banner39

Her Kürt ailesinden bir çocuğun PKK'ya katılması istenmiş

PKK 1987'den sonra "Zorunlu askerlik yasası" adıyla her Kürt ailesinden bir çocuğun örgüte katılmasını istemiş

Tarih ve Toplum Konuşmaları 24.09.2019, 09:42
Her Kürt ailesinden bir çocuğun PKK'ya katılması istenmiş

İsa Tatlıcan

Aytekin YılmazPKK davasından 9,5 yıl hapis yattı. Cezaevinde kaldığı süre içerisinde örgütün gerçek yüzünü görme imkanı buldu. Özgürlüğüne kavuşunca kaleme aldığı "Yoldaşını Öldürmek" isimli kitabında örgüt içi infazları, "Onlar Daha Çocuktu" adlı kitabında ise çocuk yaşta örgüte kazandırılan çocukların yaşadıkları dramı kaleme aldı. Kendini yazar ve insan hakları aktivisti olarak tanımlayan Aytekin Yılmaz ile Diyarbakır annelerini, dağa kaçırılan çocukları, Türkiye solunun şiddete bağımlılığını ve örgütün cezaevi infazlarını konuştuk.

-Örgütle ilgili sert eleştirilerinizle gündeme geldiniz. Sizi sorgulamaya iten önemli bir olay oldu mu?

1990 lı yıllarda 10 yıl hapiste kaldım. Kaldığım dönemde hapishanelerin iç yönetimi PKK ve radikal sol örgütlere bırakılmıştı. Sol örgütler koğuşlarda iktidar olunca gelecekte kuracakları rejim modelini uyguladılar. Bu model son derece Stalinist totaliter bir baskı rejimiydi. Mahkemeler kurup kendi yoldaşlarını idam edebildiler. Sonucu söyleyeyim, 1990-2000 yılları arasında bu örgütler, benim tespit edebildiğim 40 üyesini infaz ettiler. Yoldaşını Öldürmek adlı kitabım bu konuyla ilgilidir. Bu infazlar çok vahşice yapıldı. Öldürülenlerin çoğu gece uykularından uyandırılmadan öldürüldüler. O dönemin hükümetleri bu cinayetlere sessiz kaldılar. '90 lı yıllarda hapishaneler toplama kampları gibiydi. Ben buna ikinci el toplama kampları diyorum. Hapishaneler devletindi ama işletmesini radikal sol örgütlere vermişti. O yıllarda bu yapıları sorguladım ve uzak durdum.

-"Onlar Daha Çocuktu" kitabınızda ve röportajlarınızda hapishanede ve dağda çocuk infazlarından bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Koğuşlarda iktidar olan örgütler kendi suç ve ceza adalet mekanizmasını işletirken, çocuk yetişkin ayrımı yapmadılar. Mesela devletler 18 yaş altı çocukları idam etmezler. Ama sol örgütler benim tespit edebildiğim 10 çocuğu hapishane koğuşlarında gece uykularında boğdurulmak suretiyle infaz ettiler. Benzer infazlar dağda da yapılmış. Sorun şuydu, soğuk savaş döneminde kurulmuş ve bugünlere gelmiş radikal sol örgütler ve PKK saflarına militan alırken yaş ayrımı yapmadı. Çocuk-yetişkin ayrımı yerine, fiziği, boyu posu yerinde olmak yeterli göründü.

-Örgüt bu çocuklara nasıl ulaşıyor?

