banner15

Afrika'nın ateşli yüreği: Patrice Émery Lumumba

‘’Kongo ile Belçika arasında ayrılık artık kesinleşmiştir. Bütün kadınlarımızı, çocuklarımızı, vatanın bütün güçlerini büyük Kongo Devrimi için seferber edeceğiz. İleri! Yürüyün! Belçikalıları dinlemeyin! Hepimiz savaş ve yoksulluk kardeşi olacağız! Zafer kardeşi olacağız!

Afrika'nın ateşli yüreği: Patrice Émery Lumumba

Mücahid Durmaz/ Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

Patrice Lumumba.1925 Temmuz’unda Doğu Kasai bölgesinde Batetela etnik topluluğunun bir üyesi olarak üç çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Öğrenimine Protestan ilkokulunda başladı ve Katolik okullarda devam etti ama Katolik okullarında uyumsuzluk ve okul kurallarına uymama nedeniyle okullardan atıldı. Stanleyville’e(şimdiki adı Kisangani)  giderek birçok işte dikiş tutturmaya çalıştı. Bu şehirde kendi kabilesinden Paul Kimbulu’nun himayesinde bir yandan akşam kurslarında ders görüyor bir yandan kütüphaneye kapanarak eline ne geçerse okuyordu. Kursu tamamladıktan sonra bir süre çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Eyalet yönetiminde ufak bir görevde çalışırken hayır diyemeyeceği bir teklifle karşılaştı: Başkent Leopoldville’de (şimdiki adıyla Kinşasa) dokuz aylık posta okulunda eğitim şansı.

 
  

Lumumba başkente ayak bastığı anda başkent Leopoldville onu büyüledi. Lumumba’nın gözleri ilk defa muazzam bulvarlara, şık Amerikan arabalarına, mağazalara, bahçelere, havuzlu villalara şahit oluyordu. Yine bir gün bu bulvarlarda dalgın dalgın yürürken zarif bir Belçikalı bir kadına çarptığında kadının verdiği cevap onun hayatında yeni bir dönemin habercisi oldu. ‘Önüne baksana pis maymun!’. Bu cevabın kendisinde oluşturduğu travmayı başbakan olduğu zaman verdiği bir röportajda şöyle anlatıyor Lumumba:’’ Demek ki dedim, ben boş hayaller kurmuşum, beyazlar hala bizi maymun yerine koyuyor. Şöyle bir düşündüm, nerede sözü edilen o siyah-beyaz eşitliği! Bütün eşitsizlikler bir anda gözümde canlandı. Kongolular bütün mağazalara, lokantalara, otellere, kahvelere girebiliyorlar mı? Geceleri beyazların yaşadığı mahallelerde dolaşabiliyorlar mı? Beyazlar onlara insanca davranıyor mu? Matadi- Leopoldeville demiryolu yapılırken yolun her kilometresinde yüz Kongolu ölmemiş miydi? Kauçuk getirmedikleri zaman köylülerin elleri kesilmemiş miydi? Beyazların villalarında Kongolu uşaklar hala köpek gibi çalışmıyorlar mıydı? Düşündükçe kan beynime sıçradı. Bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için savaşmaya karar verdim. Benim savaşım özgürlük savaşı, bağımsızlık savaşı olacaktı.’’

Lumumba’nın yaşadığı bu olay düşünce yapısını tamamen değiştirmişti. Sürekli okuyor, işinde kendini geliştiriyordu; idealleriyle bir  bütün olmuştu artık Lumumba. Ardından başkentte beyazlarla iyi geçinen, kitap ve gazete üzerinden konuşmalar yapan entelektüel Kongoluların kurduğu ‘Gelişmiş İnsanlar Kulübü’ne’ davet edildi. Buradaki tartışmalarda kendini gösterdi ve grup artık Kongo’ya gelen Avrupalıları karşılaması için onu görevlendirmişti. Bir süre sonra ‘Seçkin Sömürge Yurttaşlığı’ kartını almaya ‘hak kazandı’. Bu kart sicili temiz olan, okuyan, yazan, örnek olarak gösterilen Kongolulara veriliyordu.

Lumumba siyasete atılmanın vakti geldiğinin farkındaydı. Bu sebeple Belçika’daki Liberal Partinin tüzüğünü temel alarak ‘Liberal Dostluk Derneği’ni kurdu. Artık Kongo’nun seçkin sınıfında önemli bir yere sahipti.

