1950 seçimleri Beyaz Devrim mi?

1950 seçimleri sonucunda DP’nin iktidara gelmesiyle birlikte, Türk siyasi tarihinde iktidar ilk defa seçim yoluyla el değiştirmiştir

1950 seçimleri Beyaz Devrim mi?

Nejdet Sevil-Tarih Servisi/Dünya Bülteni

 

1924’te ve 1930’da iki defa çok partili demokratik yaşama geçmeyi deneyen Türkiye, bunda başarısız olmuş ve özellikle 1930’dan sonra iktidarı elinde bulunduran CHP devlet ile özdeşleşmeye başlamıştır. M. Kemal Atatürk’ün vefatı ile Cumhurbaşkanlığı makamına İsmet İnönü geçmiş ve Türk siyasi hayatında yeni bir dönem başlamıştır. 1950 yılına kadar devam eden bu mili şef dönemi, yönetim alanındaki uygulamaların iyice sertleştiği bir dönem olmuş ve halk, hem bu baskı politikasından hem de tek parti yönetiminden bunalmış bir vaziyete gelmiştir.

Türkiye’nin çok partili siyasal rejime geçtiği dönemindeki dünya konjonktürüne bakacak olursak; İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması Türkiye de dahil tüm dünya ülkelerini etkilemiştir. Türkiye’nin savaşa girmemesi büyük başarıydı ancak, Türkiye’nin, savaşın yaydığı etkilerden de kurtulması imkânsızdı. Savaş döneminde ülkede mal kıtlığı artmış ve fiyat artışları devamlı hale gelmiştir. Bozulan devlet ekonomisini düzeltmek için çıkarılan yeni vergilerse yoksul halkı ezmiştir. Savaş sırasında çıkarılan, Milli Korunma Kanunu ile halkın CHP yönetimine karsı duyduğu bıkkınlık iyice artmıştır. Halk nazarında CHP, yokluğun ve baskının partisi olarak özdeşleşmiştir.

 İkinci Dünya Savaşı, demokrasi yanlısı ülkelerin zaferiyle sonuçlanmış ve Dünya, ABD’nin başını çektiği Batı bloğu ve Sovyetlerin önderliğindeki Doğu bloğu olmak üzere iki kutuplu bir hale gelmiştir. İki taraftan birini seçmek zorunda olan Türkiye, tercihini Batı bloğundan yana kullanmıştır. Tabi Türkiye, batı bloğuna girebilmek için bazı yükümlülükleri de yerine getirmek zorundaydı. Bu yükümlülüklerden en önemlisi de hiç şüphesiz siyasal rejimini değiştirmesidir. Yani, Türkiye’nin tek partili, baskıcı yönetim şeklinden, çok partili demokratik rejime geçmesidir.

 İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra, Türkiye’nin de dâhil olduğu 59 ayrı ülke heyeti, San Fransisco’da toplanmış ve BM’nin kuruluşuna imza atmıştır. Yine bu konferansta, dünya ülkelerinde, artık demokrasi ilkelerinin egemen olması kararlaştırılmış, dünya üzerindeki baskıcı diktatörlüklerin devrinin kapandığı ilan edilmiştir. Bu gelişmelerle birlikte Türkiye siyasetinde, artık milli şef döneminin bitmesi gerekiyordu. Batı dünyasına ancak, çok partili demokrasiyle entegre olunabilirdi. İsmet İnönü’de 1945 yılının 19 Mayıs konuşmasında; çok partili siyasal rejime geçileceğini ilan etmiştir.

 

Zaten TBMM içindeki muhalefet su yüzüne çıkmış ve Celal Bayar önderliğindeki bir grup milletvekili bütçeye red oyu vermişlerdir. Asıl kırılmanın yaşandığı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun görüşüldüğü günlerde Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, CHP Grubu'na Dörtlü Takrir adlı bir önerge verdiler. Önerge ülke ve parti yönetiminde özgürlükçü bir anlayış içeren düzenlemeler yapılmasını öngörüyordu. Ancak dörtlü Takrir reddedildi (12 Haziran 1945). Bunun üzerine, Menderes ve Köprülü o günkü Vatan Gazetesi'nde CHP iktidarına karşı muhalif yazılar yazmaya başladılar. Sonuç olarak Menderes, Koraltan ve Köprülü partiden ihraç edildiler (Eylül 1945). Aynı gruptan olan Celâl Bayar ise önce milletvekilliğinden sonra da CHP'den istifa etti. Celâl Bayar, 1 Aralık 1945'te parti kuracaklarını açıkladı. İnönü tarafından Çankaya Köşkü'ne çağrılan Celâl Bayar, cumhurbaşkanından gerekli desteği aldıktan sonra  7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti (DP) kuruldu.