Geniş anlamda yoksul mahallelerden sağlıyor. Kürt nüfusu genç ve dinamik bir nüfus. Yoksulluk işsizlik kimlik sorunu derken bu mağduriyetlerin toplamı PKK gibi illegal örgütlerin işini kolaylaştırıyor. Çocuktan asker yapılması esasında bir insanlık suçudur. Günümüzde çatışma bölgelerinde bir çok örgüt çocuk asker savaştırıyor. PKK de 35 yıldır çocukları saflarına katmaktan çekinmedi. Örgüt içinde "Çocuk asker" kategorisi kabul edilmiyor. 18 yaş altı olanlara gençler, civanlar diyorlar. Hapiste olduğum '90 lı yıllarda devlet tutukladığı bu çocukları yetişkinlerin koğuşlarına koyardı. Bu çocuklar örgüt koğuşlarında militanlaştıktan sonra dışarı çıktıklarında bazılarının dağa çıktığını duyardık.

-Türkiye'deki solun şiddetle olan imtihanını sık sık gündeme getiriyorsunuz. Bu neden sorgulanmıyor?

Soğuk savaş döneminden kalma radikal sol örgütler, "devrimci şiddet" yönteminden vaz geçmediler. Dünyada, devrimci şiddet yöntemini benimsemiş bir çok sol örgüt dükkanlarını kapattı. Bizde ise "devrimci şiddet" in büyüsü henüz bozulmadı. Sol ve Kürt mahallesinde eskisi gibi olmasa da hala bu örgütlerden devrim bekleyenler var. Baskı birleştiriyor, şiddet şiddeti doğuruyor. Oysa son 50 yılda "devrimci şiddet" yöntemiyle, gerilla savaşıyla devrim yapmış, amacına ulaşmış bir tek örnek yoktur. Bizdeki sol mahalleler çocuktan özgürlük savaşçısı yaptı. Bu anlamıyla masum değildirler. Çocuktan savaşçı yapan bu sol karanlığı bu ülkenin konuşması lazım. Diyarbakır'daki Annelerin eylemi bu sol manyaklığın bu kısmını da sorgulatacaktır insanlara.

-4500 çocuğun dağa çıkarıldığını söylüyorsunuz. Bu çok korkunç bir rakam değil mi?

"Çocuk savaşçılar" meselesinde somut durum şudur diyemeyiz. Bu konudaki belge ve kaynaklar oldukça sınırlıdır. Misal yukarıdaki 2000- 2015 yılları arasında 4500 çocuğun dağa çıktığı, ailelerin emniyet birimlerine başvurusu sonucu öğrenilmiştir. Bir de emniyete başvurmayan aileleri düşünelim? Bence çocuğu dağa çıkan/çıkarılan üç aileden biri ancak başvurabilmiştir. Bir de 1984-2000 yılları arası birinci 15 yılı düşünelim. Asıl büyük çatışmalar doksanlı yıllarda yaşandı. O yıllarda kaç çocuğun dağa çıktığını/çıkarıldığını bilemiyoruz. Bu konuda en güvenilir kaynak tanıklar olmaktadır. Kitapta hikayeleri anlatılan çocukların tanıklarına bu soruyu sorduğumda dağdaki kamplarda bulunan militanların yarıya yakınının 18 yaş altında çocuklar olduğunu söylüyorlardı. Eğer tanıkları ve İçişleri Bakanlığı raporlarını esas alacak olursak, son 35 yılda 20 binin üzerinde çocuktan savaşçı yapıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

-Peki o çocuklar dağa nasıl çıkarılıyor?

Bu konuda şöyle düşünüyorum, bir çocuk gönüllü olarak dağa çıkamaz. Çünkü o bir çocuktur. Çocuklar hakkında kararları ebeveynleri verir. Çocuklar yakasından zorla tutulup tabi ki götürülmüyorlardır. Ama ikna yöntemiyle bile olsa bu çocuğa uygulanmış bir şiddettir. Örgüt 1987'den sonra "Zorunlu askerlik yasası" adıyla her Kürt ailesinden bir çocuğun örgüte katılması istenmiş. Bu uygulamanın epey bir dönem devam ettiği anlaşılıyor.

-Diyarbakır'daki anneler ile ilgili Türkiye'de büyük bir duyarlılık oluştu. Ama Türkiye Solu bu konuda sessizliğini koruyor. Hatta CHP'yi buna dahil edebiliriz. Bu duyarsızlığın sebebi nedir sizce?