Takvimler 1956 yılını gösteriyorken Belçika Kralı Baudoin Kongo’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Kralın onuruna verilen yemeğe davet edilen Lumumba herkes sıcaklardan, yağmurlardan ve viskilerden konuşuyorken birden Kral Baudoin’e Kongo’nun ekonomik ve sosyal sorunlarından bahsetti. Bunu Belçika yanlısı Kongolular içine sindiremeyecekti. Bir dizi görüşme için gittiği Belçika’dan dönüşünde Lumumba havaalanında asılsız bir çek davası sebebiyle göz altına alındı ve 1 yıl mahkum edildi.

Fransız Cumhurbaşkanı General De Gaulle’nin komşu Fransız Kongosu’nda ‘bağımsızlığa yeşil ışık yaktığı’ konuşması Belçika Kongosu’nda  (Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin eski adı) da hissedildi. İnsanlar bağımsızlık fikrini tartışmaya başlıyor ve siyasi partiler kuruluyordu. Lumumba da elbette kayıtsız kalamazdı bu duruma. 5 Ekim 1958’de arkadaşlarıyla birlikte kabile ve bölge ayırt etmeksizin Kongo’yu yek vücut kabul eden ‘Kongo Ulusal Hareketi Parti’sini’ kurdu.

Leopoldville’de hareketli günler yaşanıyordu. Bağımsızlık fikri günden güne somutlaşıyor. Belçika ve Kongo basının ve yönetim eşrafının en büyük tartışma konusu bu oluyordu. Çevresine geniş kitleleri toplayan Lumumba, o günlerde Nijerya’da İbidan Üniversitesi’nin ‘Özgürlük ve Kültür Kongresi’ne katıldı. Burada yaptığı ateşli konuşmayla Afrika’nın çeşitli ülkelerinden gelen özgürlük temsilcileri arasında geniş yankılar uyandırdı. Gana’nın başkenti Accra’da Afrika yönetimlerinin katıldığı toplantıda da yaptığı ateşli bağımsızlık ve sömürgecilik karşıtı konuşması Nkrumah da dahil herkesi etkiledi. Artık Lumumba Senegal’den Kenya’ya kadar uzanan bir bağımsızlık rüyasıydı Kongo için.

23 Ekim tarihinde Kongo Ulusal Hareketi Partisi’nin altı günlük kongresi başladı. Altı günün sonunda Lumumba o tarihi konuşmasını yapmak için kürsüye çıktı:

‘’Kongo ile Belçika arasında ayrılık artık kesinleşmiştir. Bütün kadınlarımızı, çocuklarımızı, vatanın bütün güçlerini büyük Kongo Devrimi için seferber edeceğiz. İleri! Yürüyün! Belçikalıları dinlemeyin! Hepimiz savaş ve yoksulluk kardeşi olacağız! Zafer kardeşi olacağız!

Salon bağımsızlık sloganlarıyla inlerken Lumumba Brüksel’in ortasına attığı atom bombasının verdiği keyifle kürsüden ayrıldı.

Yaptığı konuşma sonrası ‘halkı isyana teşvik etme’ suçlamasıyla gözaltına alındı. Brüksel’de ise Kongo’da artan huzursuzluğu çözmenin yolları aranıyordu. Yuvarlak Masa Toplantısı başlar başlamaz delegelerden toplantının Lumumba’sız yapılamayacağı tepkileri geldi. Belçika toplantının sekteye uğramaması için Lumumba’nın hapisten çıkartılarak Brüksel’e getirilmesi için Kongo’ya emir verdi. Sonunda 20 Şubat 1960 günü toplantı Kongo’nun lehine sonuçlandı: bağımsızlık ve genel seçimler.

Seçim sonuçları açıkladığında zafer Lumumba’nın olmuştu. 137 sandalyeli mecliste küçük partilerin de desteğiyle Lumumba’nın partisi 62 milletvekiliyle temsil edilecekti. Belçikalılar tarafından desteklenen Kasa Vubu sadece 2 milletvekili çıkarabilirken, Lumumba’nın baş düşmanı Katanga bölgesinden ayrılıkçı Tsombe mecliste yedi sandalyeyi kapabilmişti. Güvenoyu yoklamasında ise Lumumba 74 güvenoyu alarak yoluna artık daha emin bir şekilde etti. Lumumba başbakan seçilirken Genel Vali de bir uzlaşma formülü olarak Kasa Vubu’yu cumhurbaşkanlığına atadı.

