banner15

Akif'e kucak açan ülke; Mısır

Yakın tarihimiz boyunca Mısır ile siyasi, kültürel, hatta akraba ilişkilerimiz, sandığımızdan çok daha fazladır. Osmanlı devrinde Mısır’ı idare eden Hidiv hanedanının İstanbul’a etkisi ve bıraktığı eserler, tarihi mirasımızın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Akif'e kucak açan ülke; Mısır

Kemal Kahraman - Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Mısır’da olup bitenlerden kaygılanmaya en çok hakkı olan milletlerden biri biziz. Bir çok Arap ülkesinden daha fazla. Yakın tarihimiz boyunca siyasi, kültürel, hatta akraba ilişkilerimiz, sandığımızdan çok daha fazladır. Osmanlı devrinde Mısır’ı idare eden Hidiv hanedanının İstanbul’a etkisi ve bıraktığı eserler, tarihi mirasımızın vazgeçilmez unsurlarıdır. Beykoz Kasrı, Çubuklu Hidiv Kasrı, Bebek Hidiv Sarayı vesaire.

Birçok Mısırlı ailenin kökenleri Türkiye’ye dayanır. Türk ismi, soyadı kullanırlar. Birçok Türk ailenin kökenleri de Mısır’a kadar gider. Miras işleri günümüze kadar gelmiştir. Mısırlı aydınlar İstanbul’a gelmiş, İstanbullu aydınlar Mısır’a gitmiş, oralarda yayınlar yapmış, siyasi faaliyette bulunmuştur. 

İşte bu dönemlerden birisi, Cumhuriyetin kuruluş yıllarıdır. Ülkemizde büyük değişim  yaşanıyor. Geleneksel kurumlar, hayat tarzı, devlet eliyle değiştirilmeye çalışılıyor. Medreseler ve dini eğitim yasaklanıyor. Türkçe ezan ve ibadet tartışmaları var. Esasen tartışma yok, monolog var.

Bu durum, halkın üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. O günleri hatıralardan okumak lazım. Ali Ulvi Kurucu’yu (Konya’dan kaçtı) , Ahmet Muhtar Büyükçınar (Gaziantep’ten kaçtı) hocayı tavsiye edebilirim. Tarih kitaplarında yazmayanı onların hayatlarında buluruz. Birbirinden habersiz aynı macerayı yaşayan binlerce insan. İlim öğrenmek için ülkelerini terk edip Kahire’ye, Ezher’e gidiyorlar. Senaryo arayanlar için çok zengin bir malzeme.

İstiklal Marşı 21 Mart 1921’de TBMM’de kabul ediliyor. Fakat Akif olan bitenden memnun değil. Burdur mebusluğu sembolik düzeyde.  Ankara’da Teceddin Dergahı’ında ikamet ettikten sonra İstanbul’a geliyor. Sebilürreşad’da yazıyor. 1925’de Takrir-i Sükun ile tüm matbuat  gibi Sebilürreşad da kapatılıyor. İstiklal Marşı şairi de gazetesi de “sakıncalı” defterine yazılıyor. Çevresinde bulunmak riskli bir hale geliyor.

Bu sırada, Türkçe ezan, Türkçe ibadet tartışmaları arasında Kuran tercümesi büyük önem kazanıyor . Diyanet İşleri, Kuranın tercüme ve tefsirini yaptırmak istiyor. Akla hemen söz üstadı Akif geliyor. Mukavele yapılarak tercüme Akif’e, tefsir Hamdi Yazır’a veriliyor. Biner lira da avans veriliyor. Fakat o, birçok Türk vatandaşı gibi ülkeyi terk etmek istiyor.

