (fasılalı olarak 7 sene) “adalet dağıtma”ya (!) devam etti. Oysa İstiklal Mahkemeleri savaş sırasında Tekalifi Milliye emirlerini uygulamayanları tecziye için kurulmuş idi. Savaş bitti. Cumhuriyet ilan edildi. Lozan imzalandı. Fakat İstiklal Mahkemeleri devrim yasaları tamamlanana kadar kapatılmadı. 

Tekalif-i Milliye Kararlarının nasıl uygulandığına geçmeden önce şu hususu belirtmekte fayda var: Tekalifi Milliye emirleri gününümüzde örnek alınacak uygulamalar değildir.  Bazılarının “10 Emir” dedikleri bu kararlar Osmanlı Yönetim Sisteminden yeni yönetim sistemine geçiş sırasında karşılaşılacak muhtemel direnişleri ve güç odaklarını bertaraf etmek için Büyük Milet Meclisinin önceden aldığı bir tedbirler manzumesidir. Bunu nereden anlıyoruz? Başkomutanlık Kanun teklifini Dr. Rıza Nur’un Meclis’e sunmasından anlıyoruz. Malumunuz Rıza Nur kurulacak yeni yönetim sisteminin teorisyenlerinden idi. (Sonra bu yetkilerle donatılmış Mustafa Kemal Paşa’yı da yönetmek istedi ve 1926 senesinde yurtdışına kaçarak İstiklal mahkemelerinin elinden canını zor kurtardı). Böyle bir sıkı uygulama olmasaydı  Anadolu insanının genetik yapısına işlemiş olan bin yıllık medeniyetin izlerini taşıyan  kültür ortadan kaldırılırken zorluklarla karşılaşmak mümkündü. (Özellikle Halifeliğin kaldırılması ve  arşivlerin yakılması  sırasında).
 

Başkomutanlık Yasası’nın Mucidi  Dr. Rıza Nur. Atatürk ile yolları ayrılınca kurulmasına vesile  olduğu  İstiklal Mahkemelerince idam edilmekten korktu. Mahkemeler  faaliyette iken 1926 senesinde   yurtdışına kaçtı. Atatürk vefat edene kadar yurtdışında vatana hasret  bir hayat yaşadı.

(İstiklal Mahkemelerinin açık olduğu dönemde memleketimizde bir korku ve tedhiş havası yayılmıştı. Öyle ki Kazım Karabekir Paşa’yı idamdan kurtarmaya çalışan Başbakan İsmet Paşa hakkında da tutuklanma kararı vermişti. İsmet Paşayı tutuklanmaktan Atatürk güçlükle  kurtardı.  Hukukçu olmayan mahkeme üyelerinin gözü dönmüştü. Müderrisler korkudan  senelerce dağlardaki  mağaralarda  perişan bir hayat yaşamış ve akşam hava kararınca yakın köylere gelip tanıdıklarından yiyecek alabilmişlerdi. (Ayrıntılı bilgi için mür: Bir Müderrisin Sürgün Yılları, Ali Osman Koçkuzu, İz Yayıncılık, 2011 ve Emre Gül’ün dunyabulteni.net’te yayınlanmış olan “İstiklal Mahkemesi: Kanunun da üstündeyiz” başlıklı yazısı ). 