 
  

Lumumba’nın sevinci kursağında kalmıştı. 30 Haziran bağımsızlık kutlamalarından yaklaşık 2 hafta sonra sonra ülke artık hiç bitmeyecek bir kaos ve şiddet sarmalında buldu kendini. Önce Leopold Kışlası’ndaki Kamu Gücü ayaklandı. Ardından Leopold Kışlası’nı, Tysville, Luluabourg, Elisabethville kışlaları takip etti. Lumumba askerleri memnun etmek için Belçikalı yerine yerli bir genelkurmay başkanı atadı. Bu kişi daha sonra CIA ile bağlantıları ortaya çıkacak olan ve kendisine güvenen Lumumba’yı da arkadan vuran Mobutu idi.

İsyan tüm şiddetiyle devam ediyordu. Ülkede beyazlara karşı bir linç kampanyası başlamıştı ve beyazların evleri ve dükkânları yağmalanıyordu. Kasa Vubu ve Lumumba ülkedeki tansiyonu düşürmek için ülke içinde ziyaretler gerçekleştirerek halkı sakin olmaya davet ediyordu. Bu ziyaretlerde sıra Katanga bölgesine geldiğinde hiç ummadıkları bir durumla karşılaştılar. Belçikalılar tarafından desteklenen Tsombe, Katanga bölgesinin bağımsızlığını ilan ediyor ve uçak Katanga’ya indiği anda Kasa Vubu ve Lumumba’nın tutuklanacağı tehdidinde bulunuyordu. Katanga zengin madenlerle ünlü bir bölgeydi ve adeta Belçika Maden Birliği’nin merkeziydi. Bu nedenle Belçika bu bölgeyi elinde tutmak istemiş ve Tsombe’ye Lumumba karşısında sonsuz destek vermişti. Bir süre sonra Güney Kasai bölgesi sorunu çıktı. Kalonji adlı genç siyasi kendini Güney Kasai’nin kralı ilan etti. Güney Kasai bölgesi ise bir elmas cennetiydi ve Belçikalıların Formieniere şirketi burayı sömürüyordu. Bu işlemin sorunsuz gerçekleşebilmesi için sömürgecilik karşıtı Lumumba’nın karşısında tabi ki Kalonji desteklenmeliydi.

5 Eylül akşamı merkez radyodan Kasa Vubu’nun sesi tüm Kongo’ya şöyle ulaşıyordu: ‘’Lumumba’yı azlediyorum. Lumumba’nın kötü yönetimi ülkede etnik savaşlara yol açmış ve ulusal birliği tehlikeye düşürmüştür. Başbakanlığa Ileo’yu getirdim. Ordu komutanlığını ise ben üstleniyorum.’’Lumumba şok olmuştu hemen merkez radyoevine koştu ama Kasa Vubu, Lumumba’nın gelme ihtimalini düşünerek radyoevini kapatmıştı.

14 Eylül’de ise bu kez sıra ordu komutanı Albay Mobutu’dan geldi. Mobutu ülkedeki tüm basın mensuplarını toplayarak bir basın açıklaması yaptı. O da Kasa Vubu’nun, Lumumba’nın ve Ileo’nun görevlerini ellerinden aldı. Ülke artık bir kaos çemberine dönüşmüş, siyasi istikrarsızlık zirve yapmıştı.

Mobutu’nun darbesinden sonra Lumumba Başbakanlık Konutu’nda gözaltındaydı. BM daimi temsilcisi sadece Lumumba’yı başbakanlık konutundayken koruyabileceğini söylemişti. Konut askerler tarafından kuşatılmıştı ve hiçbir şekilde Lumumba’nın dışarıya çıkmasına izin verilmiyordu. Lumumba göz hapsindeyken Birleşmiş Milletler New York’ta Kongo’nun geleceğini tartışıyordu. Yönetimin kimin eline verileceği oylamayla belirlenecekti. Zafer Belçika ve Amerika’nın desteğini arkasına alan Kasa Vubu’nun oldu.

Lumumba artık sonun geldiğini görüyor ama umutlarını diri tutmaya çalışıyordu. Çalışma arkadaşları Lumumba’yı can güvenliğinin olmadığına ve kaçmaları gerektiğine ikna etti. O gece Lumumba Senato Başkanı Okito, Milli eğitim Bakanı Mulele, Enformasyon Bakanı Anicet Kashamura, Spor Bakanı Mpolo ve Çalışma Bakanı Joachim Masena’yla birlikte başkent Leopoldville’den Fransız Kongosu’na kaçmak için harekete geçtiler.