O günlerde Mısır, ilim öğrenmek ve hicret etmek isteyenlerin kaçtığı bir ülke. Jön Türklerin Paris’i, Londra’sı gibi. 21 Ekim 1925’de Akif Mısır’a hareket ediyor. Onu Mısır’a çeken diğer şey, yakın dostu Abbas Halim’dir. Son Osmanlı sadrazamlarından Mısırlı Said Halim Paşa’nın oğlu Abbas Halim Paşa’nın  (1866 – 1934) Kahire Hilvan’da sarayı, Heybeli’de, Yakacık’ta köşkü, İstiklal Caddesi’nde apartmanı vardır (Mısır Apt. ). Çoğunlukla İstanbul’da kalıyor, kışın birkaç ay Mısır’a gidiyor. Akif’e hep sahip çıkıyor, destek oluyor. Osmanlı bakiyesi.

Mısır Akif’e yabancı değildir. Daha önce 1913’te İttihat Terakki tarafından Mısır ve Hicaz’a gönderilen heyettedir.  El Uksur’da  (Luksor’da) adlı şiiri bu seyahatin ürünüdür. Dönüşte Medine’ye uğruyor. Bölgede Osmanlının son günlerine şahit oluyor. Necid Çöllerinden Hicaz’a şiiri bu gezinin ürünüdür. Ömer Rıza’nın “Mehmet Akif” kitabında gezinin ayrıntıları mevcuttur.

Akif bu gidişinde, Kahire yakınlarındaki Hilvan’da Abbas Halim’e ait bir köşkte misafir olarak adeta inzivaya çekiliyor. Sarayın hemen karşısında. “Firavun ile Yüz Yüze” adlı şiirini burada yazıyor. Haftada iki gün Kahire’ye iniyor. O sırada Cami’ül Ulum’da Edebiyat hocası. Orada dersini veriyor, trenle Hilvan’a dönüyor. Sık sık Ezher’e Yozgatlı İhsan Efendiye uğruyor. Türk öğrencilerle sohbetleri meşhur.

1926-32 arasında Kuran tercümesine çalışıyor. Bunu yaparken Mısır ulemasının desteğini alıyor. Tercümenin bir kısmını değerlendirmesi için Hamdi Efendi’ye (Elmalılı)  gönderiyor. Hamdi Efendi, onun dilini “fazla sade” buluyor. Akif şair duyarlığıyla,  “dilde sadeliğe meyil var” diye savunuyor. 7 sene tercümeyle uğraşıyor. Elmalılı her cüz bitiminde teslim ediyor. Akif, tamamı bitmeden teslim etmek istemiyor.

Sonunda yaptığı tercümeyi teslim etmiyor, aldığı avansı iade ediyor, tercüme işini de Hamdi Efendiye devrediyor. Dostlarının söylediğine göre tercümenin asıl yerine ikame edilmesinden korkuyor. Tercüme, sefaret yoluyla isteniyor. Ama o göndermiyor. Damadı Ömer Rıza, tercümeyi almak için Mısır’a gidiyor fakat alamıyor. Eşref Edip’in verdiği bilgiye göre, ölümünden çok sonra, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin oğlu Prof. İbrahim Sabri Beyin başı çektiği bir heyet tarafından yakılıyor.

Akif, Mısır günlerinde, Mısır’ın o yıllarda meşhur hafızı Şeyh Muhammed Rıfat’ı dinlemek için Hilvan’dan Kahireye, Habbaniye’ye  geliyor. Mısır radyosu Cuma ve Salı geceleri şeyhin kıraatini yayınlıyor. Akif birgün şeyhle sohbet ediyor; Hafız Rıfat, “Ben Türküm”, diyor,” Ceddim Diyarbakırlıdır”. Mısır böyle bir yer.

Akif, gramofonda plak dinliyor: Şerif Muhittin, Tanburi Cemil, Mısırlı Şeyh Ali Mahmut, Hafız Kemal. Nil kenarında oturup nehri seyretmeyi çok seviyor. Ünlü Arap şairi Mütenebbi’yi seviyor. Bir de Ezher karşısındaki Han Halil’de sık uğradığı bir kahve var. Bir süre önce nasip oldu, oraya gittik. “Sizin Akif’in uğradığı yer burasıydı” dediler. Hala unutulmamış.

Güncelleme Tarihi: 18 Ocak 2018, 15:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10

banner12