Tekalifi Milliye kararları neticesinde kurulan İstiklal Mahkemeleri ile yaklaşık 10.000 kişi idam edilince  hiçbir devrim kanununa kimse ses çıkarma cesareti gösteremedi. Çünkü kimsede ayakta itiraz edecek güç kalmamıştı. Korku halkın iliklerine kadar sinmiş ve vatandaşın  direnecek maddi-manevi takati  de kalmamıştı. Memleketin kurtuluşu için üzerindeki donunu dahi vermiş  olan  millet,  İstiklal Mahkemelerinin duruşma yapmadan toplum önündeki idam infazlarını görünce  gölgesinden korkar hale gelmişti.  İdam listeleri  Hakimiyet-i Milliye gazetesi sütunlarında bu korkuyu yaymak için yayınlanıyordu. Anadolu’da İstiklal Mahkemeleriyle  bu tedhiş atmosferi  oluşturulduktan sonra devrim kanunları peş peşe geldi). 
***
Tekalifi Milliye’nin İkinci emrinin Birinci Maddesini kendine dayanak yapan  Kuvayı Milliyenin   TM Komisyonu görevlileri, Kayseri’de, kocası cephede savaşan bir kadının üzerindeki şalvarı dahi almıştı. Bu olayı TM uygulamalarını sözde Meclis adına denetleyen müfettiş milletvekillerinin Meclis toplantılarında yaptıkları konuşmalardan okuyoruz: Şöyle ki:
27 Ekim 1921 tarihinde Meclisin gizli oturumlarında yapılan şu konuşmalar Tekalifi Milliyenin nasıl uygulandığını göstermesi açısından kayda değerdir:  (Kaynak: TBMM Gizli Celse Zabıtları C.3 Sayfa: 209-214 (11 Nisan 1922, İ 24, C:3)
“Ali Şükrü Bey (Trabzon): “…Millet hükümetin vazifesini hakkıyla yaptığına kani olursa lazım geldiği kadar fedakarlığını yapar.  Efendiler; Mazhar Müfit Beye (Atatürk’ün sırdaşı ve bilahare İstiklal Şark Mahkemesi Başkanı)  soruyorum, o da buna şahittir. Kayseri taraflarında tekalif tatbik edilirken kocası askerde bulunan kadının ayağından şalvarını almışlardır. Bundan başka evinden kaşığı ile yağ almışlardır.  Hükümet bu suretle yapanlar ve halkı soyanlar üzerinde ne gibi tedbirler yapmıştır. Tahkikat yapmış mıdır, rica ederim.  Yoksa halk bundan mağdur olursa  o halka biz gömleğini nasıl ver diyebiliriz  efendiler?  Rica ederim halkı ezmekten başka bir şey yapılmamıştır.”
Tahir Efendi (Çankırı):  “Her memlekette Tekalif-i Milliyede suiistimaller oldu”.
Ali Şükrü Bey:  (devamla) “Sonra efendiler, Tekalif-i Milliye meselesinde bir adamın evinde yiyeceği olan on kıyye unundan bile tekalif aldılar”.
Osman Bey (Kayseri): “Peynir bile topladılar”.
Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Efendiler, bugün davamızı lehulhamd sonuna getirdik… Ve düşününüz ki, bu uğurda Anadolu’da yanmış yıkılmış böyle millet yine 15 seneden beri harp içinde anaları babaları ağlayarak evlatlarını düşünüyor ve elinde bulunan bir avuç bulgurunu da cepheye veriyor… Yalnız şuraya oturduğumuzdan beri halkın 150 milyon lirasını aldık…” 
“Memur zihniyetinde memlekette ben fayda tasavvur etmem. Evet bir kaşık yağa kadar alacaktır...”
“..Fakat bir şey istiyoruz.. Suiistimal edilmesin, mahalline sarf olunsun…İstikraz mümkün değil. Tekalif-i Milliye ümitsizlik doğuruyor. Çünkü menfi (olumsuz) gidiyor.  Çünkü bir taraftan alınıyor bir taraftan satılıyor. Hazineye gitmiyor efendiler. Bunu halk görüyor. Bunda da isabet yok...
“Geçen sene Teklif-i Milliye 90 milyon iken  bu sene iki misline artmıştır. 100 Milyon olmuştur. Köylüden öküz hayvan, vesait-i nakliye olmak üzere 100 milyon lira alınmıştır ve sarf edilmiştir.  Efendiler  bugün zannediyorum ki 100-150 milyon liralık bir masraf karşısındayız”.
“…Ben size hakikati arz ediyorum, Köylü ezilmiştir,  mahvolmuştur, yıkılmıştır… Çare arayın…” (Kaynak: Mehmet Kayıran, ATAM’da yayınlanan olan “Tekalif-i Milliye Emirleri ve Uygulanışı”  s. 23-24  (661 ve 662)
 Meclisin gizli celse zabıtları dikkatle incelendiğinde özellikle  Tekalifi  Milliyenin suiistimallerinden  bahsedilmektedir.  “Harp Komitesinin kurulmasına ilişkin takririn görüşüldüğü 14.12.1921 tarihinde Adana Milletvekili Zekai Bey: “Tekalif-i Milliye’nin zararlar tevlit ettiğini ve (bunun) hesaba alınamadığını…” söyler.
Atatürk ile Celal Bayar arasındaki şu konuşmalar Tekalifi Milliyenin boyutlarını anlamak bakımından önemlidir:  “Mustafa Kemal Celal Bayar’ı çağırır ve sorar: “Celal Bey,  siz bilirsiniz her ev bir çift yün çorapla bir don verebilir mi?”….(Celal Bayar cevaben):    Halkın ikinci bir donu yoksa…”  (Cemal Kutay, Üç Devirde Hakikatler, Sf. 82).  Bu istifsar, halkın ikinci bir donu olsa da olmasa da TM ile emredilenlerin yerine getirilmesi gerektiğini netice vermiş  ve Tekalif-i Milliye’nin  2 Numaralı emrinin 1.’inci maddesinde şu şekilde yer almıştır:
“ a)  Her kazada mevcut hane adedince  birer takım çamaşır ve birer çift çarık ve çorabı nihayet 10 Eylül 1337 (10 Eylül 1921) tarihine kadar  tamamen hazırlayıp komisyonlar ambarlarına  teslim etmeye mecburdur”. 