Yolun sonuna adım adım yaklaşıyorlardı. Artık yapmaları gereken tek şey iki ülke arasında sınır olan nehri geçmekti. İşte o anda askerler Lumumba ve çalışma arkadaşlarını yakaladı. Kaçış başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Lumumba adım adım ölüme gidiyordu.

Ülkeye barış ve güvenliği sağlamak için gönderilen BM Gücü Komutanı General Van Hern ise askerlerin ülkenin seçilmiş başbakanı Lumumbayı ölüme götürdüklerini bile bile şu ilginç açıklamayı yaptı: ‘Biz Lumumba’nın güvenliğinden Leopoldville’deki evinde gözaltında bulunduğu sürece sorumluyduk. Evinden kaçtı, sorumluluk kendisine aittir.’ Yine aynı günlerde BM Daimi Temsilcisi Dayal de BM Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’e yolladığı yazıda BM’in Lumumba’yı kendi evinin dışında korumakla sorumlu olmadıklarını belirtiyordu. Anlaşılan BM Lumumba’nın infazını büyük bir keyifle izleyecekti.

Kasa Vubu Lumumba’nın infazı için en iyi yerin Katanga olacağını düşündü. Hem infaz Tsombe’nin eliyle olacak hem de Lumumba’nın Katanga’dan kurtulma şansı olmayacaktı.  Tsombe kendisine gönderilen paket için çok sevindi ve hemen işe koyuldu.

Katanga bölgesinde ıssız bir yerde bir ağacın altında Belçikalı yüzbaşı Gat’ın komutasındaki Tsombe’nin askerleri Lumumba’yı ve 2 arkadaşını da infaz ettiler. Ölümünden iki ay önce söylediği şu söz kaderin garip bir cilvesiydi: ‘’Yarın beni vururlarsa silahı bir beyaz insanın vermiş olduğunu bilin.’’

Bir süre sonra Lumumba’nın cesedinin problem çıkracağını düşünen Katanga İçişleri Bakanı Munongo’nun emriyle Belçikalı ve Katangalı askerlerden oluşan dokuz kişilik ekip cesetleri ilk önce testereyle doğradıktan sonra varillere yerleştirir ve sülfirik asit dökerek yok ederler.

Yaklaşık iki ay sonra Munongo bir basın açıklaması düzenleyerek Lumumba ve arkadaşlarının kaçak bir arabayla kaçarken geçtikleri bir köyde halk tarafından tanındıklarını ve orda öldürüldüklerini açıkladı. Gerçek uzun bir süre sonra ortaya çıkacaktı.

2002 yılında Belçika hükumeti, Lumumba'nın ölümüne yol açan olaylardaki "sorumluluğunun reddedilemez kısmı" ve "ahlaki bir sorumluluğu" olduğunu itiraf etmiş ve Kongolulardan özür dilemiştir. Belçika Komisyonu tarafından hazırlanan 2001 yılındaki bir raporda, ABD ve Belçika'nın Lumumba'yı öldürmek üzere planlar yaptığından bahsedilmiştir. CIA'in Lumumba'yı zehirleme çalışmaları olduğu, emrin muhtemelen Eisenhower'dan geldiği, bu bahsedilen planlardan biridir. Zehirleme planı uygulamaya geçirilmez. Lumumba'nın yakalanmasında ve öldürülmesinde de CIA ajanlarının ve MI6 ajanlarının rolü olduğu konusunda da pek çok belge vardır. Hatta bir iddiaya göre Lumumba "beyaz adamlar" tarafından tutuklanmıştır. Bir diğer iddiada ise öldürüldükten sonra naaşı bir CIA ajanının arabasının bagajında taşınmıştır.2013 yılında, İngiliz Parlamenter Lord David Lea bir mektupta, Lumumba'ya karşı yapılan ayaklanmayla ilgili olarak "Biz yaptık. Biz organize ettik." demiştir.

Kongo’da  Katliamlar

Kongo aslında çok acı bir sömürge tarihine sahip.Katliamlar, tecavüzler, yağmalamalar halkın kaderi olmuştu. O dönemde kauçuk, Avrupa’da otomotiv sektöründe lastik imalatı için kullanıyordu ve Belçika Kongo’daki kauçuk plantasyonlardan en yüksek kâr elde edebilmek için her şeyi yaptı, katliam dahil. 1885 ila 1912 yılları arasında yaklaşık 10 milyon Kongolu katledildi.Milyonlarca Kongoluların da ‘iyi çalışmadığı’ için elleri,ayakları kesildi. 