 Demokrat Parti’nin programına liberalizm ve demokrasi öğeleri hâkimdir. Liberalizm, özgürlükler ve ekonomik alanlarda etkisini göstermektedir. Kastedilen özgürlükler, temel hak ve özgürlüklerin kazandırılması ve dernek kurma hürriyetlerinin verilmesini öngörür. İktisadi açıdan ise liberalizm ilkesi; anayasada yer almış olan devletçiliğin özel kuruluşların teşvik edilmesi ve desteklenmesini öngörür. DP’nin kuruluş amaçlarından olan demokrasi ilkesi; parti programının asıl amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda parti programında, tek dereceli serbest seçim yapılması öngörülmüş ve devlet idaresine halkı dahil etmenin en büyük hedef olduğu vurgulanmıştır. DP’nin ortaya attığı yeni ve özgürlükçü fikirler, toplumun her kesiminde büyük yankı uyandırmış ve DP, Türkiye’de ilgi odağı haline gelmiştir.

 DP, ülke çapında henüz çok iyi örgütlenememiş olmasına rağmen, 1946 seçimlerinde, özellikle İstanbul gibi kentlerde önemli başarılar elde etti. Gerçi seçimlerin galibi iktidardaki CHP idi ama seçimlere hile karıştırıldığına dair önemli ipuçları mevcuttu. 1946’dan sonra DP, seçimlerdeki bu şaibeleri sürekli gündeme getirecek ve bu konuda etkili bir propaganda çalışması sürdürecekti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal yaşantısında, çok partili siyasal rejimin başlangıcı sayılan 1946 seçimlerinden sonra muhalefet ile iktidar arasında ilişki kâh ılıman, kâh sertlik içerisinde 1950 seçimlerine kadar gelmiştir. 16 Şubat 1950'de gizli oy, açık tasnif ve yargı denetimini kabul eden seçim yasası kabul edildi ve bu şartlar altında Türkiye, 14 Mayıs 1950 seçimlerine gitti.

 14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye'de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi.1923'ten beridir tek başına ülkeyi idare eden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı halkoyu ile Demokrat Parti'ye devredecekti. Seçim sonuçlarının rengi ilk gün belli oldu, ama ancak 18 Mayıs 1950’de sonuçlar resmen kesinleşti. DİE’nin sonraki yıllarda derlediği rakamlara göre, katılım oranı %89.3 olan 14 Mayıs 1950 seçimlerinin sonuçları özetle şöyleydi: CHP %39,9 oy ile 69 milletvekili çıkardı. DP %53,3 oy oranı ile 408 milletvekili çıkardı. MP ise %3.1oy oranı ile 1 milletvekilliği kazanırken, toplam oyları %4.8 olan bağımsızlardan 9 tanesi milletvekili seçildi. Bu sonuçla birlikte, Atatürk'ten sonra 11,5 yıldır cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan İsmet İnönü artık ana muhalefet lideriydi.

22 Mayıs 1950 günü TBMM açıldı ve Refik Koraltan başkanlığa seçildi. Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı oylamasında DP Genel Başkanı, İzmir milletvekili Celâl Bayar 453 milletvekilinin katıldığı oylamada 387 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi. Hükümeti kurmakla DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes görevlendirildi. Aynı gün Menderes kendisinin ilk cumhuriyet'in 19.hükümetini kurdu. 2 Haziran'da da güvenoyu aldı. 9 Haziran 1950'de DP Genel İdare Kurulu Adnan Menderes'i genel başkanlığa seçti.

Dünyada belki çok nadir görülen bir olay gerçekleşmişti. Uzun yıllar boyu ülkeyi kendi otoritesi ile yöneten iktidar,   yerini bir başka partiye bırakmıştı. Bu yüzden 1950 seçimleri tarihimizde bazılarınca "Beyaz Devrim" olarak adlandırılmıştır. 1950 seçimleri sonucunda DP’nin iktidara gelmesiyle birlikte, Türk siyasi tarihinde iktidar ilk defa seçim yoluyla el değiştirmiştir.

 

Kaynaklar:

Süleyman Güngör, “14 Mayıs 1950 Seçimleri ve CHP’de Bunalım”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı: 21, Mayıs 2010.

Mustafa Albayrak, Türk Siyasi Tarihinde Demokrat Parti (1946-1960), İstanbul, 2004.

Sina Akşin, “Demokrat Parti’nin Kurulması”, Tarih ve Toplum, c. 9, sayı: 53, İstanbul, Mayıs 1988.

Kemal Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul, 2010.

“Demokrat Parti”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, C. 8, İstanbul, 1983.

 

 

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2011, 16:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
serafim
serafim - 7 yıl Önce

beyaz siyah devrim anlamam uçak ve silyah üreten ve satan türkiye bu devrimde kaçtane fabrika kapattı veya tekstile çevirdi bu gün bulamadığımız teknoloji o yılatda vardı yok edildi neresi devrim bunun hazır kurulmuş başarılı bir düzen yok edildi ve ne getirdi CAHİLLİK...

banner33

banner37