        
 

Bugün devlete yardım kampanyası gönüllülük esasıyla yürüyor. Devlet topladığını fakir fukaraya bir plan dahilinde dağıtıyor.  Oysa Tekalifi Miliye günlerinde,  vatandaşın elinde olsa da olmasa da  vermesi taktir edilen meblağ cebren alınıyordu. Ne maksatla söylendiği bilinmemekle birlikte Sayın Cumhurbaşkanımızın bu uygulamaları hatırlatması Yüzüncü sene-i devriyesinde Tekalifi Milliye  günlerini ve uygulamalarını paylaşmamıza sebep oldu. Allah o günleri bu milletle bir daha göstermesin. Aç ve susuz kalan Yunan askeri Polatlı yakınlarında bizim askerimizden ekmek isterken Kayseri’de eşi cephede olan kadının üzerindeki şalvarı zorla almanın mantığını anlamak bugünkü akıl ile  mümkün değildir.

 Her ne kadar bazı yazarlar, konuyu sadece Milli Mücadele ve Sakarya Savaşı boyutuyla  değerlendirmiş ve Tekalifi Milliye Kanunu ile toplumdan alınan yardımların tamamı (6.003.663 TL) halka iade edildi demişlerse de, aşağıda örneğini ve yeni harflerle yazılışını kaydettiğimiz Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinden alınan 4.2.1340 ve 050 10 6 36 15 tarihi ve sayılı  belgede, TM Kanunu ile devletin halktan aldığı paraların tamamının vatandaşa iade edilmediğini görüyoruz. (Bazı makalelerde halktan toplanan 6.003.663 TL’nin iade edildiği yazıyor, ancak yukarıda Meclisin Gizli Oturum tutanaklarında Hüseyin Avni Ulaş Bey bir senede 90 milyon lira toplandığından bahsediyor).
***
Örneği aşağıdaki belge, bir kanun layihası. Malatya Milletvekili Mahmud Nedim (Zapçı)  Bey ve 33 Milletvekili,  Malatya’da “Âsâr-ı Ni’am” isimli fabrikanın sahibi  Mehmet Efendi’nin Birinci Cihan Harbi boyunca doğuda ve Milli Mücadele günlerinde devlete yaptığı yardımların iade edilmesini  ve fabrikasının tekrar çalışır hale getirilmesi için sanayii teşvik kaleminden finans desteği verilmesini  Büyük Milet Meclisi Başkanlığından 6.2.1340  (M.6 Ekim 1924) tarihli takrir ile talep ediyor. Tasarı BMM Genel Kurulunda oylamaya sunuluyor ve uygun görülüyor ve Başkan Fethi Okyar imzasıyla  Başvekalete (Başbakanlığa)  havale ediliyor. Başvekalet de Meclisin onayını almış olan sözkonusu kararı (veya kanunu) uygulanmak üzere  Sanayi ve Müdafaa (Milli Savunma Bakanlığı) Vekaletlerine 6/587 sayılı bir tezkire ile gönderiyor. (Sözkonusu belge kapak  görüntüleri de aşağıya alınmıştır).