Kral II. Leopold döneminde ülkede terör estirildi. Köle emeğinin değerlendirilmesi doğrultusunda zulüm ve işkence ve kitlesel cinayetler işlendi. Ülke içinde Terres Vacantes olarak tanımlanan ve sadece Avrupalıların yaşadığı bölgeler oluşturuldu. Burada yaşayan yerli halk yerinden yurdundan edildi.

Belçika Kıralı ülkeyi iki ekonomik bölgeye ayırdı. Birine Domine Prive adı verildi. Ülkenin üçte ikisini oluşturan bölge Kral'ın özel mülkü ilan edildi. Geri kalan üçte bir ise, Belçikalıların Avrupalı emperyalist ortaklarına şükran nişanesi olarak Avrupalı tacirlere açık imtiyaz bölgelerine dönüştürüldü.

Köle emeği gerekiyordu ve bunun için Force Publique kuruldu. Amaç yerli halkı yıldırmaktı. Bunun için o zamanlar yamyam olan Kuzey Kongo’da yaşayan yerli hak kullanıldı. Çocuklar kaçırıldı ve Katolik misyonerlik etkisi altında köleliğe yakın özellikler için eğitildi. Yamyam Force Publique askerleri, ellerinde su aygırı derisinden yapılan kırbaçlar kullanarak çoğunluğu kadın yerli halka zülüm yaptılar tecavüz ettiler, köylerini yaktılar. Kongoluları “sürek avları” ile öldürdüler ve ellerini keserek beyaz subaylara kurşunları boşa harcamadıklarını gösterdiler. Force Publique askerlerinin öldürdükleri isyancı yerlilerin kesilen elleri için ödül koydular. Bu durum öylesi bir çılgınlık halini aldı ki, Force Publique çoğu zaman sadece kesik ellerle ilgilenirler; , kurbanlarının yaşayıp yaşamadıklarını umursamıyorlardı.

Ülkeye yabancıların girişi yasaktı. İzin verilen, sadece Kral yanlısı ve suskun kalacaklarından kuşku duyulmayan misyonerlerdi. Ne var ki, Liverpoollu bir memur, E. Dene Morel, kauçukları boşaltan gemilerin silah yüklü olarak geri döndüklerini fark etti. Daha sonra Kral Leopold’un bu canice uygulamasına karşı çıkan birkaç iş adamının desteğinde olup bitenleri incelemeye başladı. Sonunda, İngiltere hükümeti, 1904 yılında Berlin Anlaşması’nın ihlali konusunda inceleme başlatma kararı aldı. Sir R. Casement, daha sonra kamuoyuna yansıyan bir tanık şahit diletti.

Belçika hükümetine yöneltilen eleştiriler, Kralı zor durumda bıraktı. Artık Kral’ın istifa etmesi isteniyordu. Ama Belçikalıları asıl zor durumda bırakan Kongoluları soykırım pençesinden kurtaran bir başka gelişme oldu: Kauçuk artık Güney Asya ve Latin Amerika’da Belçika Kongosu’nda olduğundan daha ucuza üretilmekteydi.

Tüm bu katliamların sorumlusu Kral II.Leopold’un  yaptıklarını o dönemdeki Belçika Başbakanı’nın şu sözü gayet iyi anlatıyor: ‘’İnsanlara limon muamelesi yaptı, suları bitinceye kadar sıktı ve sonra onları bir kenara fırlattı.’’

 
  

 (Elleri kesilen Kongolu çocuklar)

 
  

(Misyonerlerin yanında kesik çocuk ellerini tutan yerliler)

 
  

(Kauçuk plantasyonlarında ‘iyi çalışmadığı gerekçesiyle’ çocuklarının elleri Belçikalılar tarafından kesilen baba işkence olarak kesik ellere saatlerce bakmak zorunda bırakılıyor)

KAYNAKLAR

Hıfzı Topuz- Kara Çığlık

Adam Hochschild- King Leopold's Ghost: A Story of Greed, Terror, and Heroism in Colonial Africa

Leo Zeiling- Lumumba: Africa’s Lost Leader

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2013, 12:55
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48