Devlet mağduru olduğunuzda destekçiniz çok oluyor. Devlet mağduru aileler AHİM'lere kadar haklarını aradılar. Örgüt mağdurlarının baş vurabileceği hiçbir merci yok. Bu anlamıyla Annelerin dağa çıkarılmış çocuklarını istemesi çok yerinde haklı bir girişimdir. Çok geç kalınmış bir girişimi konuşuyoruz. 35 yıldır çocuklar dağa çıkarıldı bu ülkede. Hadi diyelim ki anneler korktular, ses edemediler. Peki ya siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, insan hakları örgütleri, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler neden sustular?

-Sol mahallenin aydınları, akademisyenleri ve siyasileri niye sustu?

Bence asıl bu çevrelerin suskunluğunu konuşmalıyız. Mesela özellikle sol mahallede adı çocuk haklarıyla başlayan onlarca dernek var. Biri bir gün sorun etti mi bu çocukları, etmediler. Şöyle diyorum, 35 yıldır bu çocukları hak örgütleri savunmadı, yazarlar yazılarına konu etmediler, gazeteciler haberini yapmadı. Sivil toplum örgütleri de proje geliştirmediler. Sanki işbirliği yapılmışçasına sustular. Annelerin bugünkü eylemi bu çevrelerin maskelerini düşürdü. Bir de hükümetin işine yarayacak hiçbir şeyde olmak istemiyorlar. Oysa bu annelerin eylemi siyaset üstüdür. Aileler çocuklarını arıyorlar. Kendine insanım diyen herkes destek olmalıdır bu anne babalara…

-Dağdaki ortam nasıl. Oradaki yaşamın anlatıldığı gibi olmadığını anlayan ve pişmanlık yaşayan gençlerin ve çocukların geri dönüşü mümkün mü?

Tanıkların dediğine göre dağa çıkartılan çocuklar kış geldiğinde üşüyorlar ve erken hastalanıyorlar. Dağ, çocuklar için fazla soğuk bir yer. Yetişkin ortamı çocukları fiziksel ve zihinsel olarak bunaltırken, çöküntüye neden oluyor. Örgüt disiplini yetişkinlere göre hazırlandığından çocuklar, örgüt programına uydurulmak istendiğinde hayal kırıklığı yaşıyorlar. Çocukların geri dönüşü meselesi biraz sıkıntılı olabilir. Bundan beş yıl önce 15 yaşında dağa çıkan çocuk, 20 yaşlarında artık. Dağda beş yıl çatışmalı dönemlerde biraz uzun bir süredir. Çatışma bölgelerinde olanlar için ortalama ömür 1-2 yıldır. Bu yönüyle bazıları yaşamıyor olabilirler. Aileler bu kötü haberlere alıştırılmalıdır.

-Diyarbakır'daki ailelerin protestosunun nasıl sonuçlar oluşturacağını düşünüyorsunuz?

Bu ailelerin girişiminin kapsamlı sonuçları olacaktır. Bu çocuklardan kaçı yaşıyor, kaçı geri dönecektir. Bunu bilemeyiz, ama bundan böyle dağa çocuk çıkarmanın kolay olmayacağını tahmin etmek zor değil. Bana göre son 35 yılın en haklı barışçıl eylemlerinden biridir bu annelerin eylemi. Bu anne babalar bir biçimiyle savaştırılmak için dağa çıkarılmış çocuklarını istiyorlar. "Çocuğum dağda eli silahlı değil, okulda elinde kalemli görmek istiyorum" diyorlar. Bu çığlık çok insancıl barışçıl bir çığlıktır. Sivil bir sestir. Bu eyleme gölge düşürecek her türlü siyasi hesaptan uzak durulması gerekir.

Kaynak: Sabah

banner53
Yorumlar (0)
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?