 
Mahmud Nedim Zapçı. Harita Kaymakamı, Budapeşte Askerî Ataşesi, “Malatya Okumuşu Çoğaltma ve Okuyanı Koruma Cemiyeti” Kurucusu, Eski Muharipler Derneği Başkanı. 1955 Senesinde Ankara’da vefat etti. Allah rahmet eylesin, kurduğu cemiyet hala binlerce üniversite öğrenciye yurt hizmetleri ve burs vermektedir.  Ankara’da adına bir kız yurdu bulunmaktadır.

 Mahmud Nedim Zapçı ve arkadaşları tarafından Meclis Başkanlığına sunulan uzunca takrirde, “Mehmet Efendi’nin, 1894’te Malatya’da açmış olduğu tekstil fabrikasında ürettiği farklı kalitede kumaşlarla ordumuzu giydiren cömert ve vatansever bir işadamı olduğu,  Ruslar Fırat Nehrini geçmek isterken Palu yakınlarında bir gecede bir köprü yaparak düşman ordusunun püskürtülmesine vesile olduğu,  fabrikasından çevresine elektrik verdiği, elektrikle çalışan bıçkı makineleri kurduğu, fabrikasında 600 kişi çalıştırdığı, bölgenin ekonomisine de katkıda bulunduğu,  kalın kumaşlar (branda) üreterek  orduya sahra çadırları dikip verdiği, Avrupa’da bu derece üstün  kabiliyetli ve  başarılı  işadamlarının heykelinin dikildiği  dile getirilmekte ve fabrikasının tekrar çalışır hale getirilmesi için sanayii teşvik tertibinden finans desteği” talep edilmektedir. (Adnan Işık’ın “Malatya Sancağı, 1830-1919” isimli kitabında da, üstün hizmetlerinden dolayı Padişah Sultan Reşat tarafından Mehmet Efendi’nin  “Mecidiye Nişanı” ile ödüllendirildiği kaydediyor).   Anlaşılan Mehmet Efendi vatanperver, idealist  ve  tam bir strateji adamı.  Layihada  devamla, “Harb-i Umumîde bu derece  fedakarlık eden Mehmet Efendi, Mücahede-i Milliye esnasında  da imkan ve vüs’atin müsaadesi derecesinde  fedakarlıktan çekinmemiştir” denilmektedir.  (Yani Milli Mücadele günlerinde de tekalifi milliye kanunu  gereğince  devlete aynî ve nakdî yardımda bulunmuştur).


 
1’inci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele sırasında fabrikasını ülke savunmasına harcayan Mehmet Efendi’nin ismi 1930’da Malatya’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer alır. Adı geçen 1932 tarihinde vefat etmiştir.

Mehmet Efendi, imkansızlıklar sebebiyle fabrikayı işletemeyince savaş sırasında devlete verdiklerini tahsil için Ankara’ya gitmiş. Ancak verdiklerinin “altıda beşini”  geri alamamış ve  “elleri böğründe İstanbul’un yolunu tutmuş”. (Bu tabir aynen tasarıda geçiyor).  

Belge ve devamında Mehmet Efendinin vatanın müdafaası için verdiği yardımların neden kendisine iade edilmediği konusunda hiçbir sebep açıklanmıyor. Devletin vatandaştan aldığı desteklerin  zaferden sonra kendilerine iade edileceği Tekalifi Milliye kararlarının 4’üncü maddesinde  bildirilmesine rağmen   Mehmet Efendi  verdiği paranın  ancak 1/6’snı (5 bin lira)  alabilmiş, bu miktar borçlarını kapatmaya dahi  yetmemiştir. 25 bin lirası verilmemiş.  (Bu ifadeler  34 imza ile BMM’ye sunulan kanun metninde yazıyor).
 
Hükümet,  muhtemelen Malatyalıların işsiz kalarak si’âyetine sebep olacak  bu zararı telafi etmek  ve bölge halkının hafızasında Mehmet Efendinin ismini silmek için  kesenin ağzını açmış ve 1936 senesinde Malatya’ya bir dokuma fabrikası açılmasına karar vermiş. Devlet imkanlarıyla açılan bu fabrika, çok iyi çalışmasına, “havuzbaşı cazlı aile toplantıları”  yapılarak kentin modernleştirmesine  ve Malatya ekonomisine de büyük katkıda bulunmasına rağmen, zamanla fabrikanın gelişen  tekstil teknolojilerinin gerisinde kalmış olması (ARGE eksikliği)  sebebiyle 1998’de özelleştirilerek satışa çıkarılmış. Neticede şehrin ortasında 130 dönümlük arsası, 4000 kişiyi istihdam eden  makineleriyle  birlikte Malatyalı bir işadamı grubu tarafından bir daire fiyatına (6,4 milyon liraya)  satın alınarak  arsası üzerine tamamen   tüketime dayanan  bir AVM yapılmış. İşin en tuhaf tarafı AVM tamamlanana kadar Malatyalılar fabrikanın tekrar inşa edildiğini zannediyorlarmış.  En son alınan haberlere göre Malatyapark olarak adlandırılan ve  renkli ışıklarla süslenen  bu alışveriş merkezi de salgın virüs sebebiyle kapatılmak zorunda bırakılmış. 
 
İşsizler  ordusunu ikinci kere  hayal kırıklığına uğratan  Malatya Dokuma Fabrikasının arsası  üzerine kurulmuş olan  Malatyapark AVM’si 

Bugün, Mehmet Efendi’nin fabrikasında çalışanların torunları  İstanbul’da tekstil sektörünü ayakta tutan saygın birer işadamı. İstanbul tekstilinin yüzde 20’si Malatyalı işadamlarına ait. Fakat Malatya’da yaşlısına gencine kime sorsan 1894 tarihinde Malatya’ya elektrik getirerek fabrika açan  ve 30 sene işleten Fabrikatör Mehmet Efendiyi kimse  tanımaz. Oysa tekstil kültürünü Malatyalıların genetiğine nakşeden  Mehmet Efendidir. Her halükarda, Mehmet Efendi’den Malatyalılara teşebbüs hürriyeti, tekstil kültürü, İsmet Paşa’dan da her tarafı zahir bir heykel yadigar olarak  kalmış. 


 
İsmet Paşa’dan Malatyalılara yadigar olarak kalan heykel. Yapılış  senesi 1945-46-47.  Bu heykelin ne ifade ettiğini Malatya’da kimse bilmiyor. 1945’te devletin kasasından harcanan  para ise 150.000 lira. O zaman asgari ücret 1 lira. Heykelin bir tarafında Atatürk olunca Malatyayı yönetenlerden kimse  şu anlamsız uzuvları meydandaki heykeli bir  heykeltıraşın atölyesine nakledip bir kıyafet giydirelim dememiş.  

Mehmet Efendi’nin fabrikasının kapanma hikayesi  Tekalifi Milliye emirlerinin  nasıl uygulandığını göstermesi açısından dikkat çekici bir olay. Bu olay dikkatle incelenirse bir zamanlar ülkemizin nasıl kadrolar tarafından yönetildiği anlaşılır. Mehmet Efendinin Serbest Cumhuriyet Fırkası Malatya Teşkilatı   kurucularından olması  tabiatıyla, adı geçenin muhalifler safında olduğuna işaret etmektedir.  Bu konuda işe yarar bilgiler Milli Savunma ve Sanayi ve Teknoloji  Bakanlıkları arşivlerinde muhtemelen vardır. Zira Meclis Başkanlığı Genel Kurul Kararının örneğini o iki  bakanlığa göndermiş.  

Seneler unuttursa da arşivler araştırmalara açılınca eski uygulamalar aşağıdaki belge gibi bir bir açılıyor ve hukuksuz uygulamalar ortalığa saçılıyor. Ancak bu belgelerin devamına maalesef ulaşamadık. Bu üç belgede Mehmet Efendinin tekstil fabrikası hikayesinin izi iki bakanlık arşivlerine gidiyor. Mehmet Efendi Edison’un ampulü keşfettiği senelerde  (1889) Malatya’ya elektrik getirmiş bir deha. Ancak milli mücadeleye yaptığı yardımlar sebebiyle batan fabrikasının yeniden açılmasına neden destek verilmemiş? Neden Tekalifi Milliye ve daha önceki senelerde  ülke savunmasına  yaptığı 25.000 TL kendisine iade edilmemiş. Bu konunun bütün boyutları ile açıklığa kavuşturulması tarihçilere düşen bir grev.
 

 

Ankara 
4.2.1340
TERCÜMESİ:
Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine,

“Malatya’da (Âsâr-ı Ni’am) namıyla bir fabrika vardır. Bu fabrika 30 sene evvel (1894)  Mehmet Efendi isminde bir Türk müteşebbisinin himmetiyle vücuda getirilmiştir. Ancak Rüştiye (ortaokul) derecesinde bir tahsile malik olan bu zat fabrikasını seneden seneye tevsi ve terakki ettirerek  Harb-ı Umumi başlangıcında  birinci derecede kumaş istihsaline, yün ve iplik her nevi  mensucat imaline ve bıçkı fabrikaları tesis  ve elektrikle tenvir ederek  Anadolunun en ücra bir mahallinde  Türk dehasına bir numune vücuda getirmiş ve Amerika şark-ı karîb (yakın doğu)   Cemiyetinin nazar-ı hayret  ve takdirini celb edecek bir mükemmeliyete ifrağa muvaffak olmuştur. 

Malatya gibi merakiz-i medeniyeden uzak bir mahalde yevmiye dört beşyüz ameleye  iş veren ve bu suretle şehrin ve bilad-ı mücaverenin hayat-ı iktisadiyelerini günden güne  zenginleştiren bu fabrika, Harb-i Umumîde  Şark ve Cenup Ordularının  beylik, elbiselik ve çadır ihtiyaçlarını temin etmiştir. Orduya olan muavenet-i fedakaranesi  30.000 liraya baliğ olan  bu âlicenap fabrikatör, Rusların Palu’ya takarrüpleri (yaklaşmaları) anında  Fırat (Nehri) üzerine kurulması iktiza eden  köprünün tesisi ve malzemesinin temini uğrunda Türk tarihinde  unutulmaması iktiza eden azim yararlıklar göstermiştir.  Harb-i Umumîde bu derece  fedakarlık eden Mehmet Efendi , Mücahede-i Milliye esnasında  da imkan ve vüsatin müsaadesi derecesinde  fedakarlıktan çekinmemiştir.  Memleketin maruz kaldığı azim müşkilat  içinde davay-ı millinin  tahakkuku için Mehmet Efendi, son sermayesi olan  5000 liraya kadar bir meblağı da feda etmekten  çekinmemiştir.  Ecnebi memleketlerde böyle fıtri zeka ve teşebbüsü zatisiyle fen ve sanat kahramanı  zevatın heykelleri yapılarak  teyit edilirken  Malatyalı fabrikacı Mehmet Efendi  fabrikasını kapatarak amelesine yol vermiş ve kendisi de hükümetten  alacağını tahsil için sürünmeye başlamıştır. Meyusiyet şanından olmayan  Mehmet Efendi Ankara’ya gelerek  alacağını ispat ve tahsil için çalışmış ve harb-i Umumiye  aidiyeti  cihetiyle  müteaddit tasfiye komisyonlarının  hesabatı altında ezilerek  30.000 lira alacağına mukabil ancak 5000 lira elde edebilmiştir. 

Borçlarını bile tesviyeye gayrı kafi olan bu meblağ  ile Fabrikatör Mehmet Efendi elleri böğründe  İstanbul’a dönmiştir. Türk Milleti en elim ihtiyaçlar altında inlerken Mehmet Efendinin fabrikasının kapalı ve yüzlerce işçilerinin atıl kalması tecviz edilemeyecektir. Teşvik-i Sanayi kanunun  ahkam-ı mahsusasına tevfikan  Mehmet  Efendinin himayesiyle  memleketin faaliyeti  iktisadiyesine bir an evvel  geri  verilmesini (dönülmesini) teklif eyleriz.
Kütahya Mebusu      Konya Mebusu     Ordu Mebusu    Canik Mebusu     Artvin Mebusu     Malatya Mebusu
     Mehmet Nuri      Mustafa                     Hamdi               Cavit                      Hilmi              Mahmut  Nedim

Burdur  Mebusu    Zonguldak   Mebusu    Karesi   Mebusu    Kengürü Mebusu    Urfa Mebusu    Muş Mebusu
    Hüseyin                  Halil                          Haydar                    Rıfat                       Ali Fuat        Osman  Kadri
Çanakkale  Mebusu    İzmir  Mebusu   İstanbul  Mebusu       ?  Mebusu      Mardin Mebusu    Mardin  Mebusu
       Şükrü                   İbrahim Derya          Alirıza                  Mahmut                 Derviş                Abdurrezzak 

Diyarbakır  Mebusu   Edirne Mebusu   Giresun Mebusu  Kastamonu  Meb. Afyonkarahisar  Meb. Aksaray Meb.
        Mehmet            Hüseyin Rahmi             Tahir                   Halit                       Ali                      Besim Atalay

Elaziz  Mebusu    Mardin Mebusu    Konya Mebusu    Denizli  Mebusu    Kozan  Mebusu    Ertuğrul Mebusu
Mustafa                 Abdulgani                  Mustafa            Necip Ali                Ali Şadî                 Halil 

Van   Mebusu     Malatya  Mebusu       Malatya Mebusu      Gaziayıntap Mebusu     “
Hakkı                     Reşit                        Hacı Bedir                       Şahin 
 


 

banner53
Yorumlar (2)
Tarihçi 1 yıl önce
Şimdi biz gazetecilerin laflarına mı yoksa arşiv belgelerine mi inanacağız. Umarım yeni atanan TTK Başkanı tarihimizi yeniden yazılmasına vesile olur. Arşivleri açmak yeterli olmuyor. Çünkü biz Osmanlıca bilmiyoruz. Tarihin açılan arşiv belgelerinin kılavuzluğundan yeniden objektif olarak yazılması lazım.
Bülent 1 yıl önce
keşke akp nasıl uygulayacak onu yazsaydınız. bizi kıskananlar vatandaşına para veriyor. biz para istiyoruz.
28
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?